25. bölüm · İKİ DÜNYA BİR AŞK
Bayram
Soluğum birbirine karışmış gözlerimle o iki kişiyi tarıyordum. Asya bana yalan söylemişti ve nedenini elbette soracaktım. Emre'nin evine gelmesi ayrı bir sinir krizlik bir durumdu zaten. Emre'yi duvara yaslayıp yakasından tuttum. "Ne yapıyorsunuz lan siz burada!" Dedim gür ve soğuk çıkan sesimle.
Emre korkudan gözlerini açarken Asya bize normal bir şekilde bakıyordu. Bu kızın rahatlığı beni öldürecekti bir gün.
"Cevap ver lan!" Dedim tekrardan Emre'ye bakarak.
"Ya Kemalikko bir sakin ol" diyen Asya'ya çevirdim bakışlarımı.
"Sakin olayım öyle mi? Bu durumda nasıl sakin olayım Asya he. Şu an ben nasıl sakin olabilirim sence? Bana bakın lan eğer düşündüğüm şeyse yemin ederim sizi tıklarım hapse" dediğimde Asya gözlerini devirip hemen yanıma geldi. Eli koluma değerken beni sakinleştirmek istiyordu. Yine o limon kokusu geldi burnuma.
"Kemalikko" dedi naif çıkan sesiyle. Olmaz şu an sakinleştiremezsin beni yapma sakın. Vücudun kendiliğinden sakinliğini teslim ederken aklım bir boklar olduğunu biliyordu o yüzden yüz ifademi net tutmaya çalışıyordum.
"Otur şuraya öyle anlatalım gel" dedi hala sakin tonda konuşurken. Bu kız nasıl büyülüyor beni böyle. Neden gözlerimi ondan ayıramıyorum.
"Asya!" Dedim ona teslim olan ses tonumla.
"Kemal otur!" Dedi bağırarak. Daha sonra kolumdan tutup beni Emre den çekip aldı ve koltuğa oturttu.
Gözlerime yapmacık gülümsemeyle baktı. Anlamıştım Asya şu an yalan söyleyecekti. O konuşmaya başlarken ben hal ve hareketlerini izliyordum. "Bak Kemalikko hiç birşey öyle göründüğü gibi değil. Yani saçma sapan şeyler düşünme hemen!" Dediğinde gözlerimi açtım.
"Ben arkadaşımın evine girerken Emre balkonundan bana bağırdı çay içmek için. E bende o kadar şey yaşadık artık hısım olduk diye kabul etttim." Dedi.
Yalan söylüyordu. Ben onu takip etmiştim. Nedeni güven değildi sadece hiç gerçekçi tavırları olmadığını fark ettim ve peşinden gitmiştim. Hiç de şaşırmamıştım zaten. Asya apartmandan çıkar çıkmaz koşarak Emre'nin evine gitmişti. Ama neden? Ne dolaplar dönüyordu bunu şimdi soramazdım Asya'yı kırmak istemiyordum. Yeterli bir açıklaması olduğunu düşünüyordum.
"Anladım. O halde davetsiz misafirin olarak bende bir çayını içerim Emrecim" dedim yüzüne sırıtan ifade ile bakarak.
Emre başını sallayıp "estağfurullah komiserim hemen getiriyorum" diyip mutfağa girdi.
"Neler oluyor Asya?" Emre gider gitmez Asya'ya çevirdim bakışlarımı.
"Ne olacak anlattığım gibi işte çay içmek için geldim" dedi titreyen sesiyle
"Peki ben inandım mı?" Diye sordum tek kaşını havaya kaldırıp.
"İnanmadın mı?" Dedi oda benim gibi yaparak.
"Tttıı" dedim dilimle çıkardığım sesle.
"Kemalikko vallahi senin düşündüğün gibi değil. Emre ile bit ilgim yok" dediğinde hemen konuştum.
" Öyle birşeyin ihtimali bile olamaz zaten. Sen benim karımsın Asya!" Dedim otoriter çıkan ses tonuyla. Umarım ne kadar ciddi olduğumu anlamıştır.
"Biliyorum" dedi sadece ve başını eğdi.
