13. bölüm · İnatçı~İsFad

13

Aysun Vibesel✨️

Diziyi izledinizmii? Ben bayildim bu bölüme. Daha fazla İsFad sahnesi isteyrumdaa🙏🏻😭 Keyifli okumalarr🩷

𐙚⋆°。⋆♡𐙚⋆°。⋆♡𐙚⋆°。⋆♡𐙚⋆°。⋆♡𐙚⋆°。⋆♡
Eyüphan’ın masadaki imalı sözleri, Adil’in şüphe dolu bakışları ve o gergin akşam yemeği nihayet sona ermişti. Misafirler birer birer dağılırken, Eyüphan giderayak Fadime’ye "Görüşeceğiz" der gibi bakmış, Fadime ise başını dik tutmaya çalışarak mutfağa kaçmıştı.

Şimdi Koçari Konağı’nın devasa salonunda sadece üç kişi kalmıştı: Adil, Eleni ve içindeki fırtınayı bastırmaya çalışan Fadime. Televizyonda gürültülü bir Karadeniz dizisi dönüyordu ama Fadime’nin zihni sadece Eyüphan’ın o zehirli cümlesindeydi: "Evin önü de pek hareketliydi bugün." Fadime, koltuğun kenarına ilişmiş, tırnaklarıyla oynamaktan parmak uçlarını kızartmıştı.

"Gördü mü acaba?" diye geçiriyordu içinden. "İso o pencereden atlarken o sinsi herif orada mıydı?" Kalbi adeta bir kuş gibi çırpınıyordu. Saate baktığında yelkovanın gece yarısına yaklaştığını gördü. Zaman, sanki İso’nun o tehlikeli davetine doğru onu itiyordu.

"Abim," dedi Fadime, yapmacık bir yorgunlukla esneyerek. "Sizin uykunuz gelmeyimi ya? Ben bittum yorgunluktan."Adil, gözlerini televizyondan ayırmadan cevap verdi: "Yok tattaram, gelmiyor benimki. Senun geliyosa uyu, hadi."

Eleni saate baktı, esneyerek yerinden kalktı. "Bre, ben yarın erken kalkcam, Hastam gelcek sağlık ocağina onu muayne etcem. Ben uyumaya gider, hadi size iyi geceler."
Eleni’nin salondan çıkışıyla Fadime’nin yüzünde güller açtı.

Yolun yarısı temizlenmişti. Adil de çok geçmeden ayaklandı. "E o zaman bende uyuyayum," dedi. Ancak tam odasının kapısından içeri girecekken durdu, geri dönüp Fadime’ye keskin bir bakış attı.

"Fadime," dedi sesi hesap sorar bir tonda. "O kapı yarın sabah ben baktığımda kilitli olursa, ben bileyrum sana ne yapacağımı tattara. Anladın beni?"Fadime yutkundu, masum bir tavırla gülümsedi. "Tamam abim ya, tamam. Hadi iyi geceler."

Odasına giren Fadime, kapıyı kapatır kapatmaz hızlıca hareket etmeye başladı. Üzerindeki elbiseyi çıkarıp hareketlerini kısıtlamayacak daha rahat bir şeyler giydi. Pencereyi yavaşça, menteşeleri gıcırdatmadan açtı. Gece havası yüzüne çarptığında ürperdi ama geri dönmedi. Çevik bir hareketle pencereden aşağı süzüldü ve karanlığın içine karıştı.

Eski değirmen, köyün biraz dışında, deresi kurumuş ve terk edilmiş bir haldeydi. Hava zifiri karanlıktı; sadece telefonunun fenerinden sızan cılız ışık önünü aydınlatıyordu. Değirmenin kapısı ardına kadar açıktı, içerisi rutubet ve geçmişin kokusuyla doluydu.

"İso? İso nerdesun?" diye fısıldadı Fadime, sesi boşlukta yankılandı.
"Ha burdayumda güzelum," dedi bir ses tam arkasından. Fadime sıçrayarak arkasına döndü. İso, karanlığın içinden bir gölge gibi çıkmış, duvara yaslanmış ona bakıyordu.

