29. bölüm · İKİ DÜNYA BİR AŞK
Yalan
Umutların yıkıldığında bir anda karşına bir şey çıkar ve umudun tekrardan yeşerir. O yeşeren umutların sana ne denli zor olacak ne denli hayatını değitirecek bilemeden yine de sabreder o yolda yürümek için can atarsın.
Ben umudumu onda buldum.
Ben gönlümü onunla yeşerttim.
Sabrım onunla daha kuvvetlendi.
Size kaybetmek istemeyeceğiniz bir sevgi elde edin desem bu belki de zor görünebilir sizlere. Ama öyle değil. Bazen göremediğimiz o kadar çok şey vardır ki sadece dürtülerek uyandırmaya ihtiyacımız vardır. Hani uykunun en tatlı yerinde anneniz gelir de sizi sesiyle ve dürtmesi ile uyandırır ya... İşte onun gibi uyandırlmamız gerekiyor. Ne kadar kızsak da o kabustan o derin uykudan kalkmamız gerekir.
Gözlerim onun vücuduna bağlanmış olan kablolara bakarken onu koruyamadığım için kendime kızıyordum. Asya benim limonata kızım gözünü açsın ve bana baksın istiyordum.
"Uyan!" Dedim camın arkasından ona bakarak.
Ben hiç bu kadar çaresiz kalmamıştım....
Bu denli çaresiz bırakılmamıştım...
Arkamda hastane koltuklarında oturan Abidin,Aziz,Umut ve Şebnem'e döndüm yönümü. Tam kararlı bir şekilde onlara baktım teker teker.
"Abidin!"
"Söyle abi" dedi ayağa kalkarak.
"Bana o şerefsizleri bulun! Nerede olursalar olsunlar bulun!"
Keskin çıkan sesim onları da gaza getirmişti hepsi ayaklanmış beni onaylamıştı.
Abidin "Emrin olur abi. Sen hiç merak etme ekipler arıyor zaten biz de olduk mu yarım saate kalmaz buluruz" dedi.
Ona başımı sallayıp Şebnem'e döndüm yönümü "Şebnem sen burada Asya'nın yanında kal! Uyanırsa beni hemen ara olur mu?"
İlk defa bir ekibimden birşeyi rica ediyordum. Asya için benim Asyam için. Şu an ne konumda olduğum pek de umrumda değildi zaten. Şebnem başını sallayıp yerine oturdu.
"Gidelim" dedim arkamı dönüp yürürken. Peşimden gelen adım sesleri ile hastaneden sessizce çıkmıştık.
...
"Komiserim adamlar şu depodalar. Yemek yiyorlar şerefsizler" dedi yanıma gelen polis. Depoya bakıp başımı salladım. O yemeği yedikleri gibi boğazlarından çıkartacağım yesin dursun onlar.
"Aziz" dedim başımı yana doğru çevirerek. "Abi" Aziz beni dinlemeye koyuldu hemen "Siz önden ben arkadan giriş yapıyoruz. Kulaklıktan size seslendiğimde içeri girin!" Diye emir verdim.
"Tamam abi" dedi keskin çıkan sesle.
Ve ucu bucağı karanlık sokaklar bilindik yollar ve alıştığımız insan silüetleri...
...
"Bırak lan beni!"
"Neydi lan bunun adı? Süleyman mıydı?" Dedi keskin sert mizahlı adam Süleyman'a gözlerini dikmiş bakarak.
Süleyman bir sandalyeye bağlı yüzü yara bere olmuş ve hali kalmamış bir ifadeyle adama tiksinerek bakıyordu. Elleri çözülmüş olsaydı Süleyman'ın elinden o adamı kimse alamazdı ama ne var ne yokki böyle bir şansı yoktu.
Ekibinden gelecek olan haberi bekliyordu. Bugün onlar yüzünden Asya yaralanmıştı bunu biliyordu. Çünkü bu adamların derdi Süleyman değildi tek dertleri Kemal'in şirkette yaşadığı para transferinin bir mafya ile yapılan anlaşma gereği olmuştu. Kemal'in bütün sevdiği kim varsa zarar görmüştü. Bunu Kemal bilmiyordu duysa kıyameti koparırdı.