"Kalk eve gidiyoruz ve evde bana herşeyi anlatıyorsun!" Dedim ve ayaklandım. O da ayağa kalktı ve lafa atıldı hemen "E çay?" Diye sordu sanki hiç görmemiş gibi
"Sen çay yerine limonata içmiyor muydun?" Diye ekledim onu yanıltarak.
"Doğru o zaman gidelim" dedi.
Emre'ye hiç seslenmeden kapıyı açıp çıkmıştık. Gerekte yoktu zaten. O kim ki benim karımı evine davet ediyor.
...
Eve gelmiştik ve bitmiştim sendromu gećiriyordum. Kelimenin tam anlamıyla bitmiştim çünkü. Resmen Kemal beni Emre ile basmıştı. Hayır birde yalan söylediğimi de anlamıştı. Mecburen birşeyler anlatmak zorundaydım. Yoksa Kemal yalanımı yine anlayacaktı.
"Geç otur!" Diyen sesini duyduğumda hemen koltuğa oturdum. Oturmak ne kelime yayıldım resmen babamın evi sanki.
Kemal bana iflah olmaz bakışları atarken tekrar konuştu. Ta gözümün içine bakıyordu şu an. Eminim yalan söyleyip söylemeyeceğimi tartacaktı. E bir komiser olmasamda bize biliyorduk birşeyler canım.
Sezgilerim kuvvetlidir vesselam
O sırada da Kemal'e yakalanmıyorum sanarken basılmam...
"Anlat!"
"Kemalikko şimdi şöyle..." Dediğinde sözünü kesti ve işaret parmağını uzatıp "sakın bana yakan söyleyim deme Asya!" Dedi.
Çok korktum..
Dudaklarımı kemirirken başka bir yalan arıyordum ama bulamadım. Resmen beynim durmuştu. Kemal'in bakışları benim sakin olmama engel oluyordu. Derin nefes alıp "Emre benim sınıf arkadaşım" dedim lap diye daha fazla yalan kaldıramadı bünyem napsın.
"Ne?" Çıktı ağzından bir anda.
Aha böyle zort olursun işte. Şimdi bir kapak yapardım elimle ama şu an çok ciddi bir ortam yaşıyordum bozamazdım.
"Duydun işte Emre benim sınıf arkadaşım. O iki kere sınıfta kalmış ve benim sınıfıma denk gelmişti. Valla nasıl iki diye sorma ailesi zengin her halde ondan. Bilirsin parayı veren düdüğü çalarmış. Emre de düdüğü öttürmeye başlamış" Dediğimde saçmaladığımı fark ettim. "yani okuluna devam etmiş Kemalikko" dedim ciddi hala bürünerek.
"Demek öyle. Madem arkadaştınız neden daha önce söylemediniz bunu?" Dedi bir anda.
"Fırsat olmadı ki. Önce beni kaçırma telaşı sonra Abidini kurtarma planı daha sonra benim tutuklanmam sonra da bizim evlilik derken karıştı ortalık ve bir araya gelip konuşma fırsatı bulamadık" dedim. haklıydım ve inanmıştı da.
"Doğru hayatıma girdin gireli asayiş bile bu kadar olay görmemişti" dediğinde gözümü büyüttüm. Neler diyor bir de bak ya.
"Aşk olsun Kemalikko"
"Olsun!" Dedi bir anda.
Kalp ritmim sakin ol koçum bize demedi.
İç ses; Yoo bize dedi
"Neyse hayırlı geceler o zaman sana ben uyuyacağım malum yoruldum." Dedim.
" iyi geceler limon çiçeği. İyi dinlen sabah erken kalkacağız" dedi ve ayağa kalktı.
Limon çiçeği demesine mi yoksa sabah erken kalkacağız demesine mi şaşırayım? Uykucu birine erken kalk denmez! Limon çiçeği de ne alaka şu an benim nerem çiçek. Bal gibi kızım ben ne!
"Neden?" Diye sordum sabah kalkamk istemiyorum der gibi. Bence anlamadı anlamaz bunu. Anlamasın Allah'ım.
"Uyumak istediğin o kadar çok belli ki Asya. Ama yarın olmaz!" Dedi gözlerini gözlerime dikip.
