55. bölüm · HedeFte KaLp
Kaçırılma
Kınalıada’nın gecesi İstanbul’dan farklıydı. Daha sessiz, daha ıssız. Dalgaların kayalıklara vuruşu, odanın açık balkon kapısından içeri kadar geliyordu.Federico’nun tehdidinden sonra Çağın’ın içindeki öfke hâlâ dinmemişti. Geçirdikleri tutkulu barışma anı bile çağın'ın içinde ki fırtınayı yatıştırmaya yetmedi. ikisi de tam olarak uyuyamamıştı. Çağın’ın Omuzları gerilmiş, elleri yumruk olmuştu.Pencere önünde durmuş, denizi seyrediyordu.Federico'nun zehirli yarı türkçe yarı ingilizce söylediği o sözcükler o tehditler kulağında yankılanıyordu.
Derin, sessizce onu izledi.İçinde yaşadığı fırtınayı görebiliyordu.
yataktan doğrulup üstünü düzelterek ona doğru yürüdü.
'' Neyin var hayatım, çok düşünceli görünüyorsun. "
“Bu iş burada bitmeyecek hissediyorum. O adamın sesi derin, sanki kulaklarımda yankılanıyor. ” dedi, sesi bastırılmış ama tehlikeli bir karanlıkla doluydu.
Derin yavaşça yaklaştı.
“Beni korumaya çalışırken, kendini kaybediyorsun Çağın. Endişelenme artık, onu teslim ettik. Artık türkiye'ye gelemez. Ülkesinde yargılanır. ”
Çağın pencereden ona doğru döndü.Omuzlarına dokundu. Gözlerinde hem öfke hem korku vardı.
“Onun sana dokunabileceğini ya da zarar vereceğini düşünmek bile... ya durmazsa o çok tehlikeli biri !”Derin ona sarıldı. Gmzlerinde ki endişeyi ve o dinmeyen fırtınayı görüyordu.
“Ben zayıf değilim çağın, Ama sen yanımdayken daha güçlüyüm.Korkularını anlıyorum ama bu korkunun seni esir almasına izin veremem. ”
Bu cümle, Çağın’ın bütün savunmasını bir anlığına indirdi.
Aralarındaki mesafe kayboldu. Sessizlik ağır ama yumuşaktı artık. parmakları Çağın’ın yüzüne uzandı; gergin çenesini, kaşlarının arasındaki çizgiyi hafifçe okşadı. Çağın gözlerini kapattı. O dokunuşta hem huzur hem teslimiyet vardı.
“Bu kadar öfkelenme hiç bir şeynolmayacak” dedi Derin. “Ben buradayım, seninleyim. ”
Çağın başını hafifçe eğdi, alnını Derin’in alnına yasladı.
“Seni kaybetmekten korkuyorum.”
Bu itiraf aralarındaki en çıplak andı.
Birbirlerine sarıldılar; dışarıdaki dalga sesi odanın içindeki kalp atışlarına karıştı. Konuşmadan da anlaşabildikleri bir geceydi bu. Öfkenin yerini güven, tehdidin yerini bağlılık aldı.
Ama sabah olmaya yüz tutarken, Kınalıada’nın sakinliği bile Federico’nun gölgesini tamamen silemeyecekti.
Sabaha karşı alacakaranlık olmuştu. Kınalıada’nın sessizliği bir anda bozuldu.Uzaktan gelen ağır bir motor sesi, dalgaların ritmini ezen metalik bir uğultu ile yankılanıyordu. Karan hiçbir şey fark etmedi.Çünkü Federico’nun kullandığı sinyal koruyucu, radarları ve telefon uyarılarını kör etmişti. Deniz karanlık, gökyüzü bulutsuzdu. Ve o karanlığın içinden devasa bir gölge süzülüyordu.
Siyah, gösterişli bir gemi.
Işıkları kısık. Sessiz ama tehditkâr bir eda ile süzülüyordu.
Dakikalar içinde kıyıya yanaştı. Küçük botlar indirildi. Siluetler kıyıya dağıldı.Ev bir anda çevrelenmişti. Kapının önünde ağır ayak sesleri. Ve sonra…
“Derin!” diye bağırdı kalın bir ses.
Yarı İtalyanca, yarı Türkçe yankılandı.
“Sei dentro… lo so!_ Buradasın, çık dışarı!
