30. bölüm · İKİ DÜNYA BİR AŞK
Gerçekler
Selam canlarr nasılsınız umarım iyisinizdir muah💗☺️
Wattsap kanalım Instagram hesabımda var.
İstagramım: safureyy
.
.
.
.
.
.
Bir gün önce;
"Kemal!"
Ardımdan gelen adım sesleri ve o tanıdık olan sese çevirdim bakışlarımı. Yönümü babama çevirip ona gülümsedim. Ne kadar iyi gülümseyebildiysem artık...
"Efendim baba" dedim.
Derin sıkıntılı bir nefes alıp verdi. Belli canı birşeye sıkkındı. Umarım şirket değildir diye geçirdim içimden. Bıkmıştım şirket belasından...!
"Gel otur sana söylemem gerekenler var!"
Söylediği şey ile başımı sallayıp koltuklardan birine geçip oturdum. Burası babamın eviydi. Ona dosya getirmek için uğramıştım. Asya da evdeydi umarım başı bela da değildir. Gerçi Asya bu bela çekmek onun işi.
"Dinliyorum" dedim son derece ciddiyetle ne söyleyeceğini bekleyerek.
Babam sakince elini masaya koyup birleştirdi. Birşey olduğu belliydi zaten ama neden böyle bekliyordu bilmiyordum.
"Sana bunu nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum açıkçası... Beni affeder misin hiç bilmiyorum oğlum."
Bana hiç böyle oğlum dememişti...
"Hiç birşey anlamıyorum baba. Bir sorun mu var?"
Söylediğim şey onu tatmin etmedi ve başını iki yana salladı. Daha sonra derin nefes alıp konuşmasını sürdürdü. "Annen ile benim çocuğum olmuyordu. Yani benden ötürü olmuyordu..." Susmuştu.
Kaşlarımı çatıp pür dikkat dinlemeye devam ettim.
"Olmadı da... Annen hep bir çocuğum olsun istiyordu. Biliyorsun anneni çok seviyorum. Ve onun için de yapamayacağım şey yok! O yüzden...."
Yine sustu.
Ne demeye çalışıyordu?
"Biz seni evlatlık aldık!"
"Ne?"
Duyduğum şey herşeyin başı mıydı? Yoksa sonu muydu? Bir fikrim yoktu. Ne duymuştum ben az evvel. Sen evlatlıksın mı diyordu. Benim baba dediğim adam bana evlatlıksın diyordu.
Peki ya ben neden susuyordum. Kabullenmiş miydim hemen. Kabul edilir birşey değildi ki. Ben neden hiç birşey hissetmiyordum.
"Kimim ben?"
Sadece bu söz çıkmıştı dudaklarımdan. Babam ise bana öyle acı dolu bakmıştı ki. Sanki anlıyordu beni. Sanki hissetmişti ona karşı birşey hissetmediğimi. Onu hiç babam olarak sevmediğimi. Sanki biliyordu. Belki de ben hissettirmiştim.
"Sen benim oğlumsun bunu hiç birşey değiştiremez!"
Keskin çıkan sesi sanki bir emir gibiydi. Oğlu olmak zorundayım gibi söylüyordu bunu. Ama ben hiç onlara ait hissedememiştim ki kendimi.
Sorumu tekrarladım "Kimim ben?" Diye sordum tekrardan.
Bana hüzünle bakıp başını yere eğdi. Önünde olan bir kağıt parçasına bakıp onu bana uzattı. Bu da neydi? Hemen elinden aldım ve ne yazdığını okumaya koyuldum.
Okuduğum şey de neyin nesiydi. Olamazdı... Ben ben değilmiydim. Nasıl bir oyuna gelmiştim böyle.
"Aybars Akkor. Sen bir özel kuvvetler polisisin!"
Babamın söylediği şey sanki yeni kavradığım birşeymiş gibi geldi. Çünkü kağıt da da aynısı yazıyordu. Hatta önce ki ailem ve isimleri...
İkisi de vefat etmiş...
Ne gözüm doldu ne de üzüldüm. Sadece şaşırıyordum. Sadece nefesim kesildi. Sadece bir kez daha yıkıldım.
Ailem... Yoktu...Tektim!