"Ya Kemalikko neden ama neden işte..?" Diye sordum daha fazla dayanamayarak
"Yarın bayram çünkü Asya"
Ne? Bayram mı? Hangi bayram? Ne bayramı lan? Oğlum ben hangi çağda yaşıyom dünyadan haberim yok. Daha dün başlamadık mı biz oruca ne ara bitti ramazan ayol. Vay başıma gelenler zayıflatayacağım diye girdiğim bu yolda yüzüm gülmedi. Ben hangisine yanam.
"Asya iyi misin?" Kolum dokunan kemalikkoyu fark ettiğimde bir anda irkildim. Ne ara kalmıştım ben.
"He iyiyim ya şey düşünüyordum___"
"Ney düşünüyordun?" Diye sordu hemen
"Elini öpünce kaç para vereceğini tabikide sonuçta babam yok anam yok sen vereceksin bayram harçlığı" dedim elimle para işareti yaparak.
Bana kocaman gülümsemişti. Kemal sen gülmesen olmaz mı? Benim kalbim dayanmıyor da.
"Birşey itiraf edeyim mi sana?" Dedi bir anda gözlerime ışıl ışıl parlayan gözlerle bakarak.
"Et tabi" dedim meraklanarak. Lan yoksa evlilik teklifi mı edecek. Saçmalama Asya. Biz evlendik geçti o iş.
Derin nefes alıp "İyi ki seninle karşılaşmışım ve evlenmişim yoksa hiç bir zaman mutluluğun ne olduğunu bilemeyecektim" dediğinde erimiştim çikolata gibi.
Neler diyor bu adam ya Rabbim. Hemen şımarmıştım tabiki de. Valla biri bana gelse dese Kemal diye bir zengin adam var onunla evleneceksin ama o senin çocukluğunu senden almış dese evlenmezdim. Ama evlenmiştim de neyse çok karıştırmayalım şimdi oraları biz sonuca odaklanalım dimi ama.
"Yaa Kemalikko romantiklikte çığır aşacaksın sakin ol!" Dedim cilve yaparak.
"Ben romantik değilim!"
"Romantiksin ayol"
"Değilim Asya"
"Romantiksin be sus!"
"Nerem romantik Asya? bir laf ettim diye romantik mi sanıyorsun sen erkekleri?" Dediğinde yutkundum. Yemin ederim çok haklıydı ben de mal gibi hemen yumuşamıştım. Asıl amacım onu alt etmekti ve o beni alt ediyordu.
"Aynen odun Kemal!" Dedim saçımı savururken. Bir yandan da merdivenlerden yukarı çıkıyordum. O ise arkamdan söylenemeye devam etti.
"Odunlar soba için ya ben senin neyinim?"
"Götümün kemalikkosu" diyip yukarı koşarak odama gittim. Kapıyı kilitleyip öyle derin nefes almıştım zira Kemal söylediğim şeyden sonra sınırlı yüzü ile bana koşarak geliyordu.
"Asya o söylediğin lafı sana hiç yakıştıramadım" dedi kapıya vurarken. Zaten bu erkekler kadına hiç birşey yakıştırmıyordu varsa yoksa kendi bildikleri.
"Aç kapıyı!" Dedi bağırarak. Sen daha çok bağırırsın benim kapımda it gibi.
"Yemin ederim gitmezsen camı açıp sapık var diye bağırırım" dedim. Yapardım sonuçta bir Asya Bulut kolay yetişmemişti.
"Manyak mısın kızım sen kocanım ben senin kim inanır buna..?" Dediğinde hınzırca gülümseyip seslendim.
"Vallahi kimin inanıp inanmaması benim hiiç umrumda değil açıkçası sen bu damga ile sokağa çıkamazsın onu biliyorum. İstersen deneyelim belki etkisini anlarsın!" Dediğime hemen konuştu.
"Tamam gidiyorum manyak manyak hareketler yapma. Sabah erken kalk yoksa bu kapıyı kırarak girerim içeri" dediğinde gözlerimi büyüttüm. Yapar mı yapardı o da kemalikkoydu sonuçta.
Bir süre benden cevap alamayınca ayak sesleri geldi sanırım odasına gidiyordu. Gitsindi bir zahmet. Ben de yatağıma uzanıp derin bir uyku çekmek için gözlerimi kapattım.
