GEÇMİŞ GEÇMEMİŞ

Vaveyla Yazarı: Mahur Yazar

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: GEÇMİŞ GEÇMEMİŞ

Dünyada binlerce duygu vardı.

Aşkda vardı, nefretde.
Barışda vardı, savaşda .
İyilikde vardı, kötülükde...

Ama o an, bütün bunlardan uzakta, yalnızca birbirlerini bilen iki genç vardı.

Rüzgâra karşı sürüyorlardı atlarını.

Atların nalları toprağı döverken arkalarında toz bulutları yükseliyor, kırların üzerinden esen sert rüzgâr ikisinin de yüzüne vuruyordu. Dudaklarında ise hayatın bütün ağırlığını unutturacak kadar içten bir gülümseme vardı.

Mahur, Jan'ı geçebilmek için atının dizginlerini hafifçe çekti.

- Hadi bakalım! Yakalayabilirsen yakala!

Jan kahkaha attı.- Kaç bakalım, Mahur!

Atını hızlandırdı.Mahur'un uzun siyah saçları rüzgârda savruluyordu.Jan onu sevdiğini söylediğinden beri Mahur saçlarını onun yanına gelirken örmüyordu artık.

Eskiden annesinin ısrarıyla saatlerce ördüğü saçları şimdi omuzlarından özgürce dökülüyor, rüzgâr her bir telini havalandırıyordu.

Jan'ın gözleri bir an bile ondan ayrılmadı.Atının üzerinde öyle güzel görünüyordu ki...Sanki doğa onu kendi elleriyle yaratmış, rüzgâr da güzelliğini göstermek için saçlarını savuruyordu.

Jan'ın gözlerinde yalnızca aşk yoktu.Hayranlık da vardı.
Ve Mahur bunu fark ettiğinde yüzünde küçük, utangaç bir tebessüm belirdi.- Ne bakıyorsun öyle?

Jan gülümsedi.- Sana.

- Onu biliyorum.

- O zaman neden soruyorsun?

Mahur gözlerini devirip atını biraz daha hızlandırdı.

- Çünkü böyle bakınca insanın at sürmeye odaklanası gelmiyor.

Jan'ın kahkahası kırların üzerinde yankılandı.

- Ne yapayım? Suç benim değil.

- Kimin suçuymuş?

Jan gözlerini ondan ayırmadan cevap verdi.

- Senin.

Mahur kaşlarını kaldırdı.

- Ben ne yaptım?

Jan'ın dudaklarında aşkla dolu bir gülümseme belirdi.

- Her gün biraz daha güzel oluyorsun kalbe zarar.

Mahur'un yanakları kızardı.

- Jan...

- Ne?

- Böyle konuşmasana.

- Neden?

Mahur başını eğip gülümsedi.

- Kalbim fazla hızlanıyor.

Jan'ın bakışları yumuşadı.

- Benimki de sen yanımdayken hiç durmuyor zaten.

Ve iki genç, dünyanın bütün kötülüklerinden habersiz, rüzgâra karşı at sürmeye devam ettiler.
Biraz ileride, dalları gökyüzüne doğru genişçe uzanan yaşlı bir çınarın yanında durdular.

Mahur atından inmeye hazırlanırken Jan çoktan atından atlamıştı bile. Dizginleri ağacın gövdesine bağladıktan sonra Mahur'a doğru yürüdü.

Kollarını iki yana açtı.- Hadi gel.

Mahur şaşkınlıkla ona baktı.- Hayır, ben inerim.
Çekingen bir tavırla ayağını üzengiye yerleştirmeye çalıştı.

Jan ise sabırsız bir gülümsemeyle başını iki yana salladı.

- Uğraşma.

Mahur ne olduğunu anlamadan Jan bir anda ince belini iki eliyle kavrayıp onu eyerden kaldırdı.

- Jan!

