26. bölüm · İKİ DÜNYA BİR AŞK

#Abidikko#

Safure G.

Kemal'e son sözlerimden sonra onu oracıkta bırakmış gitmiştim. Kendi evime değil tabi ki de yüzsüz olduğum için yine Kemal'in evine gelmiştim. Napayım ben kaçtığım eve bir daha dönmeyen tiplerdendim.

Elime telefonumu alıp Emre'yi aradım. İki çalınca açmıştı hemen. Telefonun başında mı bekliyor bu?

"Asya" dedi gülen sesiyle.

"Emre plan iptal ben vazgeçtim" dedim hiç beklemeden.

"Ne demek vazgeçtim. Ne diyorsun kızım sen! O kadar zamandır uğraşıyoruz şimdi vaz mı geçiyorsun yani..?"

"Evet!"

"Asya saçmalama istersen. O senin çocukluğunu çaldı. Hayatını mahfetti. Varlık içinde yaşayacakken seni yokluğa muhtaç etti. Sen onun yüzünden baban ile mutlu ola__"

"Yeter!" Dedim sözünü kesip. Daha fazla dayanamıyordum. "Yeter Emre! Ben bu işten vazgeçtim bir daha da beni bu mevzu için arama hadi eyvallah" diyip kapattım telefonu.

"Güya donuna kadar alacaktım dimi? Ben onu kendime aşık edip ortada bırakacaktım. " Ama bu duyduklarım herşeyden vazgeçmeme neden oldu

Mutfağa gidip kendime bir limonata ile çekmecede olan çekirdeği aldım. Derdimiz var diye keyfimizden de mi vazgeceğim canım.

Koltuğa yayılırken kumandayı elime alıp kanalı açtım. Off bayram saçmalıkları vardı. Şu birbirine yalandan seviyorum ayakları ve sahte gülüşler. Beğenmediğim için televizyonu geri kapattım. En iyisi çekirdek çitlemekti. Bu da tek başına gitmiyordu ki ya.

Keşke bir arkadaşım olsaydı. Şöyle herşeyimi anlatabileceğim birisi. Ohaa buldum Abidin! Geçende numarasını Kemal'in gurubunda görmüştüm. Kendi telefonuma kayd etmiştim lazım olur diye. Bence Abidin den güzel kanka olurdu. Telefonuma 'ABİDİKKO' yazısını bulup adam tuşuna bastım.

Biraz çaldıktan sonra açtı "Lan beni bir salın artık ya. Ne faturaymış kardeşim ölmedik ya ödemeyeceğim işte niye arayıp duruyorsunuz iki de bir" dedi sinirli çıkan sesiyle. Ben telefonda donup kalırken konuşmayı unuttum.

Adamı nasıl bunalttılarsa numaramı müşteri hizmetleri sandı.

"Abidikko faturanı ödemediğin için olabilir mi acaba..?" Dedim konuşarak. Ses gelmedi. Abidin öldü galiba.

"Alo"

Yine ses yok

"Lan ses versene alooo" dedim tekrardan.

"Asya!" Dedi sonunda konuşarak.

"Ne oldu şaşırdın mı?"

"Abidikko ne kızım! Uzaylılar arıyor sandım"

Gülerek cevapladım "Evet ben uzaydan arıyorum marstan Abidikkoya"

"Abidin benim adım rica ediyorum Kemal ile beni bir tutma"

"Bir değilsin zaten Abidikko. Anam çok yakıştı lan Abidikko dicem sana artık" dedim keyifle gülerek"

"Allah'ım sabır ver hiç mi akıllı bulmaz bizi"

"Aman neyse be! Şey dicektim ben"

"Ne dicektin?"

"Bayramın mübarek olsun Abidikko" dedim neşeyle.

"Sağol çok yaşa çok bayramlar gör evladım." Dediğinde kahkaha attım bu adam gerçekten tam benim kafadandı.

"Anırma kulağımın dibinde Asya" dedi dayanamayan ses tonuyla

"Ayol komik adamsın napayım. Abidin ya ben çok sıkıldım biliyon mu?" Dedim bıkkın nefes alarak.

"Bilmiyorum" dediğinde gözlerimi devirdim.

"Yani diyorum ki olay yok mu olay??"

