2. bölüm / 6
İki hayat iki aşk hikayesi...HİKAYEYE İLK Adım
Bölümler 6Şu an: HİKAYEYE İLK Adım
İnsan bazen başka bir şehre sadece yolculuk yapmak için gitmez... Ya yeni bir hikâye yazmaya başlar ya da hiç beklemediği bir hikâyenin kahramanı olur."
🥀🥀🥀🥀🥀🥀
Uzun süren yolculuğun ardından Dila, Sakarya'nın Adapazarı'na varmıştı.
Daha şehre ilk adımını attığı anda kalbini tarif edemediği bir his kapladı. Sanki buraya yalnızca bir hikâye yazmak için değil, o hikâyeyi yaşamak için gelmişti.
İçinden yükselen ses durmadan aynı şeyi fısıldıyordu.
"Burada çok güzel bir hikâye doğacak."
Belki bir aşk...
Belki yıllardır anlatılan bir efsane...
Belki de ikisinin iç içe geçtiği, kimsenin unutamayacağı bir masal...
Sakarya'nın yemyeşil doğası, temiz havası ve insana huzur veren sessizliği, Dila'nın günlerdir tıkanan zihnini yavaş yavaş aydınlatıyordu.
Elindeki kırmızı bavulu arkasından sürükleyerek köyün dar sokaklarında yürümeye başladı.
Taş evlerin önünde oturan yaşlılar, bahçelerinde çalışan kadınlar, sokak aralarında kahkahalar atarak koşuşturan çocuklar... Herkes kendi hayatını yaşıyor, her yüz ayrı bir hikâye anlatıyordu.
Dila etrafına hayranlıkla bakarken hafifçe gülümsedi.
Belki de aradığı ilham, kitaplarda değil...
Bu insanların gözlerinde, bu köyün sessiz sokaklarında ve kulaktan kulağa anlatılan eski efsanelerde saklıydı.
İleride, evlerinin önüne sandalyelerini çıkarmış, kendi aralarında sohbet eden birkaç yaşlı kadın gördü Dila.
Yüzünde sıcak bir gülümsemeyle yanlarına yaklaştı.
- Merhaba teyzeler. Nasılsınız?
Kadınlar konuşmayı bırakıp aynı anda ona döndüler.
- Uy, merhaba kızım. Sağ olasın, iyiyiz. Hayırdır? Sen kimsin, kimlerdensin? diye sordu içlerinden biri.
Dila mahcup bir tebessüm etti.
- Ben yazarım teyzeciğim. Bir süre burada kalacağım. Buranın bana ilham vereceğini düşündüm.
Kadınlardan biri şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı.
- Yazar mı? Neyi yazıysun kız?
Tam Dila cevap verecekken, yanındaki kadın dirseğiyle arkadaşını dürttü.
- Kız Halime, "ilhami" dedi ya... İlhami için gelmiş zaar.
Öteki kadın kahkahayı bastı.
- Yok kız Hatice, ne ilhamı? Hamit dedi! Hani Sungurların oğlu Hamit var ya... Onun için gelmiş bu kız!
Bir anda hepsi birbirine bakıp gülmeye başladı.
- Amanın! Hamit de sonunda şehirden kız bulmuş demek!
- Vah vah... Anası boşuna mı "Oğlum evlen artık." diyordu!
Dila şaşkın şaşkın kadınlara bakarken ne diyeceğini bilemedi.
- Yok, yok teyzeciğim... Ben "ilham" dedim. Hani yazarlara gelen ilham...
Kadınlar birkaç saniye sustu.
Sonra içlerinden biri gözlerini kısarak merakla sordu:
- Hee... O da kim kız? Bizim köyden mi?
Tam o sırada bastonuna dayanarak yaşlı bir kadın yanlarına yaklaştı.Yüzündeki merak ifadesiyle kalabalığı süzdü.
- Hayırdır karılar? Kim bu kız?
Dila içinden derin bir nefes aldı.
"Evet Dila... Hadi bakalım." diye geçirdi içinden.
Hatice teyze hemen söze atıldı.
