3. bölüm / 6
İki hayat iki aşk hikayesi...MAHUR ve Jan
Bölümler 6Şu an: MAHUR ve Jan
Yıllar, yıllar önce...
Güneşin altın rengi ışıkları, konağın büyük pencerelerinden içeri süzülerek ahşap zemini aydınlatıyordu. Bahçeden yükselen kuş sesleri, yeni başlayan baharın müjdesini verir gibiydi.
Mahur da güne her zamanki gibi huzurla başlamıştı.
Aynanın karşısında oturuyor, beline kadar uzanan simsiyah saçlarını ince ince örüyordu. Örgüsünü bitirince başını hafifçe kaldırıp aynadaki yansımasına baktı.
İri ela gözleri mutlulukla parlıyor, yüzündeki mahcup gülümseme güzelliğine ayrı bir zarafet katıyordu.
Bugün köyde büyük bir düğün vardı.
Giyeceği yeni kıyafetleri dolabından dikkatlice çıkarıp yatağın üzerine serdi. Açık mavi, Çerkes işlemeleriyle süslenmiş uzun elbiseyi eline alıp hayranlıkla inceledi.
Tam hazırlanacakken alt kattan annesinin sesi duyuldu.
- Mahur! Kız Mahur! Neredesin?
Mahur kapıya doğru dönerek seslendi.
- Buradayım anne!
Merdivenlerden çıkan annesi odanın kapısında durdu. Kızını baştan aşağı süzdü. Gözlerinde hem gurur hem de sevgi vardı.
- Hazır mısın kızım?
Mahur gülümseyerek başını salladı.
- Evet anne. Az kaldı, hemen geliyorum.
Annesi usulca yanına yaklaşıp Mahur'un yanağına düşen bir tutam saçı kulağının arkasına iliştirdi.
- Maşallah... Her geçen gün biraz daha güzelleşiyorsun benim kızım.Allak kem gözlerden korusun..
Mahur utanarak başını eğdi.
- Anne...
Annesi gülümseyip kızının yanağını okşadı.
- Hadi bakalım. Misafirler gelmeden yetişelim. Bugün güzel bir gün olacak.
Mahur bunun sıradan bir düğün günü olduğunu sanıyordu.
Oysa kader...
O sabah çoktan kendi hikâyesini yazmaya başlamıştı.
Düğün alanına vardıklarında davulun ve pşinenin ezgileri tüm köyü sarıyordu. Meydanda gençler oynuyor, yaşlılar sohbet ediyor, çocuklar kahkahalar atarak bir oraya bir buraya koşuşturuyordu.
Mahur ile annesi meydana girer girmez sohbetler bir anlığına kesildi.
Herkesin gözü Mahur'un üzerindeydi.
Karamirza ailesinin tek kızıydı o. Köyde güzelliği dilden dile dolaşır, onu gören bir daha dönüp bakmadan edemezdi. Uzun siyah saçları, ela gözleri ve yüzündeki mahcup gülümseme, gören herkesi kendine hayran bırakıyordu.
Kadınlardan biri yanlarına yaklaşarak hayranlıkla Mahur'u süzdü.
- Kız Mahur... Sen ne güzel olmuşsun böyle! Maşallah sana.
Mahur utangaç bir tebessümle başını eğdi.
- Çok teşekkür ederim.
Annesi de gülümseyerek kadına döndü.
- Sağ ol Nuriyeciğim.
Nuriye, Mahur'a son bir kez hayranlıkla baktıktan sonra yanlarından ayrıldı.
Kadın uzaklaşır uzaklaşmaz Mahur'un annesi derin bir iç çekti.
- Ayy... Bu kemgöz Nuriye'nin seni görmesi hiç iyi olmadı.
Mahur annesine dönüp hafifçe kaşlarını çattı.
- Anne, öyle deme. Ayıp oluyor.
Annesi hemen eliyle tahtaya vurur gibi yaptı.
- Ne ayıbı kızım! Sen daha onu tanımıyorsun. Vallahi onun övdüğü, "Ne güzelmiş." dediği kim varsa ya hastalanır ya başına bir iş gelir.
Mahur gülerek başını iki yana salladı.
- Anne, hâlâ böyle şeylere inanıyor musun?
