60. bölüm · HedeFte KaLp
Yüzleşme
Derin o telefon görüşmesinden sonra eve gelip Çağın'la konuşmak için sabırsızlanıyordu. Gün boyu bir operasyonunu yönetmiş ve akşam üzeri yorgun şekilde eve dönmüştü. Kapıyı açtığında Çağın, kucağında uyuyan Yiğit ile koltukta uzanıyordu.Ceketini çıkarıp Çağın’ın karşısına geçip oturdu. Çağın bebeği pusete yatırdıktan sonra,eşinin yanına geçerek ona sarıldı.
"Yorgun görünüyorsun sevgilim, operasyon seni bir hayli yormuş olmalı."
"Evet yorgunum ama sana sormam gereken şeyler var. Biliyorsun konuşmalıyız! "
"Sor tabii,dinliyorum, konuşalım! ''
"Neden Çağın? Neden bir yapım şirketi arkasına koca bir ordu kurdun? Ve o sarışın kadın, Neden bana hiç bahsetmedin?"
Çağın’ın gözlerinde derin bir keder vardı.
"Çünkü seni devletin bile ulaşamadığı o kirlilikten korumam gerekiyordu. Sen kurallar içindeydin Derin, ben ise kuralın kendisi oldum. Elsa benim operasyon şefim. Sakın yalnış anlama. Aramızda hiçbir şey yok Ve o, bu dünyada Federico’nun bile sızamayacağı tek birimi yönetiyor."
"Federico seni kıskanıyor Çağın.Senin öfken Ve onun bu kıskançlığı hepimizi yakacak! "
"Federico’nun ne hissettiği umurumda değil; sen benim karımsın ve o yerini bilecek" diyerek sesini yükseltti.
Çağın Avrupa’nın göz bebeği olan bir aktördü.Onun imajı sayesinde Yapım şirketini kısa sürede yaptığı Projeler ve yaptığı anlaşmalar, sınırları çoktan aşmış, ünü neredeyse dünyaya yayılmıştı. Ancak kimsenin bilmediği şey; kurduğu o devasa yapım şirketinin, aslında Anka-1 projesinin görünmez finansörü ve teknolojik kalesi olduğuydu. Çağın, Derin’in resmiyette yapamadığı her şeyi, kendi kurduğu o küresel ağ üzerinden hallediyordu.
Federico, Roma’daki lüks ofisinde Çağın’ın dünya çapındaki başarılarını ve Derin üzerindeki o kusursuz korumasını izlerken kadehini duvarda parçaladı.
Federico: "Neden! Neden o? O sadece bir oyuncu, bir sanatçı! Ben ise bu dünyayı yönetecek güçteyim.Onun istediği her şeyim! Ne buldu o aktör bozuntusunda? "
Asistanı: "Çünkü o, ajanın ruhuna dokunuyor efendim. Ve kurduğu o 'Gölge Yapım' ağı, sizin sızamadığınız tek yer. Çağın onu sizin bile tahmin edemeyeceğiniz kadar büyük bir zırhla sarmış."
Federico’nun gözleri nefretle parladı. "İki adam, tek bir kadın için her şeyi yapmaya hazır diyorsun... O zaman görelim bakalım; ışığın koruyucusu mu daha güçlü, karanlığın efendisi mi? Onu ifşa ettim.Derin artık biliyor.Çağın gizli ağını açığa.Çıkardım. " diyerek yeni planlar kurmaya başladı. Derin, federico'nun sahip olduğu en büyük arzu ve takıntı haline gelmişti.
Derin ve Çağın ise evde bu yapıyı konuşmaya devam ediyordu. Derin çantasına uzandı ve bir takım belgeler çıkararak Çağın’a uzattı.
"Bu yapıyı neden kurduğunu anladım. Bu kadar ünlü bir adam siber olarak da sivil olarak da her türlü tehdide her zaman açıktır. Sen de kendi koruma kalkanını yarattın; güzel, artık bir koruma ekibi kiralamana gerek yok. Kendi yapını oluşturdun, anlıyorum! Tabii o yapının temelleri sanırım evliliğimize yakın bir zamanda atıldı; araştırmalarım o yönde... "
"Seni ve ailemizi korumak için her şeyi yaparım Derin. Sen de ben de yaptığımız işler sebebiyle aslında her zaman tehdide açığız."
Derin: "Seni hafife almışım Çağın. Yapım şirketi üzerinden devletin sızamadığı kartelleri çökertmişsin. O sarışın kadınla kurduğun ağ, Federico’yu çıldırtan şey buymuş. Bizi korumak için kendi imparatorluğunu kurmuşsun."
Çağın, Derin’e yaklaşıp onu kendine çekti. "Seni korumak benim bu dünyada ki tek gerçek görevim Derin. Federico seni bir ödül olarak görüyor, ben ise nefesim olarak. Aramızdaki fark bu. Seni sadece Federico’nun korumasına mı bıraksaydım? Senin koruyucun da kalbinin koruyucusu da benim."
"Bazen Federico nun gönderdiği o dosyadan. sana bahsetmekle hatamı ettim diye düşünüyorum.''
''Söylemesen hata olurdu. İşe tam döndükten sonra bir anda bu terfii olayını anlamamıştım. Seni sıkıştırmasam zaten söylemeye pek niyetli değildin.''
Derin sustu ve derin bir iç çekti.
Tam o sırada telefonuna Federico’dan bir video mesaj düştü. Ofisinde sinirden ve kıskançlıktan gözü dönmüş Federico dayanamadı ve sonunda eteğindeki taşları dökmeye karar verdi. Derin, gelen video mesajı Çağın ile birlikte izledi.
Videoda Federico: "Çağın’ın kurduğu o muazzam yapıyı izliyorum Kraliçe. Onu kıskanıyorum, doğru; çünkü senin için yapmayacağı şey yok. Ama unutma; o seni dünyadan korurken, ben dünyayı senin önünde diz çöktürüyorum. Şimdi bir seçim yapma vakti: Çağın’ın şefkati mi, benim mutlak gücüm mü?"
Derin, videoyu izledikten sonra Çağın’ın gözlerinin içine baktı. "Federico anlamıyor Çağın... Biz birlikte zaten bir dünyayız!"
"Neden sana video atıyor, neden seninle iletişim kuruyor?"diye sesini bir tık yükseltti.
"Senin kurduğun ve onun sızamadığı tek yer olan yapıyı duyup kudurmuş, ondan atıyor işte!"
O an, evin etrafındaki tüm güvenlik sistemleri kırmızıya döndü. Çağın’ın gizli ordusu ve Federico’nun adamları aynı anda kapıya dayandı. İki erkek, aynı kadın için o gece her şeyi yapmaya hazırdı. Federico hırsını alamadı ve çağın'ı delirtmek için bir video daha gönderdi.
Derin’in şifreli telefonuna düşen ikinci görüntülü mesaj odada ki havayı bir anda buza çevirdi. Federico, Roma’daki o görkemli çalışma odasında bu defa elinde eski bir kehribar tespih ve önünde Maldivler’deki o iskelenin fotoğrafıyla oturuyordu.
Federico: "Derin, Roma’ya gel. Seni görmek istiyorum! Maldivler’deki o son vedadan sonra yüzünü bir daha yakından görmedim. Biliyorsun, senin ülkene girmem yasak, illegal yollardan denerim ama sen gel.Sana haftaya özel uçağımı göndereceğim. 'Tamam' dersen! şimdi sana iyi niyetimi göstermek için evinin etrafındaki tüm adamlarımı çekiyorum. Senin asıl koruyucu meleğin benim, bunu sakın unutma. Haber bekliyorum, Kraliçem."
Ekran karardı. Odanın içinde ki sessizlik, fırtına öncesi o ağır uğultuyla doldu.
Federico amacına ulaşarak, ikisinin arasında ki savaşı başlatmıştı.
Çağın, masanın üzerinde ki telefonu hırsla kenara itti. Gözleri kan çanağına dönmüştü, elleri titriyordu. İlk kez Derin’e karşı bu kadar kontrolsüz, bu kadar öfkeliydi.
