4. bölüm / 6
İki hayat iki aşk hikayesi...Geçmiş yara
Bölümler 6Şu an: Geçmiş yara
Artık Dila'nın Adapazarı'na geleli tam bir hafta olmuştu.
Geçen yedi gün içinde bu köy, ona yabancı bir yer olmaktan çıkmış, kendini ait hissedebildiği sıcak bir yuvaya dönüşmüştü.
Buradaki insanlar o kadar güler yüzlü, o kadar misafirperverdi ki Dila bunu her gün yeniden hissediyordu.
Konağa taşındığı günün ertesi sabahı, Sırma Nine'nin gönderdiğini söyleyen birkaç genç kız kapısını çalmıştı.
- Sırma Nine, "O koskoca konağı tek başına nasıl temizleyecek?" dedi. Biz de yardıma geldik.
Dila önce mahcup olup kabul etmek istemese de kızlar onu dinlememişti.
Hep birlikte saatlerce çalışmışlardı.
Yılların biriktirdiği tozu silmiş, perdeleri yıkamış, eski ahşap eşyaları özenle temizlemişlerdi. Camlar parlamış, odalar yeniden nefes almaya başlamıştı. Konağın her köşesine sabun, lavanta ve taze çiçek kokusu sinmişti.
Çalışırken kahkahalar hiç eksik olmamıştı.
Kızlar sürekli konuşuyor, birbirlerine takılıyor, Dila'ya köyün adetlerini anlatıyorlardı.
Elbette konu dönüp dolaşıp yine bu konağa gelmişti.
Mahur'a...Ve onun büyük aşkı Jan'a...
Dila, aynı hikâyeyi bu kez onların ağzından dinlemişti.Ama ilginç olan şuydu...Köyde konuştuğu herkes, Mahur ile Jan'dan sanki yıllar önce yaşamış efsane kahramanları değil de dün burada yürümüş insanlar gibi bahsediyordu.
Seslerinde hüzün vardı...Gözlerinde ise hayranlık.
- Öyle severmiş ki Jan, Mahur'u gören aşkın ne olduğunu anlarmış.
- Mahur da ona bakınca bütün dünya susarmış, derdi içlerinden biri.
Bir başkası iç çekerek ekledi:
- Onların kavuşamaması, sadece iki gencin değil... Koca köyün yüreğini yarım bıraktı.
Dila sessizce not defterine birkaç cümle karaladı.
"Bazen bir insan ölmez..." diye yazdı."Hikâyesi yaşamaya devam eder."Ve nedense...Bu konağın duvarları, Mahur ile Jan'ın hikâyesini ondan çok daha iyi biliyor gibiydi.
Telefonun tiz sesi, konağın derin sessizliğini yararak Dila'yı uykusundan uyandırdı.
Gözlerini aralamakta zorlandı.Komodinin üzerinde titreyen telefonuna uzanıp aramayı cevapladı.
- Alo... - dedi uykulu, kısık bir sesle.
Telefonun diğer ucundan neşeli bir kahkaha yükseldi.
- Alo güzelim! Hayırdır, uyuyor musun kız?
Ses Teo'ya aitti.
Dila esneyerek yatağın başucuna yaslandı.
- Evet Teo... Uyuyordum. Nasılsın?
- İyiyim güzellik. İş güç işte... Sen nasılsın? Bakayım dedim, Sakarya sana yaradı mı?
Dila gülümseyerek pencereye baktı. Sabah güneşi bahçedeki çiçeklerin üzerine vuruyor, kuş sesleri odanın içine kadar doluyordu.
- Burası... Tahmin ettiğimden de güzel.
- Eee? Asıl önemli soruya gelelim.Teo sesini biraz yükseltti.
- Bir şeyler yazabildin mi?
Dila birkaç saniye sustu.
Sonra yüzünde farkında olmadan beliren tebessüme engel olamadı.
- Yazmaya başladım...
- Ciddi misin?
