20. bölüm · İnatçı~İsFad

20

Aysun Vibesel✨️

Merhabaaaa. Nasılsınızz? Umarim iyisinizdirrr🙏🏻Böyle fragman olmaz olsun ya. İsfad ayrılırsa izlemem😭Yaktılar benim İsfad'm 😭😭Keyifli okumalarrr🩵

𐙚⋆°。⋆♡𐙚⋆°。⋆♡𐙚⋆°。⋆♡𐙚⋆°。⋆♡𐙚⋆°。⋆♡
Fadime, Selim’in koluna öyle bir asılmıştı ki, sanki dünyanın en kıymetli hazinesini tutuyordu. İso’nun omuz darbesiyle sarsılan Selim, bir anlık korkusunu bastırıp Fadime’nin kulağına doğru eğildi. Herkesin duyabileceği ama sadece "özel" bir fısıltıymış gibi duran o tonda konuştu

"Canım sevgilim, boş ver bu kaba saba insanları. Bizim mutluluğumuz bazılarını rahatsız ediyor belli ki."
Fadime kıkırdayarak cevap verdi: "Haklısın bir tanem, biz kendi dünyamıza bakalım."

İso’nun damarlarındaki kanın çekildiğini, yerine kızgın bir lavın dolduğunu herkes görebiliyordu. Oruç abisi onu kolundan tutup masaya doğru çekerken İso’nun gözleri hala Selim’in Fadime’nin beline dolanan elindeydi.

Fadime ve Selim, Adillerin masasına döndüklerinde, Selim sanki hayatının en büyük kahramanlığını yapmış gibi kasılarak oturdu. Fadime, çantasından küçük bir ayna çıkarıp saçlarını düzeltirken, göz ucuyla karşı masadaki İso’yu süzüyordu. İso, önündeki yemeğe dokunmuyor, sadece Selim’in her hareketini not eder gibi bakıyordu.
Selim, Fadime’nin tabağına özenle bir parça börek koydu. "Ye hadi minnağım dedi.

Fadime, böreği çatalıyla küçük bir parça alıp ağzına götürürken karşıya, tam İso’nun gözlerinin içine baktı ve gülümsedi. "Sağ ol Selimciğim, sen olmasan ne yapardım ben?"İso daha fazla dayanamadı. Masadaki bardağı öyle bir masaya bıraktı ki, çıkan sesle Şirun Nine bile yerinden sıçradı.
"Ula bu ne biçim iştir!" diye gürledi İso. "Köyün ortasında vıcık vıcık hareketler! Adabımız var, usulümüz var!"

Adil, araya girdi. Sesi buz gibiydi: "Sana ne oluyor İsmail? Gençler nişanlı, birbirlerini seviyorlar. Kendi nişanlına bak sen, kollarını dolamış sana ahtapot gibi, biz bir şey diyor muyuz?"

Melis, İso’nun koluna daha çok sokularak, "Ay evet İsmail, biz çok mutluyuz değil mi aşkım?" dedi yapay bir neşeyle. İso, Melis’in kolunu sanki üzerinden bir böcek atar gibi sertçe itti. "Sus Melis! Sırası değil!"

Düğün ilerliyor, Karadeniz ezgileri yeri göğü inletiyordu. Fadime, Selim’i ikna edip tekrar piste çıkardı. Bu sefer horon değil, yavaş bir parça çalıyordu. Selim, Fadime’nin ellerini tutmuş, ona bir şeyler anlatıp güldürüyordu.

İso masada oturamıyordu artık. Ayakları onu istemsizce pistin kenarına kadar götürdü. Oruç arkasından seslense de duymadı. Tam yanlarından geçerken Selim’e bilerek çarptı.

"Pardon," dedi İso, sesi bir bıçak kadar keskindi. "Görmedim seni, çok ufak tefeksin ya, araya kaynıyorsun."Selim, Fadime’den aldığı cesaretle geri adım atmadı. "Boyun değil, işlevin önemi var derler İso kardeş. Bak, Fadime’nin yanında ben varım, sen değil."
İso’nun gözü döndü. Tam Selim’in üzerine atılacaktı ki Fadime araya girdi. O minik boyuyla İso’nun karşısında devleşti. "Yeter İsmail! Rezil ettin kendini. Git nışanlının yanına, o seni bekliyor. Biz burada çok mutluyuz, görmüyor musun?"
İso, Fadime’nin gözlerindeki o kararlılığı görünce duraksadı.

"Mutluymuş... Fadime, sen bu züppeyle mi mutlu olacaksın? Bu daha mısır ekmeği bölmesini bilmez, seni mi koruyacak?"
Fadime güldü, ama bu gülüş İso’nun ciğerini yaktı. "Beni korumasına gerek yok İso, o beni seviyor. Senin gibi ilk zorlukta başkasına yüzük takmıyor."