Mahur'un gözleri şaşkınlıkla büyüdü.
Bir sonraki anda kendini Jan'ın kollarında buldu.
Yanakları bir anda kıpkırmızı oldu.- Ne yapıyorsun?

Jan ise sanki dünyanın en doğal şeyini yapıyormuş gibi onu yere indirdi.

- Ne yapabilirim?

Mahur'a bakıp gülümsedi.

- Yarimi taşıyorum.

Mahur utancından gözlerini kaçırdı.- Beni böyle kaldırıp durma...

- Neden?

- Çünkü...

Söyleyecek söz bulamadı.

Jan eğilip yüzünü görebilmek için başını hafifçe yana çevirdi.

- Çünkü ne, Mahur bakışlım?

Mahur dudaklarını birbirine bastırdı.

- Çok utanıyorum.

Jan'ın yüzünde yumuşak bir tebessüm belirdi.

- Ben de sen utanınca seni daha çok seviyorum.O kızaran yanaklarını,kaçırdığın gözlerini her şeyini.dedi derin nefes vererek.

Mahur ona bakıp istemsizce gülümsedi.Bu adamı sevmemek imkansızdı.
Çınarın yaprakları rüzgârla hışırdarken ikisi ağacın gölgesine doğru yürüdüler.

Jan, Mahur'un elini tuttu.

Parmaklarını onun parmaklarının arasına geçirirken gözlerini yüzünden ayırmadı.

- Bir gün...

Mahur merakla ona baktı.Jan'ın bakışları uzaklara kaydı.
- Bir gün seni böyle gizli saklı değil, herkesin gözü önünde tutacağım elinden.

Mahur'un yüzündeki gülümseme yavaşça silindi. Çınarın dalları arasından süzülen güneş ışığı gözlerine vururken başını eğdi.

- Ama ailelerimiz düşman... Nasıl olacak, Jan? - diye sordu umutsuzca.

Jan hiç düşünmeden ellerini tuttu.- Olur. Olacak. Senin için her şeyi yaparım biliyorsun.

Gözlerini Mahur'un gözlerine dikti. Sesinde öyle kesin bir kararlılık vardı ki, sanki karşısında dünya değil de yalnızca aşılması gereken bir duvar duruyordu.

- Gerekirse herkese karşı çıkarım. Gerekirse her şeyi göze alırım. Ama senden vazgeçmem.

Mahur'un gözleri doldu.- Çok korkuyorum, Jan...Sesi titredi.- Bizi ayırırlar diye çok korkuyorum.

Jan'ın yüzündeki kararlılık bir anda yumuşadı.
Başparmağıyla yanağından süzülen tek bir gözyaşını sildi.

- Seni benden sadece ölüm ayırır, Mahur gözlüm.

Mahur gözlerini kapattı.

Jan biraz daha yaklaşıp alnını onun alnına yasladı.

- Bu dünyada eğer ben yanında değilsem... Bil ki ölmüşümdür.

Mahur'un dudakları titredi.

Jan fısıltıyla devam etti.

- Ama korkma. Mahşerde bile seni ararım. Seni bulurum.Seni severim.

Mahur'un gözlerinden yeni bir damla yaş süzüldü.

- Allah korusun! Böyle deli deli konuşma.Elini kaldırıp Jan'ın omzuna hafifçe vurdu.

Jan gülümsedi.- Deli miyim?

- Evet.

-Deliyimde Sana deliyim ben.

Mahur istemeden güldü.Jan onun elini yeniden tuttu.

- Öyleyse bir daha korkma.

Mahur başını kaldırıp gözlerinin içine baktı.

- Söz mü?

- Söz.

İki genç, çınarın gölgesinde birbirlerine bakarken rüzgâr dalların arasından geçti.Ve o gün verdikleri söz...
Yıllar sonra bile köyün dilinden düşmeyecek bir sevdanın yemini olacaktı.

🥀🥀🥀🥀🥀🥀🥀🥀🥀

AGAH ÖZÇELİK ANLATIMI İLE.....

