8. bölüm · Hüddam Uğur & Emrah: Mühürlü Kader

8. BÖLÜM: KARANLIĞIN ZAFERİ & YALNIZ HÜDDAM

Zifir Kalem

Cizre dergahının viran duvarları arasında, dizlerimin üzerine çökmüş halde kalakaldım. Zihnimdeki vicdan azabı, harabeyi kaplayan buz gibi havadan daha çok yakıyordu canımı. Yıllardır evladım gibi koruduğum, dizimin dibinde büyüttüğüm Emrah, geçmişin karanlık sırrını öğrenmiş ve Melkan’ın sunduğu o intikam gücüne teslim olarak gecenin zifirinde kaybolmuştu."O artık senin çırağın değil Uğur!" Seyyid Burkan’ın gür sesi zihnime bir yıldırım gibi düştü. Heybetli gölgesi mihrabın yanında belirdi. "Karanlık onu tamamen yuttu. Şimdi kendini ve elindeki ilmi korumak zorundasın!""Benim yüzümden bu halde!" diye bağırdım, sesim yankılanırken. "Onun babasını koruyamadım, hafızasını mühürleyip onu bir yalana hapsettim. Ona el kaldıramam!"Yerden destek alarak doğrulmaya çalışırken gözüm, dergahın çürümeye yüz tutmuş mihrabındaki gizli bir oyuğa takıldı. Şeyh Zübeyr’in zamanında taş üzerine kazıdığı, toprağın altında gizlenmiş bir mühür işareti duruyordu orada. Melkan’ın gözünden kaçan, tayfasının gücünü kırmaya yarayan kadim bir koruma düsturuydu bu. Yarım kalmış bir umut ışığı gibi parladı zihnimde. Ancak bunu hazırlamak için zamana ve Emrah’ı zihnen kurtarmaya ihtiyacım vardı.Dergahın kapısından dışarı çıktığımda, Cizre’nin dar, kimsesiz ve tekinsiz sokaklarını fırtına öncesi bir sessizlik bürümüştü. Çok uzaklaşmamıştı. Eski bir kabristanın girişinde, taşların arasında duruyordu. Ama o artık Emrah değildi. Etrafını saran kapkara bir duman, gözlerindeki o masum ışığı tamamen söndürmüştü."Usta..." dedi, sesi Melkan’ın boğuk ve hırıltılı fısıltılarıyla katmanlaşmıştı. "Yoksa sana usta mı demeliydim? Ailemin katili!"Üzerime doğru attığı ilk adımda yer sallandı. Zihnimde Melkan’ın ordusunun çığlıkları koparken, Emrah elindeki o simsiyah manevi baskıyı üzerime saldı. Koruma ayetlerini okumaya başladım ama sadece savunuyordum kendimi. Ona tek bir darbe bile vuramazdım."Seyyid Burkan, sakın!" diye uyardım zihnimdeki muhafızımı. Ancak Emrah öldürücü bir adımla göğsüme doğru hamle yapınca, Seyyid Burkan varlık kanunları gereği beni korumak için öne atıldı. Burkan’ın nurani ışığı Emrah’a çarptı ve onu birkaç adım geriye savurdu.Emrah göğsünü tutup acıyla güldü. Gözlerindeki nefret daha da alevlendi. "Gördün mü? Senin o övdüğün muhafızın bile beni yok etmek istiyor! Hepiniz yalancısınız!"Melkan’ın karartısı Emrah’ın bedenini iyice kapladı. Emrah, bu nefretle birlikte gücünü katlayarak üzerimize yüklendi. Merhametim elimi ayağımı bağlamıştı. Emrah’ın savurduğu karanlık darbe tam göğsüme oturdu. Ağzımdan kan boşanırken yere serildim. Seyyid Burkan’ın silüeti aldığı ağır darbeyle sarsılıp geri çekilmek zorunda kaldı.Dizlerimin üzerinde, kan ve toz içinde Emrah’a baktım. Bıçak çekse bu kadar acıtmazdı.Emrah tepemde dikildi. Gözlerinde ne bir acıma ne de eski çırağımdan bir iz vardı. Doğrudan gözlerimin içine baktı:"Seni şimdi öldürmeyeceğim. Aileni kaybetmenin acısını, yalnızlığın zehrini çekerek öl!"Arkasını dönüp kabristanın karanlığına doğru adımladı ve gölgelerin arasında kayboldu. Ben ise gecenin ortasında, hem bedenen hem de ruhsal olarak darmadağın olmuş halde, yalnız başıma dizlerimin üzerinde kaldım.