Yarın bayramdı ve ben bayramları hiç sevmezdim.
...
Yıllar önce:
"Anne, babaaa!"
Küçük adımlarım ile koşarak eve doğru gidiyordum. Bugün bayramdı ve babamın bana aldığı elbiseleri giyecektim. Beni de ekmek almak için markete göndermişlerdi.
"Ne bağırıyorsun kız sokak ortasında. Sen beni rezil mi edeceksin elaleme" diyen babam kapıda öylece dikilmiş bana bağırıyordu.
"Baba bana elbise almışsın onu giyeceğim" dedim tatlı çıkan ses tonumla. Ama babam bana hiç tebessüm bile etmeden bütün öfkesini bana doğrulttu.
"Ne elbisesi kız benim daha ekmek almaya param yok! Git içeri deli etme beni!"
Söylediği şeyle öylece kalmış babamın gidişini izliyordum. Her bayram sana elbise aldı baban diyen annem yine yalan söylemişti bana. Madem almamıştı neden yalan söylüyordu bunu hiç anlayamamıştım.
Gözümden akan yaşı hızla silip bana doğru gelen gülme seslerine baktım. Benim yaşımda ki çocuklar üzerlerine giyindiği temiz ve güzel kıyafetlerini giymiş bana gülerek kibirle bakıyordu.
"Şuna bakın daha elbisesi bile yok" dedi bir tanesi
"Baban sana limon kasası alsın!"
"Limonlu kız ahhaah" hepsi birden gülerken ben ağlayarak çok uzak bir yere gittim.
Yolda koşarak giderken birine çarptım. Bir erkek çocuk benden biraz büyük. Onunda çok güzel jilet gibi kıyafeti vardı. Bana şaşkınca bakıp "İyi misin?" Diye sordu.
Halbu ki ben çarpmıştım
"Hı hı" dedim ağlamış gözlerle.
"Bak ben harçlık topladım gel seninle markete gidelim" dedi.
"Olmaz!" Dedim hemen geri çekilerek.
Babam duyarsa çok kızardı.
"Neden?" Dedi kaşlarını kaldırıp. Çok ta yakışıklı yüzü vardı.
"Babam kızar da ondan" dedim
"Baban bizi görmez ki? Hadi hemen gidelim" dediğinde gülümseyip onunla gitmiştim.
"İstediğini alabilirsin!" Dedi.
"Gerçekten mi?" Diye sordum. Başını sallamıştı.
Hemen gidip bir dondurma aldım. O da bir tane almıştı. Çocuk gülümseyip parasını ödedi ve marketten çıktık.
Bir banka oturup dondurmalarımızı yalarken konuştu "Adın ne?"
"Asya"
"Ne güzel ismin varmış" dedi boynunu eğerek.
"Ya senin?" Diye sordum merakla
"Kemal" dediğinde hala boynu yerdeydi
"Senin ki de güzel"
Kafasını kaldırıp "hayır değil"
"Güzel"
"Değil!"
"Güzel dedim"
"Değil dedim!"
"Güzel diyorum mal sus!" Dedim sinirle.
"Neyi güzel ki"
"Yakışıklısın bir kere ismin kötü olsa ne olacak ki" diyiverdim gülerek. Kemal bana şaşkınca baktıktan sonra oda gülmeye başladı.
...
"Asya! Uyan hadi"
"Asya!"
"İyi ki sabah erken kalk dedim yani" dedikten sonra yorganı üzerinden hışım ile çektim. Hemen gözlerini açmıştı.
"Sen nasıl girdin içeriy__" dicekken kapının kırık olduğunu görünce vazgeçti.
"Yuh Kemal ayı mısın be!" Dedi yataktan kalkarak.
"Sana da günaydın Asya" diyip dolabın önüne astığım elbiseyi gösterdim.
"Nasıl?" Diye sordun elimi uzatarak. Asya'nın gözleri fal taşı gibi açıldı "Bu çok güzel" dedi elbiseye dokunarak. Beğeneceğini biliyordum.
Beyaz ve üzerinde sarı çiçekler olan bir elniseydi.
"Bu__ benim mi?" Diye sordu bana bakarak.