Düğün ilerliyor, Karadeniz ezgileri yeri göğü inletiyordu. Fadime, Selim’i ikna edip tekrar piste çıkardı. Bu sefer horon değil, yavaş bir parça çalıyordu. Selim, Fadime’nin ellerini tutmuş, ona bir şeyler anlatıp güldürüyordu.

İso masada oturamıyordu artık. Ayakları onu istemsizce pistin kenarına kadar götürdü. Oruç arkasından seslense de duymadı. Tam yanlarından geçerken Selim’e bilerek çarptı.

"Pardon," dedi İso, sesi bir bıçak kadar keskindi. "Görmedim seni, çok ufak tefeksin ya, araya kaynıyorsun."Selim, Fadime’den aldığı cesaretle geri adım atmadı. "Boyun değil, işlevin önemi var derler İso. Bak, Fadime’nin yanında ben varım, sen değil."

İso’nun gözü döndü. Tam Selim’in üzerine atılacaktı ki Fadime araya girdi. O minik boyuyla İso’nun karşısında devleşti. "Yeter İsmail! Rezil ettin kendini. Git nışanlının yanına, o seni bekliyor. Biz burada çok mutluyuz, görmüyor musun?"
İso, Fadime’nin gözlerindeki o kararlılığı görünce duraksadı.

"Mutluymuş... Fadime, sen bu züppeyle mi mutlu olacaksın? Bu daha mısır ekmeği bölmesini bilmez, seni mi koruyacak?"
Fadime güldü, ama bu gülüş İso’nun ciğerini yaktı. "Beni korumasına gerek yok İso, o beni seviyor. Senin gibi ilk zorlukta başkasına yüzük takmıyor."

Gece yarısına doğru düğün bitmek üzereydi. Herkes dağılırken, Selim ve Fadime arabaya doğru yürüyordu. İso, ağaçların gölgesinde onları bekliyordu. Selim, Fadime’nin kapısını açtı, üzerine eğilip alnından öper gibi yaptı (aslında kulağına 'iyi iş çıkardık' diye fısıldıyordu).

İso o an karanlıktan fırladı. "Seni öldürürüm ulan!" diye bağırdı. Ama tam o sırada Melis gelip koluna girdi. "İsmail, annengil bekliyor, hadi gidelim."İso çaresizdi. Eli kolu bağlıydı. Kendi nışanlısı yanındayken, sevdiği kadına "gitme" diyemiyordu. Fadime arabaya binerken camı açtı ve İso’ya son bir kez baktı.

"Mutluluklar İso," dedi buz gibi bir sesle. "Umarım sen de benim Selim’le bulduğum huzuru Melis’te bulursun."Araba toz duman çıkararak uzaklaşırken, İso olduğu yere çöktü. Yumruğunu toprağa vurdu. "Bulamam..." diye fısıldadı. "Ben o huzuru seninle gömdüm Fadime."

Selim dikiz aynasından bakıp güldü. "Fadime, bu çocuk bu gece uyumaz, haberin olsun."Koçari köyünde o sabah ezanla birlikte bir telaş başlamıştı ki sormayın! Adil Reis, "Madem bacım nişanlanıyor, şanımıza yakışır olmalı" diyerek bahçeye koca koca kazanlar kurdurmuş, köyün yarısını yardıma çağırmıştı. Ama evdeki asıl curcuna başkaydı.

Fadime aynanın karşısında Selim’in yakasını düzeltirken, Selim adeta idama gidiyormuş gibi titriyordu. "Kızım bak, bu iş çok uzadı. Abin bana bakarken sanki kurbanlık koç seçiyor gibi dişlerimi sayıyor. Nişan yüzüğünü takarken elim titrerse, kesin 'bu çocuk uyuşturucu mu kullanıyor' diye beni kapının önüne koyar!"

Fadime kıkırdayarak Selim’in saçına jöleyi bastı dı. "Korkma be Selim! Bak ne güzel olduk. Hem İso ve ailesi birazdan burada olur. Onlar gelince asıl şov başlayacak. Sen sadece bana aşıkmış gibi bak, yeter."
Selim aynada kendine baktı, giydiği daracık takım elbisenin içinde nefes almaya çalışırken "Aşık gibi mi? Vallahi daha çok kabız olmuş gibi duruyorum ama hayırlısı," dedi.

Bahçe dolmaya başlamıştı. Adil Reis, en başta oturmuş, tesbihi şakır şakır çeviriyordu. Ve beklenen an geldi: Furtuna ailesi giriş yaptı.
İso, üzerinde jilet gibi bir takım, yanında ise yine ona yapışmış olan Melis’le içeri girdi. İso’nun göz altları mordu, belli ki bir haftadır gözüne uyku girmemişti. Fadime ve Selim el ele tutuşup onları karşılamaya gittiler.

