20. bölüm · İkimiz Kaldık

;

Zambak ;

BÖLÜM 20—
BİRKAÇ CÜMLE DAHA
Mia son birkaç gündür sokağa çıktığında çevresine biraz daha fazla bakıyordu.Bunun özel bir nedeni yoktu.En azından kendisine böyle söylüyordu.Eskiden yürürken yalnızca gideceği yere bakardı. İnsanların yüzlerine uzun uzun bakmaz, dükkânların önünde durmaz, sokakların ayrıntılarını fark etmezdi.Şimdi ise bazen bir pencerenin önündeki çiçeği fark ediyor, bazen kaldırımda uyuyan bir kedinin yanında birkaç saniye duruyor, bazen de tanımadığı insanların konuşmalarını istemeden duyuyordu.Hayatın içinde olmakla, hayatı uzaktan izlemek arasında küçük bir fark vardı.Mia henüz hangisini yaptığını bilmiyordu.O gün evden çıkarken hava serindi.Kedisine mama koydu.Ayakkabılarını giydi.Kapıyı kilitledi.Sokağın başına geldiğinde onu gördü.Noah.Karşı kaldırımdaydı.Elinde bir poşet vardı. Bir yandan telefonuna bakıyordu.Mia onu görünce yavaşlamadı.Noah da başını kaldırıp onu fark etti.İkisi aynı anda başıyla selam verdi.“Merhaba.”“Merhaba.”Mia yürümeye devam etti.Birkaç adım sonra Noah’ın sesi geldi.“Mia.”Mia durup arkasına baktı.“Efendim?”Noah birkaç saniye ne söyleyeceğini düşündü.“Bir şey soracağım.”Mia bekledi.“Sen hep böyle sessiz misin?”Mia kaşlarını hafifçe kaldırdı.“Nasıl?”“Yani…”Noah elindeki poşete baktı.“İnsan görünce selam verip yürüyüp gidiyorsun.”Mia hafifçe omuz silkti.“Ne yapmam gerekiyor?”“Bilmiyorum.”“Ben de bilmiyorum.”Noah güldü.Mia da çok belli olmayan bir şekilde gülümsedi.“Tamam,” dedi Noah. “Haklısın.”Mia tekrar yürümeye başladı.Noah birkaç saniye sonra onunla aynı yönde yürümeye başladı.Aralarında hâlâ birkaç adımlık mesafe vardı.Mia bunu fark etti.Ama bir şey söylemedi.“Markete gidiyorum,” dedi Noah.“Ben de.”“Demek yine aynı yere.”“Olabilir.”“Bu mahalle gerçekten küçük.”Mia ona baktı.“Bunu daha önce de söylemiştin.”“Hayır.”“Ne?”“Daha önce ‘garip olmaya başladı’ demiştim.”Mia kısa bir süre düşündü.“Doğru.”Noah hafifçe gülümsedi.“Demek hatırlıyorsun.”“Bazı şeyleri.”Bir süre konuşmadılar.Sessizlik bu kez rahatsız edici değildi.Markete girdiklerinde yolları ayrıldı.Mia birkaç şey almak için başka bir reyonda durdu.Noah da kendi alışverişine devam etti.Aradan birkaç dakika geçtikten sonra aynı rafta karşılaştılar.Noah elindeki iki ürüne baktı.“Hangisi?”Mia pakete baktı.“Ne için?”“Akşam yemeği.”Mia iki ürünü karşılaştırdı.“Bunu.”“Neden?”“Diğeri kötü.”Noah paketi elinden kaldırdı.“Bunu ilk kez senden duyuyorum.”“Çünkü daha önce sormadın.”Noah güldü.“Doğru.”Mia kendi sepetine bir şey koydu.Noah da onun gösterdiği ürünü aldı.“Peki,” dedi. “Sana güveniyorum.”Mia bir an durdu.Kelime, beklemediği bir yerden dokundu.Güven.Bir zamanlar çok kolay verilmişti.Birilerinin yanında kalmak için.Birilerinin gitmemesi için.Birilerinin onu seçmesi için.Şimdi ise tek bir kelime bile geçmişten küçük bir kapı açabiliyordu.Mia yüzündeki ifadeyi değiştirmedi.Alışverişine devam etti.Noah bunu fark etmedi.Ya da fark ettiyse sormadı.Mia’nın hoşuna gitti.Marketten çıktıklarında yolları yine ayrılacaktı.Noah poşeti bir elinden diğerine aldı.“Ben şu taraftan.”Mia karşı tarafı gösterdi.“Ben de buradan.”