Peki ya adım. Benim adım'ı kim koymuştu?
"Adımı kim koydu?" Diye sordum ona bakarak.
Bu bir kabullenişti.
"Bir kağıt parçasına yazılmış ve senin üzerinde bulmuştum. Ora da olan yani seni oraya bırakan kişi akrabanmış o söyledi. Ailesi öldü benim de durumum yok bakmaya dedi. Sonra seni bize verdi. Adını baban koymuş. Ama ben sana o ismi vermek istemedim."
Kavramıştım gerçekleri. Herşey yerine oturmuştu.
Peki ya neden adım Kemaldi?
"Neden Kemal?" Diye sordum bu defa. Artık bilmek istiyorum bütün gerçekleri.
"Seni aldığımız günün ikinci gününde babamı kaybettim. Babam seni bizim bebeğimiz zanneti. İsmimi torunum alsın demişti. Ben de vasiyeti diye koydum. Ama sen hep Aybars Akkordun. Sen asla Kemal olamadın. Hep farklı düşünür hep farklı bakardın etrafına. Bizim gibi düşünmezdin. Senin gerçek aileni araştırdım. Okadar bilgi vardı ki hepsi boş gibiydi ama önemli olanı ise şunlardı. Senin bir ikizin var oğlum. Ama yaşıyor mu bilmiyorum ve Kemal sen! Veli Akkor'un oğlusun. Sen...! Albayın oğlusun!"
İkizim mi vardı.. yok ebesinin‼️❌
"Albay mı? Veli Akkor mu?"
Bu ismi daha önce duymuştum. Gazete de haberi vardı.
"Bayrağı tepeye dikmek istemiş bir asker düşman hattına girerek ay yıldız bayrağını asmış ve ora da terörisler tarafından şehit edilmişti.. yiğit asker Veli Akkor cesareti ile Türk milletinin kalbinde yer edinmiş bir asker olarak kalacaktı.."
Haber başlığında aynen böyle yazıyordu. O üzüldüğüm bir yandan da gurur duyduğum asker benim babam mıydı? Bu çok ağır. Bu çok tuhaftı.
"Neden şimdi anlattın bunları bana? Neden daha önce söylemediniz he?"
Konuşmadı sustu...
Hiddetle atıldım "Konuşsana baba...!"
Bir kelime bu kadar ağır gelemezdi bir insana.
"Affet oğlum. Ben korktum. Bizi bırakıp gidersin diye korktum. Ne olur affet Kemal"
Ağlıyordu. Sanki kayıp vermiş bir baba gibi ağlıyor ve yüzüme bakmıyordu.
"Ne geçti eline. Hiç birşey...." Sustum ve tekrar ettim son kez "Baba!" Dedim.
Son sözlerimi söyleyip çıkıp gitmiştim. Ne diyebilirim ki. Kızsam yaşlıydı üzmek istemiyordum. Onun da derdi var diye yapmıştı. Kızmasam benim özümü benden saklamıştı bir patlayacak volkan gibiydim.
Bu benim gerçeğimdi ama ben yine de Kemal Aydındım. Aybars Akkor ailem öldüğünde ölmüştü.
Ben Asya'nın Kemalikkosuydum. Bunu kimse değiştiremezdi!
🌾.....🌾
Göz görmezse gönlüm ırak olur yarime...
Kulağın ne duyduğu önemli ve aklın ne düşündüğü son derece kıymetliydi. Karakterinin ne gösterdiği ise senin gösterdiğin derecede iyiydi.
Peki ya insan kendini nasıl bulur?Aynaya baktığında mı? Yoksa başkasının seni tanıdığı kısmı ile mi bilir kendini...?
Ben! Ben kimdim..?
Kemal mi? Yoksa Aybars mı? Kimdim ben? Şirket patronu mu? Yoksa komiser mi? Ben de bilmiyordum kim olduğumu... Kimin oğlu olduğumu da bilmiyordum. Yazık mı bana? Bence yazık hatta çok yazık! Onca yıl baba dediğim adam karşıma geçip sen benim oğlum değilsin demesi yıkmıştı beni!
Güçsüz değildim ama bende yıkılmıştım.