- Hem de öyle bir hikâye buldum ki... Sanırım bugüne kadar yazacağım hikâyeyi değil, hikâye beni bekliyormuş.
Teo heyecanla doğruldu.
- Anlat bakalım. Ne buldun?
Dila, konağın ahşap tavanına dalgın dalgın bakarken usulca fısıldadı.
- Burada yıllar önce yaşamış iki âşığın hikâyesi var...
- Mahur ve Jan...
- Ve nedense... Bu ev onların adını hâlâ fısıldıyor gibi hissediyorum. Sanki duvarlar konuşacak olsa, bana yarım kalan o aşkı anlatacaklar.
Telefonun diğer ucunda kısa bir sessizlik oldu.
Sonra Teo'nun sesi duyuldu.
- İşte bu, Dila... Aradığın ilhamı sonunda bulmuşsun galiba.
Dila pencerenin önüne gidip bahçeye baktı.
Rüzgâr, göletin kıyısındaki söğüt ağacını usulca sallıyordu.
İçinden geçen tek cümle şuydu:
"Belki de ben bu hikâyeyi yazmak için değil... Bu hikâye beni seçtiği için buradayım."
- Evet... Onlardan ilham alarak yazmaya başladım. Bence güzel gidiyor. Sana da bir bölüm atarım, okursun.
Teo'nun sesi heyecanlandı.- Tamam güzelim, sabırsızlıkla bekliyorum.
Bir an sustu, sonra aklına yeni bir şey gelmiş gibi konuştu.
- Ha, bu arada... Sinan seni arıyormuş. Telefonlarını açmıyormuşsun. Bana da sordu ama nerede olduğunu söylemedim. Haberin olsun dedim.
Dila'nın yüzündeki gülümseme bir anda silindi.
- İyi yapmışsın. Söyleme zaten.
- Niye kız? Şu çocuğa bir şans versen ne olur? Yakışıklı, zengin... Hem de sana köpek gibi âşık. Daha ne istiyorsun?
Dila derin bir nefes verdi.
- İstemiyorum Teo... Anlıyor musun? Kimseyi istemiyorum. Böyle iyiyim ben.
Telefonun diğer ucunda kısa bir sessizlik oldu.
Teo bu kez daha yumuşak bir sesle konuştu.
- Hep o herif yüzünden değil mi? Liseden beri kimseyi yanına yaklaştırmadın.
Dila'nın bakışları pencerenin dışına kaydı.
Bir anda yıllar öncesine ait, unutmak istediği anılar zihninde canlandı.
Yutkundu.
- Yeter Teo...
Sesinde kırgınlık vardı.
- Ne alakası var şimdi onunla?Nerden çıkardın?
- Alakası var Dila. Sen de biliyorsun. Bir insanın yaptığı hatanın cezasını, seni gerçekten seven herkese kestin.Yeter artık yıllar oldu.
Dila gözlerini sıkıca kapattı.
- Ben kimseye ceza vermiyorum.
- O zaman neden kaçıyorsun?
Cevap vermedi.Çünkü aslında cevabı kendisi de bilmiyordu.
Belki korkuyordu...Belki bir gün yine aynı acıyı yaşamaktan.
Ya da belki...
Kalbinin kapısını yıllar önce kilitlemiş, anahtarını da çoktan kaybetmişti.
- Lütfen bu konuyu kapatır mısın artık, Teo? Sabah sabah nereden çıktı şimdi geçmişi eşelemek?
Telefonun diğer ucunda kısa bir sessizlik oldu.
Teo bu kez daha sakin bir ses tonuyla konuştu.
- Belki de sen hâlâ o geçmişte yaşadığın içindir, Dila.
Bu cümle, Dila'nın yüreğine ince bir sızı gibi oturdu.
Ama bunu belli etmek istemedi.
- Neyse... Hadi görüşürüz. Ben kapatıyorum.
- Tamam... Kaç bakalım. Kendine iyi bak.