Fadime korkusunu gizlemeye çalışarak üzerine yürüdü. "Ula ne diye çağırdın gece gece benu? Az kalsın abime yakalanacaktum!"
İso’nun yüzünde hafif, hınzır bir gülümseme belirdi. "Ula ben gelmezsun zannetdum. Yüreğin yetmez sandım."

"Gelmeyecektum zaten," dedi Fadime, sesi hala titrerken. "Sadece sen gelip burada geberme diye geldum. Abim peşimde, Eyüphan her yerde... Sen neyin peşindesun?"
İso, bir adım daha atarak mesafeyi kapattı. "E gebereyum nolucak Koçari kızı? Bir Fırtına İso eksilir bu dünyadan, çok mu?"

Fadime sinirle kaşlarını çattı. "Geber ula o zaman! Deli misin nesin, ben gidiyorum!" Tam arkasını dönüp gidecekken İso, Fadime’nin kolundan tutup onu kendine doğru çekti. Aralarındaki mesafe aniden kapandı; Fadime’nin sırtı İso’nun göğsüne değdi, sonra İso onu çevirip sıkıca sarıldı.

Fadime, adamı hafifçe itmeye çalıştı. "Ula sen iyi alıştun ha bağa sarılmaya!" İso, bırakmak yerine başını hafifçe Fadime’nin saçlarına yaklaştırdı. "He, alıştım ya... Bırakasım da yok."

Fadime sonunda onu üzerinden itmeyi başardı ama kalbi hala deli gibi çarpıyordu. "Çabuk ne söyleyeceksen söyle de gideyim. Abim odaya girer de beni göremezse valla büyük olay çıkar, kan dökülür."

İso’nun o her zamanki dikbaşlı ve şakacı hali bir anda söndü. Bakışlarını yere indirdi, ayağıyla yerdeki toprakla oynamaya başladı. Sesi artık daha boğuk ve ciddiydi.

"Aslında bir şey söylemeyeceğim... Sadece sabahki tavrım için özür dileyecektum," dedi İso, sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı. "Sen doğru diyisin; ben senun hiçbir şeyun değilum. Sana karışamam, sana hesap soramam... Sadece... İçimdeki şu öfkeyi bastıramıyorum."

Fadime şaşkınlıkla gözlerini açtı. "Ula Fırtınacuk, kafana taş falan mı düştü? Sen ve özür dilemek? Hem de benden?" dedi ve bir anlık gerginliği dağıtmak için kıkırdadı.
İso kafasını kaldırdı, gözlerini Fadime’nin üzerine dikti. Bu sefer bakışlarında hiçbir şaka yoktu; sadece derin bir ciddiyet ve saklayamadığı bir kıskançlık vardı.

"Bir şey soracağım," dedi. "Sonra istersen git, hiç bakma arkana."
Fadime ellerini ceketinin cebine sokup dikleşti. "Uhey, sor bakayum Fırtınacuk, sonra gideceğim zaten."
İso yutkundu, sanki kelimeler boğazına diziliyordu. "Siz... Eyüphan’la sevgili misiniz?"
Fadime bir an donup kaldı, sonra boğazından büyük bir kahkaha koptu.

Değirmenin içinde yankılanan bu kahkaha İso’yu iyice germişti. "Ciddi misun ula sen? Bunu mu sormak için çağırdın beni buraya?"İso sitem dolu bir sesle araya girdi: "Ula soru sorduk, cevapla da! Adam senin kapında bitiyor, masanda oturuyor..."

Fadime kahkahasını dindirdi, kapıya doğru bir adım attı. Tam çıkacakken durdu, omzunun üzerinden İso’ya dönüp göz kırptı. Dudaklarında o her şeyi özetleyen, muzip ama can yakıcı bir gülümseme vardı.
"Sence?" Cevabı havada asılı bırakıp gecenin karanlığına, evin yoluna doğru hızla koşmaya başladı.

İso arkasından "Hey! Fadime! Cevap vermedin ula!" diye seslendi ama Fadime dönüp bakmadı bile. Eski değirmende tek başına kalan İso, hem sinirli hem de yüzünde engelleyemediği bir gülümsemeyle karanlığa bakıp mırıldandı:"Ula Koçari kızı... Sen beni ya ipe götüreceksun ya da kendine köle edeceksun."