Yıllar önce gördüğüm o ürkek gözler şimdi tam karşımdaydı.
Nasıl unutabilirdim?O gözler, yıllarca uykularımı benden almıştı.

Bazen gecenin en sessiz saatlerinde aklıma gelirlerdi. Bana bakarken nasıl kaçırdığını gözlerini... Bir şey söylemek istermiş gibi olup sonra susuşunu...

Aradan yıllar geçmişti.Ama bazı bakışların zamanı olmazdı.
Karşımda duran kadın değişmişti.Çok değişmişti.

Artık karşımdaki, lisede sıraların arasında sessizce oturan o kız değildi. Daha kendinden emin, daha güzeldi. Yüzünde yılların bıraktığı başka bir ifade vardı.

Ama gözleri...Gözleri aynıydı.Yine o ürkeklikle bana bakmıştı.
Sonra bakışlarımın onu yakaladığını fark edince hemen gözlerini kaçırmış, başka taraflara bakmaya başlamıştı.

Dudaklarımın kenarı belli belirsiz kıvrıldı.Bu kadın oydu.
Dila.Agahın Dilası...

Yıllardır görmediğim, ama hiçbir zaman gerçekten unutamadığım kadın...

---

GEÇMİŞ....LİSE YILLARI.....

- Oğlum, hâlâ neyi bekliyorsun? Git al şu soru kitapçıklarını.

Arkadaşlarım yine Dila hakkında konuşuyordu.Söyledikleri şeylerin çoğunu dinlemiyordum bile.Onların gözünde Dila, derslerinden başka bir şey düşünmeyen, gözlüklü, saçlarını örgü yapan, kendi dünyasında yaşayan bir kızdı.

Ben ise öyle düşünmüyordum.Dila güzeldi.Hem de onların anlayamayacağı bir güzellikte.Sessizdi ama boş değildi.

Zekiydi.Çok zekiydi.Benim içinse bu, diğer her şeyden daha önemliydi.Çünkü bir insanın yüzünden önce zihnine bakardım.
Dila'nın zihniyse beni fazlasıyla meraklandırıyordu.
Arkadaşlarım onun soru anahtarlarını almak için yanına gittiğimi sanıyordu.

Bıraksınlardı öyle sansınlar.Soru anahtarı yalnızca bahaneydi.
Benim asıl istediğim, onunla birkaç dakika daha konuşabilmekti.
Sesini duymaktı.Bana bakarken gözlerini kaçırmasını izlemekti.

Bazen saçlarının arasından yüzünü görmeye çalışırken yakalanıyordum.Ve her defasında kendime kızıyordum.

Ne yapıyorsun sen, Agah?Ama yine de bakıyordum.
Çünkü ne kadar inkâr edersem edeyim...O kızdan etkilenmiştim.
Hem de sandığımdan çok daha fazla.

- Agah!

Omzuma gelen sert bir dürtmeyle düşüncelerimden sıyrıldım.

Başımı kaldırdım.Murat hâlâ konuşuyordu.

- Lan, dinliyor musun bizi?

Bir an yüzlerine baktım.Demek hâlâ konuşuyorlardı.
Kaşlarımı çatıp arkamdaki sandalyeye yaslandım.

- Dinliyorum.

Murat sırıttı.

- İyi, o zaman söyle bakalım. Dila'dan soru kitapçıklarını nasıl alacağız?

- Bu konu kapandı, beyler. Ben o kızı gerçekden seviyorum. Sizi de uyarıyorum, o kız hakkında doğru konuşun.

Agah'ın sesi öyle sert çıkmıştı ki sınıftaki hava bir anda değişti.

Barış şaşkınlıkla ona baktı.- Lan, şaka yapma şimdi bir öyle qır-qır olsun diye söyledik aşıkmı oldun diye. Tamam olmuyorsa, başka yol buluruz.

Agah'ın yüzünde en ufak bir tereddüt yoktu.

- Şaka falan yok, birader. Âşığım ben o kıza.