Kokusu ile uyuyabildiğim tek insana sığınarak uyumuştum. Şimdi ise ona bakıyordum. Tüm gerçekleri kendi karıma da anlatıyordum. Bilmeye hakkı vardı.
"Kimsin sen?" Demişti bana.
Korkuyordu sanki beni yanlış biri olarak tanımaktan. Belki de ona yalan söylediğimi düşünüyordu. Sakince bütün gerçekleri ona da anlattım. Şaşkınca dinliyordu ve bakıyordu bana.
"Neee? Ohaaa! Yuhhh!" Dedi tepki vererek.
"Asya?" Dedim ciddi olması için.
"Ay Kemalikko aman Aybarsikko aman işte offf kafam karşıtı ya.." dedi bir anda. Gerçekten karışıktı kafası. Aybarsikko ne ya? Tövbe estağfurullah.
"Asya tamam sus!" Dedim sıkıntı ile nefes vererek. Gerçekten ciddi olamıyorduk.
"Sen şimdi zengin değil misin?" Dedi bir anda.
"Ne o boşayacak mısın beni yoksa?" Dedim gözlerimi ona dikerek. Tek derdi buymuş gibi soruyordu birde.
"Yok kocişim boşamam ama fakirsen bileyim yani ona göre tedbir alayım bende" dediğinde bütün derdimi unutmuş Asya'nın ne saçmaladığını anlamaya çalışıyordum.
"Nasıl yani?" Diye sordum merakla.
"Yani ben bir işe gireyim. Sen zaten polis adamsın maaşın var. Sonra kendimize bir ev almamız lazım çünkü baban çıkıp şimdi bunları anlattıysa öleceğini anlamış olacak ki miras sana kalmasın diye söylemiştir diye düşünüyorum. Yani evi elimizden alabilir"
Söylediği şeyler ile donup kaldım. Bu kızın aklı zehir gibiydi. Limonata içmekten diyeceğim de limonun ne faydası varsa beyne. Yani düşündüğü ayrıntılara bakar mısın ben bile akıl edemedim bunları.
Belki de haklıydı. Miras bana kalmasın diye anlatmıştı babam gerçekleri.
"Sen bunları ne ara düşünüyorsun kız?" Dedim ciddi ciddi.
"Kız değil karım diyeceksin bir kere!" Dedi uyararak.
"Karımmm" dedim ona doğru eğilip son harfi uzatarak.
"Valla Kemalikko sende de ne dert varmış yani hemen unuttun" dediğinde konuştum hemen. "Senin yüzünden. Beni kendine aşık ettin ve sen yanımda olunca herşeyi unutur oldum" dedim.
Asya erimiş gibi yaparak güldü ve yanağıma doğru geldi sulu bir öpücük kondurdu. Bu haline gülümseyip bende onu öptüm.
Dert neydi ki yâr olduktan sonra. Yine herşeyi unutturmuştu bana. Derdim mi vardı Asya olduktan sonra önemi yoktu. O beni iyileştiriyordu her seferinde.
"Aşığım sana!" Dedim ve üzerine eğilip onu kocaman öptüm.
"Aşk haddini bildirir silmez asla!" Dedi.
Nediyordu bu kız
"Ne diyorsun Asya?" Dedim ona bakarak.
"Adını bir kenara yazıp taaa.." dedi uzatarak. Anlamsızca ona bakıyordum.
"Anlamadım?" Dedim artık son raddeye gelerek. Gülmüştü ve bu sefer sinsice bana bakıyordu. Elini enseme atmıştı. Öpecek miydi? Napıyordu kestiremiyordum. Yüzüme eğilip tekrar konuşmaya başladı.
"İki vah vah bir tüh tüh beni hatırla yediğin her kazıkta!" Diyip beni yataktan itip kaçmaya başladı. Bacağı ile bacak arama da vurmuştu. Naptın be Asya.
"Ağğghh şimdi sen görürsün!" Diyerek ayağa kalktım.
Küfür mü etti şimdi o bana?
Asya evde tur atarak kaçarken peşinden onu yakalamak için koştum. "Asya dur!" Dedim seslenerek. Ama duymuyordu sanki pijaması ile koşup duruyordu. En son mutfağa girmişti. Bir kenarda kıstırayım da görsün bakalım kemalden kaçmak neymiş.