"Kafa da var mı senin acaba. Lan ben olaydan kaçarım bu olay ister. Yok sana olay falan kapat işim gücüm var benim"

"Bayram günü ne işin olabilir ki?" Dedim.

"Polisim ben Asyacım. Bize bayram yok anladın mı?"

"E Kemal neden ise gitmedi o zaman. O gayet bayram havasında" dedim

"Çünkü o komiser biz ise normal polisiz"

"Çok açıklayıcı oldu"

"Dicek birşeyin yoksa kapatıyorum" dediğinde hemen konuştum "Abidikko senden birşey istesem yapar mısın ama aramızda kalacak!" Dedim.

"Tamam yaparım anlat!"

"Şimdi şöyle...."

....

Kemal eve gelmeden hemen evin içerisini iyice mumlar ile donatmıştım. Tabiki de tek başıma yapmadım. Öyle salak değilim Abidikko sağ olsun. Duydum ki kemalikkomun bugün komiser olma yıl dönümüymüş yani bugün komiser olmuş diyeyim ben size.

Evin her yeri mum ışıkları ile romantikleşirken ben mükellef bir sofra kurmuştum ayol. Çaktırmayın Abidikko da yardım etti. Adamın eli bir güzel yemek yapıyor görmeniz lazım yemin ederim aşçılara taş çıkartır he. Abidini al rahat et gerçekten.

"Asya benden bu kadar hadi size iyi romantikleşmeler" dediğinde koltukta olan yastığı suratına fırlattım. Yastığı gördüğünde eğilimişti ve sadece beline denk gelmişti.

"Bana bak mal mal konuşma ben komiser olma yıl dönümünü kutluyorum bir kere" dedim kendimi savunarak.

"Hayvan gibisin Asya yeminle. Senin neden hiç kız arkadaşın yok şimdi daha iyi anlıyorum. Böyle manyakla kim arkadaş olur"

Son derece ciddiyetle "Sen!" Dedim

Düşünür gibi yapıp "Doğru çünkü benimde senden kalır yanım yok!" Dediğinde gülmüştüm.

"İyi tamam gidiyom ben" dediğinde kapıyı açıp gitmeden "Sakın öpüşmeyin!" Diyip hemen kapıyı sertçe kapamıştı.

"Gerizekalı salak" dedim sinirle.

Niyeyse Abidini seviyordum ne kadar sinir bozsada iyi adamdı. Kafa denkti bana.

Koltukta Kemal'i beklerken telefonum çalmıştı.

"Efendim Emre"

"Ne yapıyorsun?"

"Kocamı bekliyorum"

"Asya!"

"Ne var Emre!"

"Sen neden bu adama kocam diyorsun?"

"Çünkü kocam" dedim sırıtarak.

"Allah'ım sen aklıma mukayet ol ya. Kızım sen daha dün ben bu adamdan intikam alacağım diye benimle plan yapmadın mı? Şimdi ne bu tavırlar" dedi hiddetle

"Ben Kemal'i affettim. Çünkü o benim çocukluğumda üzüldüğümde kimse yokken yanımda sadece o vardı" diye açıklama yaptım.

"Asya saçmalama istersen e__"

"Bana emir vermeyi kes!" Dedim sinirle. Ne diye karışıyordu sanki.

"Kemalden ayrılmazsan herşeyi anlatırım ve Kemal senden ayrılır. Buna ne dersin Asya!" Dediğinde ayaklanıp oturduğum yerden kalktım.

"Ne saçmalıyorsun sen lan?"

"Seni sevdiğimi biliyorsun. O yüzden Kemal'e çok bağlanmanı önermem" dediğinde "Kemal sana inanmaz!" Dedim.

"Emin misin? Sonuçta kaç yıllık polis arkadaşıyım iki günlük kıza mı inanır yoksa polis memuruna mı?"

Beni tehtit ediyordu resmen. Beni seviyor olması görevini de kötüye kullanıyor olmasını göstermişti. Ne yapıyordu bu salak

"Emre kendine gel sen bir polissin!" Dedim.

Bu malın derdini ben düşünüyordum resmen

"Sevdiğim kadını kendi ellerim ile arkadaşıma verecek kadar namussuz değilim" dedi.