- Heh, Sırma Nine! Bu kız Hamit için gelmiş. Onu konuşuyorduk.
Dila gözlerini kocaman açtı.
- Yok, yok teyzeciğim! Ne Hamit'i? Ben yazarım. Kitap yazıyorum. Bir süre burada kalmayı düşünüyorum. Acaba burada otel ya da pansiyon var mı?
Sırma Nine hafifçe güldü.
- Yok kızım. Köy yerinde otel mi olur?
Dila'nın yüzündeki umut yavaşça soldu.
- Hay Allah... Peki kiralık bir ev falan var mı?
Yaşlı kadınlar birbirlerine baktılar.
Bir süre sessizlik oldu.
Sonra Sırma Nine bastonunu yere vurup düşünceli bir sesle konuştu.
- Kiralık ev yok ama... Eskiden muhtarın oğlunun kullandığı eski bir konak var. Yıllardır boş durur. Sahibi de pek uğramaz buralara.
Hatice teyze hemen söze karıştı.
- Aman Sırma nine, kızı oraya mı göndereceksin?
- Niye göndermeyeyim?
- Kızım, o konağın adı pek hayırla anılmaz.
Dila'nın kaşları merakla çatıldı.
- Nedenki?
Kadınlar birbirlerine baktı.
Hatice teyze sesini iyice alçalttı.
- Derler ki... Geceleri o konakta yalnız olmazsın...
Sesler gelirmiş derinlerden.Muhtarın oğluda oyűzden taşınmış.
Esahmı kız?dedi oteki teyze.Benimde duyduğuma gőre oğlana mussallat olmuşlar dişi űç harfliler oyűzden buralardan gitmiş oğlan.
- Saçmalama Hatice! Kızı durduk yere korkutma. Köy yerinde anlatılan boş laflar işte, hepsi o kadar. - dedi Sırma Nine, bastonunu yere hafifçe vurarak.
Hatice teyze dudak büktü.
- Ben sadece duyduğumu söyledim Sırma nine niye kızıyorsunki.
- Duyduğunu değil, dedikoduyu anlatıyorsun sen.
Sonra Sırma Nine yüzünü Dila'ya çevirdi.
- Geliyor musun kızım? Ben muhtarla konuşurum. O konak boş duruyor zaten. İzin verirse gönül rahatlığıyla kalırsın.
Dila kısa bir an duraksadı.Eski bir konak...Köyün tam ortasında...
Hakkında türlü türlü söylentiler dolaşan bir yer...
Belki de bir yazarın aradığı ilham tam olarak böyle bir yerde saklıydı.Dudaklarının kenarında hafif bir gülümseme belirdi.
- Tamam... Hadi gidelim.
Sırma Nine bastonuna dayanıp ağır ağır yürümeye başladı. Dila da kırmızı bavulunu arkasından sürükleyerek onu takip etti.
Arkalarında kalan teyzeler ise hâlâ fısıldaşmaya devam ediyordu.
- İnşallah ilk geceden kaçıp gitmez...yazık kızcağıza.
- Sus kız Hatice! Kızın ödünü koparacaksın.
Dila duymazdan geldi.Çünkü içinde garip bir his vardı.
Sanki bu köy, ona sadece kalacak bir yer değil...Hayatını değiştirecek bir hikâye hazırlıyordu.
🥀🥀🥀🥀🥀🥀🥀
Sırma Nine, köy meydanındaki eski muhtarlık binasının önünde oturan yaşlı adama seslendi.
- Muhtar, nasılsın?
Yaşlı adam gözlüğünü çıkarıp gülümseyerek ayağa kalktı.
- İyiyim Sırma Kadın. Sen nasılsın?
- Şükür, iyiyiz. Bak, bu hanım kızımız şehirden gelmiş. Bir süre burada kalacakmış. Senin oğlanın kaldığı eski konağı kısa süreliğine buna verir misin?
Muhtar, Dila'ya dönüp baştan aşağı süzdü. Gözlerinde sıcak bir ifade vardı.
- Hoş gelmişsin kızım. Elbette olur. Başımızın üstünde yerin var.
Dila mahcup bir tebessüm etti.