"Ne o kaçacak yer yok mu?" Dedim kapıya gelerek ona baktım. O ise dudaklarını ısırıyordu sitresten. Bir yandan da gülüyordu. Deliydi gerçekten bu kız.
"Kemalikko..." Dedi harflere baskı yaparak.
"Kemalikko seni yesin"
"Ama biterimm" dedi cilveyle. Gülerek yavaş adımlarla ona doğru yaklaştım.
Biz az evvel dertleşmiyormuyduk ya. Asya varsa asla ciddiyet yok demekti. Alışmıştım bu hallerine ama ne zaman ne yapacağını kestiremiyordum işte.
"Seni yakalarsam asla kaçmana izin vermeyeceğim biliyorsun dimi?" Dedim ona gözlerimi dikerek. O ise yerine sinmiş kedi gibi mutfak tezgahına doğru geri geri gidiyordu. En son gidecek bir yer olmadığında mutfak tezgahına beli değdi ve durmak zorunda kaldı.
"Napacaksın ki beni?" Dedi heyecanla.
"Elimde olsa içimde saklamak isterdim ama yapamıyorum." Dedim çaresizce. Tek korkum ona birşey olmasıydı. O yüzden onu saklamak istiyordum. Başımın belası Asya benim herşeyim olmuştu. Telefon ile darlayan limon kız benim karımdı ve ona tutulmuştum. Bu tutulma bir ay tutulmasından farksızdı. O ay ben ise onu saklayacak gökyüzüydüm.
"Yiaaa Kemalll o zaman özgür olamam kiii" dedi yine aynı şekilde konuşarak.
Artık ona yakındım. Gözleri, bedeni, kokusu, ona her anlamda yakındım. Önce elimle saçlarıyla oynadım sonra gözlerine baktım. O da gözlerini benden ayırmadan bakıyordu. Sanki şok olmuşcasına ayrılmadı bir an bile. Bu haline gülüp yüzüne eğildim. Yutkunmuştu.
"Biz, beraber özgürüz Asyam" dedim yanağına elimi koyup okşayarak.
Bir anda gülümsemişti. Şu an mal gibi sırıtıyor diyebilirdim gerçekten. "Kemal?" Dedi bir anda. Ondan başka birşeye odaklanamayarak "hı" demiş bulundum.
"Hatırlıyor musun bu tezgahı?" Dedi ilk yakınlaştığımız anı hatırlatarak. Onu ilk öptüğüm ve kendime hakim olamayarak yaptığım şeyi hatırlatıyordu. Hatta tokat atmıştı. Şimdi hepsi çok tatlı geliyordu oysa.
"Evet" dedim sakince.
"Bir daha öpsene" dediğinde anlamsızca ona baktım. Bak ya benden ne istiyor utanmadan.
"Çok utanmaz bir kızsın sen" dedim ona eğilip dudağına yakınlaşarak. Nefesi kesilmişti sanki.
"Öp dedim Kemal si___" söylediği şeyi yarım keserek onu öpmeye başladım. Dudağı dudağıma değdiği anda kuş gibi hafif olmuştum sanki. O ise kesik kesik nefes alıyordu. Onu sıkmamak adına durmuştum. Yüzümü ona göstererek baktım. Yanakları kızarmıştı. Demek utanmayı da biliyordu.
"Güzelim" dedim çenesini yukarı kaldırarak. Çok tatlı duruyordu şu an. Kıyamıyordum ona.
"Kocam" dedi oda bana bakarak.
"Sakın bir daha küfür edeyim deme!" Dedim işaret parmağımı ona doğru sallayarak. Bunu gülümseyerek söylemiştim çünkü üzülsün beni yanlış anlasın istemiyordum.
"Ama sende sanki ayıp birşey istemişim gibi utanmaz diyorsun napayım" dedi küser gibi yaparak omuzlarını oynattı. Ona yaklaşıp yanaklarını iki elimin arasına aldım. Hemen göz göze gelmiştik. Zaten bir saniye bile ayırmak istemiyordum ondan gözlerimi. Çok güzel bakıyordu namussuzum.