Çağın: "Maldivler! Demek her şey orada başladı, değil mi? Döndüğümüzde o kadar tuhaftın ki! Bakışların değişmişti, uzaklara dalıp gidiyordun. Şimdi anladım! Zaten şüphelenmiştim içimde hep bir huzursuzluk vardı.O iskelede onun arkasından bakiyordun. Oradaydı değil mi?''
Derin bir şey söylemek için hamle yaptı ama Çağın eliyle onu durdurdu.
Çağın: "Sadece Maldivler de değil! Doğum yaptığında evi donatan o isimsiz devasa çiçekler, bebeğimizin doğduğu gün kapıya bırakılan o paha biçilemez hediyeler... Hepsi Federico’dandı, değil mi? Bana 'birimden dostlarım" demiştin! Benim kurduğum 'Gölge Yapım' ağından sızamadığım tek yer senin o sessizliğindi Derin ve Federico ile olan o saçma bağın."
Derin: "Çağın, dinle beni... Seni ve Yiğit'i korumak için sustum. Onun ne kadar tehlikeli olabileceğini biliyorsun maldivleri sana söyleyemedim."
Çağın: (Bağırarak) "Tehlikeli mi? Ben dünyaca ünlü bir yapımcı, bir sanatçı maskesinin ardında koca bir ordu yönetiyorum Derin! Senin için dünyayı yakarım diyorum, sen ise bir 'koruyucu melekten' bahsediyorsun! O herif senin hayatına sızmış, damarlarına girmiş. Küstah piç bir de-adamlarını çekiyormuş.- Benim korumam altında o adamlar bu evin kapısından içeri zaten giremezdi!"
Odada ki hava o kadar ağırlaşmıştı ki nefes almak bile bir çaba gerektiriyordu. Derin, bakıcının kapı eşiğinde kararsızca beklediğini görünce sesini bir bıçak gibi kullandı.
"Eleni, Yiğit pusette uyuyor. Onu alıp odasına götürür müsün? Ne olursa olsun sakın dışarı çıkmayın."
Eleni şaşkın vaziyette bebeği alıp odasına çıkardı. Kırk beş yaşlarındaki Rus kökenli kadın bile Çağın’ın bu öfkesi karşısında korkuyla titremişti, çaresizce etrafa bakınıyordu. Çağın’ı daha önce Derin bile böyle görmemişti. Oynadığı o mafya dizisindeki liderden bile daha karanlık ve sert bir ruh haline bürünmüş, resmen gözü dönmüştü!
Bakıcı bebeği kucağına alıp hızla uzaklaşırken, kapının kapanma sesiyle birlikte Çağın’ın içindeki o devasa volkan patladı. Çağın, üzerinde ki o entelektüel, dünyaca ünlü sanatçı maskesini parçalayıp atmıştı; karşısında duran adam artık sadece yaralanmış ve öfkeden gözü dönmüş karanlık bir adamdı.
Çağın, elindeki viski bardağını tezgaha öyle bir çarptı ki kristal parçaları etrafa saçıldı. Derin’in üzerine doğru bir adım attı; Derin dik durmaya çalışsada içi titremişti. Aralarındaki mesafe yok denecek kadar azdı.
"Maldivler’de o gün ortadan kaybolduğun o bir saat, iskelede Federico ile baş başaydınız, değil mi? Ve bana tek bir kelime etmedin! Üstelik hamileydin Derin. Benim çocuğumu taşıyordun. O haldeyken o adamla ne yaşadın? Sana dokundu mu? O herif senin tenine, ruhuna nasıl bu kadar sızabilir?"
Derin: "Çağın saçmalama! Sadece konuştuk."
Çağın: (Sinir bozucu bir şekilde gülerek) "Koruyucu melek rolüyle mi? Ben seni o adadan döndüğümüzde aylarca iyileştirmeye çalıştım! Sana dokunduğumda uzaklara dalıp gidiyordun. Tenin buz gibiydi. Ben bunu hamilelik yorgunluğu sanıyordum; meğer sen yanımda, aklında Federico’nun fısıltılarıyla uyuyormuşsun!"derin ona yaklaşmaya çalıştı ama çağın onı eli ile yavaşça itti.
Derin sesini yükselterek;
"Seni ve bebeğimizi korumak zorundaydım! Federico’nun kolu Roma’dan buraya kadar uzanıyor. Senin 'Gölge Yapım' ağın o zamanlar bu kadar güçlü değildi ve ben bunu bilmiyordum. Söylemedin çünkü! Ayrıca o adamın düşüncesiyle uyumadım Çağın, aklımda senden başka kimse olmadı. Hamileydim, Ajan Derin'i özlüyor..."
Çağın bağırarak lafını kesti: "Sen bana yalan söyledin! Benim kurduğum bu imparatorluk, senin bir damla gözyaşın akmasın diye var! Evlenmeden önce de böyleydin; her bir şey olduğunda benden kaçtın. Dış görevler, tehlikeli operasyonlar... Hiç dinlemedin beni. Şimdi de yeni sığınağın Federico olmuş! Ben senin için dünyayı karşıma aldım, sen ise o heriften bahsediyorsun! O hediyeler... Bebeğimizin yaş günündeki o şeyler... Hepsini Federico’nun gönderdiğini bile bile…”
Derin cevap veremedi. Ağlamamak için kendini zor tutuyordu. Ne derse desin, şu an gözü dönmüş Çağın’a hiçbir şeyi açıklayamayacağını, onun kendisini anlamayacağını biliyordu!
Çağın, Derin’in kolunu sıkıca kavradı; öfkesi sevgisiyle çarpışıyor, yine de canını yakmamaya çalışıyordu.
"Bana bak Derin! Eğer o gece Maldivler'de, o iskelede aranızda benim bilmediğim bir şey geçtiyse... Eğer o adam sana elini sürdüyse, yemin ederim Roma’yı haritadan silerim! Seni ondan korumak artık benim şeref meselem; ama senin benden gizli onunla kader birliği yapman benim ölümüm olur!"
"Kader birliği filan yok Çağın, neler diyorsun böyle!"
Çağın arkasını dönüp mutfaktan çıkarken, mutfak masasındaki her şeyi tek bir hamleyle yere indirdi. Porselenlerin kırılma sesi evin içinde yankılandı.
Çağın: "Haftaya o uçak gelmeyecek Derin. Çünkü o zamana kadar Federico diye bir sorunun kalmayacak. Kendi 'temizliğimi' kendim yapacağım!"
Derin ağlamaklı bir vaziyette yalvardı: "Çağın, dur! Gitme, konuşalım; bitirelim şunu, anlamıyorsun! Seni seviyorum, bana bunu yapma..."
Çağın yavaşça döndü. Gözleri çakmak çakmaktı; omuzları hırstan inip kalkıyordu. Derin’e doğru ağır adımlarla tekrar yürüdü. Aralarında ki mesafe kapandığında sesi fısıltı kadar alçak ama bir o kadar tehlikeliydi.
"Biraz daha konuşursak seni kırarım Derin. O adamın hedefinde senin kalbin var. O kalp bana ait ve ben senin kalbini öyle bir kırarım ki! . Federico bile o çok istediği kalbin parçalarını toplayamaz! Ama madem 'konuşalım' diyorsun, o zaman dürüst ol. O iskelede, o lanet olası Maldivler'de ne oldu? Seni tehdit mi etti? Bak gözlerimin içine; sana dokundu mu? O herif senin tenine, benim dokunmaya kıyamadığım ruhuna elini sürdü mü?"
Derin, Çağın’ın bakışlarındaki o saf acıyı gördü. Bu sadece bir kıskançlık değil, bir adamın en büyük kalesinin sarsılmasıydı.
"Sana yemin ederim tenime değmedi Çağın; ama ruhuma... Evet, ruhuma bir zehir bıraktı. O gün iskelede yanıma geldiğinde karşımda aşık bir adam vardı. Sadece kısa bir dans ve sonra gitti. 'Tamamen hayatından çıkıyorum' dedi. 'Son bir veda' dedi; aşkına saygı duydum ve bir daha asla görmemek üzere veda ettim. Bizi korumak için de sustum; tatili berbat mı etseydim?"