Süleyman sabırla iç çekti zira karşısında olan adam sinirlerini bozuyordu.
"Abi biz niye bunun kafasına sıkmıyoruz hala...?" Yanında olan adam sabırsızca konuştu.
"Gerizekalı mısın oğlum sen!" Dedi mala bakar gibi. Daha sonra elini yanağına vurup "Kemal için bu değerli eğer beni arıyorsa önce Süleyman'ı öne atacağım. Benim borcumu vermemek ne demek miş göstereceğim o Kemal denen herife" dedi.
Süleyman sinirden gülerek adama baktı başını yana doğru onlara çevirerek. "Lan mafya bozuntusu musun nesin? Sen Kemal ile aşık atamazsın. O varya iğneyi samanlıkta arar bulur, bulduğunda ise sinirinden iğneyi paramparça eder. Bilmem anlata bildim mi?" Dedi imayla.
Mafya lideri Asım hızla Süleyman'ın yanına gidip boğazını sıktı. Süleyman ise insfini bozmadan onun suratına bakıyordu. "Bana bak seni şuracıkta gebertirim benim asabımı bozma! Yoksa senin için iyi şeyler olmaz!" Dedi sinirle.
"Lan bu zamana kadar gebertmediğin hata zaten. Ne biçim mafyasın sen hani sende delikanlılık he! Bir gram etkilenmedim vallahi senden zaten... Çok yanlış bir mafya olmuşsun sen" dedi yüzüne dalga geçen ifadesini takınarak.
Asım silahını belinden sinirle çıkartıp tetiği çekti ve Süleyman'ın anlına dayadı. Süleyman ölümün eşiğinde olduğunu anlayarak içinden şehadet getirdi. Sabırla ölmeyi beklerken depoyu bir ses doldurdu. Herkesin o sesten korkacağı türde sert ve bir okadar net olan ses.
"Asım!"
Asım sesin geldiği tarafa bakarak göz hizasına o tanıdık simayı getirdi. Bu oydu. Hem korktuğu hem hayran kaldığı adam. Kemal Aydın.
Asım korkusunu gizleyerek "Bizde seni bekliyorduk dostum nerede kaldın" dedi.
Kemal saklandığı yerden çıkıp silahını yanında olan adamları eş geçip tam Asıma doğrultuyordu. Asım yutkundu.
Kemal "Sen..." Dedi sinirle Asıma doğru yakınlaşarak. "Benim karımı vurma cesaretini kimden aldın it!" Dedi adımlarını daha da yakınlaştırarak.
"Ben sana borcumu ödemezsen bedeli ağrı olur demiştim. Sen borcumu ödemedin. Bende gerekeni yaptım" dediğinde Kemal hızla tetiği çekti. Silahtan çıkan o ses Asımı buz kesmişti.
"Aciliyetini s*keyim senin ors*u cocu*u. Sen kimsin lan benim karıma kurşun sıkıyorsun he!"
Kemal ile Asım'ın arasında olan mesafe bitmişti artık. Kemal hem görevini hem de Asya'ya yapılan suikastı düşünerek öfkesini kontrol etmeye çalıştı. Buracıkta gebertmek istiyordu ama o bir polisti ve devletine hiç bir zaman karşı gelmemişti. Bu defa farklı diye düşündü Kemal....
Herşey farklı...
Asım "Kemal buradan kimse sağ çıkmaz biliyorsun bunu. Kendine gel! Benim borcumu öde!" Dedi.
Tek derdi para olan bu adamların tek kurşunluk bir canı vardı.
Süleyman suskunluğunu bozup Kemal'e baktı "Komiserim hoş geldiniz. Kusura bakmayın ellerim bağlı çay ikram edemiyorum ama çözersiniz başka birşey ikram edebilirim" dedi gözünü kırparak.
Kemal ne demek istediğini anlamış ve sadece başını sallayıp Azizden ellerini çözmesini istemişti. Aziz hızla Süleyman'ın yanına gidip elini çözdü. O sıra da buna izin vermek istemeyen Asım silahına davranıyordu ki Kemal çevik hareketlerle kolunu eğip büktü. Acı içinde inleyen Asım Kemal'in ağına düşmüştü.
Kemal "Alın şunu bana kalırsa hiç bir yeri sağ kalmayacak" dedi sabırla.