"İşten dolayı seninle ilgilenemiyorum farkındayım. Biliyorsun iş benim için hep önde gelir. Ama seni hiç bir zaman aklımdan da kalbimden de atmıyorum. Ben işe gidiyorum diye seni sevmediğim anlamına gelmiyor biliyorsun. O yüzden benim güzeller güzeli karım. Nazlı mı nazlı limon kız unutma bu eşek herif seni çok seviyor" dedim.
Bana anlıyormuş gibi bakarak boynunu yana eğdi. Ne güzel de bakıyordu. Bir anda nasıl olduğunu anlamadan üzerime doğru yükseldi. "Eee ilgilen o zaman" dediğinde artık son raddeye geldiğimizi anlamıştım. Deli kız.
"Asya yükseltme beni yavrum"
Söylediğim şey onun gözlerini kocaman açtırmıştı. Neye şaşırdıysa artık.
"Yavrum mu?" Dedi bir anda. Taklidimi yapması hoşuma gitmişti bir an. Daha sonra kendime gelip "evet" dedim.
"Senin o yavrum diye ağzını yerim ben. Ne güzel yavrum dedin öyle ayol. Bir daha de! Kemal bir daha de noluurrr"
Bu haline gülüp duruyordum. Tepiniyordu resmen söylemem için. "Nesin kızım sen. Moral getirme duam falan mı?" Diye sordum. Cidden çok değişik bir kızdı. Enerjisi bitmiyordu.
"Kemal!" Dedi keskin çıkan sesiyle. Hemen kendime gelip dinledim "söyle yavrum" dedim istediği şeyi ona vererek. Yüzü gülmüştü bir anda.
"Yiaaa" dedi eriyerek. Düşmesin diye belinden tutuyordum şu an. Bir anda yere yapışabilirdi çünkü. Sabit durmuyordu belini eğip yana doğru savuruyordu kendini. Bir anda kolunun altından onu kaldırıp tezgaha oturttum.
Bunu nasıl yaptığımı bile hissedememiştim aslına bir anda bir arzu ile onu tezgahta sıkıştırmıştım. Asya beklemediği bu hareketime karşılık şok olmuşcasına bana baktı. Heyecanlanmıştı ve kalbi hızlı ritimler ile atıyordu.
"Ke__ Kemal" dedi kekeleyerek.
"Söyle karıcım"
Söylediğim her kelime sanki onu daha da heyecanlandırdı ve bir anda utanmıştı. Kollarımı beline dolayarak kendimi ona yakınlaştırdım.
"Tezgah fantezin mi var senin neden sürekli mutfak tezgahındayız?" Diye sordu.
Ufak çaplı gülümsemiştim söylediğine karşılık. "Fantezi benim yanımda mumya gibi kalır. Sen daha fantezi görmedin"
Söylediğim şey ile gözlerini kocaman açarak bana yukarıdan bakıyordu. "Oooofff erkek yaaaggg" dedi yüzüme eğilip kendini de bana yakınlaştırarak.
Gülüp boynuna öpücük kondurdum.. ve sonraaa beklemediğim birşey oldu. Allah kahretsin.
"Siktir! Siktir!"
Üst üste söylediğim şey ile Asya benden ayrılıp yüzüme ne duydum bakışı atıyordu.
"Kemal ne oldu?"
Onu arzuluyordum, istemeden aletim hareketlenmişti. Asya istemediği sürece ona dokunmayacaktım bir anda onu kendimden uzaklaştırdım ve ondan ayrılarak yüzüne baktım. Asya tezgahta hala otururken kaşlarını çatmış bana bakıyordu.
"Ne oldu?" Dedi
"Yanlış birşey mi yaptım ben?" Diye sordu tekrardan. Onu çıkmaza bırakmıştım ve beklenti içine sokmuştum. Ama bunca yaşadığı şeyden sonra ona izinsiz dokunamazdım. Bunu ona tekrar yaşatamazdım. O tecavüz anını benim yüzümden hatırlamasını istemiyordum. Ne diyeceğimi bilemedim ve etrafıma bakındım bir süre.
Asya hiddetle bağırdı "Kemal!"