Ardından telefon kapandı.
Odanın içine yeniden sessizlik çöktü.
Dila telefonu yavaşça komodinin üzerine bıraktı. Bir süre olduğu yerde öylece oturdu.
Teo'nun son söylediği cümle zihninde dönüp duruyordu.
"Belki de sen hâlâ o geçmişte yaşıyorsundur..."
Başını iki yana salladı.
- Saçmalık...
Kendi kendine fısıldadı.
- Hem neden şimdi geçmişi açtı ki?
Derin bir nefes aldı.
"Ben onu çoktan unuttum."
Bu cümleyi içinden birkaç kez tekrarladı.
"Onunla hiçbir ilgisi yok. Ben sadece işime odaklanmak istiyorum. Hepsi bu..."
Ama insan, gerçekten unuttuğu birini kendine tekrar tekrar hatırlatmak zorunda kalmazdı.
Dila bu gerçeği kabul etmek istemedi.Yatağından kalkıp pencerenin önüne geçti.
Sabah güneşi bahçedeki çiçeklerin üzerine düşüyor, göletin kıyısındaki söğüt ağacı hafif rüzgârla usulca sallanıyordu.
Derin bir nefes aldı.- Bugün sadece yazacağım...
Ne geçmişi düşüneceğim...Ne de geride bıraktığım insanları.Bunu söylerken sesi kararlıydı.Fakat kalbi...Kalbi, söylediklerine henüz inanmamıştı.
Elindeki dizüstü bilgisayarla göletin kenarındaki yaşlı çınarın gövdesine yaslanmış, parmaklarını durmaksızın klavyede gezdiriyordu Dila.
Kelime kelime büyüyordu hikâye...
Mahur'un ve Jan'ın aşkı, sanki yıllar öncesinden çıkıp kendi kendini yazıyordu.
Son cümleyi de tamamlayınca derin bir nefes aldı.
Yazdıklarının bir kısmını Teo'ya gönderdi.
"Umarım beğenirsin." notunu ekleyip bilgisayarı dizlerinin üzerine bıraktı.
Tam o sırada bahçenin ahşap kapısı hafifçe gıcırdayarak açıldı.
Dila başını kaldırdı.
Elinde bastonuyla ağır ağır yürüyen Sırma Nine'ydi gelen.
Yüzündeki sıcak gülümseme, güneş kadar iç ısıtıyordu.
- Merhaba kızım. Nasılsın? - dedi içten bir tebessümle.
Dila hemen ayağa kalktı.
- Hoş geldiniz Sırma Nine.
Yaşlı kadının yanına gidip elini öptü.
- Ben iyiyim, siz nasılsınız?
Sırma Nine sevgiyle Dila'nın başını okşadı.
- Şükür kızım. Seni bir göreyim dedim. Alışabildin mi buralara?
Dila bahçeye göz gezdirdi.
Gölette ördekler yüzüyor, hafif rüzgâr çiçeklerin kokusunu etrafa yayıyordu.
Gülümseyerek başını salladı.
- Hem de beklediğimden çok daha fazla. Sanki yıllardır buradaymışım gibi hissediyorum.
Sırma Nine, gölete doğru dalgın bir bakış attı.
- Bazı yerler insanı ilk gelişinde bile kendinden sayar kızım.
Sonra Dila'nın dizüstü bilgisayarına baktı.
- Yazıyordun galiba?
- Evet...karaladım bir şeyler.
- İyi, iyi... Sevindim köyümüzün sana ilham vermesine kızım.
Dila gülümseyerek başını salladı.- Ben de çok mutluyum burada olduğum için.
Sırma Nine bastonunu iki eliyle tutup bir an duraksadı.
- Bugün köyde bir düğün var. Sen de gelirsen çok sevinirim.
Dila'nın gözleri parladı.- Ah, tabii ki gelmek isterim. Eğer rahatsızlık vermeyeceksem...