(Çağın Sinirle gülerek, gözlerinden bir damla yaş süzüldü) "Bizi korumak için mi? Ben senin için dünyayı bir sinema seti gibi kurgulayıp arkada koca bir ordu yönetirken, sen benim düşmanımla... O hediyeler, o çiçekler... Her biri 'Seni izliyorum' demekti. Sen o hediyeleri eve kabul ederek Federico’yu yatak odamıza kadar soktun Derin!"
"Çağın! Sustum çünkü o sadece uzak bir gölgeydi, anlıyor musun? Ve bunu seviyordu; koruyucu bir gölge olmayı... Susarak ve tepki vermeyerek o gölgeyi uzağımda tuttum. Yoksa o gölge karanlığımız olabilirdi! O adam saplantılı biri..."
"Şimdi daha çok kork o zaman! Çünkü haftaya o uçak gelmeyecek. Federico senin koruyucu meleğin falan değil. O, senin zayıflığını ve içindeki 'ajan' imajını besleyerek seni kullanan bir akbaba. Ben o akbabanın kanatlarını Roma semalarında kıracağım. Eğer o uçağa binmeyi bir an bile düşündüysen... İtalya'ya ona gitmeyi istediysen... İşte o zaman beni gerçekten kaybedersin."
Çağın masada duran son kadehi de yere fırlatıp mutfaktan çıktı. Yukarıdan Eleni’nin kapıyı kilitlediği sürgü sesi duyuldu. Evde artık sadece ölüm sessizliği ve kırık camların hıçkırığı kalmıştı. Çağın salona geçip kanepeye oturdu. Derin arkasından geldi ve karşısına geçti; gözlerinin içine ağlamaklı bir ifadeyle bakıyordu ama Çağın'ın gözü artık hiçbir şeyi görmüyordu.
( Çağın Dişlerinin arasından, korkunç bir sakinlikle) "Devam et... Ee, başka? Başka ne oldu o romantik adada? Sadece konuşmak ve dans mı? Pek inandırıcı gelmedi."
"Sana dürüst olacağım. Beni öpmek istedi. İzin istedi Çağın. Masum, kısa bir veda öpücüğü. 'Bu öpücüğü istiyorum ve sonsuza kadar hayatından çıkacağım. Son isteğim bu, beni bir daha görmeyeceksin,' dedi."
Çağın’ın yüzü kireç gibi bembeyaz oldu. Sesi, boğazına dizilen bir hıçkırıkla öfke arasında boğuluyordu.
"İzin verdin mi Derin? Söyle... O herifin dudaklarının senin dudaklarına değmesine izin verdin mi?"
Derin, sessizce ve utançtan omuzları çökerek başını öne eğdi. Gözyaşları yerdeki kırık camların üzerine damladı.
"İzin verdim! Gitsin diye... Hayatımızdan çıksın, bizi bıraksın diye... Hamileydim Çağın, hormonlarım altüst olmuştu. Çok duygusaldım. Federico’nun o çaresiz, aşık halini görünce bir an... Ne bileyim, üzüldüm işte. Ama yemin ederim ona karşı hiçbir aşk hissetmiyorum!"
Çağın bağırarak karşılık verdi: "Tüh! Yazık... Aman zavallı Federico, ne acı! Sen bu adamdan basbayağı etkilenmişsin. Ben senin kalbinde miyim? artık bilmiyorum!"
"Çağın, bunu bana nasıl söylersin? Eğer o adama zerre kadar bir şey hissediyor olsaydım burada değil, orada olurdum. Nasıl aşkımdan şüphe duyarsın? Ruhumda, kalbimde, aklımda sadece sen varsın!"
"Çok üzgünüm, ben artık bundan pek emin değilim Derin."
Derin onun elini tuttu ve "Gözlerime bak! 'Aşkından emin değilim' de Çağın!" diyerek sarılmak istedi ancak Çağın buna izin vermedi.
O an sinirden elini kaldırdı, yumruğunu sıktı. Derin ani bir hamleyle kolunu tuttu.
Derin bağırarak, "Bana mı vuracaktın Çağın? O elini bana mı...? Kendine gel artık! İstesem seni saniyede yere sererim!" diyerek onu omzundan tutup sarstı.
"Tabii serersin; sen bir numaralı ajansın ve bir numaralı yalancısın!"
Çağın adeta delirdi. Kanepenin yanındaki ağır sehpayı tek hamleyle odanın diğer ucuna fırlattı. Sehpa duvara çarpıp parçalara ayrılırken Çağın, Derin’in üzerine tekrar yürüdü.
"Üzüldün demek! Sen o katile, o psikopata, ailemizi dağıtan adama üzüldün! Üstelik benim çocuğumu taşırken! Ben içeride seni yürüyüşte sanıp yemek hazırlarken... Sen dışarıda o herifle dans edip seni öpmesine izin mi verdin? 'Gitsin diye' mi? Kim inanır buna Derin! Kim!"
Derin’e iyice yaklaştı, vahşi bir aslan gibi üzerine atılıp onu tuttu. "Ne oldu o çok güçlü 'Süper Ajan Derin'e? Sersene beni yere! Hiçbir şey yapmıyorsun, susuyorsun; çünkü suçunu sen de biliyorsun! Konuş!"
"Sadece bir saniyeydi Çağın! Bir saniye ve bitti! O günden sonra bir daha ona cevap bile vermedim!"
Çağın onu omuzlarından tutup kendine doğru çekti, sinirle soluyarak: "Yalan söylüyorsun! O günden beri o herif senin ruhunda yaşıyor! O yüzden o hediyeleri eve aldın, o yüzden sustun! O öpücük bir veda değilmiş Derin, o bir mühürmüş! Federico o gece senin üzerine kendi mührünü basmış, sen de buna izin vermişsin!"
Çağın ellerini saçlarının arasından geçirdi. "Benim 'Gölge Yapım' ağım dünyadaki tüm pislikleri temizlemeye hazırdı senin için... ama kendi karımın kalbindeki o laneti temizleyememiş! Ben senin için her şeyi; kariyerimi, hayatımı, yasaları feda ettim! Sen ise... Sen ona bir 'veda busesi' vermişsin! Şimdi anlaşıldı neden Roma’ya çağırdığı; yarım kalan dansı bitirmek istiyor!"
Derin, gözlerinden yaşlar akarken, "Çağın yapma lütfen, dinle... Sakin olmanı istiyorum," diyebildi sadece.
Çağın bağırarak: "Sus! Tek bir kelime daha etme! Sen o uçağa binmeyeceksin... Ama o uçak buraya gelecek, içinde Federico ile birlikte! Onu bu topraklara ben getireceğim; ama seninle dans etmeye değil, benimle hesaplaşmaya! Seni o Maldivler'de öptüğü her saniyenin bedelini ona ödeteceğim. Ve senden... Senden bunun hesabını nasıl soracağımı henüz bilmiyorum! Biraz daha burada kalırsam canını yakarım, kötü olur."
"Sözlerin bir ölüm kadar yaktı canımı zaten!" diyerek ağlamaya başlayan Derin, masada kalan son tabağı da duvara fırlattı. Evde kırılmadık bardak, tabak, vazo, sehpa ve sandalye kalmamıştı.
Çağın dış kapıya doğru yöneldi; kapıyı öyle bir çarptı ki, üst kattaki Yiğit’in ağlama sesi duyulmaya başladı. Eleni yukarıda bebeği susturmaya çalışırken Çağın evden fırtına gibi çıktı, dışarıda bekleyen siyah araçlardan birine binip lastikleri yakarak uzaklaştı.
Derin bebeğine bakmaya çıktı. Eleni onu zorla da olsa uyutmuş, yerine yatırmıştı. Bebeğin saçlarına dokunup onu öptü; yanağından süzülen bir damla yaş Yiğit'in yastığına düştü.
"Sen de dinlen Eleni, kusura bakma olur mu? Buna şahit olmanı istemezdim ama Çağın beni anlamıyor."
"Sorun değil Derin Hanım. Umarım kısa sürede halledersiniz."