Bir an sustu.- Hem de çok ciddiyim. Ben sadece onunla evleneceğim.

Arkadaşları birbirlerine şaşkın gözlerle baktılar.Sınıfta birkaç saniyeliğine çıt çıkmadı.Agah ise onların şaşkınlığıyla ilgilenmedi. Çantasını omzuna alıp sınıftan çıktı.

Koridora çıkar çıkmaz gözleri onu aramaya başladı.Dila.
Neredeydi?onu görmeyeli yalnızca birkaç saat olmuştu ama özlemişti.

Bahçeye çıktığında nihayet onu gördü.Dila, ağacın altındaki bankda oturmuşdu. .

Agah'ın dudakları istemsizce mutlulukla kıvrıldı.Adımlarını hızlandırdı.Arkasından sessizce yaklaşıp her zamanki gibi kollarını Dila'nın etrafına sardı.

- Dilammm...

Burnunu saçlarına gömüp derin bir nefes aldı.- Nerelerdesin gülüm? Çok özledim seni.

Dila hiçbir tepki vermeden öylece oturuyordu.Qarip gelmişdi bu hali Agaha amma ona yansıtmadı.

- Agah...Sesi öylesine yumuşaktı ki Agah'ın kalbi bir kez daha hızlandı.

Kollarını yavaşça Dila'nın belinden çözüp yüzüne baktı.

- Söyle güzelim...Bakışları Dila'nın gözlerine kilitlendi.

- Söyle nefesim.

Dila birkaç saniye sustu.Sonra gözlerini kaçırıp fısıldadı:

- Sana söylemem gereken bir şey var...

Agah'ın yüzündeki gülümseme hafifçe silindi.

- Ne oldu güzelim?

Dila derin bir nefes aldı.Ve o an...
Agah, hayatının birazdan tamamen değişeceğinden habersizdi.

...Şimdi...

Agah, Dila'nın yanına doğru ağır adımlarla ilerledi.
Yıllar önce bıraktığı kızın karşısında artık aynı kadın yoktu. Ama o gözler...

O gözleri tanımaması mümkün değildi.
Dila ne kadar inkâr ederse etsin, ne kadar yabancıymış gibi bakarsa baksın, Agah o bakışların ardındaki kadını çoktan tanımıştı.

Onu tanımıyordu.En azından tanımıyormuş gibi davranıyordu.Agah, çenesini sıktı.
Bu kez karşısındaki kadının kaçmasına izin vermeyecekti.
Çünkü o artık yıllar önce arkasından bakıp sessizce vazgeçen çocuk değildi.

Yıllar onu değiştirmişti.

Beklemeyi öğrenmişti, kaybetmenin ne demek olduğunu öğrenmişti. Ama en önemlisi, bir kez kaybettiği şeyi ikinci kez kendi elleriyle bırakmamayı öğrenmişti.

Dila başını çevirip ondan uzaklaşmak istediğinde Agah'ın bakışları yüzünde kaldı.

O gözleri yıllarca aramıştı.Şimdi bulmuşken yeniden kaybetmeye niyeti yoktu.

Agah'ın içinde yıllardır sessizce büyüyen o cümle, sonunda zihninde yankılandı:Bu kez kaçmana izin vermeyeceğim, Dila.
Çünkü onun için mesele artık geçmişi hatırlatmak değildi.

Mesele, yıllarını çalan o kadının gözlerini bir daha kaybetmemekti.Ve Agah, bu defa sevdiği kadının kendisini tanımamasına rağmen bile vazgeçmeyecekti.

Çünkü bazı insanlar unutulmazdı.
Bazı aşklar ise aradan kaç yıl geçerse geçsin, insanın içinde aynı yerde yaşamaya devam ederdi.

Agah, Dila'nın kendisinden uzaklaşmasını sessizce izledi.
Kadın ne kadar hızlı yürürse yürüsün, Agah'ın bakışları bir an olsun üzerinden ayrılmadı.