- Çok teşekkür ederim. Peki... Kirası ne kadar olacak?
Muhtar'ın yüzündeki gülümseme biraz daha büyüdü.
- O da ne demek kızım? Bir daha böyle laf ettiğini duymayayım. Burası Çerkes köyü. Bizde misafir baş tacıdır. Misafirden para alınmaz.
Dila şaşkınlıkla başını iki yana salladı.
- Ama olmaz ki... En azından masraflarımı karşılayayım. Böyle rahat edemem ben.
Sırma Nine gülerek söze karıştı.
- Olur olur kızım. Bizim adetimiz böyledir. Misafir evine bereket getirir. Sen gönlünü ferah tut.
Muhtar cebinden eski bir anahtar çıkardı.Anahtarın demiri yılların izini taşıyordu.
- Al bakalım. Konağın anahtarı bu. Biraz eskidir ama sapasağlamdır. Bahçesi de pek güzeldir.
Anahtarı Dila'nın avucuna bıraktı.Dila, avucundaki soğuk demire baktı.Nedense bu sadece bir evin anahtarı gibi hissettirmiyordu...
Sanki yıllardır kilitli duran başka bir hikâyenin kapısını açacak anahtardı.
✍️✍️🏽✍️🏽✍️🏽✍️🏽
Bir süre yürüdükten sonra köyün biraz dışında, yemyeşil ağaçların arasına gizlenmiş görkemli bir konağın önünde durdular.
Dila, gördüğü manzara karşısında hayranlıkla etrafına baktı.
Konağın geniş bahçesi rengârenk çiçeklerle doluydu. Güllerin, yaseminlerin ve yabani çiçeklerin birbirine karışan kokusu tüm havayı sarmıştı. Dallarında şarkı söyleyen kuşların cıvıltısı ise insanın ruhuna dokunan huzurlu bir melodi gibiydi.
Konağın hemen yanında küçük bir gölet uzanıyordu. Durgun suyun yüzeyinde nilüferler salınırken, göleti çevreleyen asırlık ağaçlar suya gölgelerini düşürüyordu.
İki ağacın arasına kurulmuş eski bir hamak, rüzgârın etkisiyle usulca sallanıyordu.
Burası bir evden çok...
Cennetten kopup yeryüzüne düşmüş küçük bir köşe gibiydi.
Dila'nın yüzünde istemsiz bir gülümseme belirdi.
- Burası... Çok güzelmiş.
Muhtar Amca konağa uzun uzun baktı.
Gözlerinde özlem vardı.
- Öyledir ya... Eskiden çok daha güzeldi. Bu konaktan hiç ses eksik olmazdı. Bahçesinde çocuklar koşar, akşam olunca kahkahalar yükselirdi.
Derin bir iç çekti.
- Ama insan yaşamayınca ev de yaşlanıyor. Elimden geldiğince bakımını yapıyorum ama... Biz de artık eskisi gibi değiliz.
Dila, konağın ahşap pencerelerine baktı.
Nedense ona öyle geldi ki...Bu ev yalnız değildi.
Sanki yıllardır birilerini bekliyor, kapısını çalacak doğru insanın gelmesini sabırla umut ediyordu.
Muhtar Amca cebindeki eski anahtarı çıkardı. Anahtar, yılların yükünü taşıyormuş gibi avucunda ağır duruyordu.
Gıcırdayan ahşap kapının kilidini çevirdi.
Kapı yavaşça açılırken içeriye yıllardır kapalı kalmış ahşabın ve eski zamanların kokusu yayıldı.
Muhtar Amca gülümseyerek eliyle içeriği işaret etti.
- Gel bakalım kızım... Geç.
Dila, bavulunu kapının eşiğinde bırakıp başını kaldırdı.
Karşısındaki konak, dışarıdan göründüğünden bile daha etkileyiciydi.
Yüksek tavanlar, ceviz ağacından yapılmış kalın kirişler, el işçiliğiyle oyulmuş ahşap merdivenler... Duvarlardan sarkan eski gaz lambaları, sanki hâlâ sahiplerini bekliyordu.
Pencerelerden süzülen gün ışığı, ahşap zeminin üzerine altın sarısı çizgiler bırakıyordu.