Süleyman "Vallahi çok özledim sizi he.." dedi iç çekerek. Kemal gülerken Abidin memnuniyetsizce ağız büktü.
"Sadece iki gün yoktun. Yokluğun bile belli olmadı lan!" dedi.
"Şimdi sana Asya gibi biliyorum sende bana aşıksın derdim de hiç sırası değil" dedi Süleyman. Daha sonra Kemal'e yaklaşıp "Asya iyi mi abi?" Diye sordu.
Kemal ismini duyar duymaz bir hoş olmuştu hemen. Aklı hala Asya'daydı.
Kemal "İyi olacak" dedi gözlerini kaçırarak.
Ekip anlayışını suskunluğu ile göstererek hiç bir şey demeden depodan ayrılmışlardı. Elbette Asımın hesabını Kemal soracaktı. Ama şimdi değildi önce Asya'nın uyanması gerekiyordu.
Hepsi araca yerleşmişlerdi. Kemal yola bakıyordu ama baktığı şey yol değildi.
Süleyman ise yaralarına pasuman yapmakla meşguldü.
Aziz "dışarısını izleyerek gecenki konuşmayı düşündü. Asya onun için bir kız bulacaktı. Ama bunlar olduğu için hüzünlüydü...
Volkan ise Şebneme hayran hayran bakıyordu. Acaba ona birşey olsa ben ne yapardım diye düşünmeden edemedi.
Şebnem ise geçmişin derin izleri ile kabuk bağlamış yaralarını soymak için bir umut ışığı bekliyordu.
Geçmiş herkes için geçmemiştir belki de..
Abidin her zaman ki gibi aracı sürüyor bir yandan da Rüyayı düşünüyordu. Aşk Abidini iyice sarsmıştı... Kim derdi ki aşık olacağını kim derdi ki aşık olacağı kişi Rüya gibi bir kadın olacağını.... Abidin yine abidinliğini yapmıştı.
Kemal'in telefonu çalması ile herkes daldığı o derin uykudan bir an olsun uyanmıştı. Kemal sakince telefonu cebinden çıkarttı. Arayan Şebnem di. Hemen açıp kulağına dayadı telefonu. Asyadan haber vardı belli ki.
"Uyandı mı?"
İlk konuşan Kemal olmuştu. Merak ettiği soru içini kemiriyordu. Beklediği cevabı alamamaktan da bir hayli endişeliydi. Şebnem derin nefes alıp konuşmasını yaptı.
"Iıııı şeyy_____ komiserim" dedi sanki birşeyden emin olamıyor gibiydi ses tonu.
Kemal "Ney şebnem ney" dedi sinirle.
"Asya___"
"Ne oldu? Şebnem kötü bir şey yok dimi?"
Çaresiz çıkan sesi boğazını da yakmış ama kalbi kadar yanmıyordu. Daha doğrusu hissedemiyordu.
"Yok kötü bir durum yok" dedi
Kemal "Şebnem başıma Acun Ilıcalı kesilme ne olduğunu söyle!"
"Asya komaya girdi" dedi bir anda.
Kemalden önce ses gelmedi Şebnem ise gelecek olan cevabı bekliyordu. Fazla mı hızlı söylemişti acaba diye düşündü.
Kemal "Abidin iki dakka içerisinde hastane de olmazsak Rüyayı anca rüyanda görürsün!" Dedi ve telefonu cevap vermeden kapattı. Abidin ise duyduğu şey karşısında hemen gaza yüklenip hızla hastane yoluna sürdü.
Süleyman "Lan yavaş!"
Aziz "kaza yapmayız inşallah"
Volkan "Abi sarsıntıdan beynim kaynadı benim"
Kemal sustu...
Abidin ise bildiği süreleri okuyordu. "Allahüla ilahe illa hüvvell hayull kayyum. La ta huzu sinnetun vela nevm___"
Aziz "adam korkudan Ayetel Kürsi okumaya başladı"
Süleyman "Sen olsan altına işerdin tabi Abidin okuyunca şaşırdın dimi" dedi yüzüne eğilerek.
"Süleyman uğraşma benimle"
Süleyman "Ay götüm" dedi içeride savaş alani yokmuş gibi.
....