Sırma Nine hemen sözünü kesti.
- Ne rahatsızlığı kızım? Bir daha öyle konuştuğunu duymayayım.
Yaşlı kadın sevgiyle Dila'nın yanağını okşadı.
- Sen artık bu köyün misafirisin değil...Bizim kızımız oldun.
Bu sözler Dila'nın yüreğini sıcacık yaptı.Çocukluğundan beri hiçbir yere ait hissedememişti kendini.Ama burada...
Henüz bir hafta olmasına rağmen insanlar onu sanki yıllardır tanıyor, ailelerinden biri gibi sahipleniyorlardı.
Gözleri dolmamak için gülümsedi.
- Çok teşekkür ederim Sırma Nine... Bunu duymak benim için gerçekten çok değerli.
- Ee öyleyse hazırlan. Düğün ikindiye doğru başlayacak. Bizim düğünlerimiz biraz farklıdır. Çerkes düğününü ilk kez göreceksin.
Dila heyecanla sordu.
- Gerçekten mi? Hep merak etmişimdir.
Sırma Nine gülerek başını salladı.
- O zaman bugün hem eğleneceksin hem de bol bol not alacaksın. Belki yazacağın hikâyeye bir parça da bugünden eklersin.
Dila istemsizce dizüstü bilgisayarına baktı.Belki de...
Kimse bilmeden.
Yıllar önce Mahur ile Jan'ın birbirlerine ilk kez cesaretle baktıkları düğünün yankısı, bugün yine aynı meydanda yaşayacaktı.Belkide onlar kadar büyük bir aşk daha başlayacakdı sesizce.
🥀🥀🥀🥀🥀🥀🥀
Dila hazırlanmak için odasına çıktığında aynanın karşısında birkaç dakika sessizce durdu.
Bugün ilk kez gerçek bir Çerkes düğününe katılacaktı.
Dolabından esmer tenine çok yakışan fıstık yeşili, saten kumaştan, ince askılı ve dizlerinin hemen altında biten zarif elbiseyi çıkardı. Elbisenin yandan uzanan yırtmacı yürüdükçe zarifçe dalgalanıyordu.
Uzun, dalgalı siyah saçlarını toplamadı. Omuzlarından aşağı özgürce dökülmelerine izin verdi.
Mavi gözlerini belirginleştiren hafif bir makyaj yaptı. İnce bir kolye, küçük inci küpeler ve zarif bir bileklik...
Abartıdan uzaktı.Ama sade şıklığıyla göz kamaştırıyordu.
Aynaya son kez baktı.
- Fena olmadı... - diye mırıldandı kendi kendine.
Çantasını alıp konağın kapısını kapattı ve düğünün yapıldığı meydana doğru yürümeye başladı.
Düğün alanına yaklaştıkça davulun tok sesiyle pşinenin ezgisi rüzgâra karışıyordu.
Meydana adımını attığı anda birkaç çift göz istemsizce ona çevrildi.Dila bunun farkındaydı.
Bulunduğu her ortamda dikkat çekmeye alışkındı. Ama gösterişten hoşlanan biri değildi.
Bakışlara aldırış etmeden etrafına göz gezdirdi.
Biraz ileride, kadınların arasında oturan Sırma Nine'yi görünce yüzünde sıcak bir tebessüm belirdi.
Yanına doğru yürüdü.
Sırma Nine, Dila'yı görünce gözleri parladı.- Hoş geldin güzel kızım.
Dila eğilip yaşlı kadının elini öptü.- Hoş buldum Sırma Nine.
Yaşlı kadın Dila'yı baştan aşağı süzdü.Yüzünde gurur dolu bir gülümseme vardı.
- Maşallah... Çok güzel olmuşsun. Yeşil sana pek yakışmış.
Dila hafifçe utandı.- Çok teşekkür ederim.
Sırma Nine, onun koluna girerek gülümsedi.