"Sen kimin namusunu koruyorsun pardon? Sen kimsin ya? Sen varya tam bir bozuntudan ibaretsin Emre. Eğer Kemal'e anlatırsan seni kendi ellerim ile Mersin denizine atarım!" Diyip telefonu hışım ile kapatmıştım. O sıra da kapı açıldı. Aha kocam geldi.

Işıklar kapalı olduğu için eğilerek bir müzik açtım. Klasik müzik açmak için telefonumu hoparlöre bağladım. Kemal fark etmesin diye telefonumu açıp Spotify girdim. Allah kahretsin telefon donmuştu ve müzik bulamıyordum.

Bir kalsik müzik çıktı önüme sanırım klasik müzikti. Çünkü daha önceden bakmıştım. O olmalıydı. Hemen üzerine tıklayıp müziği açtım.

Şarkı çalmaya başladı birden. Ödüm kopmuştu çünkü bu klasik müzik değildi ki lan!

Gelmez oldun eve barka
Herşeyin olmuş yar marka
Götüremezsin mezara harca kuzum sen harca

Pişman olup da birgün gelme benim kapıma
Akkıllandım artık yarim herkes kendi yoluna.

Elimi başıma götürüp "Allah kahretsin ya. Birşeyi de becer be kızım"

Kemal şaşkınca etrafa bakarken müziği duyunca gülmeye başladı. "Asya?" Dedi sanki bu haltı benim yediğimi anlamış gibi.

"Kemalikko" dedim çıktığım yerden.

Kemal de bir yandan evin ışıklarını açıyordu.

"Çok romantik bir şarkı gerçekten tam senlik" diyip güldü.

Çok komik gül gül öldük yani.

"Ya ben yanlışlıkla açtım onu vallahi yoksa böyle şeyler dinlemiyorum senle ilgisi yok" dedim. Ah benim salak kafam.

"Bilmez miyim" dedi gülümseyerek. Şeytan diyor çak ağzına bir tane de kıyamıyorum işte.

"Gitmemişsin" dedi benim konuşmadığımı görünce.

"Gitmem" dedim. Gitmezdim çünkü kimsem yoktu.

"Hiç mi?" Diye sordu.

"Hiç!" Dedim sanki onu bırakmak istemiyormuşum gibi

"Bunlar benim için mi?" Dedi etrafı gözlemleyerek.

"Evet komiser olma yıl dönümünmüş bende böyle birşey yapayım dedim" dediğimde şaşkınca kaşlarını çatmış bakıyordu.

"Asya o ne ya öyle evlilik yıl dönümü gibi. Ne gerek vardı buna?" Dediğinde

"Ne varmış canım Allah Allah. Evlilik yıl dönümü var da Komiser olma yıl dönümü olamaz mı?" Dedim ciddiyetle.

Bu halime gülümseyip "Sen istersen herşey olur ve olmuş ta" dedi elini kaldırıp etrafa uzatarak.

"Allah'ını seversen sofraya oturalım mı ben acıktım çünkü" dedim görgüsüzce.

"Ben kollarımın arasında bayılmanı dilerdim ama aç kalmana da gönlüm razı gelmez!" Diyerek güldü. Bir yandan da masaya geçip oturdu. Ayol ne oluyor bu adama.

Kalp ritmim sakin ol!

"Gelmiyor musun?" Diye sordu oturduğu yerden bana bakarak.

"Ha evet geliyorum" dedim bende onun yanına oturarak.

"Bunların hepsini sen mi hazırladın?"

"Hı hı"

"İçimden bir ses Abidinin bu işte bir parmağı olduğunu söylüyor"

"Bir değil beş" dedim yemeğimi yerken

"Beş mi?"

"Evet beş parmağını kullanarak bu yemekleri o yaptı vallahi. Gerçekten çok yetenekli bir adam. Kusura bakma ben de yüzsüz gibi anlatıyorum böyle ama sen de biliyorsun ki ben zaten yemek yapamıyorum. İlla ki birinden yardım almam lazımdı o da Abidin oldu" dedim gülerek.

Gülmüştü ve yemeğini keyifle yiyordu.

"Ya çen komseyy mi oydun bugün çen" dedim taklit yapıp omzuna dokunarak.