"Asya hanım iyisiniz dimi?"
"İyiyim" dedim zar zor konuşarak. Gözlerim kocamı arıyordu ama yoktu. Beni bu halde nasıl yanlız bırakabiliyordu inanamıyorum cidden.
"Şebnem!" Dedim zar zor da olsa kendimi toparlayarak.
"Kemal nerede?"
"Operasyonda"
"Pislik ben burada can çekişiyorum adam çatışmaya gidiyor oh ne ala memle__ ahhh" konuşurken yaram acıyordu. Şebnem yanıma gelerek destek olmak istercesine korkuyla gözlerime baktı "Asya daha yeni uyandın sinirlenme sakin ol! Komiserim gelecek merak etme!" Dedi.
Bak ya birde komiserini savunuyor şuna bak.
"Ben kocamı istiyoom" dedim çocuk gibi.
"Arayım ister misin?" Diye sorduğunda aklıma bir hinlik geldi hemen. Vallahi ben ben olalı böyle bir beyin görmedi yani. Bu halde bile hinlik peşinde koşuyordum. Helal olsun bana ayol.
"Kız Şebnem senden birşey isticem ama yapacaksın!" Dedim.
Kaşlarını çatan Şebnem bana öylece baktı. "Tabiki" dedi dinlemeye koyulurken de.
"Kemal'i ara Asya komaya girdi de!"
Söylediğim şey ile "ne?" Der gibi suratıma baktı. Ay ne var canım hemen gelsin diye söyleyecek ne var bunda. Hemen de bir şaşırmalar falan.
"Saçmalama Asya. Öyle şey denir mi hiç. Yok yapamam ben" dedi başını olumsuz anlamda sallayarak.
"Yaparsın anam yaparsın kuzum. Hem ben yaralıyım istediğim herşeyi yapmak zorundasın yoksa Volkana Şebnem sana aşık derim" dedim.
Ne güzel de tehtit ama.
Tehtit var ısrar yok bende ayol.
"Asya!" Dedi uyarı ses tonuyla "Vallahi ben dicemi dedim gerisi sana kalmış birşey..hem gelince sapa sağlam olduğumu görecek zaten. Birşey olmaz ben dedim derim Kemalikkom bana kıyamaz" dedim.
İkna kabiliyetim yükseldi ayol.. böyle devam kee
"Offf Asya off" dedi. Sanırsın yıllardır arkadaşız he. Ne bu samimiyet kız. Kızlar beni sevmez niye çünkü niye sevsin. Ben onların başlarının belası ve korkulu rüyasıyım. Ay rüya dedim de aklıma Rüya cadısı geldi. Abidinin söylediklerini düşündükçe delirecek gibi oluyorum hala.
"Oflama kız ara hadi!" Dedim.
Şebnem eline telefonu alıp kararsızca arama yerinden Kemal'i aradı. "Hoparlöre al!" Dedim.
Şebnem ya sabır çekerken dediğimi yaptı. Çok huysuz bu kızdı ayol. Az dişil enerciii lütfen. Cıvıl cıvıl Olcan benim gibi dimi ama haksız mıyım? Yoooo değilim ki.
"Uyandı mı?"
Telefondan duyduğum sesle hemen yumuşadı suratım. Benim kocişim açar açmaz da beni sorarmış oyyy yerim.
Yemek yoktu...
Unuttum malum b12 var.
Şebnem derin nefes alıp verdi. Söylemek istemiyordu ama mecburdu.
"Iıııı şeyy___ komiserim" dedi.
"Ney Şebnem ney!" Dedi Kemal sinirle konuşarak.
"Asya!" Dedi bana bakarak. Daha sonra Kemal hızla konuşmuştu.
"Ne oldu? Şebnem kötü birşey yok dimi?" çaresiz çıkmıştı sesi. Canım kocişim ya bana da çok düşkün. Kemal bunların bir oyun olduğunu duyunca bana ne yapacaktı acaba.
"Yok kötü birşey yok" dedi Şebnem durumu düzeltmek adına. Vallahi oskarlık performans sergiliyor bu kız bana gerek bile yok ayol. Baksana şu verdiği cevaplara sanki önceden hazırlayıp gelmiş gibi konuşuyor. Helal kız Şebo.