“Tamam.”Birkaç saniye ikisi de gitmedi.Sonra Noah:“Mia.”Mia baktı.“Geçen gün…”Durdu.“Bazen biraz fazla sinirleniyorum.”Mia’nın yüzündeki ifade değişmedi.“Fark ettim.”Noah hafifçe güldü.“Evet. Onu ben de fark ettim.”“İyi.”“İyi mi?”“Fark etmek iyi.”Noah bir süre sustu.Sonra başını salladı.“Bazen kontrol etmek zor oluyor.”Mia gözlerini yere indirdi.“Bende de.”“Öfke mi?”“Her şey.”Noah onu dikkatle dinledi.Mia hemen devam etmedi.Sonra:“Bazen bir şey oluyor. Çok küçük bir şey bile olabilir. Ama içimde olduğundan çok daha büyük bir yere geliyor.”Noah başını salladı.“Bende de öyle.”Mia ona baktı.İlk kez aralarındaki bazı şeylerin yalnızca tesadüf olmadığını düşündü.Ama bunu büyütmedi.“Ne yapıyorsun?” diye sordu.Noah omuzlarını kaldırdı.“Bazen uzaklaşıyorum.”“Bazen?”“Bazen de geç kalıyorum.”Mia ne demek istediğini anladı.Öfke geldikten sonra uzaklaşmak.Öfke büyüdükten sonra.Bir şey kırıldıktan sonra.Bir söz söylendikten sonra.Bir insan gittikten sonra.“Sonra pişman oluyor musun?”Noah’ın yüzündeki ifade değişti.“Evet.”Tek kelimeydi.Ama bu kez gülmüyordu.“Çok.”Mia birkaç saniye ona baktı.Sonra:“Ben de.”Noah başını kaldırdı.“Sen neye?”Mia cevap vermedi.Bazı cevapların henüz söylenmeye hazır olmadığını biliyordu.“Başka şeylere,” dedi sonunda.Noah bunu zorlamadı.“Tamam.”Sonra yollarına devam ettiler.O gece Mia evde çizim yaptı.Uzun zamandır ilk kez bir insan çizmek istemişti.Kağıdın ortasına bir adam çizdi.Yüzünü çizmedi.Ellerini de çizmedi.Sadece omuzlarını ve hafifçe eğilmiş başını.Sonra adamın karşısına küçük bir kadın figürü ekledi.İkisinin arasında geniş bir boşluk bıraktı.Mia kalemi bir süre o boşlukta tuttu.Sonra aşağıya tek kelime yazdı.Öfke.Bir süre baktı.Kelimenin altına başka bir şey yazmadı.Çünkü Noah’ın öfkesinin nedenini bilmiyordu.Ve bilmemenin, hemen öğrenmek zorunda olmak anlamına gelmediğini artık biliyordu.Aynı saatlerde Noah kendi evindeydi.Marketten aldığı poşeti mutfak tezgâhına bıraktı.Telefonunu cebinden çıkardı.Ekrana baktı.Bir mesaj vardı.Okudu.Çenesini sıktı.Bir an boyunca eski refleksi geri geldi.Telefonu masaya sertçe bırakmak.Bir şey söylemek.Bir yere vurmak.Birini aramak.Ama yapmadı.Telefonu ters çevirdi.Mutfağın ortasında birkaç saniye durdu.Sonra derin bir nefes aldı.Kendi kendine:“Şimdi değil.”dedi.Bir sandalye çekip oturdu.Ellerini dizlerinin üzerine koydu.Öfke hâlâ oradaydı.Gitmemişti.Ama Noah ilk kez onun gitmesini beklemek yerine, onunla aynı odada oturmayı deniyordu.Ertesi gün Mia öğleden sonra yürüyüşe çıktı.Hava kapalıydı.Bir süre amaçsızca yürüdü.Sonra küçük parkın yanındaki banklardan birine oturdu.Çantasından defterini çıkardı.Sayfayı açtı.En üstüne yazdı:Korktuğumda ne yapıyorum?Bir süre bekledi.Sonra:Kaçıyorum.Altına:Bağlanıyorum.Bir süre daha düşündü.Öfkeleniyorum.Ve son olarak:Uyuşturuyorum.Kalemi bıraktı.Bu kelimelerin hepsi aynı yere çıkıyor gibi görünüyordu.Bir duygudan kurtulmaya çalışmak.Mia ilk kez, duygunun kendisinden çok ondan kaçma biçimlerinin hayatını değiştirdiğini düşünüyordu.Defteri kapattı.Ayağa kalktı.Eve doğru yürümeye başladı.Sokağın köşesini döndüğünde Noah’ı gördü.Bu kez elinde hiçbir şey yoktu.Duvara yaslanmış, telefonuna bakıyordu.Mia onu görünce başıyla selam verdi.Noah da gülümsedi.