Dila onun peşinden gelmediğini sanıyordu.Öyle sansındı.
Şimdilik sorun değildi.
Agah, yıllar önce yaptığı gibi uzaktan bakıp öylece kalacak değildi artık.

- Mahmut.

Arkasındaki askerlerden birine seslendi.

- Emret komutanım.

Agah gözlerini Dila'dan ayırmadan konuştu.

- Benim bir işim var. Ben gelene kadar tim sende.

Mahmut, önce komutanına, ardından Agah'ın gözlerini diktiği yöne baktı. Dudaklarının kenarında anlamlı bir sırıtış belirdi.

- Ne oldu komutanım? İnce iş mi?

Agah sonunda başını çevirip ona baktı.Kaşları çatılmıştı.- Sana ne lan?

Mahmut sırıtmaya devam edince Agah'ın bakışları daha da sertleşti.

- Sana dediğimi yap. Dedikodu değil , gevşek herif.

- Emredersiniz komutanım.

Agah cevap vermedi.Tekrar Dila'ya döndü.
Kadın çoktan birkaç metre uzaklaşmıştı.
Agah hiç vakit kaybetmeden onun peşinden yürümeye başladı.

Aklında tek bir soru vardı.Nerede kalıyordu acaba?
Yıllardır neredeydi?Ve neden buradaydı?

Dila, topuklu ayakkabılarına rağmen şaşırtıcı bir hızla ilerliyordu. Sanki arkasından biri geliyormuş gibi omuzları gergindi.

Agah birkaç adım daha hızlandı.Dila dönüp arkasına bakmadı.
Bu, Agah'ın sinirini daha da bozdu.Kendi kendine homurdandı.

- Sanki öcüden kaçıyor...

Dudaklarının arasından çıkan sözün ardından kısa bir sessizlik oldu.

Sonra yüzüne istemsiz, alaycı bir ifade yerleşti.

- Kaç bakalım...Adımlarını biraz daha hızlandırdı.

- Bu sefer nereye kadar kaçabileceksin, Dila hanım?..

Dila, arkasında birinin olduğunu düşünmeden yürüyordu.
Aslında kaçıyordu.Ama Agah'tan değil.Geçmişinden.

Yıllardır gömdüğünü sandığı o geçmiş, hiç beklemediği bir anda karşısına çıkmıştı. Hem de bütün yaralarıyla, bütün hatıralarıyla...

Ve Dila, ne kadar uzaklaşırsa uzaklaşsın ondan kurtulamayacağını biliyordu.

Agah ise birkaç adım gerisinde, bir gölge gibi ilerliyordu.
Sessizdi.Onu ürkütmek istemiyordu. En azından şimdilik.
Bazen Dila'nın sesini duyuyordu.
Kadın kendi kendine bir şeyler söylüyor, sonra başını iki yana sallıyordu.

Agah'ın dudaklarının kenarı belli belirsiz kıvrıldı.
Eskiden de böyleydi.Ne zaman sinirlense, ne zaman kafasına bir şey takılsa kendi kendine konuşurdu.Deli kadın...
Yıllar geçmişti.Ama bazı huylar değişmiyordu demek.

Agah, onun arkasından yürürken gözlerini Dila'dan ayırmadı.
Bir süre sonra kadın yavaşladı.Önünde büyük, gösterişli bir konak belirmişti.Agah da birkaç adım geride durup etrafına baktı.

Burası...Cennetten kopup yeryüzüne bırakılmış bir köşe gibiydi.

Gölün yüzeyi ay ışığını sessizce taşıyor, suyun üzerinde hafif dalgalar kıyıya vuruyordu. Yemyeşil ağaçlar konağın etrafını sarıyor, rüzgâr yaprakların arasından geçerken ortalığa huzur veren bir hışırtı bırakıyordu.

Konak, gölün hemen kıyısında, doğanın içine saklanmış gibiydi.
Agah'ın bakışları yeniden Dila'ya kaydı.