Burada kimsenin ölmesini istemiyorsan...- especially il tuo amante…- sevgilin... ”
Çağın'ın gözlerini karardı. Kulaklarında uğuldayan o ses, artık gerçekten tam kapının önünde yankılanıyordu.
“Federico bu …” dedi
Derin, içli bir nefes alarak, şaşkın bir halde... Yatakta uzandıkları yerden doğruldular.
“Kaçamayız,” dedi sakin bir sesle. “Bu bir meydan okuma.”
Çağın kolundan tuttu.
“Yalnız değilsin.”sarıldılar ve el ele aşağı indiler.
Kapı açıldığında projektör ışıkları yüzlerine vurdu. Bahçe adam doluydu. Silahlı, disiplinli, organize bir dolu adam.
Ve ortalarında bay Federico.
Takım elbisesi kusursuz. Elinde baston gibi taşıdığı ince bir metal çubuk. Gülümsemesi tehditkâr.
“Ah…” dedi ağır aksanıyla.
“Finalmente… Derin.”
Derin bir adım öne çıktı.
“Non dovevi venire,” dedi akıcı bir İtalyanca ile.
(Gelmemen gerekiyordu.)
Federico kaş kaldırdı.
“Mi sei mancata.Derin”
(Seni özledim.Derin)
Çağın araya girdi.
“Onun adını ağzına alma.”
Federico hafifçe güldü.
“Relax, ragazzo…aktör. Bu iş senin seviyenin üstünde.”
Derin gözlerini Federico’ya dikti.
“You were handed over to the international unit. How did you get out?”
(Uluslararası birliğe teslim edildiniz. Oradan nasıl kurtuldunuz?)
Federico omuz silkti.
“Connections… para… e un po’ di paura. ”
(Biraz bağlantı, biraz para ve biraz korku.)
Adamlarından biri öne çıktı ama Federico eliyle durdurdu ve...
“Derin,” dedi daha sert bir tonla.
“Benimle gel! Şimdi.
Yoksa burada…tüm adamların, qualcuno morirà.”
(Biri ölecek.)
Çağın’ın eli Derin’in beline kaydı. Geri çekmedi.
“Onu alamazsın.”
Federico’nun bakışı bir an karardı.
“Bu Son şans.Benimle gel!
Yoksa sevgilinin kanı bu adanın taşlarına karışır.”
Rüzgâr şiddetlendi. Dalgalar sertleşti.
Derin yavaşça Çağın’a baktı. Gözlerinde korku değil bir plan vardı.Federico’nun bilmediği bir şey.
Uluslararası birim onu gerçekten bırakmış olamazdı, kaçsa bile peşine düşmüş olmalılar diye düşündü.
Sadece izliyorlar, çoktan
Peşindeydiler, bundan emindi.
Derin bir adım öne çıktı.
“Okay,” dedi sakin bir İngilizceyle.
“I’ll come.”
Çağın sertçe fısıldadı:
“Ne yapıyorsun?”
Derin göz ucuyla baktı.
“Bana güven.” dedi onun duyacağı şekilde;
Federico gülümsedi.
Ama tam o anda, deniz tarafında ikinci bir ışık patladı uğultulu bir Helikopter sesi etrafı sardı.
Ve megafondan gelen bir anons:
“Federico Romano! You are surrounded!”( etrafınız sarıldı teslim ol! )
Federico’nun yüzündeki özgüven ilk kez çatladı.
Ama o kolay teslim olacak biri değildi.
Metal çubuğu yere vurdu.
“Piano B,”(B planı) dedi adamlarına.
Silahlar kalktı.Her yer bir saniyede savaş alanına döndü.
Sonra her şey çok hızlı oldu.
Federico bir anda Derin’i kolundan yakaladı. Belinden çekip kendine siper etti. Ceketinin içinden silah çıktı ve namlu Derin’in şakağına dayandı.
“Fermi! Stop!” diye bağırdı.
“Se vi avvicinate… la ragazza muore!”
(Yaklaşırsanız kız ölür!)
Bahçedeki herkes dondu.
Çağın’ın gözleri karardı.
“Federico…” dedi dişlerinin arasından.
Federico’nun sesi soğuk ve kararlıydı.
“Beni bırakmazsanız kız ölür.
Tutti indietro! Geri çekilin!”
Uluslararası birimin helikopteri yukarıda dönüyor ama ateş edemiyorlardı.
Derin’in nefesi düzenli.Panik yok.
Federico kulağına eğildi.