- İnanmaz olur muyum? Ben bu yaşa boşuna gelmedim. Eve dönünce sana kurşun döktüreceğim. Nazar dediğin şey şakaya gelmez.
Mahur gülümseyerek annesinin koluna girdi.
- Sen de her şeyi nazara bağlıyorsun.
Annesi kızının yanağını okşadı.
-Güzel kız annesi olmak kolay mı sanıyorsun? bütun gözler senin üzerinde bakarsın burdan hayırlı kısmetin çıkar ha?.
- Of anne... Her şeyi de hayırlı kısmete bağlamasan olmaz sanki.
Annesi hemen kızına dönüp kaşlarını kaldırdı.
- Sus kız! Turşunu mu kuracağız? Önemli olan hayırlı, ahlaklı, hâli vakti yerinde biri olsun. Allah insanın karşısına iyi bir eş çıkarsın, gerisi hallolur.
Mahur annesinin sözlerine karşılık vermedi. Hafif bir iç çekerek düğün kalabalığının arasından yürümeye devam etti.
Tam o sırada...Bir çift gözün üzerinde olduğunu hissetti.
Başını yavaşça kaldırdı.Biraz ileride, arkadaşlarının arasında duran Jan ona bakıyordu.Çocukluğundan beri kalbinde sessizce büyüttüğü sevdaydı Jan.
Yıllardır aynı sokaklarda büyümüş, aynı derelerde koşmuş, aynı baharda çiçek toplamışlardı. Ama Mahur, kalbindeki sırrı hiçbir zaman dile getirememişti.
Jan'ın kömür gözleri bir an olsun Mahur'un üzerinden ayrılmıyordu.
Kalabalığın uğultusu, davulun sesi, insanların konuşmaları...Hepsi bir anda uzaklaştı.Sanki meydanda sadece ikisi kalmıştı.
Mahur'un kalbi hızla çarpmaya başladı.Utanarak gözlerini kaçırdı, başını önüne eğdi.Dudaklarının kenarında istemsiz bir tebessüm belirdi.
Jan ise onu izlemeye devam ediyordu.O bakışlarda söylenmemiş binlerce kelime vardı.
- Kızım, sen burada otur. Ben içeridekilere bir ihtiyaçları var mı diye bakıp geleyim.
Mahur gülümseyerek başını salladı.
- Tamam anne.
Annesi kalabalığın arasına karışıp düğün evine doğru yürürken Mahur da avludaki ahşap sedire oturdu.
Davulun tok sesiyle pşinenin ezgisi birbirine karışıyor, gençler neşeyle dans ediyordu. Çocuklar koşuşturuyor, yaşlılar ise gölgede oturup düğünü seyrediyordu.
Mahur, yüzünde huzurlu bir tebessümle onları izlerken küçük bir çocuk nefes nefese yanına geldi.
- Abla... Abla, bir dakika gelsene!
Mahur hemen çocuğa döndü.
- Ne oldu ablacığım?
Küçük çocuk heyecandan güçlükle konuşuyordu.
- Abla, sen gel. Yardımın lazımmış, hadi!
Küçük çocuk Mahur'un elinden tutup çekiştirmeye başladı.
Mahur şaşkınlıkla ayağa kalktı.
- Dur ablacığım, yavaş...
Çocuk onu düğün evinin arkasındaki söğüt ağacına kadar götürdü.
Etraf sessizdi. Davulun sesi artık uzaktan, hafifçe duyuluyordu. Söğüdün dalları rüzgârla usulca sallanıyor, gölgeleri yere vuruyordu.
Mahur etrafına bakındı.
- Hani? Kimin yardıma ihtiyacı varmış?
Tam o anda arkasından tanıdık bir ses duyuldu.
- Benim.
Mahur irkilerek arkasını döndü.
Jan...
Uzun boyuyla ağacın gölgesinde duruyordu. Yüzünde her zamanki sakin gülümsemesi vardı.
Yanına gelip küçük çocuğun saçlarını karıştırdı.
- Aferin aslanım. Hadi sen şimdi git.
Çocuk gülerek koşup uzaklaştı.
Mahur şaşkın gözlerle Jan'a baktı.
- Jan... Ne yapıyorsun? Niye getirttin beni buraya?
Jan birkaç adım yaklaştı.
