6. bölüm / 6
İki Farklı DünyaBölüm 5
Bölümler 6Şu an: Bölüm 5
- 1 Bu Kitap314 kelime
- 2 Bölüm 1762 kelime
- 3 Bölüm 2813 kelime
- 4 Bölüm 3874 kelime
- 5 Bölüm 4772 kelime
- 6 Bölüm 5875 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
*****
Kendimi kötü hissediyordum çünkü birini yaralamıştım. Bu çok kötü bir şeydi, onu oyalamak için mecbur kalmıştım.
Nefsi müdafaa'ya giriyordu ama ben yine de kendimi kötü hissediyordum. İçimdeki, doktor olmak isteyen tarafın vicdanı sızlamış ve ona yardım etmek istemişti. Buz Parçasının yanına gitmiştim ve ensesinden tutarak kendime çekmiştim, afallayarak kaşlarını çatmıştı.
"Öpmek mi istiyorsun?"
"Az oldu biraz daha saçmala, henüz kafayı yemedim" dedikten sonra boynundan tutup kravatını çıkardım bana anlamaz gözlerle bakınca açıklama ihtiyacı hissettim, "Arkadaşının yarasını sarmalıyım ya hani." Mark'ın yanına gittim ve kravatı koluna sardım.
Dikkatlice kolunu
Bir süre sonra Mark kıkırdamaya başladı, sonra kıkırtısı kahkahaya döndü. Buz Parçası ve ben anlamazca ona bakarken o konuşmaya başladı.
"Biz az önce ne yaşadık?." dediğinde Buz Parçasının da dudakları yukarı doğru kıvrıldı ve başını iki yana salladı sonra ise gülmeyi bıraktı. Mark ise kıkırdarken bana bakarak konuşmaya başladı.
"Tekmeler, yumruklar, çakılar. Birini zapt etmek için bu kadar uğraştığımı hiç hatırlamıyorum."
"Nasıl yani bana kin gütmedin mi?" diye şaşkınlıkla sorunca başını iki yana salladı.
"Uzun zamandır bu kadar eğlenmemiştim, iyi oldu aslında. Peki önce yaralayıp sonra sarmana ne demeli?"
"Biri benim koluma çakı saplasa ona kinlenirdim ama misafir çocuğu gibi uslu uslu oturacak değildim ya."
"Şu an niye uslusun?"
"Buz Parçası tarafından tehdit edildim." dediğimde Buz Parçasına bakarak güldü.
"Ona niye Buz Parçası diyorsun?"
"Değil parçası direk buz aslında ama olsun. Ayrıca adını bilmiyorum."
"Adımı söyleyemem."
"Sormamıştım." dediğimde bana öyle bir baktı ki kafama sıkacağını düşündüm. En sonunda gereken yere varınca kolumu kavrayıp çekiştirmeye başladı. Bahçesi küçük, tek katlı bir evdi. Dışarıda fazlası ile koruma vardı. Hepsinin karşısında durdu.
"Bu kızın kaçmasına izin verenin işini bitiririm. Herkes gözünü dört açacak."
"Emredersiniz patron!" diye bağırdıklarında bıkkınca nefes verdim. İkinci tarafa girdiğimizde beni bir odaya itti.
"Çıkmayı düşünme bir yerlerini kırarsın, yakalanırsın." dedikten sonra gidip kapıyı kilitledi. Odayı incelemeye başladım.
Tasarımı sadeydi. Normal bir misafir odasına benziyor ve her şey beyaz tonları ile dizayn edilmişti.
Bir tane beyaz gardırop, bir tane makyaj masası vardı. İçi tamamen boş ve biraz tozluydu.
Dolabı açtığımda benim bedenimde bir iki kıyafet vardı. Bu kıyafetleri seçen kişiyi ve ya kişileri tebrik etmek lazım. Hepsi gerçekten çok güzeldi.
Ayriyeten içeride bir oda daha vardı burası ise banyoydu. Bir tane klozet, bir banyo, bir musluk ve musluğun üstünde aynalı dolap vardı. İçinde ise diş macunu ve bir tane diş fırçası. Hiç biri açılmamıştı.
Odanın iç kısmına doğru ilerlemeye başladım. Bakalım şimdi ne yapacak?
.......
Kızı odaya kilitledikten sonra salona yani Mark'ın yanına ilerledi. Dertlice koltuğa oturdu ve derin bir nefes aldı. Hilalin bayılmadan önce çırpınışları yüzünden fazla temas etmişlerdi ve istemeden de olsa tahrik olmuştu.