“Şimdi göreceğiz seni gerçekten kim koruyor.”
Çağın bir adım atmak istedi.
Silah Derin’in başına daha sert bastırıldı.
“Non fare l’eroe, ragazzo!”
(Kahramanlık yapma!)
Çağın durdu.
Ama gözleri Derin’e sabitlenmişti. Çaresiz bir halde, ona bakıyordu.
Derin’in bakışı ise sakindi.
Ve bir anlık, neredeyse görünmez bir baş hareketi yaptı.
Çağın anladı bu bir Plan.
Federico gemiye doğru geri çekilmeye başladı derin'i önüne siper ederek. Adamları etrafında yarım ay oluşturarak onu koruyordu.
“Yolu açın!” diye bağırdı.
“Ben gidersem kız yaşar.”
Denizden gelen rüzgâr Derin’in saçlarını yüzüne savurdu.
Federico onu sürüklerken fark etmediği bir şey vardı:
Derin’in topuğunun iç kısmında mikro tetikleyici vardı.
Uluslararası bütün birimler ile paylaşılan acil durum sinyali.Derin daha fazla destek istemişti.Tüm birimlerden.
Ayak Parmağını hafifçe bastırdı ve acil çağrıyı aktif ett.
Helikopterin ışıkları aniden pozisyon değiştirdi.
Geminin arka tarafına ikinci bir bot yanaştı.
Federico tam tekneye bindikleri anda Derin dirseğini aniden Federico’nun kaburgalarına geçirdi.
Aynı anda başını geriye atıp yüzüne sertçe vurdu.
Silah yön değiştirdi.
Çağın o saniyeyi bekliyordu.
Koştu.Federico dengesini kaybetti ama hâlâ silahı bırakmadı.
“Basta!” diye bağırdı.
Bir el ateş sesi duyuldu.
Ama kurşun havaya gitti.
Uluslararası birim keskin nişancısı o an Federico’nun kolunu hedef aldı.Elinde ki silah denize düştü. Adamları panik halindeydi.
Federico dizlerinin üzerine çöktü ama gözleri hâlâ Derin’deydi.
Kanayan kolunu tutarken bile gülümsedi.
“Bu bitmedi…” dedi yarı Türkçe.
“Tu sei mia…”
(Sen benimsin…)
Helikopterin ışıkları dönüyor.
Silahlar doğrultulmuş bekliyordu.
Federico diz çökmüş gibi görünürken gözleri hâlâ hesap yapıyordu.
Tam o an Kalabalığın içinden bir gölge sıyrıldı. Kimsenin fark etmediği bir adam. Federico’nun ekibinden biri gizlenmiş pusuda bekliyor.
Susturuculu bir silah ve tek bir patlama.Derin’in kolunda yanıcı bir acı. Kurşun, omzunun altından sıyırarak geçmişti.
Derin geriye sendeledi.Çağın’ın yüzü bembeyaz oldu.
“DERİN!”diye haykırdı.
Ama Derin yere düşerken bile kontrolü şekildeydi:
“Panik yapma İyiyim! Her şey kontrol altında!”
Sesi netti. Çünkü bu anı bozmak istemiyordu. Ama o bir saniyelik dikkat dağınıklığı Federico’ya yetti.
Kanayan koluna rağmen ileri atıldı.
Yerdeki yedek silahı kaptı.
Derin’i belinden çekip kendine yenidem siper etti.Silahı bu kez doğrudan Çağın’a doğrulttu. “Basta! sevgilin ölür "
Gözleri delirmiş gibiydi.
“Indietro! rahat dur! Yoksa bu sefer kafasından vururum!” Çağın bir an dondu.
Derin başını hafifçe çevirdi. Gözleri sadece Çağın’da idi.
Ve fısıldadı:
“Geri çekil git çağın .”
Federico onu sürükleyerek tekneye doğru ilerledi.
Adamları kalan mermileri boşaltarak alanı bastırdı.Karan yanına varmıştı. İkisi birlikte yere yatarak hedef olmaktan kurtuldular.
Uluslararası birim ateş edemiyordu.
Çünkü Federico Derin’i kendine kalkan yapmıştı. Tekneye ulaştılar.Federico Derin’i içeri itti.Motor çalıştı ve Deniz köpürdü.Tekne uzaklaşmaya başladı.
Çağın koştu Ama birkaç metre kala tekne hızla derin sulara açıldı. Federico son kez bağırdı:“Artık benimlesin, bella!”