- Gel bakalım. Seni bizim kızlarla tanıştırayım. Sonra da düğünü en güzel yerden izleriz.
Dila başını salladı.
Sırma Nine, Dila'yı köyün kadınlarıyla tek tek tanıştırdı.
Hepsi onu yıllardır tanıyormuş gibi içtenlikle karşılıyor, sıcak bir gülümsemeyle hâlini hatırını soruyordu.
- Hoş geldin kızım.
- Sırma Nine senden çok bahsetti.
- İnşallah köyümüzü seversin.
Dila da hepsine aynı samimiyetle karşılık veriyor, gördüğü misafirperverlik karşısında her geçen gün biraz daha şaşırıyordu.
Tam o sırada kadınlardan birinin koluna giren genç bir kız dikkatini çekti.
Başını çevirir çevirmez yüzünde bir tebessüm belirdi.
Bu sima ona yabancı değildi.Konağa ilk taşındığı gün, temizliğe yardım eden sarışın kızdı.
Uzun örgülü sarı saçları omzundan aşağı sarkıyor, ela gözleri yine aynı içtenlikle gülümsüyordu.
Kız, Dila'yı görünce heyecanla yanına geldi.
- Nasılsın Dila? Hoş geldin.
Dila da gülümseyerek ona sarıldı.
- Hoş buldum. Ben iyiyim, sen nasılsın?
- Çok iyiyim. Seni yeniden görmek ne güzel oldu.
Dila gülerek etrafına baktı.
- Ben de seni gördüğüme sevindim. İyi ki o gün yardıma gelmişsiniz. Yoksa o konağı tek başıma aylarca temizleyemezdim.
Sarışın kız kahkaha attı.
- Biz Çerkeslerde komşunun yükü, komşunun yükü değildir. Hep birlikte taşınır.
Dila bu sözü duyunca istemsizce gülümsedi.Bu köyün en çok sevdiği yanı da buydu.Kimse kendini yalnız hissetmiyordu.
Sırma Nine, iki genç kıza bakıp memnuniyetle gülümsedi.
Üçü birlikte gülerken düğün meydanında davulun sesi biraz daha yükseldi.
Pşinenin ezgisi yeniden havaya karıştı.
Kalabalık yavaş yavaş oyun alanının etrafında toplanmaya başlıyordu.
Sırma Nine bastonuna dayanıp gülümsedi.
- Hadi kızlar... Asıl düğün şimdi başlıyor. Bakalım bugün kimin kaderi yazılacak...
Hava yavaş yavaş kararmaya başlamıştı.
Gökyüzü laciverte bürünürken meydana asılan sarı lambalar birer birer yanıyor, etrafa sıcacık bir ışık yayıyordu. Davulun tok sesiyle pşinenin hüzünlü ezgisi birbirine karışıyor, gençler ve yaşlılar aynı coşkuyla Çerkes oyunlarını oynuyordu.
Dila, hayranlıkla onları izliyordu.
Her figür, her adım sanki yüzyıllardır hiç değişmeden bugüne ulaşmış bir mirastı.
Tam o sırada köy meydanının girişinde birkaç askerin belirdiğini gördü.
Üzerlerindeki kamuflaj üniformalarıyla içeri girdiler. Muhtar Amca onları görünce ayağa kalkıp tek tek tokalaştı.
Dila merakla yanında oturan Sinem'e döndü.
- Askerler niye geldi? Bir sorun mu var acaba?
Sinemis gülümseyerek başını iki yana salladı.
- Ay yok canım, ne sorunu?
Elindeki ayranı bir yudum içip devam etti.
- Onlar yakınlardaki karakolda görev yapan askerler. Muhtar Amca düğün olunca mutlaka haber verir. Sağ olsunlar, fırsat buldukça gelirler.
Dila başını salladı.
- Anladım...
Yeniden gözlerini meydana çevirdi.Askerler kendileri için ayrılan masalara oturuyordu.
Tam o anda...Zaman durdu.