Böyle olmasına aralarındaki sürtüşmeye bağlıyordu ve kız hakkında garip bilgiler bulmuştu, kızı bu yüzden istiyordu. Mark ise her zamanki gibi tek olduklarında resmiyeti bırakmıştı.
"Bana bak. Kız arabada fırtına estirince gururla bakıyordun aşık olmadığına emin misin?"
"Eminim Mark. Sadece vahşi halleri ilgimi çekiyor." Arkadaşına küçük bir yalan söylemişti. İlgisini çeken kısım vahşi halleri değildi. "Yoksa sen de biliyorsun o kızı arabada tek başıma bile olsam zapt edebilirdim."
Mark sigara uzattı. O da cebinden çakmağı çıkarıp hem kendi sigarasını hem de Mark'ın sigarasını yaktı.
İki dost saatlerce konuştular. Hilalden ise ses yoktu Belki de fırtına estirdikten sonra yorgun düşüp uykuya dalmıştır diye düşündü. Mark heyecanla yerinde kıpırdanınca ona döndü.
En sonunda sıkıldı, dostuyla vedalaştıktan sonra evden çıktı ve merkezdeki otele gitti. Arkadaşının aksine Mark gürültülü ortamları severdi ve arkadaşı için yarım saat yol çekmekten nefret ederdi.
Neyseki buraya sadece Hilal için gelmişlerdi. Bir iki gün sonra İtalya'ya geri döneceklerdi. Buradaki evi aniden kiralamıştı, uzun zamandır kullanılmayan bir evdi.
Dostu gittikten sonra hırçın kedinin yanına gitti. Gece 03:52 olmasına rağmen uyumamıştı. Acıkmasına bağladı ve duvar köşesindeki kıza baktıktan sonra kapıyı açık bırakarak mutfağa gitti.
Kızın kaçıcağını biliyordu ama bilmezlikten geldi. Sandviç hazırlarken onu gizlice izlediğini gördü ama görmemiş gibi yaptı. Biri için sandviç hazırladığına inanamıyordı.
Fark edildiğini bilmeden kapıya yöneldi, açmaya çalıştı, kapı kilitliydi. Bir yol bulmak için arkasına dönecekken ensesinde hissettiği ılık nefesle kaskatı kesildi. Rüzgar gibi nasıl hissettirmeden gelmişti?
"Kapını açtıktan sonra dış kapıyı açık bırakacağıma inandın mı?"
Korkuyla yutkundu ve yavaşça arkasını döndü. Arkasını döndüğü gibi kendini onun kollarında buldu.
Bu adam haddinden fazla yakışıklıydı. Simsiyah saçları, zeytin karası gözleri, beyaz teni ile gayet yakışıklıydı. Yüzüyle uyumlu biçimli burnu, belirgin yüz kemikleri ve kaşının biraz altına gelen dağınık saçları da cabasıydı.
Aynı anda o da kollarından çıkmak için debelenen kızı inceledi. Küçük burnu, dalgalı, uzun golden brown saçları, bir ormanın huzur verici güzelliğine bürünmüş koyu yeşil gözleri, burun ve elmacık kemiklerinin üstündeki çiller ile küçük bir çocuk gibiydi. Lakin dolgun ve pembe dudakları bir çocuk için fazla kadınsıydı. Zayıf ve kısaydı.
Hilalin güzelliğini dalmışken, Hilal inmek için debelendikçe, belini daha sıkı tutuyordu. Hilal doğrulduğu gibi omzundan ısırınca kendine geldi, dudağının bir köşesi kıvrıldı. Fazla hırçındı ama bunlar ona etki etmezdi.
Artık aç kalmayacağına göre, yedikten sonra uyayabileceğini düşündü, bilmediği bir şey vardı. Ölse bile bilmediği birinden bir şeyi yemezdi. Birinin oyununa kanarak, zehirlenerek öleceğine açlıktan ölmeyi tercih ederdi. Yabancısı olduğu bir evde asla uyumazdı. Ona göre başına ne geleceğini bilmediği yerde uyuyarak savunmasız kalmak aptallıktı.
Uyumamak için yatak yerine sert zemini tercih ediyordu. Uykuya dalması zorlaşırdı.
Adam ise son bir kez planlarını gözden geçirdi. Bir kaç gün burada kalacaklar sonra İtalya'ya döneceklerdi. Evlilik işin tuzu biberiydi, onun planları daha farklıydı. Aklına yapacağı şeyler gelince dudakları iki yana sadistçe kıvrıldı.
Bölüm etkileşimi
