5. bölüm / 6
İki hayat iki aşk hikayesi...Ayrılıklarda sevdaya dahildir
Bölümler 6Şu an: Ayrılıklarda sevdaya dahildir
Geçmiş...
Mahur, gecenin sessizliğinde odasında hazırlanmıştı. Üzerinde küçük fırfırları olan pijamaları vardı. Aynanın karşısına oturmuş, gün boyunca örülü duran uzun siyah saçlarını yavaşça açıp tarıyordu.
Konağın içi sessizdi.Herkes çoktan uyumuştu.
Mahur tam saçlarını taramayı bitirecekken pencereden hafif bir tıkırtı geldi.
Kaşlarını çattı.Bir kez daha...Tık... tık...
Mahur'un kalbi hızlandı.Merakla perdeyi araladı.
Ve onu gördü.Jan...
Pencerenin hemen altında durmuş, yüzünde yaramaz bir gülümsemeyle ona bakıyordu.
Mahur şaşkınlıktan gözlerini kocaman açtı.
- Jan! Ne işin var burada gece gece? Delirdin mi sen?
Jan başını kaldırıp ona baktı.
- Delirdim ya...
Kısa bir nefes aldı.
- Öyle bir delirdim ki yüzünü görmeden uyku haram bana, Mahur bakışlım.
Mahur'un yanakları kızardı. Gülümsememek için dudaklarını birbirine bastırdı.
- Hadi git şimdi. Babamlar görür, konu komşu görür. Biri fark ederse ne olacak? Laf söz olur haydi git.
Jan hiç oralı olmadı.
- Aşağı gel.
- Ne?
- Ahırın arkasında bekliyorum.
Mahur'un yüzündeki gülümseme kayboldu.- Olmaz! Nasıl geleyim? Ya yakalanırsak?
Jan'ın yüzündeki ifade ciddileşti.- Bekleyeceğim.
- Jan...
- Sabaha kadar da olsa seni bekleyeceğim, Mahur. Gitmem.
Mahur bir süre ona baktı.Kalbi korkuyla sevda arasında sıkışıp kalmıştı.
- Sen gerçekten delisin...
Jan gülümsedi.
- Senin için.
Mahur başını eğip istemsizce gülümsedi.Sonra perdeyi yavaşça kapattı.Ama birkaç saniye sonra yeniden araladı.
Jan hâlâ oradaydı.
Ve Mahur o gece, korkusuna rağmen kalbinin sesini dinleyip dinlemeyeceğini düşünüyordu.
Mahur, saçlarını toplamadan odasından çıktı. Sessizce, parmak uçlarına basarak merdivenlerden aşağı indi. Konağın içinde çıt çıkmıyordu. Her adımında, tahtaların gıcırdayacağından korkarak nefesini tuttu.
Kimseye görünmeden arka kapıdan çıktı.Gece serindi. Ay ışığı bahçenin üzerine solgun bir örtü gibi serilmişti.
Mahur, konağın arkasındaki ahırlara doğru ilerledi. Köşeyi döndüğü anda onu gördü.
Jan...
Ahırın duvarına yaslanmış, elinde sigarasıyla bekliyordu.
Mahur'u görür görmez sigarayı parmaklarının arasından çıkarıp yere attı ve ayağının altında ezdi.
- Geldim... Hadi artık git. Biri görmeden.Mahur etrafına bakınarak fısıldadı.
Jan ise sanki etraftaki hiçbir şeyi umursamıyordu.Yavaşça elini Mahur'un saçlarına götürdü.Parmaklarını uzun siyah saçlarının arasında gezdirdi.Sanki dünyadaki en kıymetli hazineye dokunuyormuş gibi...
Bir süre hiçbir şey söylemeden saçlarına baktı.
Sonra boğuk bir sesle fısıldadı:
- Saçların...Yutkundu.- Çok güzel.
Mahur'un yanakları kızardı.
- Teşekkür ederim.
Jan gözlerini ondan ayırmadı.Bir an tereddüt etti.Sonra alçak bir sesle sordu:
- Kokunu duymama izin verir misin, Mahur gözlüm?
Mahur onun ne demek istediğini anlamıştı.Utana sıkıla başını hafifçe salladı.