Kalabalığın arasında bir yüz gördü.Nefesi göğsünde düğümlendi.
Kalbi tek bir atışı bile unutmuş gibiydi.
O...Yıllardır unutmaya çalıştığı yüzdü.Unutması gereken...
Ama ne yaparsa yapsın hafızasından silemediği tek insan.
Kalbinin en derin yarası...Kapanmayan hikâyesi...Agah...
Muhtar Amca'yla konuşurken hafifçe gülümsüyordu.
Yıllar onu değiştirmişti amma iyi anlamda.
Omuzları biraz daha genişlemiş, yakışıklı yüz hatları daha sertleşmişti. Üniforması ona bambaşka bir ağırlık katıyordu.
Ama gözleri...Dila o gözleri bir ömür geçse yine tanırdı.
Bir anda düğünün sesi uzaklaştı.İnsanların kahkahaları, müzik,alkışlar...
Hepsi derin bir sessizliğin içinde kayboldu.Geriye sadece yıllardır kaçtığı geçmiş kalmıştı.Dila'nın parmakları istemsizce titredi.
"Burada ne işi var..."diye geçirdi içinden.
Dila'nın gözleri Agah'ın üzerinde donup kalmıştı.Bir bakış...
Yıllardır kilitli tuttuğu bütün kapıları ardına kadar açmaya yetmişti.
Geçmiş, acımasızca zihninde yeniden canlandı.
---
Lise yılları...
Sınava sayılı günler kalmıştı.
Üç genç sınıfın içinde kendi aralarında konuşuyordu.Murat, sırasına yaslanıp sırıttı.
- Abi, ne yaptın? Şu senin inek kıza aldırabilecek misin soru kitapçıklarını?
Agah sertçe başını iki yana salladı.- Hayır... Yapmadım.
Karşısındaki çocuk sinirle ayağa kalktı.- Niye lan? Az kaldı sınava. Geçemezsem babam beni öldürür.
- Yapmadım işte. Yapamaz o kız.
Murat alaycı bir kahkaha attı.
- Lan, bütün soru kitapçıkları onun elinden geçiyor. Öğretmenler en çok ona güveniyor. Sen bunun için yaklaşmadın mı zaten?
Abartılı bir ifadeyle elini göğsüne koydu.
- "Âşık oldum..." desen de düşüp bayılsam şuraya!
Agah'ın Sesi bu kez daha sertti.
- Yeter Murat! Yapamaz dedim, bitti.
Murat aldırmadı.
- Madem yaptıramayacaktın, ne diye yanındasın o zaman?
Bir an durup sinsi bir gülümsemeyle devam etti.
- Bak Agah... Bütün umudumuz o kız. Sen de herhâlde kara kaşına,gözlüklü mavi gözüne vurulmadın.
Yanındaki çocuk kahkahasını tutamadı.
- Abartma lan Murat! Ne yapsın Agah o inek kızı?Bütün okul adamın peşinde zaten.
Omuz silkerek küçümseyici bir ifadeyle güldü.
- diş telli, örgülü, gözlüklü kız kıza bile benzemiyor lan o.Birde gelip sana aşık olmuş kendine bakıyormu acaba aynada?
Sınıfın içinde kahkahalar yükseldi.
Hiçbiri...
Kapının hemen dışında duran Dila'dan habersizdi.
Titreyen parmaklarıyla ağzını kapattı.Gözlerinden süzülen yaşları durduramıyordu.Ve koşarak uzaklaşdı dinlemi Agahın cevabını kaldıramazdı duysaydı.
Demek...
Onun sevdiğini sandığı her gülümseme...
Her güzel söz...Her bakış...Yalandı.
Sadece çıkar için kurulmuş bir oyundu.
Kalbi ilk kez o gün kırılmadı...Parçalandı.Ve o parçalar...
Aradan geçen yıllara rağmen bir daha hiç eskisi gibi birleşmedi.
Bölüm etkileşimi