Kemal sabırsızca konuştu bir anda "Şebnem başıma Acun Ilıcalı kesilme söyle ne olduğunu?"
Şebnem benim bile beklemediğim bir anda lap diye cevabı yapıştırdı.
"Asya komaya girdi" diyiverdi.
Elimi ağzıma kapatıp şaşkınlığımı üzerimden atmak için bekledim. Ne dedim sen be Şebnem. Adam şok oldu konuşmuyor. Söyle dedik de pat diye mi söyle dedik yani. Azıcık kaos yaratsaydın be kızım.
Konuşmadan ağzımı oynatarak Şebnem'e baktım "pu Allah seni kahretmesin" dedim sesimi çıkartmadan. Zaten oda dudağıma baktığında ne dediğimi anlamış naptım ki der gibi hareket yaptı. Daha ne yapacaksın Şebnem kocamı şok komasına soktun daha ne yapacaksın yani.
Ses gelmiyor derken Kemal'in sesi doldurdu kulaklarımı. Ama bu ses buz gibiydi sanki.
"Abidin iki dakka içerisinde hastane de olmazsak Rüyayı anca rüyanda görürsün" dedi.
Aboo yaktım adamı. Banane benim suçum değil hepsi Şebnemin suçu sanki ben dedim pat diye söyle diye. İnsan alıştıra alıştıra söyler yani. Görgüsüz Şebnem.
Telefon kapanmıştı ve Şebnem bana ne oldu bakışı atıyordu. "Şebnem naptın ya. Niye direk söylüyorsun adamı kalpten mi götüreceksin sen. Daha doyamadan Kemalikkomu mezara mı göndereceksin ayol" dedim elimi başıma atarak.
"Sen söyle dedin bende söyledim. Sakın suçu bana atmaya kalkma Asya. Yoksa ben diye bir arkadaşın yok!"
Arkadaş mıydık! Lan daha benim yeni haberim oldu bundan. Neyse olmuş gibi yapıyoruz boşver. Vayy benim kankam ya dermişimmm..
"Tamam merak etme Kemalikko bana kıyamaz beni görünce herşeyi unutur bak aha buraya da yazıyom demedi deme sonra" dedim.
İnşallah Kemal beni görünce nutku tutulur da herşeyi unutur. Amin..
Yok lan unutursa beni de unutur olmaz. Sadece olayı unutsun. Amin...
Aradan iki dakika geçmişti. Kemal iki dakika demişti ama hala yoklardı. Tabi kapı bir anda pat diye açılmasaydı. Kapının kulpunu tutan elin sahibine baktım..evet tam da tahmin ettiğim gibi nutku tutulmuştu.
"Kemalikkoo__" dedim ama nefesim kesildi lan bir an. O nasıl bakış öyle kurban olduğum kocam.
Kemal kaşlarını çatmış bana bakarak yanıma kadar geldi. Şok mu yaşıyor acaba.
"Çıkın!" Dedi bir anda buz gibi sesiyle.
Herkes birbirine bakıp dışarı çıkarken kapıyı da kapatmışlardı. Keşke kapatmasaydınız. Kurbanlık koyun gibi bıraktılar beni.
"Kemal ben saka yap__" diyecektim ki bir anda bana sarıldı ağlamaya başladı. Ne oluyoruz ya. Ben başka bir sahne bekliyordum ama yiaa..
"Ağlama kemlikkon bak beni de ağlatıcan" dedim ona sarılarak.
"Asyam benim güzelim iyi misin?" Diye sordu. Gözünden akan yaşlarını elimle silip ona gülümsedim ve dudağına öpücük kondurdum. Çok küçük bir öpücük ama.
"Sen geldin ya iyiyim. Beni burada bıraktın gözünü açtığımda yoktun oysa ben seni görmek isterdim Şebnemin suretini değil!" Dedim sinirle.
Tabi benim sınırın ona pek işlemiyordu.
"Sana bunu yapanları yakaladım Asya. Yoksa içim rahat etmezdi. Bundan sonra seni asla operasyona dahil etmeyeceğim. Her geldiğinde bir olay oluyor ve ben seni kaybetme eşiğine geliyorun her seferinde. Buna izin vermeyeceğim sevgilim"
"Senin o sevgilim diye ağzını öp__" dicektim ki o benim dudaklarıma eğilip öpmeye başladı.