Jan yavaşça ona yaklaştı. Kollarını Mahur'un etrafında nazikçe kapattı ve yüzünü saçlarına gömdü.
Derin bir nefes aldı.
Gözlerini kapattı.
- Cennet bu dünyadaymış ..
Sesi titriyordu.
- Ben cennetimi buldum.
Bir an sustu.
Mahur'un kalbi göğsünde kuş gibi çırpınıyordu.
Jan, saçlarından ayrılmadan fısıldadı:
- Cehennem bile korkutmaz artık beni.
"Sen yanımdayken zaman geçmiyor; zaman, bize yetişemiyor Mahur."
Mahur gözlerini kapattı.O gece ikisi de bilmiyordu...
Birbirlerine sarıldıkları o birkaç dakikanın, yıllar sonra bile kalplerinden silinmeyecek bir hatıraya dönüşeceğini.
🥀🥀🥀🥀🥀🥀
Şimdi.....
İnsan en çok umduğu yerden kırılırmış.Ve bazı kırıklar, ne kadar zaman geçerse geçsin bir daha asla iyileşmezmiş.
Benim en büyük yaramı da sevdiğim adam açmıştı.Beni kandırmıştı.Yanıma, beni gerçekten sevdiği için değil; beni kullanmak için gelmişti. Ben ise ona kalbimi vermiştim. Bütün saf duygularımla, bütün inancımla...
Ama kaderi hesaba katmamıştı.Çünkü ben her şeyi duymuştum.
Ve o okulun herkes tarafından sevilen, kendini beğenmiş çocuğunun egosunu, herkesin ortasında paramparça etmiştim.
Onu başka bir adam için terk ettiğimi söylemiştim.O gün yüzündeki ifadeyi hâlâ hatırlıyordum.Şaşkınlık...Öfke...
Ve incinmiş gurur.Yıllar geçmişti.Ama şimdi...
O adam tam karşımdaki meydanda duruyordu.
Agah.Ne yapacaktım şimdi?Kalbim, aklımın çoktan gömdüğünü hâlâ tanıyordu."Tanımaz... Tanıyamaz ki." diye geçirdim içimden.
Kendimi sakinleştirmeye çalıştım."Gözlerini ondan çekersen tanımaz belki, Dila."
Ama çekemedim.Sanki yıllardır görmediğim o yüzün her çizgisini hafızama yeniden kazımak ister gibi bakıyordum.
Omuzları...Bakışları...Duruşu..
Hepsi değişmişti.Ama yine de oydu.Bir insanın yüzü değişebilir miydi?
Değişirdi.Ama insanın kalbi bazı yüzleri tanımayı hiç bırakmıyordu.Agah'ın muhtar amcayla konuşması sona erdi.
Yaşlı adamın elini sıktı.Sonra ağır ağır başını kalabalığa doğru çevirdi.Ben hâlâ ona bakıyordum.Ve o an...Tesadüf müydü, kader miydi bilmiyorum.Ama gözleri kalabalığın arasından hiç tereddüt etmeden beni buldu.
Bir saniye...
İki saniye...
İkimiz de olduğumuz yerde donup kaldık.Agah'ın yüzündeki ifade değişti.Sanki yıllar bir anda silinmişti.Sanki karşısında yetişkin bir kadın değil...Yıllar önce hayatından çıkıp giden o kız duruyordu.
Ben ise yalnızca tek bir şeyi düşünebildim:
"Beni tanıdımı?."
Zorda olsa bakışlarımı ondan koparıp arkamı ona döndüm.
Sinemis ise hiçbir şeyden habersiz, heyecanlı heyecanlı bir şeyler anlatmaya devam ediyordu. Söylediği tek bir kelime bile zihnime ulaşmıyordu.
Ben artık burada değildim.Kalabalığın içinde, yıllar önce bıraktığım o sınıftaydım sanki.Sonra birden Sinemis'in bakışları arkamdaki bir noktaya kaydı.
Yüzündeki ifade değişti.Ve benim duymaktan korktuğum o cümle dudaklarından döküldü.
- Hoş geldiniz komutanım. Bir isteğiniz mi vardı?
Ellerim istemsizce yumruk oldu.Gözlerimi sımsıkı kapattım.
Lütfen...Ne olur şu an bir rüya olsun.Allah'ım, keşke şu anda buharlaşıp yok olabilsem.