"Umarım Eleni," diyerek kadının omzuna dokundu ve odadan çıktı. Aşağıya inip etrafa bakındığında evin hali perişandı. Her şey kırılmış, dağılmış, ortalığa saçılmıştı... Ama en çok Derin’in ruhu dağılmıştı. Çağın’ın ilk kez bu kadar tehlikeli ve çılgın haline şahit olmuş, içten içe korkmuştu. Yine de güçlü durmak zorundaydı; eğer duygusal olarak çökerse bir daha toparlanamazdı.
Kendine bir kahve yapıp kanepeye oturdu. Tanıdığı profesyonel temizlik ekibini arayarak durumu kısaca anlattı ve onları eve çağırdı; Yiğit uyanınca bu manzarayla karşılaşsın istemiyordu. İnternetten kırılan, dökülen ne varsa hepsinin yenisini sipariş etti.
Kendi kendine; "Sen kır, ben toparlarım Çağın. Sadece evi değil; ruhumu, kalbimi, duygularımı... Beni hiç anlamıyorsun. Egon, hırsın ve kıskançlığın gözünü kör etmiş. Oysa bu kalp sadece senin. " diye fısıldadı. Ağlayarak kanepeye uzandı. O esnada gelen kalabalık temizlik ekibi evi süratle temizledi, atılacak eşyaları da alıp gitti.
Aradan bir iki saat geçmişti ki Federico’dan bir video daha geldi; ama bu seferki görüntü Çağın’a aitti. Ekranda, loş ışıklar altında Çağın ve Elsa yan yana oturuyordu. Elsa, Çağın’ın omzuna dokunmuş, kulağına bir şeyler fısıldıyordu. Çağın ise elindeki kadehi bitirmek üzereydi; oldukça samimi görünüyorlardı. Videonun altında Federico’nun o sinsi mesajı vardı:
"Benim sana olan temiz duygularımı o asla anlayamaz Derin. Bak! ilk krizde seni kırıp döküp o seksi sarışını da yanına alarak içmeye gitti. Mekanı biliyorsun, şu an oradalar. Sana aşık adam bu mu? Benim aşkımı bir daha düşün derim."
Derin, gördüğü görüntüyle kıskançlıktan ve öfkeden deliye döndü. "Beni böyle yaraladın ve ilk işin o kadınla içmeye gitmek mi oldu? Tek de giderdin ama değilsin!" diye mırıldandı. Gözyaşlarını sildi, siyah deri ceketini kaptı ve garajdaki motoruna atladı. Şehrin sokaklarını motorun gürültüsüyle inletirken tek bir amacı vardı: O masayı dağıtmak...
Derin Barın önünde lastik yakarak durdu. Kaskını motorun üzerine bırakıp içeri daldı. Çağın ve Elsa’yı o halde gördüğünde sesi tüm mekanda yankılandı: "Demek böyle Çağın! Ben evde bizi kurtarmaya çalışırken, sen arkana bile bakmadan buraya, bu kadınla eğlenmeye mi geldin?"
Çağın, Derin’i görünce şaşkınlıkla ayağa kalktı. "Derin? Senin burada ne işin var?"
Derin, Elsa’yı sert bir bakışla süzerek cevap verdi: "Asıl senin bu kadınla burada ne işin var? Madem bana arkanı dönüp buraya geldin, madem bu sarışınla teselli buluyorsun... O zaman ben de Roma’ya gidiyorum! Federico’nun uçağına bineceğim ve bu gece bitmeden buradan ayrılacağım. Hatta beklemeyeceğim şu an Roma’ya ilk uçağa bilet alıp gideceğim!"
Çağın bağırarak, "O uçağa binemezsin!" dedi.
Derin, Çağın’ın üzerine yürüyerek, "Binip binmeyeceğimi göreceksin! Ve bir daha bu kadını senin yanında görmeyeceğim Çağın, anladın mı? Bir daha asla!" dedi.
Hırsla bardan çıktı ve motoruna atladığı gibi gazı kökledi. Çağın, Elsa’yı orada bırakıp arkasından koştu. "Derin! Dur!" diye bağırdı ama motorun sesi çoktan uzaklaşmaya başlamıştı. Çağın hemen jipine atladı ve lastikleri yakarak takibe başladı.
Otobanda motorun kükremesi ile jipin uğultusu birbirine karışıyordu. Derin şeritlerin arasından bir gölge gibi süzülürken, Çağın aradaki mesafeyi kapatmaya çalışıyordu. Ancak havaalanı sapağına gelmeden hemen önce, yolun ilerisinde Çağın’ın "Gölge Yapım" operasyon birimine ait üç siyah araç yolu tamamen kapattı.
Derin, lastikleri yakarak barikatın önünde durmak zorunda kaldı. Öfkeyle kaskını çıkarıp yere fırlattı. Çağın’ın jipi hemen arkasında durdu. Derin, sert adımlarla Çağın’ın aracına yürüdü, kapıyı hızla açıp yan koltuğa oturdu.
( Derin Dışarıdaki adamlara bağırarak) "Motoru eve götürün, Eleni’ye teslim edin! Tek bir çiziği bile olursa hesabını sizden sorarım!"
Çağın, ellerini direksiyona kenetlemiş, soluk soluğa Derin’e bakıyordu. Gözlerinde hâlâ o barda yaşadığı krizin ve iskeledeki itirafların yarası vardı.
(Derin Sesini alçaltarak ama otoriter bir tonda) "Sür şimdi Çağın... Riva’ya. O sahil kenarındaki eve. İlk kaçtığımızda, her şeyden uzaklaştığımızda gittiğimiz o evi hatırlıyor musun? Oraya gitmek istiyorum. Bu gece ya her şeyi orada bitireceğiz ya da o evden el ele çıkacağız."
Çağın hiçbir şey demedi. Sadece vitesi değiştirdi ve cipin motorunu Riva’nın ıssız yollarına doğru kükretti. Arada Derin’e bakıyor, iç geçiriyordu. Derin ise elinde olmadan sessizce ağlıyor, tüm sinirleri boşalıyordu. Çağın onun bu haline hem üzülüyor, onu öpmek ve sarılmak istiyor; hem de çılgın bir öfke duyuyordu. Starlığın ve egonun da beslediği bu derin öfke, ilişkilerini bir uçuruma sürüklüyordu. Yol boyunca tek bir kelime bile konuşmadılar. Arabada ki sessizlik, Riva’nın hırçın dalgalarından daha gürültülüydü.Sahildeki evin önüne geldiklerinde, deniz o gece her zamankinden daha hırçın görünüyordu. Kapıyı açıp içeri girdiklerinde, evin içindeki tozlu hava eski anıları fısıldıyordu.
"Buraya gelmek hiçbir şeyi değiştirmeyecek Derin. Federico’yu o adada öptüğün gerçeği, bu duvarların arasında da peşimizi bırakmayacak. Elsa’yı kıskanıp beni buraya getirdin ama senin o itirafın, benim ruhumda çok daha derin bir yara açtı."
"Elsa’yı kıskanmadım Çağın; sana olan güvenimin sarsılmasından korktum! Madem dürüstlük istiyorsun, hadi o zaman! Bu eve ilk girdiğimizde ne hissetmiştik, hatırla. Şimdi söyle bana; o uçağın gelmesini engellemek için ne yapacaksın? Sadece öfke mi, yoksa bir planın mı var?"
"O uçağı engellemeyeceğim. O uçağın içindeki herifi buraya, tam da bu sahile getirteceğim. Sen ve ben, Federico ile burada yüzleşeceğiz. Senin o 'veda buseni' onun gözlerinin içine bakarak sileceğim."
Derin bir süre konuşmadı, sakinleşmek istedi; içeride sadece denizin uğultusu ve ikisinin hızlı solukları kalmıştı. Derin montunu bir kenara fırlatıp Çağın’ın tam karşısında durdu. Gözleri, barda gördüğü o sarışın kadının hayaliyle hâlâ alev alevdi.
"Önce şunu netleştirelim Çağın... O kadını, Elsa’yı bir daha asla senin yanında görmeyeceğim! Senin operasyon şefin mi, sağ kolun mu, her neyinse umurumda değil. Benim canım yanarken senin gidip onunla teselli aramanı, onun sana o kadar yakın durmasını kabul etmiyorum. Onu hayatımızdan çıkaracaksın!"