Derin teknenin arkasında, kolundan kan sızarken bile bağırdı:
“ÇAĞIN! DURMA GİT! TAKİP ETME!”
Bu bir mesajdı.Açık ve net.
Plan yap Duygusal hareket etme demenin bir türüydü.
Tekne karanlığa karışırken Çağın dizlerinin üzerine çöktü.
Yumruklarını yere vurdu.
Gözlerinde öfke değil.Soğuk bir karar vardı.
Bu savaş artık kişisel olmuştu.
Ve bu kez Federico gerçekten yanlış kadına dokunmuştu.O gün kimse ölmedi, Çağın’ın ise kalbi yaralıydı, Derin onunla gitmişti.
Denizin üstü hâlâ barut kokuyordu.Tekne karanlığa doğru hızla ilerlerken Federico, Derin’i kamaraya sürükledi. Kolundan kan sızıyordu ama Derin’in yüzünde panik yoktu.
Federico kapıyı kapattı. Silahı masaya koydu ama gözleri ondan ayrılmadı.“Vedi?” dedi alaycı bir gülümsemeyle. “Sonunda yine benimlesin.Seni istiyorum türk ajan”
Derin yavaşça arkasını duvara yasladı. Yaralı kolunu diğer eliyle bastırıyordu ama sesi sakindi.
“Ben seninle gelmedim Federico,” dedi.
“Sen beni kaçırdığını sanıyorsun.”
Federico kaşını kaldırdı.
“You still play games… even bleeding?”(“Hâlâ oyun oynuyorsun kanarken bile?”
Derin hafifçe gülümsedi.
“Especially bleeding.”( özellikle kanarken"
Bu cümle Federico’yu bir an durdurdu.
Çünkü o Derin’i korkmuş görmek istiyordu.
Ama karşısındaki kadın… hesap yapıyordu.
Federico’nun bilmediği şey şuydu:
Çağın ve Karan, tekne kalktığı anda planı devreye sokmuştu.
Derin’in “Takip etme” diye bağırışı aslında ikinci koddu.
Karan zaten sinyal koruyucunun frekansını çözmüştü. Tekne açık denize çıkmadan önce, iki Türk özel timi dalgıç ekip olarak suya inmişti.
Sessiz ve görünmez şekilde Teknenin altına manyetik tutucularla yanaştılar.
Federico kendini güvende sanıyordu.Ama gemiye çoktan sızılmıştı.
Federico Derin’e yaklaştı.
“Biliyor musun” dedi yarı İtalyanca, yarı türkçe devam etti;
“Ben istediğimi alırım,şu anda seni burda istiyorum, benim olacaksın…”
Derin gözlerinin içine baktı.
“Hayır federico Sen kontrol etmeyi seviyorsun.”
Federico’nun çenesi gerildi.
Derin devam etti.
“Benimle savaşmayı seviyorsun çünkü seni anlayabilen tek kişi benim.”
Bu psikolojik bir hamleydi.
Federico gibi narsist bir adam için en güçlü tuzak: anlaşılmak.
Adamın bakışı bir saniyeliğine yumuşadı.
“Tu sei diversa…”
(Sen farklısın…)Tam o an, özel tim içeri girip federico’yu aldı.
Teknenin arka kısmından boğuk bir çarpışma sesi geldi. Çağın yukarıdan halikopter den var gücüyle bağırdı:
“Derin buradayım!”
Federico Romano kelepçelenmiş halde başka bir ekibe teslim edilerek götürüldü. bu kez kaçamayacağı, en yüksek güvenlikli birime götürülecekti. Derin’in koluna ilk sargı helikopterde yapıldı. Kanaması fazlaydı; Çağın’ın omzuna yaslanmış halde yavaş yavaş gözlerini kapattı. Çağın panik içinde Karan’a döndü:
“Karan, Derin baygın !”
“Merak etme, o güçlüdür. Sadece kan kaybetti. Birazdan hastanede olacağız, her şeyi ayarladım.”
Helikopter iyice havalandı, deniz küçüldü ve İstanbul’un silueti ufukta belirdi. Çağın, Derin’in elini bir an olsun bırakmıyordu. Kısık bir sesle, “Bir daha…” dedi.
“Bir daha seni böyle görmeyeceğim tehlike ve kan istemiyorum hayatımızda.”