Her dokunuşu bir rüya her nefesi bir bütün yapıyordu beni.
"Sana doyamıyorum. Çok mu şeker yedin sen küçükken" dedi dudağımdan ayrılırken. Ne alaka şu an Kemal ya. Bütün romantizmi bozdun.
"Hayır! Sen çok arsız bir adamsın o yüzden doyamıyorsun" dedim.
Lafı böyle koyarlardı işte. Oh canıma değsin.
Kemal bana kaşlarını çatmış bakıyordu. Ne çatıyorsun haklıyım.
"Evet! Ben bu limonata kıza arsızım,namussuzum hatta eşek herifin tekiyim" dediğinde gülmüştüm. İlahi Kemlikko ya. Buluyorda lafı hemen.
"Ama ben bu eşek herifi çok sevdim" dedim ona cilveyle bakarken.
"Bende seni ve senin şu cilveni çok sevdim. İste benden ne istersen yapayım"
Söylediği şey benim aklımın yine değişik bir tarafta olduğundan dolayı aklıma kemalikkomun benim için yapması gereken birşey olduğu geldi.
Bence yapardı ya.
"Anır!" Dedim tek kelimeyle.
"Ne?" Çıktı ağzının içinden. Anlamadın mı niye ne diyon kocişim.
"Eşek herifsen anır. Bak başka kız olsa miyavla derdi ama ben anır diyorum işte bu da benim farkım kocişim"
"Asya! Başka birşey işte güzelim. Aklın hep beni al aşağı etmekte maşallah" dediğinde gururla baktım. Her halde öyle olacak az mı çektirdin bana.
"Anırmassan küserim o yüzden anır!"
Şu ciddiyetimi belediye görse beni tiyatro oyunculuğuna alırdı.
"Ama güzelim___" sözünü kesip ben konuştum "Sen beni sevmiyorsun ben anladım. İki kelime bile söylemiyorsun bana. Altı üstü anır dedim ne dedim de"
Ben ve benim abartma şeklim.
"Tamam sen kazandın" dedi. Oha kabul etti pes etti oleeyyy bee. Bu da mı gol ve bu da mı gol.
Hep gol atarım ben ayol.
"Seni can kulağı ile dinliyorum" dedim heyecanla.
Bu haline seni varya seni der gibi baktı. Daha sonra gözleri gözlerimdeyken "AAİİİ Aİİİ" dedi.
Ben gülerken o gayet ciddi bakıyordu. Kocaman adamı da anırttım ya daha ne diyeyim ben.
"Bu eşek seni çok seviyor AAİİİ" dedi tekrardan.
"Limon kız da seni seviyor hem de limon ağaçları kadar" dedim sevinçle.
"Ben bunların hepsini akşam sana soracağım limon hanım" dediğinde yutkundum hemde kocaman. Allahhh ne bok yedim ben.
"Ama ben yaralıyımmm" dedim dudak büzerek.
Gözleri omzumda olan yarama geldiğinde sanki bir çaresizlik vardı. "Benim suçum..." Demişti
"Kendini suçlama Kemlikko sen nereden bilecektin" dedim. Ama onun tavrında bir değişiklik olmamıştı. "Sana birşey olursa yaşayamam Asya. Kimseyi de yaşatmam!" Dedi keskin çıkan ses tonuyla.
Artık korkuyordum Kemalin benim için mesleğinden olmasından çok korkuyordum.
"Bana birşey olmayacak ve herkes mutlu mesut yaşayacak!" Dedim elimi yanağına dokundurarak.
Yüzünü yere eğmişti birden. Ne olmuştu şimdi ya.
"Mesut dedin de aklıma Mesut geldi. Nerede o? Sesi soluğu hiç çıkmıyor?" Diye sordu.
"Annemin duyunlarına göre evine de gelmiyormuş. Sanırım kaçmış yani kimse bilmiyor nerede olduğunu. Acaba mafyalığa mı başladı. Hani demişti ya bize sizi çok pişman edeceğim diye. Vallahi yapar Mesuttan herşey bekliyorum ben"
Kemal sıkıntılı nefes alırken "Mafyanın tırnağı olamaz o!" Dedi. Söylediği şeye kendi bile inanmıyordu şu an. Aman neyseydi biz birbirmize bakalım dimi.