Çağın ellerini ceplerine soktu ve acı bir tebessümle başını salladı.
"Elsa sadece bir iş ortağıydı Derin ama haklısın. Seninle aramda ki bu uçurumun sebebi o değil, o sadece bir bahaneydi. Eğer onu yanımda istemiyorsan, bitti. Bu gece itibarıyla Elsa hem 'Gölge Yapım'dan hem de hayatımızdan kovuldu. Memnun oldun mu?"
Derin cevap vermedi, sadece yaklaşıp Çağın’ın ceketinin yakalarından tuttu. Gözleri dolmuştu.
"Memnun falan değilim Çağın! Paramparçayım. Sen orada onunla içki içerken o videoyu izlediğimde ne hissettim biliyor musun? Federico haklıydı; 'İlk krizde ona gitti' dediğinde kalbim durdu sandım."
"Federico’nun tek amacı bu zaten Derin! Bizi birbirimize düşürmek. Sen ona o veda öpücüğünü verdiğin gün, o bu savaşı kazanacağını sanmış. Ama yanılıyor."
Çağın, Derin’in ellerini yakalarından indirip kendi avuçlarının içine aldı. Sesi şimdi daha sakin ama kararlıydı.
"Riva’ya geldik... Hatırlıyor musun, eskiden burada birbirimize bir söz vermiştik? 'Ne olursa olsun dürüst olacağız' demiştik. Sen o sözü Maldivler’de bozdun. Ben ise bugün o barda senin canını yakarak karşılık verdim. Şimdi ikimiz de eşitiz, ikimiz de yaralıyız."
Derin başını Çağın’ın göğsüne yasladı. "Hâlâ o uçağın gelmesini mi istiyorsun?"
"Gelmek zorunda. Federico senin üzerinde bir hakkı olduğunu sanıyor. O iskeledeki dansın ve öpücüğün hesabını kapatmadan bize huzur vermeyecek. Madem koruyucu melek olduğunu iddia ediyor; gelsin bakalım, Riva’nın karanlık sularında o kanatları işe yarayacak mı?"
Aradan birkaç saat geçtiğinde, evin bahçesindeki sensörlü ışıklar yandı. Birinin yaklaştığı belliydi. Çağın hemen belindeki silahı çıkardı ve Derin’i arkasına aldı.
"Uçak henüz inmemiş olmalı... Bu kim?"
Derin fısıldadı: "Uçak mı? Onu çoktan getirdin, değil mi? Onun da isteği buraya gelmekti zaten... Müthiş bir ittifak!"
Dışarıdan bir ses duyuldu. Bu, "Gölge Yapım"ın operasyon ekibinden, Çağın'ın en güvendiği adamıydı.
Adam: "Efendim, Roma uçağı çoktan indi. Riva açıklarına bir helikopter yaklaşıyor; Federico bizzat geliyor."
Derin ve Çağın birbirlerine baktılar. Bu gece, her şeyin başladığı ya da bittiği o gece olacaktı.
"Madem o burada, çok iyi! Ben de Federico ile Roma’ya giderim işte. Sana göre tek arzum bu ya! Yok neymiş; Maldivler'den beri Federico ruhuma sızmış..."
Çağın, Derin’e doğru yaklaştı ve gözlerinin içine korkutucu bir şekilde bakarak konuştu: "Eğer gidersen Derin... Eğer o uçağa bugün ya da başka bir zaman diliminde binip Roma’ya, o adamın yanına gidersen; bir daha ne Yiğit’i ne de beni göremezsin. Bu kapıdan çıktığın an, bizim için geri dönüşü olmayan bir uçurum başlar. Seni hayatımdan, hafızamdan ve oğlumun geleceğinden tamamen silerim."
Derin duydukları karşısında dehşete düştü. Sanki karnına sert bir darbe almış gibi nefesi kesildi. Gözleri irileşti, elleri titremeye başladı; Çağın’ı sertçe itekledi.
( Derin yüksek bir sesle bağırarak;) "Çağın, bravo! Tam egona yakışır şekilde konuştun. Beni can evimden vurdun! Beni bebeğim ile mi tehdit ediyorsun? Sen nasıl bir adama dönüştün? Beni en zayıf yerimden, anneliğimden vurdun! O barda Elsa ile içip bana nispet yaparken iyiydi; ama ben hakkımı arayınca beni Yiğit ile mi sınıyorsun?"
Derin adeta çıldırdı. Sehpanın üzerindeki vazoyu kaptığı gibi Çağın’a doğru fırlattı; vazo pencereye isabet ederek camı kırdı. Derin bağırarak devam etti: "Seni korumak için, bu aileyi ayakta tutmak için ona katlandım. Sen ise şimdi bana 'oğlunu göremezsin' diyorsun! Federico bile senin kadar acımasız olmadı bana karşı!"
Çağın, Derin’in bu patlaması karşısında milim kıpırdamadı; sadece bekledi. Aralarında ki o büyük aşk, şimdi Yiğit üzerinden verilen devasa bir savaşa dönüşmüştü. Riva’daki evin içinde, denizden gelen rüzgarın uğultusu Derin’in öfkesiyle birleşti. Derin, Çağın’ın "oğlunu göremezsin" tehdidi karşısında geri adım atmak yerine, gerçek kimliğinin o soğuk ve profesyonel zırhına büründü. Çağın’ın üzerine yürürken sesi artık bir eşin değil, bir devlet görevlisinin buz gibi kararlılığına sahipti.
(derin Gözlerini Çağın’ın gözlerine dikerek, üzerine yürür halde) "Beni kiminle karıştırdın sen Çağın? Ben bu devletin en üst biriminde başkanım! Gidince ne olur sanıyorsun? Oraya turist gibi, savunmasız, yapayalnız gidip kendimi onun kollarına mı bırakacağım? Sen beni bu kadar mı küçük gördün?"diyerek çağın'ı iki saniyede koltuğa itti.
Çağın, Derin’in bu otoriter çıkışı karşısında bir an duraksadı.Derin yakasına yapışmış halde,son derece öfke ile yaklaşarak, koltukta ona şaşkınlıkla bakan çağın' a;
"Federico sadece öylesine biri değil! Her şeyi biliyor; bağlantıları dünya çapında. İçerideki köstebekleri, kadrolara sızmış gizli ajanları... Hepsini onun sayesinde deşifre ediyorum! Eğer ben bugün buradaysam, eğer biz hâlâ hayattaysak, bu benim o adamı bir satranç tahtasında piyon gibi oynatmam sayesindedir. O uçağa binmek bir aşk randevusu değil, bir operasyonun son hamlesi olur ancak!"
Çağın, ellerini yumruk yaparak dinliyordu. Kıskançlığı, Derin’in bu profesyonel "ajan" kimliğiyle çarpışıyordu.Derin geri çekildi; çağın devam etti;
"Satranç tahtası mı? O iskelede ki dans da mı piyon hamlesiydi Derin? O öpücük de mi operasyonun bir parçasıydı? Sen kendini kandırıyorsun! Federico seni kullanıyor ama sen onu kullandığını sanıyorsun. O adam sana aşık, senin zaaflarını biliyor!"
"Zaaflarımı bilen tek kişi sensin ve beni az önce beni anneliğimden vurdun! Federico'nun bana asla yapmayacağı bir şeyi yaptın sen;O beni ne evladımla ne de seninle tehdit etti!
Sen benim kocamsın, benim kalem olman gerekirken; şimdi oğlumla aramda ki en büyük engel mi olacaksın?"
Derin, cebinden kriptolu telefonunu çıkarıp masaya sertçe vurdu.
"Şimdi sen seçimini yap Çağın! Ya yanımda durup bu operasyonu birlikte bitiririz ya da önümden çekilirsin. Ama sakın Sakın bir daha beni Yiğit ile sınama! Çünkü ben o birimin başkanıysam, oğlumu korumak için sadece dünyayı değil, seni bile yakarım! Beni ve gücümü asla hafife alma; o şirketin altında kurduğun gizli yapıyı bile kullanarak seni bitiririm. Devlet gizlilik sevmez, resmiyet sever!"