Kalbi, Mahur'un duyacağından korkacak kadar hızlı atıyordu.
- Yardımına ihtiyacım var, Mahur.
Mahur'un kaşları merakla çatıldı.
- Nasıl bir yardım?
Jan derin bir nefes aldı.
- Bir kız var...
Mahur'un kalbi sebepsizce sıkıştı.
- O kız geceleri uyutmuyor beni. Gündüzleri de aklımdan çıkmıyor. Ne iş yaparsam yapayım, gözümün önünden gitmiyor.Sevdası zehir gibi kanıma işledi.
Mahur'un dudaklarındaki tebessüm yavaşça kayboldu.
Boğazına görünmez bir düğüm oturdu.
Başını hafifçe eğdi.
- K... Kimmiş o?
Jan bir adım daha yaklaştı.
Gözlerini hiç ayırmadan Mahur'a baktı.
Jan, Mahur'un titreyen ellerini yavaşça avuçlarının arasına aldı. Parmakları birbirine değdiği anda ikisinin de nefesi bir anlığına durdu.
Gözlerini Mahur'un gözlerinden ayırmadan, usulca konuştu.
- Desem ki... Gönlümde siyah saçlı, ela gözlü, Mahur bakışlı bir yâr var...
Dudaklarında mahcup bir tebessüm belirdi.
- İsmini söylemesem... Dile getirmeden anlarmısın gözlerimden?
Mahur'un kalbi göğsüne sığmıyordu. Yanakları utançtan kızarmış, gözleri titremeye başlamıştı.
Jan, ellerini biraz daha sıkıca tuttu.
- Desem ki... Ondan başka gördüğüm hiçbir varlığa ömrümü değişmem.
- Desem ki... Bir tebessümü için yıllarca beklerim.Yıllarımı onun yollarına sererim.
- Desem ki... Adını her gece Rabbime emanet edip öyle uyurum.
Sesi gittikçe kısılmıştı.
- Benim gibi bir Mecnun'u kabul eder mi?
Boğazı düğümlendi.
- Gönlünü... Bana verir mi?
Mahur, gözlerinden taşan yaşlara engel olamadı.Yıllardır kalbinde sakladığı sır, Jan'ın dudaklarından dökülüyordu.
Uzaklardan esen rüzgâr, iki gencin yüreğinde filizlenen sevdaya tercüman olurcasına bir ezgiyi taşıdı.
Önce pşinenin hüzünlü sesi duyuldu...
Ardından kadınların hep bir ağızdan söylediği o kadim Çerkes türküsü vadide yankılandı.
«Seriday... Seriday...
Seriday siwnoxu Seriday...
Woriday... Woriday...
Woriday si woredir Woriday...
Seriday... Seriday...
Seriday siwnoxu Seriday...
Woriday... Woriday...
Woriday si kaşenir Woriday...»
Mahur gözlerini kapattı.Rüzgâr saçlarını savururken, Jan'ın ellerini biraz daha sıkı tuttu.Sanki türkü yalnızca düğünde söylenmiyordu...Yüzyıllar öncesinden çıkıp onların kalbine dokunuyordu.Birbirini bulmuş iki yüreği...Ve belki de bir gün birbirini kaybedecek iki âşığı...
Rüzgâr yeniden esti.
Türkünün sözleri gökyüzüne yükselirken kader, görünmeyen satırlarını çoktan yazmaya başlamıştı.
O gün kimse bilmiyordu...Yıllar sonra insanlar, bu aşkı dilden dile anlatacaktı.
Mahur ile Jan'ın sevdası bir efsaneye dönüşecek, acıları dilden dile dolaşacaktı.İnsanlar sadece bir ezgi dinlemeyecekti.
Yarım kalmış bir sevdayı, kavuşamayan iki yüreği, gözyaşlarını yağmura emanet eden bir gelini ve sevdiği uğruna canını ortaya koyan bir delikanlıyı hatırlayacaktı.
Çünkü bazı aşklar...Yaşanıp bitmez.Destan olur.
Ve her destanın, onu sonsuza dek yaşatan bir şarkısı vardır.
Bu türkünün adı "Seriday"dı...
Ve artık o, Mahur ile Jan'ın aşkını anlatacaktı.
Bölüm etkileşimi