Derin, yorgun ama hafif bir gülümsemeyle gözlerini aralayıp Çağın’a baktı: “Görev bu.”
Çağın başını salladı. “Hayır. Bu biziz.”
Helikopter hastane pistine indiğinde kapılar hızla açıldı. Derin acilen içeri alınırken Çağın ve Karan peşinden koştu. Operasyon büyük bir başarıyla sonuçlanmıştı; Federico yakalanmıştı ve uluslararası basın bu haberle çalkalanıyordu. İtalyan medyasın da bile manşetler hazırdı: “Türkler Federico’yu köşeye sıkıştırdı”
“Federico Türkiye’de her şeyi itiraf etti”
“Türk bir kadın ajan Federico’yu bitirdi”...
Ameliyathane kapısının üzerindeki kırmızı ışık yanarken Çağın koridorda bir ileri bir geri yürüyordu. Ellerinde hâlâ Derin’in kanı vardı ve onları yıkamayı reddetmişti. Karan duvara yaslanmış, gözlerini kapıya dikmişti. Dakikalar saat gibi geçerken sonunda kapı açıldı. Doktor maskesini indirerek gülümsedi:
“Kurşun biraz derindi ama çıkardık. Şanslıymış ki dokuya çok zarar vermemiş. Dikişler atıldı, hayati bir risk yok. Her şey yolunda.”
Çağın hayatındaki en derin nefesi o an aldı: “Çok şükür, bunuda atlattık.”
Derin gözlerini açtığında gördüğü ilk şey, uykusuzluktan gözleri kızarmış olan Çağın’ın yüzüydü. Sandalyesini yatağın dibine çekmiş, elini sıkıca tutuyordu. Derin hafifçe gülümsedi: “Abarttın yine.”
Çağın’ın gözleri doluydu ama sesi sertti: “Birkaç santim aşağı inseydi… Kalbine gelseydi…”
Derin onun sözünü kesti: “Kalbim hedefte değil artık; o yalnızca senin ellerinde… Ve sen varken bana hiçbir şey olmaz.Yorgunum, sadece huzur istiyorum artık hayatımızda. ”
Çağın gözlerinden yaşlar süzülerek fısıldadı: “Yaşıyorsun ya… Ben artık tehlike istemiyorum. Bu sefer ben seni koruyacağım; seni, beni ve geleceğimizi.”
Kısa bir sessizliğin ardından Çağın eğilip alnını Derin’in alnına yasladı. “Ben seni kaybettiğimi sandım. Federico seni götürdüğünde bir daha göremem sandım…”
Derin bir iç çekti. “Ben kolay kolay kaybetmem.”
“İsteyince çok güzel kayboluyor ve beni yokluğunla cezalandırıyorsun. ” dedi, Çağın başını kaldırarak. Bu kez gözlerinde kesin bir kararlılık vardı.
“Bu böyle devam edemez.”
Derin kaşlarını çattı: “Ne demek bu?”
“Hemen evleniyoruz. Doktor iki-üç güne çıkabileceğini söyledi. Ben çoktan her şeyi ayarladım; sade bir tören... Göktürk’teki evde, üç-beş dostla, üç gün sonra.”
Oda bir anda sessizleşti. Derin’in gözleri dolarak, “Sen gerçekten ciddisin. ” diyebildi. Çağın cebinden pırlanta bir yüzük çıkardı:
“Evet.Bu yğzüğü çoktan almıştım.Sadece seni istiyorum hayatımda... Cevap ver, evleniyor muyuz? Benimle evlenir misin Derin Deniz Arslan?”derin gözlerinden yaş boşaldı.
“Elbette seninle evlenirim çağın soylu evet kabul ediyorum!”
Derin, hayatında ilk kez plan yapmadan, strateji kurmadan sadece Gülümseyerek kalbinin sesi ile karar vermişti. Birbirlerine sarıldılar. Derin muzipçe sordu: “Beni öper misin damat bey?”
Çağın eğildi ve tüm içtenliğiyle onu öptü. İkisi de hayatlarının en mutlu anında, birbirlerine sımsıkı kenetlendiler.
AYNI ANDA – YÜKSEK GÜVENLİK SORGU MERKEZİ- Federico zincirli sandalyede oturuyordu. Kolunda pansuman vardı.Ve yüzünde küstah bir gülümseme ile bakınıyordu. Karşısında uluslararası birim, masada ise kalın dosyalar duruyordu. Bir görevli öne eğilerek konuştu:
“Bu sefer kaçamazsınız bay Federico.”