Arkamdan o tanıdık ses geldi.
Kalın, erkeksi ve yıllar geçmesine rağmen hafızamdan silemediğim o ses...
- Yok, sağ olun. Her şey kusursuz.
Nefesimi tuttum.Onun bana bu kadar yakın olduğunu hissedebiliyordum.Hatta nefesinin sıcaklığını saçlarımın üzerinde hissedecek kadar...
Sinemisi'i birileri uzaktan çağırdı.
- Sinemis!
- Geliyorum!
Sinemis bana dönüp gülümseyerek,- Bir dakika Dila, hemen geliyorum, dedi ve kalabalığın arasına karıştı.
Ve ben...Hâlâ kıpırdamadan duruyordum.Arkamdaki adamın varlığı bütün bedenimi esir almıştı.
Git.
Şimdi git.
Dön ve yürü.
Ne yaparsa yapsın umursama.
Çaktırmadan bir adım atmaya çalıştım.
Sonra bir adım daha...
Kaçmak istiyordum.
Sadece birkaç metre uzaklaşsam her şey bitecekmiş gibi geliyordu.Tam arkamı dönüp kalabalığa karışacakken...
Kolumun üzerinde güçlü bir el kapandı.Olduğum yerde kaldım.
Nefesim kesildi.Parmakları kolumu kavrarken bütün bedenim buz kesti.O dokunuşu...Nasıl unutabilirdim?Yıllar önce bana ilk kez elini uzatan o adamdı.Şimdi ise aynı el, kaçmama izin vermiyordu.
Yüzüme şaşkın, hiçbir şey anlamıyormuş gibi bir ifade yerleştirip ona dönmeye çalıştım.
- Buyurun? - dedim, tanımıyormuş gibi davranarak.
Agah birkaç saniye yüzüme baktı.Sonra hiç beklemediğim bir soru sordu.
- Evlendin mi?
Bir an ne diyeceğimi bilemedim.
Şaşkınlıktan ağzımdan yalnızca küçük bir,
- Hh... - nidası çıktı.
Yıllar geçmişti.
Karşımda duran adam artık eskiden tanıdığım o çocuk değildi. Omuzları genişlemiş, yüzüne sert ve kendinden emin bir ifade yerleşmişti. Üniformanın içinde daha da heybetli görünüyordu.
Ama gözleri...Gözleri hâlâ aynıydı.
Bana bakarken insanın içine işleyen, sakin ama ne düşündüğünü asla ele vermeyen o bakışlar...
- Sevgilin var mı? - diye sordu yine aynı düz ses tonuyla.
Kaşlarımı hafifçe çattım.
- Yok da... Niye soruyorsunuz bunları?
Agah birkaç saniye sustu.Bakışları yüzümde dolaştı.Sonra dudaklarının bir köşesi yavaşça yukarı kıvrıldı.Yanağında küçük bir gamze belirdi.O gamzeyi unutmuş olduğumu sanıyordum.
Meğer insan bazı şeyleri unutmazmış.Sadece hatırlamamak için kendini kandırırmış.
- Güzel, - dedi.Tek kelime.Ama o tek kelime, yıllardır söylemediği onlarca cümleden daha ağırdı.Ne yapıyordu bu adam beni tanıdımı yani?.
Kaşlarımı kaldırdım.
- Güzel mi?
Agah başını hafifçe eğdi. Gözlerini gözlerimden ayırmadan cevap verdi.
- Evet.
- Nesi güzel?
Bu kez gülümsemesi biraz daha belirginleşti.
-Hala Sevgilinin olmaması.
Kalbim göğsümün içinde bir anlığına tekledi.
Yıllar sonra karşıma çıkan adamın ilk merak ettiği şey geçmişimiz değildi.
Hayatımda başka bir adam olup olmadığıydı.Ve nedense...
Bu, geçmişte yaptığım her şeyden daha tehlikeli geldi bana.
Çünkü Agah'ın bakışlarında bir şey vardı.
Sanki yıllar önce yarım bıraktığı bir cümleyi yeniden okumaya gelmişti.
Ben ise o cümlenin artık benim için hiçbir anlamı olmadığını kendime inandırmaya çalışıyordum.
Ama kalbim...Kalbim yine hainlik ediyordu.