"Bana dondurma alcan mı?" Dedim durduk yere. Hemen gülümsemişti.
"Alcam!" Dedi gözlerime bakarak.
"Neli alcan?"
"Kakaolu. En sevdiğinden" dedi.
....
"Sivasın yollarına.... çıkayım dağlarına... Ölüm bitmez d___"
"Bir sus amına koyayım!"
Kafama atılan yastık ile susturulmuştum.
"Ne atıyorsun lan gebeş!" Dedim Süleyman'a bakarak.
"Aziz kafamı dinlemek için buraya geldim senin bitmek bilmeyen şu türkülerinle kafamı siktin lan. Bırak ta dinleneyim biraz" dedi.
"Ahh ahh memleketim sen ne anlarsın bu angut herifin düşüncesizliğini" dedim yere bakarak.
Süleyman "Angut seni bir güzel yesin!" Dediğinde ona iflah olmaz bakışı attım. Kimse de anlamıyor ki beni.
Kapı zili çalınca sıkıntı ile ayağa kalktım.
Kapıya doğru yürürken Abidin mutfaktan hızla çıkıp duvarda olan aynaya bakarak saçını başını düzeltti. Ne yapıyordu bu mal.
"Çekil lan!" Dedi beni ittirerek. Ben ne oluyor bakışı atıyorken Abidin heyecan ile kapıyı açtı. Açar açmaz da Rüyayı görmem bir olmuştu.
"Hoş geldin Rüya" dedi Abidin sevinçle.
Mal aşık.
Ev benim ama misafir benim değil! Bune saçmalık kardeşim.
Rüya "Hoş buldum Abidin." Dedi gülümseyerek. Daha sonra arkadan beni görünce el sallayıp "Selam" dedi.
Şimdi ben bunun selamını alırsam Asya bana da düşman kesilecek. Bunu bilerek sadece başımı sallayıp odaya geri döndüm. Benim evime benden habersiz kadın getiriyordu utanmadan birde salak.
Odama girdiğimde yatağımda uzanmış yatan birisini gördüm. Bu kim lan! Ev ev değil ki han kapısı açan giriyor.
"Kimsin sen?" Diye sordum temkinlice yaklaşarak. Süleyman değildi ona benzemiyordu bu biraz kiloluydu. Kim di lan bu adam.
Yatağa yaklaşıp adamı dürttüm. Horul horul uyuyor birde utanmadan. Yeter diye bağırmama ramak kaldı gençler tütün beni.
"Kalk lan kalk!" Dedim polisliğin verdiği özgüvenle.
Sesim bir o kadar kalın çıkarken uyuyan kişi de uyanmıştı. Arkasını dönüp yüzüme baktı şaşkınca. Lan bu..
"Ne işin var senin burada oğlum?" Diye sordum şaşkınca.
Hey Allahım bir bu eksikti.
"İnsan bir hoş geldin der!" Dedi yüzsüz gibi.
Sinirle konuştum "Mesut bak sana buradan bir çakarım uzaya kadar yol alırsın kardeşim"
Huysuzca kıpırdandı ve oturur pozisyona geldi. "Abi evde huzur bulamadım. Malum dedikodum çıktı mahallede. Bende sana geleyim dedim ne var!" Dedi normal birşey söylüyormuş gibi. Yüzsüz yemin ederim ki.
"Oğlum senin burada olduğunu bilirseler senin benim kardeşim olduğu öğrenirseler ikimizde biteriz anlıyorsun dimi beni Mesut?"
Mala bakar gibi baktı. Yok anlamıyordu beni.
Kolundan tutup ayağa kaldırdım. "Abi napıyorsun ya?" Dedi kolunu çekerek. Terardan tutup onu cam kenarına getirdim. Pencereyi açıp aşağıya doğru baktım. İyi çok yüksek değildi.
"Atla çabuk!"
"Ne?" Dedi şaşkınlıkla.
"Mesut ben seni atmadan kendin atla ve git kardeşim" dedim dişlerimi sıkarak.
"Ulan öz kardeşini pencereden kovuyorsun milletin oğlunu da evinde ağırlıyorsunoh ne ala memleket" dedi gevşek gevşek.