Federico hafifçe başını yana eğdi. “You think this was the plan?” (Sence plan buydu, değil mi?)
Masanın altındaki kelepçesine gömülü mikroçipi kimse fark etmedi. Dudaklarının kenarı kıvrılarak: “Ben kaybetmem.”
Aynı anda, merkezin sisteminde kısa bir elektrik dalgalanması yaşandı. Sadece bir saniye... Ama Federico’nun avukatı çoktan devreye girmişti; diplomatik kriz çıktı. İtalya’dan ağır bir siyasi baskı başlamıştı. Dosyada bir isim öne çıkıyordu: Türk siyasetinden çok güçlü bir isim. Federico son kozunu oynuyordu.
Karan odaya girdi, yüzü son derece ciddi bir haldeydi. “Federico konuşmaya başladı.”dedi.
Derin başını kaldırarak,karan'a baktı: “Ne verdi?”diye sordu.
Karan’ın bakışı Çağın’a kaydı. “İçeriden bir isim verdi, siyasi... İş büyüyor Derin. İtalya’dan da diplomatik baskı var.”
O an herkes anladı ki bu savaş bitmedi, sadece şekil değiştirdi. Çağın, Derin’e bakarak: “Sen dinleneceksin.Yapacağın bşr şey yok.”
Derin başını hafifçe salladı ve... “Hayır. Bu dosyayı ben bitireceğim.”
Çağın bir saniye gözlerini kapattı.O an kaynar sular başından aşağı dökülür gibi oldu. “Derin yapma, sen olmazsan da emin ol hallolur!”diye yalvarır bir tonda yakardı.
“Bu iş kapanmadan olmaz. Federico tamamen bitmeli, cezasını çekmeli ve ben elimden geleni yapacağım.”
Çağın başını ellerinin arasına alıp bir of çekti, sonra Karan ile göz göze geldiler. Karan umutsuzca başını eğdi. Derin'in inadını ikisi de biliyordu.
Federico dışarıda hâlâ oyun kuruyor, siyasi isim dosyada patlamaya hazır bekliyor... Ve içeride, hastane odasında; bir kalp, bir yüzük ve büyük bir savaş yaşanıyordu.
Karan, “Ben daha fazla bilgi almaya çalışacağım Çağın, endişe etme!” diyerek odadan ayrıldı.
Derin “Bu iş artık benim de meselem Çağın. Bu dosya kapanmadan bir adım atamam. Federico’yu görmedin mi? Bana meydan okudu. Onu öyle avlamamı, yakalamamı kaldıramadı! ”
Çağın, Derin’in üzerine gitmek istemedi ve bir yorum yapmadan; “Ben kapının önündeyim, hava alacağım biraz uyumaya çalış,” diyerek odadan ayrıldı.
On iki saat sonra Karan içeri girdi ve heyecanla TV yi açtı.
“Haberler iyi! Federico sonunda pes etti.”
“Nasıl oldu bu?” diye sordu Derin.
“Evet, gerçek bu haberi dinle! ” diye devam etti Karan. Kanalları gezip asıl haberi buldu.
Federico bu kez gerçekten zincirliydi. Diplomatik baskılar, medya baskısı, resmi yazışmalar...Karşılık bulmuştu Ama deliller çok ağırdı: Uyuşturucu trafiği, insan ticareti, kara para aklama... Ama nihayetinde Türkiye ve İtalya arasında yapılan anlaşma ile Federico kendi ülkesine iade edilecekti. Roma’daki yüksek güvenlikli mahkemede yargılanacaktı.
Derin şaşkınlıkla, “Bu çok iyi haber,” dedi.
Haberlerde görüntüler dönüyordu; Federico uçağa bindirilirken son kez kameraya bakıyor, Gülümsemiyor ama gözlerinde ki kibir okunuyordu. “Bu bitmedi,” der gibi bakıyordu.
Aynı günün akşamı bir bomba daha patladı. Federico’nun verdiği dosya açıldığında ortalık karıştı. Türk siyasetinde yıllardır dokunulmaz görülen, güçlü isimler bir bir ifşa oldu. Gizli banka hesapları, off-shore transferler, yurt dışı bağlantılar... Basına sızan ilk belge domino etkisi yarattı. Mecliste soruşturma, parti içi istifalar... Savcılık harekete geçti.Bir çok bağlantılı isim gözaltına alındı. Manşetler tek cümle: “Uluslararası Mafya Ağı tüm bağlantıları ile çöktü.”