"Hoş geldiniz," dedi Fadime, sesi en tatlı tonundaydı. Selim ise elini Fadime’nin beline doladı (Adil oradan ters ters bakınca elini biraz yukarı çekip sırtına koydu).
İso, Selim’in eline öyle bir baktı ki, Selim bir an elinin yanıp kül olacağını sandı. "Hoş bulduk Fadime," dedi İso, sesi hırıltılıydı. "Hayırlı olsun diyelim, gerçi acele işe şeytan karışır ama...""Aşk bekletmeye gelmez İso," dedi Selim, sesine sahte bir cesaret ekleyerek. "Biz bir an önce kavuşalım istedik."
İso, Selim’in "İso" demesiyle dişlerini öyle bir sıktı ki, masadaki Melis bile irkildi.

Yüzük Töreni ve Komedi Tufanı
Yüzükler tepside geldi. Kurdeleyi kesme görevi tabii ki Adil Reis’teydi. Ama İso, sanki bir görevmiş gibi sürekli tepsinin başında bitiyordu.
"Yüzükler dar değil mi ya?" diye araya girdi İso. "Selim, senin parmakların biraz narin, düşmesin sonra?"

Selim sırıttı: "Yok abi, Fadime sağ olsun tam ölçümü aldı. Kalbime göre seçti."Adil tam makası eline almıştı ki, Eleni arkadan fısıldadı: "Aman dikkat edin, sahte nışan olduğunu biri anlarsa Adil hepimizi kıyma yapar."

Tam kurdele kesileceği sırada Selim heyecandan (ve biraz da İso'nun ölümcül bakışlarından) hıçkırmaya başladı. "Hıck! Hıck!" Herkes sessizce Selim’in hıçkırığının geçmesini beklerken, İso bardağı uzattı: "Al iç şunu, heyecandan kalbin duracak şimdi."

Selim suyu bir dikişte bitirdi ama hıçkırık geçmedi. Fadime, durumu kurtarmak için "Ay kıyamam, heyecandan ne yapacağını şaşırdı canım sevgilim" diyerek Selim’in yanağına koca bir öpücük kondurdu.
İso o an elindeki su bardağını çat diye masaya bıraktı. Camın çatlama sesi kurdelenin kesilme sesinden daha yüksek çıkmıştı. Zarife Hanım (İso'nun annesi) oğlunun kolunu çimdikleyerek "Edepli dur!" diye uyardı.Fadime koltuğuna yaslandı, gözlerini kapattı. "Uymasın Selim. Ben aylarca uyumadım, şimdi sıra onda."

Nişan takıldıktan sonra müzik başladı. Fadime ve Selim pistin ortasında yavaşça sallanmaya başladılar. Selim, Fadime’nin kulağına "İso’nun suratı patlıcan moruna döndü, biraz daha böyle durursak adam buraya bomba atacak" dedi.

Fadime, İso’nun masasına arkasını dönerek iyice Selim’e sokuldu. "Bırak patlasın. Bak, Melis’e nasıl bakıyor, sanki kızın suçu varmış gibi."Gerçekten de İso, Melis’in anlattığı hiçbir şeyi duymuyor, sadece pistteki ikiliyi izliyordu. Dayanamadı, ayağa fırladı. Melis’i de kolundan tutup piste sürükledi.
Tam yanlarına geldiklerinde İso, Selim’in omzuna çarparak geçti. "Pardon," dedi İso soğukça. Sonra Melis’i öyle bir hızla döndürmeye başladı ki, kızcağızın başı döndü. İso’nun amacı Fadime’nin dikkatini çekmekti.

Müzik değişip horon başladığında işler iyice çığırından çıktı. Horon halkasında Selim ve Fadime yan yanaydı. İso, araya kaynak yapmak için Selim’i dirseğiyle itti.İso"Yol ver damat! Horon bizim işimiz, sen beceremezsin."

Selim "Aşk olsun abi, nişanlımın yanında beni küçük düşürme."
Fadime "İsmail, lütfen! Kendi sıranı bekle."İso durdu, halkanın ortasında Fadime’nin gözlerinin içine baktı. Herkesin içinde, ama sadece onun duyabileceği bir fısıltıyla: "O yüzük o parmakta emanet duruyor Fadime. Sen benimsin, o çocuk sadece figüran!" dedi ve hırsla horondan çıkıp bahçenin karanlığına doğru yürüdü.

Misafirler dağılırken İso, arabasının yanında durmuş Fadime’yi izliyordu. Melis çoktan arabaya binmiş, ağlamaklı bir suratla bekliyordu.
Fadime, Selim’in kolunda kapıya kadar çıktı. İso ile göz göze geldiler. Fadime parmağındaki (aslında 50 liralık imitasyon olan) yüzüğü havaya kaldırıp düzeltti ve İso’ya "İyi geceler" dercesine gülümsedi.İso arabasına bindiği gibi gaza öyle bir bastı ki, tekerleklerden çıkan duman tüm bahçeyi sardı.

Selim"Kızım biz bu adamı harbiden bitirdik. Yalnız dikkat et, yarın öbür gün bu adam beni tenha bir yerde kıstırırsa helvamı sen kavurursun."
Fadime "Korkma Selim, o artık kendi cehenneminde yanıyor. Bu daha başlangıç..."