"Lan boş boş konuşup durma siktir git!" Dedim.
"İyi ve kalmadım evine" diyerek pencereden bir hışım ile yere atladı.
Ona yukarıdan bakıp seslendim "Ben arayacağım seni o zaman gelirsin" dedim. Elini yoo dercesine salladı ve uzaklaştı.
"Gerizekalı" dedim ve pencereyi kapattım.
Offf yemeklerde bana kaldı anasını satayım ya.
....
Yatakta öylece uzanmış Kemal'i izliyordum. Yorgunluktan mışıl mışıl uyuyordu eşek herif.
"Kemaaaalll" dedim elimi burnuna dokundurarak. Ufak bir mırıldandı ama uyanmadı. Ne güzel uyordu kıyamasamda onunla uğraşmadan duramıyordum işte.
"Kemalikkkoooo" dedim bu sefer ona yaklaşıp göğsüne sokularak. Off fena erkeksi kokuyordu.
Bayılaaacaaammmm.
Kemal uyurken onunla ilgili o duymadan konuşabilirdim. Sonuçta uyuyordu. Dökelim bakalım içimde ki zehir tohumlarını yere.
Kulağına eğilip konuşmaya başladım. "Kemal keşke adın Kemal olmasaydı ya. Sana küçükken yalan söyledim aslında affet beni. İsmin gerçekten kötü. Sadece sen ismimi beğendin diye öyle dedim. Kusura bakma senin karın boş boğaz asla yalan konuşamıyor." Dedim yüzüne gülerek.
"Yani zengin bir iş adamı oğlunun ismini neden Kemal koyar ki saçmalık" dedim bu seferde.
"Keşke bir göbek adın olsa. Mesela Tuna ya da ne bileyim Demir olabilirdi. Orhan da olabilir. Alpaslan da olabilir. Şey de olabilir E___"
"Yok Fatih Sultan Mehmet Asya"
Duyduğum şey ile kafamı kaldırdım. Kemal sırıtarak yüzüme bakıyordu.
"Ay korktum" dedim elimi göğsüme koyarak.
"Sen hiç rahat durmaz mısın yaramaz kedi he!" Bir anda üzerime gelip beni gıdıklamaya başladı. Gülmem odayı sesle doldururken dayanamaz bir hale gelmiştim artık.
"Kemal dur! Lütfen" dediğimde durmuştu ama hala bana yukarıdan bakıyordu.
"Söylediklerini duydum bu arada canım karım"
Söylediği şey ile gülümsemem solmuştu bir anda. Söylediğim şey onu üzmüşmüydü acaba.
"Kemal ben__"
Baş parmağını dudağıma bastırıp beni susturdu. "Önemli değil limonata kız benim de sana birşey söylemem gerekiyordu zaten" dediğinde heyecan ile onu dinledim.
"Hemen söyle çabuk!" Dedim.
Gülümseyerek konuştu "Benim adım Kemal değil!"
Bir anda söylediği şey beni sarsmıştı. Ne demek Kemal değil! Bu zamana kadar yalan mı söylüyordu bana? Kandırmış mıydı? Yoksa ben Kemal diye başka bir adamla mı evlenmiştim lan!
"Kimsin sen?" Diye sordum son derece ciddiyetle. Hayatımda bu zamana kadar bu denli ciddi olmamıştım. Bana yalan söylenmişti ve şimdi doğruları öğrenmek istiyordum.
"Özel kuvvetler komutanı Aybars Akkor!"
Söylediği şey Kemal den bağımsız bir isim ve meslekti. Anlamıyordum neden bana bunu bu zamana dek söylememişti...? Ya da neden şimdi söylüyordu...?
Kemal bunu bana yapmış olamazdı...
________
Bölüm sonuuu.
Abooo biz ne yaşadık yiaaa..😊
Bölüm uzun olduğu için geç attım canlar muah ❤️✨
İnstagram hesabım: Safureyy
Tiktok: safureyy
Watsapp Kanal adı: Safureyy'in lolipopları.
İnsta dan soru cevap yapacağım koşun gelin sormak istediğiniz herşeyi cevaplayacağım muah görüşmek dileğiyle sizleri seviyorum.😘
