2. bölüm · İkimizden biri

2. Bölüm yağmurun sessizliği

Yeşim Çiçek

Bazen en büyük çare, çaresizliğin içinde kaybolmaktır.

Bu sabah erken kalkmıştım. Daha kampüs için bir saatim vardı.
Banyoya girip üstümdeki ağırlığı atmak istercesine ılık bir duş aldım.
Dolabımı açıp içinden beyaz bol pantolonumu ve siyah tişörtü çıkardım.
Sessizce giyinirken odada sadece askıların gıcırtı sesi vardı.

Saçımı kurulayıp sarı saçlarımı üsten sıkı bir at kuyruğu yaptım, yüzüme hiçbir şey sürmezdim ama yaz ayında olduğumuz için güneş kremi kullandım.
İşin trajikomik yanı takvimler yaz ayını gösterirken yağmur yağıyor olmasıydı. Dün de yağmıştı. Bugün de yağmur damlaları pencereye vuruyordu.

Belki de bu yağmur insanların içine sinmiş karanlığı yıkıp götürmeye çalışıyordu.
Yada gökyüzü daha cesurdu ağlamaya.

Siyah sırt çantamı omzuma atarak mutfağa girdim.

" Günaydın anne"
Annem her zaman olduğu gibi sabah erken kalkar ben ve yazgıya kahvaltı hazırladı. Yüzünde yorgun ama sıcak bir tebessümle
" Günaydın yavrum"
Ben masaya oturunca annem çayımı koyarak
" Yazgı uyanmadı mı? hala"
Dediğinde yazgı kapıdan içeri girdi
Uykulu gözlerle konuşarak
" Günaydın..." dedi
Sonra da masaya oturarak sessizce kahvaltısını yapmaya başladı.
Onunla konuşmam gerekiyordu. ama annem de duysa iyi olurdu
" Yazgı... öğretmenin 3 defadır arıyor beni, okula gidiyor musun?"
Dedim sakince, çalışıp okul masraflarını ödediğim için sınıf hocası beni tanıyordu.
İçtiği şu boğazında kalınca öksürerek bana baktı.
"Gidiyorum abl_"
" Gitmiyorsun yazgı" dedim sesimi yükselterek
" Gidiyor olsaydın hocan aramazdı." Dedim
" Kızım sakin ol, gidiyor işte kardeşin"
Annemin ona okul konusunda bu şekilde arka çıkıyor olması beni daha çok sinirlendiriyordu, sabrımı taşırıyordu.
" Anne! Artık ona bu şekilde arka çıkma,
Sesim istemsizce yükseldi.
" Her seferinde korudukça daha da sorumsuz oluyor. Kaç kez konuştum ben onunla? On sekiz yaşında artık! Bu yaşlarda kaç genç yanlış insanlara, kötü alışkanlıklara sürükleniyor biliyor musun? Hele ki biz..."
Sözlerim boğazımda düğümlendi.
"... Biz yetim büyümüş iki kızız, kimse gelip bizi bu kuyudan kurtarmayacak."

Yazgı sandalyeyi sertçe geri iti
" Bıktım artık sizde de sizin otoriter tavırlarınızdan da"
Öfkeyle salona yürüdü.
Salondan bağırnca tam bir şey söyleyecektim ki annem elimi tutu
" Rahat bırak kızı, çok üstüne gittin"

" Bravo anne, böyle devam et!"
Çantamı alarak hızla kapıya ilerledim sonra da ayakkabılarımı giyerek dışarı çıktım.
Bu hayat böyle olmamalıydı.
Olmamalı!
Kahretsin telefonum sessizdeydi ve Lena beni çok kez aramıştı.
Hızla telefonu sesizden çıkartarak Lenayı aradım, ama bir sürü de bildirim gelmişti. Durağın önünde beklerken Lena telefonu açmayınca kapatım. Okul için aramış olmalıydı neyseki daha yarım saatim vardı.

Mesaj kutusuna bakınca Serhat abi çok kez mesaj atmıştı.
Serhat abi: aslı, bak yemin ederim kötü bir niyetim yok(12:30)
Serhat abi: cevap ver artık kızım(5:20)

Serhat abi:aslı seviyorum seni ya! Neden anlamıyorsun, bak yemin ederim kendime de sana da zarar vermekten korkuyorum.(6:10)
Ve şimdi de mesaj atmıştı

Serhat abi: ya benimle bugün buluş yada yapacaklarım artık beni ilgilendirmez.!(8:20)

Parmaklarım titrerken yalnızca tek bir kelime yazıldı. Tamam.
Allah kahretsin bir de manyak bir hastayla uğraşmadığım kalmıştı.

Lena tekrar arayınca telefonu açtım.
" Alo aşkım, bugün kampüs iptal okul Yok gelme tamam mı?"
" Tamam Lena sağol "
Dedim mutsuzca

" Neyin var?"
" Sonra anlatırım. Ama şu an senle konuşmaya ihtiyacım var atacağım konuma gelir misin?

" Tabiki gelirim at hemen"
Telefonu kapatarak ona konumu atım sonra da Serhat manyağıyla buluşmaya gittim bakalım derdi neydi?
***
Serhat'in gönderdiği konuma vardığımda karşımdaki yer terk edilmiş, harabeye dönmüş eski bir binaydı.
Duvarların sıvaları dökülmüş, kırık camlardan içeri yağmur damlaları süzülüyordu. Pas kokusu, rutubet ve ıslak toprağın ağır kokusu birbirine karışmıştı.
Burası evimize çok yakındı ama çevresi tamamen tenhaydı.
Lena'ya gönderdiğim konum da tam burayı gösteriyordu.
İçimde tarif edemediğim kötü bir his vardı.
Derin bir nefes aldım.
Eski demir kapıyı gıcırdayarak araladım.
Ayak seslerim boş binanın içinde yankılanırken kalbim göğsümü parçalayacak kadar hızlı atıyordu.
Ve başımı kaldırdığım an...
Karşımdaki manzara, şimdiye kadar gördüğüm hiçbir şeye benzemiyordu.
Dehşet, tek kelimeyle buydu