Derin TV’yi kapattığında yüzünde zafer değil, derin bir yorgunluk var. “bitti, dosya kapandı.” diye fısıldadı.
Karan başını sallayarak; mutlu ve gururlu şekilde Çağın a baktı. Çağın derin'in elini tutarak öylece ona bakıyordu.
“En geç iki güne taburcusun. Seni bekleyen sabırsız bir damat var. Yarın evimizde hazırlıkları halleder miyiz artık? Karım olman için sabırsızım.”diyebildi sakince.
Derin heyecanla!
“Çağııın... Elbette! Tabiki."diyerek sarıldı ve gülerek ekledi: “Artık hayatımdaki en büyük sorun, akşam kocama ne yemek hazırlayacağım diye düşünmek olacak.”çağın bu cümle ile yumuşadı.eğilip alnından öptü. “Onca zor şeyden sonra ne güzel hayaller bunlar... Sanırım ben de her set dönüşü karıma hangi çiçeği alsam diye düşünüp çiçekçileri gezeceğim.”diye ekledi. Sessizlik ve duygusal bakışmalar odayı ısıttı.
Artık fırtına dinmiş, yerini huzura bırakmıştı.
İki gün sonra, Göktürk’teki evin bahçesi, sanki geçmişin tüm tozunu ve barut kokusunu üzerinden atmış, bambaşka bir enerjiyle nefes alıyordu. Bahçe, abartıdan uzak ama büyüleyici bir sadelikle hazırlanmıştı. Beyaz ortancalar, şeffaf cam mumlukların arasından baş gösteriyor, ağaçların gövdesine sarılan ışık zincirleri yaprakların arasından yumuşak, masalsı bir parıltı sızdırıyordu.
Sadece en yakın yirmi kişi oradaydı. Çağın’ın yakın dostları, derin oek kimsesi yoktu zaten.Ekipten bir kaç sadık dost. Karan en ön sırada, bir dostun gururuyla yerini almıştı. Çağın’ın anne, babası ve kardeşi de oradaydı ve bu fırtınalı aşka tanıklık etmenin huzuruyla gülümsüyorlardı.
Bu davet bir kokteyl gibi başlamıştı ama aslında kalplerin mühürleneceği o derin plan sessizce tıkırdayarak işliyordu.
Yukarıda ki oda da Derin, aynadaki yansımasına bakıyordu. Üzerinde, ruhu gibi sade ama asil, uçuşan beyaz bir gelinlik vardı. Hiçbir abartı, hiçbir gösteriş yoktu gelinliğinde,çağın'ın ona aldığı paris gezisinde hedite ettiği pırlanta kolye boynunu süslüyordu;Saçları yarım topuz hali ile yüzününe saf bir güzellik katmıştı, hafif makyajı yüzündeki o sert ifadeyi yumuşak bir ışığa bırakıyordu.Bir an
Elini kalbine götürdü.Kalbi bir melodi gibi şarkı söylüyordu sanki! Görevlerde bile bu kadar hızlı atmamıştı o kalp, Derin bir nefes aldı ve fısıldadı:
“Yaşadığım en büyük adrenalin bu olmalı ama Hazırım.” Kalbi yerinden çıkacak gibiydi ama bu kez korkudan ya da tehlikeden değil, sonsuz bir aidiyet duygusundan.
Aşağıda Çağın, siyah, kravatsız ve son derece modern takımıyla bekliyordu. İlk kez bir karar verirken içinde ne bir strateji ne de bir savunma mekanizması vardı. Sadece heyecan! Müzik hafifçe yükselip keman sesleri bahçeye yayıldığında, Derin merdivenlerden inmeye başladı.
Çağın onu gördüğü an, sanki zamanın çarkları takıldı, dünya yavaşladı. Gözleri doldu ama dudaklarında engel olamadığı bir gülümseme belirdi. Yanında duran Karan, hafifçe dirseğiyle onu dürttü:
“Kontrolü kaybetme dostum.”
Çağın’ın cevabı bir itiraftı:
“Çoktan kaybettim bile Karan! ”
Bahçenin ortasındaki küçük masanın önünde durduklarında, ne bir basın ordusu ne de bir flaş patlaması vardı. Sadece şahitler; Karan ve Çağın’ın menajeri Erkan. Nikah memuru, sesindeki babacan tonla söze başladı:
“Hayatın en zor zamanlarında birbirine siper olmuş, fırtınaların ortasında birbirini bulmuş iki insan...”