Gözleri omzuna koyduğum elimdeyken bir anda göz göze geldik. Bu çok tuhaftı gözlerimi çekemiyordum ondan. Öyle derin ve güzel bakıyordu ki karşı koyamıyordum.

"Asya?" Dedi teslim olan sesiyle

"Kemal" dedim bende sakin çıkan ses tonuyla

"Çok güzelsin" dediğinde o bana yaklaşmış saçlarıma bakıyordu.

"Seni sevmemek elde değil biliyor musun? Önceden sana çok kızardım ama şimdi senden kopamaz hale geldim. Beni kendine büyüledin ve ben sana aşık oldum" dedi.

Söylediği şeyler yutkunma neden olsa da istifimi bozmadım. Aşık mı oldum dedi? Ne dedi ne dedi? Kemal sen neler diyon kurban olduğum.

"Essahtan mı?" Demiş bulundum bir anda da. Allah kahretsin şivem kaydı. Kemal bir anda kahkaha atmaya başladı

"Yemin ediyorum seninle Bir dakika bile romantik bir an yaşayamıyorum. Nasıl bir kızsın sen böyle?" Dediğinde utanmıştım. Ulan neden hep benim başıma gelir ki. Adana rezil oldum ya.

Kemal bana bakarken telefonu çaldı bir anda. Hala bana bakıyordu ve elini cebine atıp telefonu çıkarttı. Ekrana baktığında "Sırası mı be Emre" dediğini duydum. Allah kahretsin Emre herşeyi anlatacaktı.

"Söyle Emre" dedi telefonu kulağına götürüp.

Ses gelmiyordu ve ben şu an salak gibi ortada kalmıştım.

Kemal telefonla beraber kulağında iken dışarı çıktı. Elllerimi sıkarak sakince Kemal'in gelmesini bekliyordum. Ne olur anlatmamış olsun ne olur.

"Asya!" O kadar gür sesle bağırmıştı ki yerimden irkilmiştim

Bana doğru seri ve sinirli bir şekilde gelen Kemal öfke ile bakan gözlerini bana dikti. Tam dibimde durup "Sen bunu bana nasıl yaparsın he! Nasıl?" Dedi yine aynı şekilde bağırarak.

O bağırdıkça kalbim daha çok acıyor nefesim daralıyordu. "Sen nasıl bu kadar kötü biri oldun? Ya ben sana yardım ettim yardım. Her gün pişmanlıkla baktım gözlerine. Senin çocukluğunu ben mahfettin diye seni mutlu etmek için etrafında dört döndüm be! Sen naptın?" Etrafımda dönmeye başladı. Çok sinirliydi ve ben çok korkuyordum. İlk defa birisini kaybetme korkusu ile titriyordum.

Karşıma geçip yine bağırdı "Sen beni kalbimden vurdun Asya. Sen beni yaşarken öldürdün. Sen benim arkadaşım ile iş birliği yapıp beni kendine aşık edip servetime konmak istedin. Ya ben seni melek sandım be melek. Sen şeytanın ta kendisiymişsin!" Dedi öfkesini üzerime kusarak.

Titriyordum bir yandan gözlerimden akan yaşlar bir yandan ellerimi sıkıp yaralamam. Beni ayakta zor tutuyordu bu olanlar. Yıkılacak gibiydim. Nefesim kesiliyordu.

"İstediğin oldu. Sana aşık oldum. Başardın! Şimdi ne halt yiyorsan ye! Çünkü ben seni affetmeyeceğim çık git evimden hemen çık git!" Dedi eli ile kapıyı göstererek.

Hıçkırıklarım dışarıya taşarken Kemal beni kolumdan tutup kapıya doğru götürdü. Elime verdiği paltom ile beni dışarıya ittirdi.

"Hayatımdan defol git!" Dedi ve kapıyı sertçe kapadı.

"Kemal özür dilerim beni dinle ne olur. Bildiğin gibi değil aç kapıyı" dedim kapıya vurarak ama açmamıştı ben ora da öylece kalmıştım. Kapıya yaslanıp paltomu üzerime örttüm. Öylece yerde oturarak ağlıyordum.