“Yine.”Mia:“Yine.”dedi.Noah etrafa baktı.“Bu artık gerçekten garip.”“Biraz.”“Burası o kadar da küçük değil aslında.”“Belki de aynı yerlere gidiyoruz.”Noah ona baktı.“Sen hep bu tarafta mı oluyorsun?”“Çoğunlukla.”“Ben de.”Kısa bir sessizlik oldu.Noah sonra:“Bugün daha iyi görünüyorsun.”Mia kaşlarını hafifçe kaldırdı.“Ne demek o?”Noah hemen düzeltti.“Geçen seferlere göre.”Mia başını salladı.“Anladım.”“Yanlış anlaşılmasın.”“Anlaşılmadı.”Noah gülümsedi.“İyi.”Mia bir süre ona baktı.Sonra:“Sen?”Noah’ın yüzündeki gülümseme kayboldu.“Ben de bilmiyorum.”Mia başını salladı.“Anladım.”Bu kez Noah ona baktı.“Ne anladın?”“Bilmemenin nasıl olduğunu.”Noah cevap vermedi.Ama yüzündeki ifade biraz yumuşadı.Birlikte yürümeye başladılar.Bu kez aralarında birkaç adım değil, yan yana yürümeye yetecek kadar yakınlık vardı.Ama ikisi de bunu özel bir şey haline getirmedi.Mia kaldırımdaki çatlağa baktı.Noah önüne.“Çok çiziyorsun, değil mi?” diye sordu Noah.Mia ona döndü.“Nereden biliyorsun?”“Bir keresinde elinde defter vardı.”“Bir keresinde mi?”Noah düşündü.“Birkaç kere.”Mia hafifçe gülümsedi.“Çiziyorum.”“Ne çiziyorsun?”“Her şeyi.”“Her şeyi çizmek nasıl oluyor?”“Olmuyor.”Noah güldü.“Güzel cevap.”Mia da gülümsedi.“Sen ne yapıyorsun?”“Gün içinde?”“Evet.”Noah omuz silkti.“Çalışıyorum. Eve gidiyorum. Bazen yürüyüş yapıyorum.”“Başka?”“Çok heyecanlı bir hayatım yok.”Mia ona baktı.“Benimkinin de yok.”Noah:“Belki de iyi.”Mia birkaç saniye düşündü.“Belki.”Sokağın sonunda yolları yine ayrılacaktı.Noah durdu.“Ben buradan.”Mia başını salladı.“Ben de.”“Görüşürüz, Mia.”“Görüşürüz.”Mia yürümeye başladı.Birkaç adım sonra arkasına bakmadı.Noah da bakmadı.Ama ikisi de artık birbirlerinin varlığını yalnızca tesadüf olarak görmüyordu.Eve geldiğinde Mia kedisini kucağına aldı.“Bugün yine karşılaştık.”Kedi gözlerini kırpıştırdı.“Evet, ben de şaşırdım.”Mia mutfağa geçti.Kahvesini yaptı.Sonra balkona çıktı.Defterini açtı.Az önce parkta yazdığı kelimelerin yanına bir cümle ekledi.Belki de her duygudan kaçmak gerekmiyor.Bir süre düşündü.Sonra altına:Bazıları sadece yaşanıyor.yazdı.Kalemi bıraktı.Sokağa baktı.Noah’ın söylediklerini düşündü.“Ben de bilmiyorum.”O cümlede bir şey vardı.Mia henüz adını koyamıyordu.Ama ilk kez birinin her şeyi biliyormuş gibi davranmaması hoşuna gitmişti.Çünkü bazı insanlar yardım ederken bile cevap vermek isterdi.Noah ise bazen sadece bilmiyordu.Mia bunun güven verici olduğunu düşünmedi.Henüz.Ama dürüst olduğunu düşündü.Ve belki başlangıç için bu yeterliydi.Telefonu masanın üzerindeydi.Noah’ın numarası orada değildi.Aralarında mesajlaşma yoktu.Birbirlerinin hayatına açılan herhangi bir kolay yol da yoktu.Sadece sokaklar vardı.Aynı market.Aynı park.Kısa konuşmalar.Ve giderek uzayan birkaç cümle.Mia bunun acele edilmesi gereken bir şey olmadığını biliyordu.Bazı insanlar hayatına bir anda girmezdi.Önce tanıdık bir yüz olurlardı.Sonra bir isim.Sonra birkaç cümle.Sonra belki bir gün, gerçekten tanıdığın biri.Mia henüz o noktada değildi.Noah da.Ve ikisi için de şimdilik bu yeterliydi.