Çağın, Derin’in bu çıkışıyla onun gücünü ve otoritesini tekrar hatırladı ve sustu. Dışarıda Federico’nun helikopterinin ışıkları sahil şeridini taramaya başladı. Pervanelerin sesi evin camlarını titretiyordu.
Riva’daki evin içinde tansiyon artık kontrol edilemez bir noktaya ulaştı. Derin, Çağın’ın gizli imparatorluğunu ve Elsa’yı masaya yatırırken; sesi, hem ihanete uğramış bir kadının hem de otoritesini sorgulayan bir başkanın sertliğiyle yankılandı.
( Derin Acı bir gülüşle) "Asıl sen anlat Çağın! Ben seni sadece dünyaca ünlü bir yapımcı, ödül peşinde koşan bir aktör ve sanatçı bir figür sanırken; sen meğer başka işler peşindeymişsin! Bir sorguya çekeyim seni; nereden çıktı bu gizemli, saçma sapan, yapım şirketinin arkasına sakladığın koruma krallığın? Kimden destek aldın sen? Bu kurduğun yapı nasıl bu kadar büyüdü de benim radarıma bile takılmadı?"
Çağın bir şey söylemek için ağzını açtı ama Derin elini kaldırarak onu susturdu.
"Benim ellerim zaten kirli Çağın! Ben bir operasyon başkanıyım! Ama sen, beni koruduğunu sanırken aslında bana en büyük ihaneti yaptın: Beni kendinden ve gerçeğinden mahrum bıraktın! Eğer o yapım şirketini inceler ve en ufak bir illegallik bulursam —ki elbet vardır, eminim— o Elsa' cığını da seni de bitirmem kısa bir anımı alır. Bana her şeyi yap ama beni küçük, masum oğlumla vurmaya kalkarsan bu hikayenin kaybedeni olursun; seni o 'star' ışığın bile kurtaramaz." Çağın duydukları ile sarsılırken onu bir anlık öfkesi yüzünden, bebeği kullanarak kırdığı için içi sızladı ve söylediği şey için pişmanlık hissetti.
Tam o sırada, evin bahçesinde helikopterin yarattığı rüzgar fırtınaya dönüştü. Kapı gümbürdeyerek çalındı. Federico’nun o alaycı, kendinden emin sesi dışarıdan duyuldu:
"İçeride ki gürültü Roma’dan duyuluyor! Kraliçem, bu kavga için mi beni çağırdın? Yoksa bu 'oyuncu' kocanın maskesinin düştüğünü kutlamaya mı geldim?"
Sahne bir anda tersine döndü. Çağın’ın gözlerinde, yıllardır sakladığı o büyük kırgınlığın ateşi yandı. Derin’in "Benden her şeyi sakladın" suçlamasına karşı Çağın bir adım öne çıktı ve gerçekleri bir tokat gibi yüzüne çarptı.
"Hafızan seni yanıltıyor Derin! Asıl sen hatırla! Yıllar önce, daha Yiğit dünyada yokken, senin bu birimin içinde nasıl boğulduğunu gördüğümde sana ne dedim? 'Gel, her şeyi bırakalım, özel bir birim kuralım. Devletin hantal kurallarından, o bürokrasiden uzak; sadece bizim kontrolümüzde olan, seni ve bizi gerçekten koruyacak özel bir güç inşa edelim' demedim mi?"
Derin duraksadı. O an, geçmişin tozlu sayfaları zihninde açıldı.
"Sen ne dedin? 'Ben özelde yapamam Çağın. Ben bu devlete yemin ettim, sadece devlete çalışırım' diyerek beni kapının önüne koymadın mı? Beni ve teklifimi reddeden sendin! Seni o sistemin içinden çekip çıkarmak istedim, izin vermedin. Ben de ne yaptım biliyor musun? Madem sen gelmiyorsun, o zaman ben senin etrafına görünmez bir kale inşa edeceğim dedim. 'Gölge Yapım' işte böyle doğdu."
Derin şaşkınlıkla bakarken Çağın devam etti, sesi daha da sertleşti:
"Evet, Elsa’yı buldum. Çünkü o, devletin o 'etik' duvarlarına çarpmadan iş bitirmeyi biliyordu. Sen devlete çalışırken, ben senin için dünyayı temizledim. Sen 'özelde yapamam' dedin ama bak; bugün o çok güvendiğin Federico bile benim kurduğum bu 'özel' krallığın sınırlarını aşamıyor!"
O sırada kapı tekrar, bu sefer daha şiddetli bir şekilde yumruklandı. Federico’nun sesi dışarıdaki rüzgarı delip geçiyordu; kapıda, sevdiği kadına ulaşmış olmanın verdiği o neşeli özgüvenle bekliyordu.
Federico tekrar seslendi; "Derin! Kapıyı aç! Kocanın o amatör tiyatrosunu dinlemekten sıkılmadın mı? Özel ya da devlet fark etmez; bugün burada sadece gerçekler konuşacak!"
Riva’daki evin ahşap kapısı, gecenin karanlığını yırtan bir gıcırtıyla ardına kadar açıldı. İçeriye; üzerinde İtalyan kesimi kusursuz bir palto, yüzünde ise her zamanki o mağrur ve alaycı gülümsemesiyle Federico girdi. Ortamdaki barut kokusunu ve öfkeyi ciğerlerine çekerken, gözleri doğrudan Derin’e kilitlendi.
Federico, Çağın’ın yanından geçerken ona bakmadı bile. Doğruca Derin’in önünde durdu ve zarif bir hareketle eğilerek onun elini avuçlarının içine aldı. Centilmence ama sahiplenici bir tavırla elini öptü.
"Ekselansları... Seni bir daha yakından görmek ne büyük mutluluk anlatamam. Yalnız Çağın, seni gördüğüme pek sevinmedim. İnan ekranlarda çıktığında bile bazen televizyonu kapatıyorum, sana hiç tahammülüm yok. Benim kraliçemi ne hale getirmişsin? Onu ilk kez bu kadar sinirli ve bir o kadar da baştan çıkarıcı görüyorum. Bu öfke sana çok yakışıyor Derin."
Çağın’ın eli belindeki silaha gitti, parmakları titriyordu. Federico başını yavaşça Çağın’a çevirdi; sesindeki ton bir bıçak kadar keskindi.
"Fazla hırs insana sevdiği her şeyi kaybettirir Çağın, bunu sakın unutma. Bir anneye bebeğini bir daha göremeyeceğini söylemek... Bu fazla acımasız. Bunu ben bile yapamam ki benim neler yapabileceğimi dünya bilir. Sen bugün sınırları aşmışsın."
Derin’in gözleri doldu. Az önce en sevdiği adamdan, can evinden, Yiğit’inden vurulmuş olmanın acısı bir damla yaş olup yanağından süzüldü. Federico yüzündeki gözyaşlarına dokunup silerken Çağın elini masaya sertçe vurarak "Ona dokunma!" diye bağırdı.
"Bu adam benden bile daha kötü bir kalbe sahip; hırsı gözünü kör etmiş."
Federico’nun bu "insani" çıkışı, Çağın’ın az önceki yıkıcı öfkesiyle taban tabana zıttı. Derin, Çağın’ın hırçın öfkesinden yüreği parçalanırken Federico’nun sakin olgunluğundan ve şefkatinden hayli etkilenmiş, ona saygı duymuştu.
(Sesi titreyerek) "Hoş geldin Federico..." dedi ve dostça onu kucakladı. "Evet haklısın Federico, Çağın bu ara kendisi gibi değil; bambaşka birine dönüştü."
"Ah Derin... Bunlar hep star kaprisi; şımarıklık, ego, kendini beğenmişlik ve hırs... Bunlar onların sektörünün zehiri. Senin gibi bir kadın çok daha iyilerini hak ediyor. Mesela Benim gibi bir kralı ve sen; zaten bir kraliçesin."
Çağın adeta delirdi. "Aramızı bozmak için yapıyorsun! Bu senin planın! Onu bana karşı kışkırtıyorsun!" diye bağırdı.
Federico sakinliğini bozmadan Derin’in elini bıraktı ve Çağın’ın tam karşısına dikildi.