Dila hayranlıkla etrafına bakındı.
- Burası... Gerçekten büyüleyici.
Muhtar Amca hafifçe gülümsedi.
- Yaklaşık yüz elli yıllık bir Çerkes konağıdır burası. Nice düğünler, nice bayramlar gördü. Bir zamanlar bu evde üç kuşak aynı sofraya otururdu.
Elini merdiven korkuluklarında gezdirdi.
- Ev boş kalınca sessizliğe alıştı. İnsan olmayınca ev de küser kızım.
Dila ağır adımlarla odaları dolaşmaya başladı.
Her köşe, her pencere, her gıcırdayan tahta sanki ona geçmişten bir şeyler fısıldıyordu.
Parmaklarını eski ahşap duvara dokundurdu.
- Neden artık kimse yaşamıyor burada, Muhtar Amca? İnsanlar neden bu evden korkuyor?
Muhtar Amca merdivenleri ağır ağır çıkarken hafifçe gülümsedi.
- İnsanlar bilmediklerinden korkar kızım. Korktukları şeyi de zamanla büyütür, üzerine bir sürü hikâye eklerler. Sonra gerçek unutulur, geriye sadece söylentiler kalır.
Dila merakla etrafına bakındı.
- Yani anlatılanlar doğru değil mi?
Muhtar Amca omuz silkti.
- Kim bilir... Ben bu evi çocukluğumdan beri bilirim. Ne cin gördüm ne de hayalet. Eski bir Çerkes konağı işte. Tahtası gıcırdar, rüzgâr bacasından uğuldar. Gece olunca da insanlar her sesi başka bir şeye yorar.
Tam o sırada üst kattaki koridorun sonundan hafif bir tak sesi duyuldu.
Dila istemsizce irkildi.
Muhtar Amca, koridorun sonundaki eski pencerenin önünde durdu. Dışarıdaki bahçeye dalgın dalgın baktı.
- Eskiden bu evde Karamirza ailesi yaşardı.
Dila merakla ona döndü.
- Karamirzalar mı?
- He... Köyün en köklü ailelerinden biriydi. Varlıklı, saygı duyulan insanlardı. Bir de güzeller güzeli kızları vardı...
Kısa bir an sustu.
- Adı Mahur'du.
Dila'nın içini tarif edemediği bir ürperti kapladı.
- Ne olmuş ona?
Muhtar Amca derin bir nefes aldı.
- Düğün günü kaybolmuş.
Dila şaşkınlıkla kaşlarını çattı.
- Kaybolmuş mu?
- He kızım... Gelinliğini giymiş, herkes onu beklerken bir anda ortadan yok olmuş. Ailesi günlerce, haftalarca aramış. Ormanları, dereleri, uçurumları... Gitmedikleri yer kalmamış. Ama Mahur'dan ne bir iz bulunmuş ne de bir haber alınmış.
Koridor bir anda sessizliğe gömüldü.
Muhtar Amca yavaşça konuşmaya devam etti.
- O günden sonra Karamirza ailesi dağıldı zaten. Kimisi başka şehre gitti, kimisi yurt dışına. Koca konak boş kaldı.
Dila, eski ahşap zemine baktı.
- Peki insanlar neden buradan korkuyor?
Muhtar Amca hafifçe güldü.
- İnsan milleti işte... "Mahur'un ruhu hâlâ bu konakta dolaşıyor." derler. Geceleri beyaz gelinlikli bir kız gördüğünü söyleyenler bile olmuş.
Elini umursamazca salladı.
- Hurafe bunlar kızım. İnsan bilmediği şeye masal uydurmayı sever. Ben bugüne kadar ne ruh gördüm ne hayalet.
Dila hiçbir şey söylemedi.
Ama nedense...
Koridorun derinliklerine baktığında, sanki eski ahşap merdivenlerin arasında onu izleyen görünmez bir çift göz varmış gibi hissetti.
Ve ilk kez...
Bu konağın sessizliği ona huzur değil, cevap bekleyen bir sır gibi gelmeye başladı.
Bölüm etkileşimi