"Senin bayram hediyen" dedim. Gülmüştü hemde en içten şekilde. Onu böyle görmek beni de mutlu ediyordu.
"Kemal çok teşekür ederim hem de çok" dedi bir anda sarılarak. Bu sarılmaları beni şaşırtsa da öyle güzel sarılıyordu ki bırakmak istemiyordum.
"Ne demek limonata kız" dedim ona sarılırken.
Benden ayrılıp "e çık odamdan üzerimi değiştirip kahvaltı yapalım"
"Dışarı da yiyeceğiz. Bugün bayram ve gezmiş olursun sende"
"Valla hiç hayır diyemeyeceğim gerçekten tıktınız beni eve boğuluyorum resmen" dedikten sonra beni itekleyip dışarı attı.
Çöp atıyor sanki.
Biraz bekledikten sonra Asya kapıyı açtı. Arkamı döndüğümde benim aldığım elbiseyi giyindigini gördüm. Gözlerim onun ne kadar güzel olduğuna bakarken Asya elini vurdu birbirine "Hey Kemalikko kendine gel ayol. Tamam güzeliz üzeriz ama böyle donup kalman falan senin bana aşık olduğunu düşündürüyor yani" dedi.
Söylediği şey ile başımı kaşır gibi yaparak "yakışmış ona baktım abartma istersen Asya" diyip merdivenlerden indim.
"Yav he he" dedi arkamdan gelirken.
"Susta yürü Asya"
...
"Beğendin mi"
"Çok güzel dondurma ve harika seçim. Kakaolu olması ayrı bir güzel teşekkür ederim" dediğinde gülümsedim.
"Kemal bu bank ve bu sokak bana çok tanıdık geliyor sanki daha önce gelmişim gibi" dedi.
"Zaten öyle" dediğimde bana yandan bakış attı. Şaşırmıştı. Bu bank Asya ile ilk tanışmamdı. O da hatırlıyordu biliyordum. İlk dondurmamı onunla yemiştim. Babam bana izin vermezdi dondurma yediğimde. İlk defa bu kız ile yemiştim keyifle o dondurmayı.
"Nasıl?" Diye sordu kaşlarını çatmış. "Beni hatırlamadın mı Asya" dedim ona derin derin bakarak.
"Sen ne diyorsun.. ben hiç anlamıyorum" dedi ne diyeceğini bilemeden.
"Bu bankı, o dondurmayı ve bu adamı hatırlamadın mı? Ağlayarak koşarken bana çarpmıştın ve o kızarmış gözlerle bana bakıyordun sonra markete gidip dondurma almıştık beraber bu bankta yemiştik" dedim o anı hatırlatmak istercesine.
"Sen o__"
"Evet ben o çocuğum" dedim sözünü keserken. Asya ağzı yarım açık kalmış bana bakıyordu.
"Nasıl yani sen o çocuksun nasıl benim hayatımı mahfettin?" Diye sordu şaşkınca.
"Babam yüzünden. Babamın bitmek bilmeyen kibri yüzünden Asya. Ben yirmi yaşımda bile değilken babam bu kararına beni de zorladı. Ama ben sizi bilmiyordum. İşte anlatmak istediğim şey buydu"
Asya'nın gözünden yaş gelirken "ben çok özür dilerim senden. Ben seni unutmuşum Kemal ben benim en mutsuz olduğum anda beni mutlu eden o çocuğu unutmuşum." Dediğinde.
"Merak etme sen unutsanda Allah bizi birleştirecek bir sebep yaratmış bize. Hiç birşey için geç değil"
"Kemal ben__" diyerek ayağa kalktı. Ağlıyordu ve yüzünü elinin tersi ile şildi. Bende ayaklandım hemen "Ben bunu sana nasıl yaptım. Ben çok kötü bir insanım ben kendimi affetmeyeceğim özür dilerim" dedikten sonra bana son kez bakıp koşar adımlarla gitti.
O giderken ardından anlamsızca baktım. Neler diyordu bu kadın? Şimdi terk mi ediyordu hiç birşey anlamıyordum. Ben ona kendimi affettirmek için uğraşırken o beni bırakıp gidiyor muydu..?
...
Bölüm sonuuu
Ay noluyoo ay noluyooo😱