Kadın buraya yakışıyordu.Sessizliğine.Güzelliğine.
İçinde sakladığı o karmaşaya bile...
Sanki yıllardır onu tanıyormuş gibi, bu ev Dila için seçilmişti.

Agah derin bir nefes aldı.Demek burada kalıyorsun...
Gözleri konaktan tekrar Dila'ya döndü.
Yıllar boyunca nerede olduğunu bilmiyordu.

Nasıl yaşadığını, neler yaptığını, geceleri ne düşündüğünü...
Hiçbirini bilmiyordu.Ama artık bir şeyi biliyordu.
Dila buradaydı.

Ve Agah, yıllar sonra bulduğu kadını bu kez hayatının içinden sessizce çıkıp gitmesine izin vermeyecekti.

Ağacın dibine çömelmiş Dila, çantasının içinde sinirle bir şeyler arıyordu. Fermuarları açıp kapatıyor, küçük gözleri tek tek karıştırıyor, bulamadıkça daha da hırçınlaşıyordu.

- Nerede bu lanet şey?

Sabırsızlıkla çantanın içindeki her şeyi çıkardı. Kalemler, not defteri, cüzdan, birkaç kâğıt... Hepsini yere saçtı.

- Of!

Telefonunu eline aldı ve rehberden birini aradı. Telefon birkaç kez çaldıktan sonra karşı taraftan uykulu bir ses geldi.

Dila daha karşı tarafın alo demesini beklemeden patladı:

- Alo! Bana ne, uyuyorsan uyuyordun!

Bir an sustu. Dudakları titredi. Gözleri dolarken öfkesi yerini siteme bıraktı.

- Şom ağızlısın Teo, Allah cezanı vermesin!

Ağaçların arkasında, gölgelerin arasında sessizce duran Agah'ın tek kaşı merakla havalandı.

Teo?Agah istemsizce biraz daha dikkat kesildi.

Dila ise telefondaki kişiye söylenmeye devam ediyordu.

- Ne demek ne yaptım, gerizekâlı? Sen bugün ondan bahsettin. Evrene negatif enerji gönderdin işte!

Agah'ın kaşı bu kez daha da yukarı kalktı.Ondan mı?
Kimden bahsediyordu?

Dila'nın sesindeki öfkenin altında garip bir huzursuzluk vardı. Sanki karşısındaki kişiye kızarken aslında başına gelen şeyi kabullenmeye çalışıyordu.

Sonunda derin bir nefes aldı.

- Kimden bahsede bilirim acaba?...

Kısa bir sessizlik oldu.Dila gözlerini kapatıp başını ağacın gövdesine yasladı.- O işte... Teo, Agah'la burada karşılaştık.

Agah'ın yüzündeki ifade bir anda değişti.
Agah.Adını söylemişti.Yıllardır duymadığı o ses, şimdi Dila'nın dudaklarından dökülmüştü.

Üstelik onu başkasına anlatıyordu.Agah'ın dudaklarının kenarı yavaşça kıvrıldı.Demek benden bahsediyordu.
Dila'nın telefondaki konuşmasına devam etmesini dinlerken gözleri kadının üzerinde sabitlendi.

Az önce kendisini tanımadığını söyleyen kadın...
Şimdi telefonda onun adını söylüyordu.Hem de sitem ederek.

Agah sessizce başını ağaca yasladı. Yüzünde kendinden emin, belli belirsiz bir tebessüm vardı.

Dila telefonu kulağına bastırmış, bir yandan da yerdeki eşyalarını toplamaya çalışıyordu.

- Ne bileyim, ne işi varmış? Teo, komutanmış işte. Köye yakın bir yerde herhalde.

Karşı taraftan gelen cevaba kaşlarını çatarak dinledi.

- Evet, gerizekâlı... Hâlâ yakışıklı.

Ağaçların gölgesinde duran Agah'ın keyfi biraz daha yerine geldi.