"Özür dilerim Kemal! Ben seni seviyorum sana ihanet etmedim yemin ederim. Ben sadece çocukluğumun intikamını almak istedim ama vazgeçtim. Senin bana aşık olduğunu bilmiyordum ki"

Çaresiz çıkan sesim ve soğukta öylece kalmam umrumda değildi. Gidecek yerim yoktu asla gidemezdim.

Kemal beni affetmese de...

...

"Aaahhhh yeter yeter lan!" Herşeyi kırıp dökmüş yere atmıştım. Ev savaş alanı gibiydi.

Asya bana bunu nasıl yapardı. O masum gözler bunu bana nasıl yapardı hala aklım almıyordu.

Resmen beni kaldırmıştı resemn benimle oyun oynamıştı. Gece boyu gözüme uyku girmedi. Etrafta dolanıyorum. Yatağa yatıp tekrar kalkıyordum. Uykum gelmiyordu. Çünkü Asya'yı merak ediyordum. Gidecek yeri yoktu nereye gitti ne yapıyor iyi mi? Bilmiyordum. Allah kahretsin çok merak ediyordum onu.

Saat sabahın beşiydi. Kızaran gözlerle lavobaya gidip yüzümü yıkadım. İstemesemde üzerimi değiştirip ise gidecektim. Sonuçta hayat bir şekilde devam ediyordu değil mi? Bende hayata devam etmeye çalışıyordum.

Üzerime giydiğim siyah takım elbiseyi düzelterek dış kapının kapısını açtım. Kapıyı açtığım anda bir insan bedeni yere yığıldı. Ama bu...

"Asya?"

Uyanık değildi. Vücudu çok soğuktu ve titriyordu. Benim yüzümden. Gidecek yeri olmadığı için hiç bir yere gitmemişti. Ve ben kendi kendimi yemiştim tüm gece. Keşke kontrol etseydim gittiğini.

"Asya uyan. Asya aç gözünü hadi ne olur"

Hala titriyordu ve çok korkmuştum. Ona birşey olursa kendimi affetmedim. Kucağıma alıp arabanın arka koltuğuna koydum ve sürücü koltuğuna geçerken hızla sürmeye başladım.

Telofonu kulağıma götürüp "Vedat hastanenin önüne bir sedye hazır et çabuk ben hemen geliyorum" dedim.

"Kemal birine birşey mi oldu?" Dedi telaşla.

"Karım rahatsızlandı. Üşütmüş ve çok titriyor" dedim.

Karım! Bu kelime ne kadar da garip

"Tamam hazır oldu say" dediğinde kapatmıştı. Ben de arkamı dönüp Asya'ya baktım. Birşeyler sayıklıyordu. Yine yalansa diye düşündüm. Yine bana oyun oynuyorsa? Yapar mıydı? Bunca şeyden sonra yine beni kandırır mıydı?

"Özür dilerim Kemal" dediğini duydum. Sesi sakin ve zor çıksa da anlamıştım. Pişman mıydı? Peki ya neden? O istememiş miydi bütün bunları. Bilerek plan yapmamışmıydı Emre ile?
Şimdi neden özür diliyordu?

"Çekil lan kenara!" Dedim önde olan aracın beklediğini görünce. Kornoya basıp yol açmaları için süratle devam ettim.

"Ne bağırıyorsun birader?" Dedi birisi elini kaldırarak.

Arabanın camından ona sinirle bakıp polis kimliğimi gösterdim "Karım rahatsız. Ben komiser Kemal Aydın. Bu senin için yeterli mi? Birader" dedim vurgulayarak. Adam başını öne eğip yol açtı. Hemen yola odaklanıp hastaneye gelmiştim.

"Kemal" Asya'nın kesik gelen sesleri beni daha çok korkutsa da ona hala sinirliydim. Belki de kırgındım.

Asya'yı Vedat ve diğer görevli doktorlar sedyeye alırken ben onun o saf masum yüzüne baktım. Çok kötü gözüküyordu.

"Vedat! İyileşecek değil mi?"

"Merak etme ilaç verilecek birazdan toparlar kendini. Hemen getirdiğin iyi olmuş yoksa atak geçirebilirdi" dedikten sonra başımı salladım. O da gitmişti. Ben Asya'yı odanın önünde beklerken bütün bu yaşadıklarımı sindirmeye çalışıyordum. Bir günde herşey olur demişti Asya bir kere bana. Ve o hayatıma girdi gireli bir gün değil bir saatte herşey olabiliyordu.