"Tam tersi Çağın... İstesem o gece Maldivler’de, o iskelede onu alıp kaçırırdım. Gücüm de vardı, uçağım da hazırdı. Ama yapmadım. Neden biliyor musun? Çünkü seninle ve bebekle mutlu olmasını istedim. Çünkü ben o adada onun kalbine baktım ve orada ben yoktum. Eğer kalbinde kendime ait küçücük bir yer görseydim onu sana asla bırakmazdım. Orada sadece sen vardın. Ama görüyorum ki o kalbi kırmak için elinden geleni yapmışsın. O şimdi üzgün, Çağın. Ve bir kadını üzgün bırakan adam; koruyucu ve aşık bir adam olamaz."
Derin; iki dev adamın arasında, birinin hırçın korumacılığı, diğerinin ise zehirli ama hayranlık dolu şefkati arasında kalmıştı. Riva’daki bu küçük ev, artık dünyanın en büyük güç savaşının merkeziydi. Bir an sessizlik oldu; Çağın bile Federico’nun bu denli olgun duruşu karşısında şaşırmıştı.
Riva’daki evin tavanındaki lamba, rüzgarın şiddetiyle hafifçe sallanıyor, sarı ışığı üçünün de yüzünde geçici gölgeler bırakıyordu. Federico, bir eli cebinde, diğer eliyle bardağını havada hafifçe döndürürken fitili ateşleyecek o cümleyi kurdu.
"Dikkat et; bu hırs ve ateş en çok seni yakacak. Elsa diyorsun... İlk krizde onunla içmeye gittin, güzel karını üzerek ona koştun... Ama Derin haklı; ona bu kadar güvenme. 'Çocukluk arkadaşım' diyerek sırtını yaslıyorsun ama Elsa’nın o mühürlü dosyalarının arasında senin bile okumadığın sayfalar var. Lise çağlarında sana ne kadar deli gibi aşık olduğunu unutmuş olamazsın; bence hâlâ sana zaafı var. Hatta o toy günlerde, hani o insanın en masum, en hataya açık anlarında... Kısa bir süre de olsa çıktınız, değil mi? Derin, sen de biliyorsundur bu küçük 'eski aşk' hikayesini?"
Derin’in bakışları bir kurşun gibi Çağın’ın yüzüne saplandı. Odanın içindeki hava bir kez daha ağırlaştı; bu kez kıskançlık değil, aldatılmışlık hissi buz gibi sardı her yeri.
(Derin; Sesi fısıltı gibi ama keskin) "Bilmiyordum Federico... Şimdi senden duyuyorum. Bunu bana hiç anlatmadı."
Derin, Çağın’a doğru bir adım attı. Gözlerindeki hayal kırıklığı, az önceki öfkeden daha yıkıcıydı.
"Sanırım son bir yıldır aramızda çok fazla sır birikmiş Çağın. Ben bir sene boyunca her şeyi bıraktım! Kariyerimi, birimi, her şeyi... Kendimi sadece bebeğimize, Yiğit’e ve sana adadım. Sırf o sağlıklı büyüsün, huzurlu bir evde olsun diye ben sadece evde bebekle ilgilenirken; sen meğer dışarıda 'Gölge Yapım'ı kurmuş, çocukluk aşkın Elsa ile bir imparatorluk inşa etmişsin. Ben evde alt değiştirirken, sen eski sevgilinle dünyayı değiştirdiğini sanıyorsun öyle mi?"
Federico kahkahalarla gülmeye başladı.
"Dünya değişmez Çağın; onu ne sen ne de ben değiştirebiliriz. Bunlar senin küçük egonu besleme biçimin dostum. Dünyayı değiştirecek biri varsa aramızda, o da kendini ülkesine, devletine ve işine adayarak çalışmış olan bu kadındır. Ben de ona yol açıyor, pislikleri temizlemesini kolaylaştırıyorum. Elsa da pisliğe bulanmış dostum, yanlış bağlantılarla el sıkışmış. Bence Derin’i çocuk üzerinden yaralama; dişi bir aslan, yavrusunu mesele eden baba aslanı harcar!"
Çağın, Federico’nun bu sinsi hamlesiyle köşeye sıkışmıştı. Elsa ile olan geçmişi onun için çoktan gömülmüş bir anıydı ama Derin’in bunu şimdi, bu şartlarda öğrenmesi her şeyi değiştirdi. Peki, Elsa gerçekten kötücül bağlantılarla iş birliği yapmış mıydı? Bunu o da bilmiyordu.
Çağın Federico ya bakarak devam etti: "Federico, oyununu oyna, beni istediğin kadar kötüle; senin oyunlarına gelmeyeceğim!" dedi ve sonra Derin’e döndü: "Derin, yemin ederim... Elsa benim için sadece profesyonel bir partner. O lise hikayesinin üzerinden yüzyıllar geçti! Sana söylemedim çünkü önemsizdi; aklını karışmasın istedim."
Derin: "Önemsiz mi? Federico bile biliyor ama ben bilmiyorum! Senin yıllar önce bana sunduğun 'özel birim kuralım' teklifini ben reddedince, yanına eski sevgilini almışsın. Ve ben bugün o barda sizi o kadar samimi gördüm ki Ne diyeyim Çağın!"
Federico, zafer kazanmış bir komutan edasıyla koltuğa yayıldı. "Üzülme güzel ajanım. Erkekler bazen en yakınlarında ki hazineyi göremeyecek ve anlamayacak kadar körleşirler. Çağın seni koruduğunu sanırken; aslında Elsa’nın seni hayatından yavaş yavaş silmesine izin vermiş. Ama ben buradayım. Benim hiçbir sırrım yok. Sana Maldivler’de ne dediysem, bugün de arkasındayım."
Çağın, Federico’nun üzerine yürümek için hamle yaptı ama Derin elini kaldırarak onu durdurdu.
"Dokunma ona Çağın! Şu an burada en dürüst görünen kişi, ironik bir şekilde o. En azından ne istediğini biliyorum. Ama senin kim olduğunu, arkanda daha ne sırlar sakladığını ve ne istediğini artık bilmiyorum."
Federico’nun bu hamlesi, odaya sanki taze bir İtalyan esintisi ama bir o kadar da tehlikeli bir parfüm kokusu bıraktı. Çağın’ın öfkeden patlamak üzere olan sessizliğine inat, Federico bardağını masaya bıraktı ve Derin’in gözlerinin içine o sarsılmaz özgüveniyle baktı.
"Uzun süre oldu güzel Türk ajan. Bu kadar sıkıntı, bu kadar yalan ve bu sırlar seni çok yormuş. Yüzündeki o yorgunluğu sadece ben görebiliyorum. Benimle Roma’ya gel! Bir tatil yapalım. Seni kendi ülkemde gezdireyim. Söz veriyorum; sadece dostça, bir arkadaş gibi Orada ne Elsa var ne gizli birimler ne de seni en zayıf yerinden vuran bir koca."
Çağın’ın diş gıcırtısı Riva’nın dalga sesini bastırdı. "Federico! Haddini aşıyorsun!" diye gürledi.
( Federico:Çağın’a bakmadan devam ederek) "Orada sadece huzur var Derin. Senin o keskin zekanın biraz dinlenmeye ihtiyacı var. Roma’nın sokaklarında, korumam altında... Kimse sana 'oğlunu göremezsin' diyemez, kimse seni geçmişindeki küçük aşk kaçamakları ile kandıramaz. Sadece sen ve gerçek bir sadakat."
Derin, bir damla gözyaşını silip Federico’ya baktı. Çağın’ın Elsa ile olan geçmişini saklaması ve kendisini Yiğit ile tehdit etmesi, Federico’nun bu "dostça" teklifini bir anda hayat kurtarıcı bir liman gibi göstermişti.
Ona yaklaştı ve ellerini dostça avuçlarının içine aldı. Gözlerine bakarak;
"Söz mü Federico? Sadece dostça mı? Arkadan iş çevirmek, gizli dosyalar, şantajlar olmadan mı?"
"Benim sözüm, Roma’nın taşlarından daha sağlamdır Kraliçem,bu kral sana bir cennet bahçesi sunuyor, Sana yalan söylemem için bir sebebim yok, çünkü ben seni olduğun gibi seviyorum. Hatalarınla, ajan kimliğinle, anneliğinle..."