Bir anda gözlerimi ona diktim. Sinirlenmişti ve haklıydı. Bir adım atıp konuşmak için kendimi hazırladım. Bunu söylemek bir erkek için kolay değildi. Aslında kolaydı ama karşımda duran kadın benim karım ve o tecavüze uğramıştı. Ben ondan izin almadan ona dokunamazdım.
"Asya___" dedim kelimeleri söylerken dikkatle seçiyordum. Dikkatlice beni süzdü ve beni dinlemeye koyuldu. Ne söyleyeceğimi merak ediyordu.
"Ben seni arzuluyorum ama bu senin için___"
"Sen benim kocamsın Kemal! Ve ben seni istiyorum asla da vazgeçmem. Çekinmene gerek yok. Arzulaman normal evlendik evleneli birbirimize doğru dürüst dokunmuyoruz. Senden çekinmiyorum. Korkmuyorum"
Sözümü keserek konuştuğu şeyler beni biraz olsun rahatlatmıştı ama hala emin değildim.
"Gel yanıma!" Dedi ellerini uzatarak. Kabul ediyordu o da istiyordu.
Adım adım ona yaklaşarak yanına kadar geldim ve elinden sıkıca tuttum. Bana gülümsedi ve elini yanağıma koyup okşamaya başladı. Onun bana her dokunuşu ruhumu rahatlatırken o ise yüzümün her bir yanına elini sürüyordu. Parmakları dudağıma geldi nefesi de yakınlaşmıştı yüzüme doğru. Beni etkisi altına alırken gözlerimi kapatmıştım. Dudağıma dokunduğu anda ise gözlerimi açtığım anda bana yakın olduğunu ve nefesimizi beraber soluduğumu gördüm.
"Beni yeniden başlatıyorsun sarı çiçek" dedim nefesim onunla beraber kesilirken.
Alımlarımız birbirine değdi ve burnu burnumda sürtündü. Asya elini boynumda gezdirirken onu kendime çektim.
+18 SAHNE RAHATSIZ OLAN OKUMASIN! ❌‼️❌🔞
Bacaklarını aralayarak onu kendime çektim. Vücudu bir anda hareketlendi. Tezgaha onu yaslayarak üzerimde olan tişörtü bir hışım ile çıkarttım. Dudaklarımı dudaklarına yapıştırarak onu nefessiz şekilde öpüyordum. Beni kendine bırakmış şekilde kollarını omzuma doladı.
"Nefes kesicisin!" Dedim öpmeye devam ettiğim dudaklarını emerek.
Alt dudağını dişledim o da benden farksız değildi. Hunharca öpüşüyorduk sanki yeni kavuşmuş aşıklar gibi birbirimizi tamamlıyorduk. Asya benden bir anda ayrılıp üzerinde olan kıyafetini çıkartmaya başladı. Ona yardım ederek üzerinden çıkarttım. Şimdi üzerinde sadece bir sütyen vardı. Gözlerim görüşlerine dikiliyordu. Bu halde bile güzeldi.
Dudağımı dudağına getirerek tekrar öpmeye başladım. Haz duymak böyle birşeydi sanırım. İstedikçe daha fazlasını istiyordu vücudum. Dudaklarımı ondan ayırmadan pijamasını çıkarttı. Sadece iç çamaşırları ile kalmıştı. Bende hiç beklemeden ve dudaklarımızı ayırmadan pantolonumu çıkarttım. Ellerim poposunu okşarken onu kendime çektim. Beline doğru hareket ettirdim ellerimi. Daha sonra sütyenini çözdüm bir anda rahatlamış bir şekilde dururken sütyeni yere düşmüştü. Çıplak vücudum ona dediğinde gözlerimi meme uçlarına diktim. Arzum git gide artarken "çok güzel" kelimesi çıktı ağzımdan.
Dudaklarımı göğsüne doğru getirerek emmeye başladım. Yumuşak ve insanı kendine çeken bir yapısı vardı. Asya tırnaklarını sırtıma geçirdi. Haz ile inledi ben ona sokuldukça o teslim olamaya hazır halde kilotunu da çıkartmıştı. Yüzümü göğsünden ayırıp çıplak vücuduna baktım. Bacaklarını aralayarak açtım ve görebileceğim bir alan yarattım. Aletim yerini bulmuşcasına içine girdi. Asya inleyerek konuştu
"Aaaghhh Kemalikko"
Kemalikko, bunu sadece bir kişiden duymuştum ve o gün bugün ben Kemaldim.