Asya yine haklıydı ve yine haklı çıkmıştı.

"Kemal?" Gelen sesle başımı çevirdim. Vedat gelmişti "birşey mi oldu Asya'ya" dedim ayağa kalkarak.

"Yok merak etme o iyi. Asıl sen iyi misin ne bu hal çökmüşsün" dediğinde gözlerimi kaçırdım. Gerçekten çökmüştüm.

"Görebilir miyim?" Dedim çaresizce.

"Görmeden önce konuşmam gereken şeyler var Kemal" dediğinde ona dikkatle baktım. "Nedir?" Diye sordum.

Elini hastane oturaklarını işaret ederek beni oraya çekti. Hemen oturup ona baktım. "Kemal bu kadın senin karın mı?"

"Evet"

"Peki hastalığını biliyor musun?" Dediğinde yutkundum.

"Ne hastalığı Vedat ne diyorsun?" Dedim şaşkınca.

Hiç birşey bilmiyordum. Asya'nın hastalığı mı vardı.

"Asya o iyi değil!" Dedi başını eğip derin nefes alırken. "Böbrekleri su toplamış. Test sonuçlarında gördüm bende. Ve bu su toplaması idrar yolu enfeksiyonuna yol açmış. Anlayacağın uzun zaman önce hastalık geçirmiş. Sanırım hastaneye gelmediği için de ileri seviyeye atlamış bu durum" dediğinde elimi kaldırıp

"Nasıl yani Asya iyileşemeyecek mi?" Dedim

"Tedaviye hemen başlarsak ve bir takım ilaçlar da kullanırsa muhtemel. Ama sadece tedavi ve ilaçlar değil aile içi ilişkiler ve moral motivasyon da önemli" dedi.

"Onunla iyi geçin Kemal. Onu mutlu et! Bu kadın çok ruhsuz bakıyor sanki hiç bir mutlu anı yok muş gibi. Yani belkide bana öyle geldi bilemem ama onu mutlu olmaya çok ihtiyacı var." Dedikten sonra ayağa kalkıp "geçmiş olsun" diyip yanımdan ayrıldı.

Düşüncelerim beynimi kemirirken. Asya'nın odasına doğru adım adım yürüdüm. Birşeyler onu benden alırken başka şeyler ise onu bana tekrar yakınlaştırıyordu.

Ben Asya'yı bırakamazdım. Ne olursa olsun onun bana ihtiyacı vardı.

"Asya iyi misin. Çok korkuttun beni" dedim yanına geçip kenara oturarak. Uyanmış ve pişman dolu gözlerle bana bakıyordu oda.

"Çok özür dilerim Kemal" diyip ağlamaya başladı. Elimi eline koyarak "Şşşş ağlama sakın. Kızmadım ve yanındayım Asya. Seni asla bırakmam" dedim.

"Söz mü?" Diye sordu gözünden yaşlar akarken

"Söz!"

"Kemal biliyor musun?"

"Neyi?" Dedim kaşlarımı çatıp

"Bende sana aşık oldum"

Hiç beklemeden kurduğu o cümle beni kendine bağlarken. Sevineyim mi üzüleyim mi şaşırmıştım. Ama yine de dudağının kıvrılmasına engel olamadım. Sanki benim bunları duymaya ihtiyacım varmış gibi mutlu olmuştum.

İkimiz birbirimize bakarken kapıyı sertçe açıp içeri giren kişilere baktım.

"Hasta ziyaretine geldik"

Abidin ve Faruk elinde birinin elinde buket çiçek diğerinde ise çikolata vardı.

Kız istemeye mi geldi bunlar. Hey Allahım sabır ver. Bela bir değil ki.

.....

Bölüm sonuuu

Limonata kitabı hakkında yorumlarınızı ve düşüncelerinizi çok merak ediyorum yorumlara yazarsanız da çok mutlu olurum..okumak beni mutlu ediyor açıkçası. Sizler kitabım hakkında ne düşündüğünüzü veya hatalarım ya da kusurlarımı söylerseniz ben de kendimi daha iyi geliştirebileceğimi düşünüyorum. Şimdilik hoşçakalın iyi bayramlar 🥳🥳🥳