- Ne demek istediğinizi anlamadım, Komutan. İzninizle ben gidiyorum.
Sözümü bitirir bitirmez arkamı döndüm.Bir an önce uzaklaşmalıydım.
Ama arkamdan gelen o sakin ses, adımlarımı olduğu yere çiviledi.
- Gitmeyi seviyorsun sen zaten, Dila.
Gözlerimi kapattım.
Kalbim göğsümün içinde öyle sert çarpıyordu ki, sanki bütün meydan duyacaktı.
Agah devam etti.
- Ama bu sefer... o kadar kolay olmayacak.
İçimden küfrettim.Evet... Beni tanımıştı.Kahretsin.Bu nasıl mümkün olabilirdi?Yıllar geçmişti.
Ben değişmiştim. Saçlarım, yüzüm, giyimim... Hatta eskiden gözlüklerin arkasına sakladığım o kız bile artık yoktu.
Artık o eski Dila değildim.Peki beni nasıl tanımıştı?
Dudaklarımı birbirine bastırıp içimden tekrar ettim:
Tanıyamazdı.Tanımaması gerekiyordu.Ben çok değişmiştim.
- Hâlâ anlamıyorum... Beni birine benzettiniz galiba. - dedim yüzüme sahte bir gülümseme yerleştirerek.
Ama Agah'ın gözleri...Bir an olsun gözlerimden ayrılmıyordu.
Ne tereddüt vardı bakışlarında ne de şüphe.
Sanki karşısında kim olduğunu yıllar önce öğrenmiş ve şimdi yalnızca benim itiraf etmemi bekliyordu.
Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
- Seni benzeteceğim bir kadın tanımadım Dila.
Sesi sakindi.
Öylesine sakindi ki, benim içimde kopan fırtınayla arasında korkunç bir tezat vardı.Kalbim yerinden çıkacakmış gibi çarptı.
Nefes almayı unuttum.Dila...
Adımı söyleyişinde bile yıllar önceki o çocuğun sesini duyuyordum.
Gözlerimi kaçırmaya çalıştım ama başaramadım.
Agah bir adım yaklaştı.
- İnsan değişir, saçını değiştirir, yüzüne başka bir ifade takınır...
Bakışları gözlerimde sabitlendi.
- Ama bazı şeyleri değiştiremez.
- Neyi? - diye fısıldadım istemeden.
Agah'ın yüzündeki gülümseme silindi.- Gözlerini.
Boğazım düğümlendi.
- O gözleri ben yıllar önce gördüm tanıyorum.Bir saniye sustu.
- Sonra yıllarca unutmaya çalıştım.Kalbim daha da hızlandı.
Agah başını hafifçe eğdi.- Ama unutamadım.Dedi bakışlarını benden ayırmadan.Bu bir ölüm emriydi kalbime bıçak saplamışdı yalanlarla süslenmiş bıçak.O beni hiç bir zaman sevmedi kullanmak istedi.Şimdi hanqi cüretle böyle konuşa bilirdi sanki aşıkmışda çok acı çekmiş gibi.Eyer bir komutan olmasaydı onu burda öldüre bilirdim.Bir yazar olarak onun kadar kötü bir karakter yazamazdım adi herif.
- Ama ben sizi tanımıyorum, Komutan. İzninizle...dedim hissiz bir sesle.
Daha fazla beklemeden arkamı dönüp hızla uzaklaştım.
Adımlarımı ne kadar sakin göstermeye çalışsam da içimde fırtınalar kopuyordu. Sanki biraz daha orada kalsam, yıllardır özenle ördüğüm bütün duvarlar yıkılacaktı.
Kalabalığın arasına karıştım.Bir an bile arkamı dönmedim.
Tanımıyorum.Kendime bunu tekrar tekrar söyledim.
Ben onu tanımıyorum.O da beni tanımıyor.
Ama kalbim...Kalbim bu yalana inanacak kadar aptal değildi.
Arkamda ise Agah hâlâ olduğum yerde baktığımı sanmış gibi sessizce duruyordu.
Gözlerini benden ayırmadı.
Yıllar önce kendisinden kaçan o kızı yeniden bulmuştu.
Ve bu kez...Onu öylece bırakmaya hiç niyeti yoktu.
Bölüm etkileşimi