İçine hızlı hareketler ile girip çıkarken vajinası ıslandı. Vücudum ileri geri hareketlendi ve onu daha çok istercesine hızımı arttırdım. İçinde gidip gelirken Asya da hareket ediyordu. İnlemeleri mutfakta yayılırken zar zor konuştu "Kemal yavaşla.." diyordu. Sanki hiç birşey duymuyormuşcasına devam ettim. Mutfak tezgahından kollarıma bedenini sarıp kaldırdım yemek masasına yatırdım. İçinde gidip gelirken bir anda boşaldı ve rahatlamış bir şekilde nefes verdi. Bende durmuştum çünkü ikimiz birden boşalmıştık. Nefeslerimiz birbirine çarparken gözlerimle onu konrtol ettim.
⛓️+18 BİTTİ ARKADAŞLAR OKUYABİLİRSİNİZ. ⛓️⛓️
"İyi misin?" Diye sordum saçlarını okşayarak.
"Rahatlamış gibiyim" dediğinde gülümsedim ve onu masadan tek hareketine kaldırdım. Asya utanarak üzerini kapattı ve koşar adım banyoya gitti. Bu haline gülüp başımı kaşımaya başladım. Yarattığımız dağınıklığı toplamakta bana düşmüştü. Yüzümü buruşturdum.
Etrafı toparladıktan sonra banyoya girmiştim. Telefonumun çalması ile elimi kurutup telefonu açtım. Arayan Süleymandı.
"Söyle!"
"Kemaliiimmm napıyorsun ayooooll" dedi kadın sesi çıkartarak.
Akıllı yoktu ki.
"Sülük seni bir sikerim__"
"Tamam ya şaka yaptım hadi gel göreve gidiyoruz" diyip suratıma kapattı telefonu.
Telefonu kenara koyup duştan çıktım. Etrafa bakındım ama Asya görünmüyordu. Geniş salona doğru adım atarken seslendim.
"Asya"
Ses yoktu...
Balkona çıkıp kontrol ettim.
"Asya!"
Telefonumu alıp hemen arama yerinden SARI ÇİÇEĞİMM kişisini aradım. O benim sarı çiçeğimdi.
Çalıyordu....
"Kemalikoomm" diyen o cıvıl cıvıl sesi doldurdu kulaklarımı. Rahatlayarak nefes aldım. Çok şükür birşeyi yoktu.
"Neredesin seslendim sana duymadın mı? Oda da mısın?" Diye sordum.
"Yok ayol ben sen duşa girdiğinde evden çoktan çıktım." De dediğinde kaşlarımı çattım.
"Ne demek evden çıktım Asya. Neredesin?" Dedim hızla konuşarak. Ah Asya ah. Benden habersiz neden çıkıyorsun ki.
"Rüya'nın evine gidiyorum. Beni kahve içmeye çağırdı. Sana bir kağıta yazıp bırakmıştım kapı da ki çekmecenin üzerine görmedin mi?"
Arkamı dönüp kapıya doğru gittim. Çekmecelerin üzerinde bir kağıt vardı gerçektende.
"Gördüm güzelim de... Rüya neden seni kahveye çağırdı?" Diye sordum.
"Barış sağlayacağız hem de Abidin için ağzını yoklayacağım bakalım seviyor mu gibisinden. Neyse kocacım ben seni daha sonra ararım alırsın beni hadi muaahh" diyerek telefonu yüzüme kapattı.
"Tamam" dedim ama çoktan kapatmıştı. Neyse diyip göreve gitmek için hazırlandım. Umarım Rüya ile arkadaş olabilirlerdi.
....
"Hoş geldin Asyacım"
Kapıda beni karşılayan Rüyaya çirkefçe bir bakış attım. Bu ne samimiyet bu ne samimiyet ayol. Daha dün Kemal için saç baş yoluşuyorduk ne oldu bu cadıya. Neyse içeri geç ve hanımefendi gibi otur ağzından laf al Asya. Sen ancak bunu başarırsın hadi kızım.