Hâlâ yakışıklı mı?Dudaklarının kenarı istemsizce kıvrıldı.

Dila ise sanki Teo'nun söylediklerinden iyice sinirlenmişti.

- Ya tamam, baktım ama az baktım! Hayır, gözlerimi dikmedim Teo!

Agah, duyduğu sözle elini dudaklarına götürdü. Gülmemek için kendini zor tutuyordu.Dila sinirlendiğinde eskisinden bile daha tatlı oluyordu.Onu yıllar sonra yeniden böyle görmek, içinde unuttuğunu sandığı bir şeyi uyandırmıştı.

Dila telefonu biraz kulağından uzaklaştırdı.

- Bana bak, seni gebertirim! Ne demek yemek istermiş gibi bakmışsındır? Abartma! Şaşırdım görünce sadece.

Bir an sustu.- Zaten sonra tanımıyorum seni deyip kaçtım.

Agah'ın kaşları havalandı.Kaçtım.İşte bunu kendisi de söylemişti.

Dila'nın ses tonu biraz taklit eder gibi değişti:

- Ne diyecekmiş işte? "Sen kaçmayı seviyorsun zaten ama bu sefer kolay olmayacak" dedi.

Agah'ın gülümsemesi büyüdü.
Dila birkaç saniye sessiz kaldı. Sonra başını ağacın gövdesine yasladı.- Ya saçmalama Teo... Bizden bir şey olmaz artık.

Agah'ın yüzündeki gülümseme yavaşça silindi.Bu kez tek bir kelime bile söylemeden dinledi.Bizden bir şey olmaz artık.
Dila'nın sesi titremişti.

Ama Agah o cümlenin ardında hâlâ kapanmamış bir kapı olduğunu hissediyordu.

Telefonun diğer ucundaki Teo bir şeyler söylemeye devam etti.

Dila'nın yüzündeki ifade bir anda değişti.- Senin buraya gelmen gerekiyor.Kısa bir sessizlik.- Ne demek niye? Sevgilim olacaksın.

Agah'ın bakışları keskinleşti.

Dila sinirle devam etti:

- Saçmalama gerizekâlı! Sana kalmadım herhalde. Agah sevgilim olduğunu görürse bana bakmaz.

Bir an durdu.Sonra daha sakin ama emin bir sesle konuştu:

- Bakmaz tabii. Öyle bir adam değil. Başkasına ait olana bakmaz. Tanıyorum onu.

Agah'ın çenesi hafifçe gerildi.Dila onu hâlâ tanıyordu.
Yıllar geçmişti.Ama onun nasıl biri olduğunu hâlâ biliyordu.

Dila ise Teo'nun itirazını dinleyip sabırsızca gözlerini devirdi.
- Bana bahane üretme. Yarın burada ol, Teo.
Telefonu sinirle kapattı.Ekrana birkaç saniye baktıktan sonra derin bir nefes verdi.Sonra telefonunu çantasına koyup yere saçılmış eşyalarını toplamaya başladı.

Dila'nın haberi yoktu.

Ağacın diğer tarafında, gölgelerin içinde biri bütün planını başından sonuna kadar dinlemişti.
Agah.Bir süre kıpırdamadan durdu.

Dila'nın az önce söylediği cümle zihninde dönüp duruyordu.
"Agah sevgilim olduğunu görürse bana bakmaz."

Dudaklarının kenarı yeniden kıvrıldı.
Bu kez gülümsemesinde sıcaklıktan çok tehlikeli bir oyunbazlık vardı.

- Demek öyle...Gözlerini Dila'nın üzerine çevirdi.
- Demek beni hâlâ bu kadar iyi tanıyorsun, Dila Hanım.

Gölgeden bir adım geri çekildi.Sonra bir adım daha.
Gece onu yavaş yavaş içine alırken dudaklarında o kendinden emin gülümseme kaldı.

- Hadi bakalım...Sesi neredeyse fısıltıydı.- Oyun başlasın.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.