Çağın, Derin’in kolunu tutmak için hamle yaptı ama Derin geri çekildi.
"Dokunma bana Çağın! Sen bana bugün en büyük kötülüğü yaptın. Federico en azından dürüst. Roma teklifini düşüneceğim... Ama önce şu masadaki ortak düşmanımızı, o Birim Başkanı’nı ve onun kurduğu köstebek yapıyı,Ayrıca senin Elsa ile kurduğun o karanlık bağı temizleyeceğiz. Anka operasyonunun düğmesine basıyorum."
Çağın, Derin’in Federico’ya bu kadar yaklaşması karşısında yıkılmıştı. Federico ise zafer kazanmış bir gülümsemeyle arkasına yaslandı.
Federico, ceketinin iç cebinden siyah, metalik bir harici disk çıkardı ve masanın üzerine, tam Derin ile Çağın’ın arasına bıraktı. Odanın içindeki o yoğun aşk ve nefret kokusu, bir anda yerini dijital bir savaşın soğukluğuna bıraktı. "İşte o katil birim başkanını ve kiminle ne iş yaptıysa, kimi içeri sızdırdı ise bu bilgilerle hiç biri asla birdaha Güneş yüzü göremez " ve devam etti;
"Şimdi gelelim asıl gerçeğe. İşte bu dosya; görüntüler, ses kayıtları, banka hesapları ve kriptolu mailler. Anne ve babanın katillerinden tut, içerideki köstebeklere ve onlarla iş tutan İsrail ajanlarına kadar tüm her şeyi kapsıyor bu diskin içinde tüm hainler var delillerle . Tüm ayrıntılarıyla,ilk verdiğim o kurye ile gönderdiğim dosya hiç bir şey bu disk çok daha fazlası! "
Derin, titreyen parmaklarıyla diske uzanırken, sesi çok daha vakur ve derindi.
"Aman tanrım federico bu herşeyi tüm sistemi, temizler ülkenin kaderini degistirir. İçerdeki tüm hainler ortaya çıkar."
Federico: "hainler öyle çok ki! Her yerdeler... Büyük çoğu temizlenir evet. Şimdi git ve onları hakla Kraliçe. Senin adaletin, Roma’nın hukukundan daha keskindir, biliyorum! İşini bitirdiğinde ise seni Roma’ya bekliyorum güzelim.Tekrar ediyorum, tamamen dostça. Çağın’ın aksine ben senin evliliğine ve ona olan aşkına saygı duyuyorum. En çok da o kutsal anneliğine! O yüzden lütfen niyetimi kötü olarak algılama. Umarım bu gece buradaki sorunlarınızı da en az o dosyadaki hainler kadar profesyonelce halledersiniz."
Çağın, masanın başında donup kalmıştı. Federico’nun bu kadar büyük bir kozu karşılık beklemeden, 'en azından şimdilik' masaya bırakması onun tüm savunma mekanizmalarını çökertmişti.
Federico, Çağın’ın yanından geçerken ona kısa, üstten bir bakış attı; bu, "Ben kazandım ama senin yaşamana izin veriyorum" bakışıydı.
Federico, kapıya yönelmeden önce son kez Derin’e döndü. Hafifçe eğildi, onun elini son kez centilmence öptü.
"Ekselansları..."
" Seni geçireceğim federico bu bir veda değil yanına geleceğim Roma da görüşelim." Diyerek çağın'a bir bakış attı.Çağın koltukta oturmuş kafası ellerinin arasında öfkeden kızarmış haldeydi.
ikisi Kapıdan çıktı federico helikoptere binerken, derin el kaldırdı ve gecenin karanlığında helikopterin pervaneleri Riva sahilini yeniden sarsmaya başladı.
Çağın ise derin'in bu son hamlesi ve Roma çıkarması ile yıkılmış ordan oraya yumruklar savuruyordu. Birkaç dakika içinde helikopterin ışıkları küçülerek gözden kayboldu.
Riva’daki evde şimdi derin bir sessizlik ve masanın üzerinde duran, her şeyi değiştirecek o siyah disk vardı. Derin diske bakarken, Çağın bir köşede başını ellerinin arasına almıştı.
(Derin:Diski sıkarak) "Federico bir yabancı o anneliğime saygı duyarken, sen beni Yiğit'le vurdun Çağın! O düşman dediğin adam bana hayatımı, ailemin katillerini verdi. Sen ise bana Elsa’yı ve yalanlarını..."
(Çağın:Kısık bir sesle) "Derin... Ben sadece..."
"Sus Çağın. Şimdi bu diskteki her haini tek tek avlayacağım. Ve o iş bittiğinde... Roma uçağında olup olmayacağıma o zaman karar vereceğim."
Federico’nun helikopterinin sesi Riva semalarında tamamen silindiğinde, evin içindeki sessizlik çekilmez bir hal aldı. Derin, masada ki siyah diski sıkıca kavradı ve hiçbir şey söylemeden kapıdan çıktı. Ayakları onu hırçın Karadeniz’in dövdüğü kumsala, ıslak kumların üzerine götürdü.
Rüzgar saçlarını savururken, denizin tuzlu kokusunu ciğerlerine çekti. Arkasından gelen ayak seslerini duymak için dönmesine gerek yoktu; o adımların ritmini kalbinden tanıyordu. Çağın, aralarında birkaç adım mesafe bırakarak durdu. Omuzları çökmüş, az önceki o hırçın "Gölge Kral" gitmiş, yerine sevdiği kadını kaybetme korkusuyla kavrulan bir adam gelmişti.
"Derin... Özür dilerim. Seni Yiğit ile vurmak, o cümleyi kurmak... Hayatımın en büyük hatasıydı. Öfkem aklımın önüne geçti, seni kaybetme düşüncesi beni canavarlaştırdı. Lütfen, affet."
Derin yavaşça arkasını döndü. Gözleri yaşlıydı ama bakışları okyanus kadar derindi.
Derin: "Sırlarımız yok sanıyordum Çağın, Federico benim için Maldivler’de gördüğüm bir hayal gibiydi. Orada bitti. Onun gölgesini üzerimizde hissetsem de üzerine düşmedim, görmezden geldim. Çünkü biliyordum ki; aksini yapsaydım, o gölge beslenir ve büyürdü. Ben o gölgeyi küçültmek için sustum."
Bir adım daha yaklaştı Çağın’a, sesi rüzgarın uğultusuna karışıyordu.
"Peki ya sen Çağın? Biz ne ara bu denli koptuk? Sen ne ara o naif ruhunla, sanatçı kimliğinin dışında bu kadar büyüdün? Bu devasa, karanlık krallığı ne ara, hangi yalanların üzerine inşa ettin? Ben seni setlerde, kameraların önünde sanırken; sen meğer Elsa ile benim bile bilmediğim savaşların komutanı olmuşsun. Bana 'özel birim kuralım' dediğinde sana hayır dedim çünkü ben seni o dünyadan korumak istiyordum. Sen ise o dünyayı gizlice eve taşımışsın."
"Seni korumak için yaptım Derin! Senin yasaların yetmediğinde, benim kurallarımı devreye sokmak zorundaydım. Elsa sadece teknik bir araçtı, yemin ederim kalbimde zerre yeri yoktu. Ama haklısın... Seni koruyayım derken, seni kendimden uzaklaştırmışım."
Derin elindeki diski havaya kaldırdı.
"Federico bize bu gece bir şans verdi Çağın. Ya bu diskteki hainleri temizleyip kendi yalanlarımızı da o ateşle yakacağız, ya da bu sırlar bizi tamamen küle çevirecek. Ben şimdi bu operasyonu başlatıyorum. Ama bil ki; o operasyon bittiğinde, karşımda gördüğüm adamın kim olduğuna tekrar bakacağım. Sanatçı Çağın mı, yoksa Gölgelerin Kralı mı?"
"Hangisini istersen o olurum Derin. Yeter ki o uçağa binme. Yeter ki bizi bitirme."
Derin cevap vermedi. Kumsalda arkasını dönüp arabaya doğru yürürken, Çağın’ın elini tutmasına izin vermedi.