Yapmacık gülümsemem ile Rüyaya baktım. Bu bir Rüyaaaaa diyesim var ama sabırlı olacaaazz.
"Hoş buldum Rüyacımm" dedim onun gibi içeri geçip koltuğa yayılırken. Böyle de hanımefendilik görülmedi ama dimi.
"Asya biliyorum bu tavrının nedenini ama ben eski Rüya değilim. Herşeyi telafi etmek istiyorum. Öncelikle düşmanlarım ile aramı düzeltmek istiyorum tabiki. Yani düşmanım değilsin artık demek için seninle gerçek bir arkadaş olmak için çağırdım. Umarım beni kırmazsın"
Yoo çok da güzel kırarım. Ehem ehem saçmalama kızım Asya kendine gel.
"Ben de bu buzlu havayı bir limonata ile taçlandıralım derim. Hem bakarsın bir limonataya seni affetmişim"
Bana gülümseyip heyecan ile ayaklandı. "Ne istersen" dedi mutfağa giderken de. Evi ferahtı ve genişti. Mutfak ile salon birleşik olduğu için ne yaptığını görebiliyordum. Limonata dolduruyordu bardaklara. Rüya ile de limonata içmek de ne bileyim ıyyyy.
"Teşekkür ederim" dedim bana uzattığı limonatayı alırken. Kenara masaya koydum sonuçta zehir olabilirdi.
"Eee Abidin ile de komşu olmuşsunuz nasıl gidiyor komuşuluk" diye kafa atıldım. Rüya'nın içtiği limonata boğazına kaçmıştı. Öksürükler içinde bana sırtıma vur işareti yaptı. Şeytan diyor bırak gebersindi ama ben melek gibi kızdım ayol. Hemen ayaklanıp sırtına sert bir şekilde vurdum. Acımıştır umarım az yakmadı benim canımı.
"Aaahh öleceğim zannettim"
"Geber!" Demek vardı da işte neyse. "İyisin dimi?" Dedim masumca.
"İyiyim teşekkür ederim Asya"
"Ne demek her zaman" dedim imayla. Bu kadın çok mu saflaşmıştı yaptığım imaların hiç birisini anlamıyordu. Ulan yoksa cidden melek olmaya mı karar verdi bu cadı. Yok ya olamaz. Rüya dan bir melek olamaz. Belki de olur kim bilir.
"Abidin diyorum ne kadar naif çocuk ama dimi?" Diye lafa atıldım yine. Hedefe doğru adım adım.
İlk hedefim Abidin ile Rüya ileri!
"Evet çok iyi birisi bana çok yardımı dokundu. Hatta muslukları bile o tamir etti. Üstüne bana bile kahve yaptırmadan kendi yapıp bana ikram etti. Yani çok düşünceli beyefendi." Dedi.
Maşallah öve öve bitiremedi Abidini. Vah Abidin salak Abidin.
"Maşallah maşallah" dedim uzatarak. "Çok da yakışıklı hem de bekâr. İşi gücü de var ohh bir de güzel hatun buldumu Abidin yaşar"
Söylediğim şey ile başını eğip utandı. Oha bir dakika. Utandı mı lan o? Vay be Abidin diyince utanıyor ama bana gelince vay benim kalleş kardeşim. Ne ala memleket.
"Ne oldu?" Diye sordum. "Yoksaaa.." diye düşünür gibi yaparken aniden konuştu.
"Asya ben Abidine aşık oldum!"
"Ne?"
Ben şaşırırken eve ne zaman girdiğini bile bilmediğim o üç kişi de hep beraber "NE?" demişti.
Abidin şok!
Bakışlarım kapı da yalı kazığı gibi dikilen adamlardaydı.
Benim Kemalikkom, Sülük ve Rüyanın Abidini.
Çok güzel aşk itirafı da gerçekleştiğine göre bana gerek kalmadı. Abidin döndü şu an. Nefes almıyor da olabilir. Kıpırdamıyor adam. Laaannn Abidin bayıldı.
"Abidin!"
....
Bölüm sonuuu
