9. bölüm / 9
Hüddam Uğur & Emrah: Mühürlü Kader9. BÖLÜM: KAN VE KEFARET (FİNAL)
Bölümler 9Şu an: 9. BÖLÜM: KAN VE KEFARET (FİNAL)
- 1 Bölüm 1: Gece Yarısı Çalınan Kapı530 kelime
- 2 2. BÖLÜM: ÂLEM-İ SUFLA'NIN ÖFKESİ828 kelime
- 3 Bölüm 3:Mühürlü Sahan ve Dicle’nin Sırrı460 kelime
- 4 4. BÖLÜM: SİYAH AKİT: KANLI AY TARİKATI874 kelime
- 5 5.Bölüm:Karanlık Rahle: Babil'in Ahdi752 kelime
- 6 6. Bölüm: Zihne Düşen Zehir995 kelime
- 7 7. BÖLÜM: CİZRE DERGAHI VE GÜNAHIN MİRASI412 kelime
- 8 8. BÖLÜM: KARANLIĞIN ZAFERİ & YALNIZ HÜDDAM403 kelime
- 9 9. BÖLÜM: KAN VE KEFARET (FİNAL)484 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Cizre kabristanının tekinsiz sessizliğinde, göğsümdeki darbenin sıcaklığı toprağa sızarken bilincim kaybolmanın eşiğindeydi. Ağzımdan akan kan, fırtınanın kaldırdığı toza karışıyordu."Kalk Uğur..." Seyyid Burkan’ın zihnimdeki sesi ilk kez bu kadar cılız, bu kadar çaresiz geliyordu. "Melkan, çocuktaki son masumiyet kırıntısını da yakmak üzere. Vakit bitti."Dizlerimin üzerinde sürülenerek Cizre dergahının viran harabesine geri döndüm. Çürümeye yüz tutmuş mihraptaki Şeyh Zübeyr’in o gizli mührüne parmaklarımı bastım. Bu ritüel bir savunma değil, bir vazgeçişti. Bir hüddamın, alemle olan tüm bağını kendi hands/elleriyle koparması; basiretini, kapılarını ve ilmini ebediyen kapatması karşılığında bir ruhu söküp alma duasıydı.Toprağı kendi kanımla yoğurup mihraba sürdüm. Bedenim alev alev yanmaya başladı."Bunu yaparsan..." dedi Seyyid Burkan, gölgesi duvarlara vururken. "Alem sana kapandığında beni bir daha göremez, sesimi duyamazsın Uğur. Bir ömür o kör gözlerle yürürsün.""O benim evladım Burkan," dedim, yaşlar kanıma karışırken. "Ben kör kalayım, yeter ki o kararmasın."Güneş Dicle’nin üzerine kızıl bir leke gibi doğarken uçurumun kenarındaki harabeye vardım. Emrah orada, Melkan’ın devasa karaltısının tam ortasında duruyordu. Gözleri simsiyah bir boşluktan ibaretti."Tekrar mı geldin yaşlı hüddam?" diye gürledi Melkan. "Beni bu çocuktan sökebilecek hiçbir kuvvet kalmadı!"Emrah, Melkan’ın verdiği o simsiyah manevi baskıyla üzerime atıldı. Bu kez ne bir koruma ayeti okudum ne de Seyyid Burkan’ı öne sürdüm. Kollarımı iki yana açtım. Emrah’ın elindeki o kapkara hançer doğrudan göğsüme saplandı.Acı zihnimi patlatırken Emrah’ın boynuna sarıldım."Affet beni oğlum..." diye fısıldadım kulağına. "Babanı koruyamadım, seni bir yalana hapsettim... Ama seni bu zifire kurban etmeyeceğim."Zihnimdeki Şeyh Zübeyr mührünü serbest bıraktım. Hüddamlık ilmimi, basiraretimi, yılların birikimini bir alev gibi kendi ruhumdan söküp Emrah’ın zihnine akıttım. Melkan’ın kurduğu nefret köprüsü, benim öz feda edişimle çatırdamaya başladı. Tayfanın çığlıkları Cizre’nin kayalıklarında yankılandı. Melkan, Emrah’ın bedeninden sökülüp toprağın derinliklerindeki mühürlü kuyuya gömülürken gökyüzündeki karartı bir anda dağıldı.Emrah’ın gözlerindeki zifir perde kalktı. Masum, dehşet dolu bakışları geri geldi. Ellerindeki kanıma baktı, dizlerinin üzerine çöktü."Usta... Ben... Ben ne yaptım?" dedi sesi titreyerek.Gözlerimin önündeki o mana alemi, kapı kapı kapanmaya başladı. Işıklar söndü, varlıkların silüetleri silindi. Seyyid Burkan son kez yanımda belirdi. Eğilip Emrah’ın omuzuna dokundu ve bana döndü:"Vazifem seninle bitti Uğur Hoca. Artık bu çocuğun muhafızıyım. Emanetin bendedir."Seyyid Burkan’ın sesi fısıltıya dönüşüp tamamen kayboldu. Zihnimdeki o yıllardır süren uğultu sustu. Zifiri bir sessizlik ve zifiri bir körlük kapladı ruhumu. Artık bir Hüddam değildim. O aleme dair ne bir fısıltı duyabiliyor ne de bir gölge görebiliyordum. Sıradan, devrik bir adamdım artık.Emrah hıçkırıklarla göğsüme kapandı."Ağlama..." dedim, güçsüz elimle başını okşayarak. "Ben sana ilmi değil, kefaretimi bıraktım. Bu ağır yük artık senin omuzlarında."Emrah, yarı baygın haldeki bedenimi sırtlayıp Cizre'nin çıkışında yaşayan, yıllardır sırdaşım olan kadim dostum Süleyman Efendi'nin kapısına getirdi. Onu gözyaşları içinde Süleyman'ın güvenli ellerine teslim etti. Yıllardır manevi yükleri beraber göğüslediğim Süleyman, halimi görünce bir şey sormadı; sadece başını sallayıp beni içeri aldı.Cizre’nin dar sokaklarında sabah olurken, Uğur Hoca arkasında sırf bir ihtiyar olarak kaldı. Emrah ise ustasının göğsünden fışkıran o son aydınlıkla, parmağındaki mühür yüzüğüyle gözlerinden akan yaşla ve hemen arkasında beliren Seyyid Burkan’ın gölgesiyle tefekkür içinde geceye baktı.Bir hüddam sustu, bir hüddam karanlıktan doğdu.SON
Bölüm etkileşimi