Sıra o kritik soruya geldiğinde bahçede yaprak kımıldamıyordu. Memur Çağın’a döndü:
“Çağın, Derin’i eş olarak kabul ediyor musun?”
Çağın, Derin’in gözlerinin tam içine baktı; sanki o an orada sadece ikisi varmış gibi. Hiç duraksamadan, sesi titreyerek ama kararlılıkla cevap verdi:
“Evet. Her gün yeniden, evet diyeceğim.”
Derin’in gözlerinden bir damla yaş süzüldü. Sıra ona geldiğinde, o her zaman ki soğukkanlı, sert ajan gitmiş; yerine tüm savunmalarını indirmiş, saf bir sevgiyle bakan o kadın gelmişti.
“Evet. Her gün yeniden, evet diyeceğim.”
İmzalar atıldı, alkışlar samimiyetle bahçeyi doldurdu. Yüzükler takılırken Çağın’ın elleri hafifçe titriyordu. Derin bu titremeyi fark edip kulağına fısıldadı:
“Operasyon değil bu sevgilim.”
Çağın güldü, yüzüğü parmağına geçirirken cevapladı:
“İnan bana, en büyüğü bu!”
Çağın, özenle seçtiği pırlanta bilekliği Derin’e takarken, ellerinin titrediğini hissetti. Gece ilerledi; şampanyalar patladı, müzik ruhları dinlendirdi. Karan kadehini kaldırırken herkesin hislerine tercüman oldu:
“Çok çatışma gördük. Ama bu iki aşık ruhu ayakta tutan şey silah değil, birbirlerinin kalbi oldu. Artık hedefte değiller, artık yuvadalar.”herkes alkışladı. Romantik dans, kahkahalar, tebrikler ve yavaş yavaş ayrılmaya başlayan konuklar. Artık, bahçede sadece sönmeye yüz tutmuş mumlar ve hafif bir esinti kaldı. Derin, yorgun ayaklarını sıkan ayakkabılarını çıkarıp bir kenara attı. Çağın arkasından gelip beline sarıldı.
“Artık karımsın,” dedi. Sanki çok beklediği bu mucizeye hâlâ inanamıyormuş gibi.
Derin gülümsedi, başını omzuna yasladı:
“Ve sen de kocamsın.”
Çağın, balayı için dünya turu ya da lüks bir organizasyon teklif etmeye hazırlanırken Derin onu susturdu:
“Balayına gitmeyelim Çağın. Biraz evde kalalım, baş başa. Çok yorgunum, çok şey yaşadık. Sadece huzur istiyorum. Sen ve ben.Sonra gideriz. ”
Çağın onu şefkatle öptü, kucağına alarak merdivenlere yöneldi.
“Nasıl istersen. ”
Odalarına çıktıklarında, arkalarında bıraktıkları o gürültülü, tehlikeli dünya artık çok uzaktaydı. Odanın içindeki orman kokusu ve ay ışığı, yeni hayatlarının ilk sessiz şahidiydi. Artık ne bir rol, ne bir maske, ne de bir kaçış vardı. Sadece gerçek ve sarsılmaz bir aşk kalmıştı.
Aradan 2 ay kadar geçmişti...
Saat 23:40.Göktürk’teki ev gece yarısının getirdiği o ağır sessizliğe bürünmüştü. Çağın, uzayan bir toplantıdan henüz çıkmış, yorgun adımlarla kapıyı açarak içeri girmişti. İçerisi karanlıktı. "Derin?" diye seslendi, sesi koridorda yankılandı ama cevap gelmedi. Salona geçtiği an, kalbi bir saniyeliğine durdu.
Derin yerde, koltukla sehpa arasında öylece yatıyordu. Telefonu parmaklarının arasından kayıp düşmüştü. Çağın’ın dünyası o an başına yıkıldı. “Derin!” diye feryat ederek yanına çöktü. Titreyen elleriyle yüzünü okşadı; nabzı vardı ama bilinci kapalıydı. O anki çaresizlikle ambulansı ararken sesi hıçkırıklara karışıyordu: “Çabuk gelin, eşim bayıldı, lütfen çabuk! ”
Hastanenin beyaz, soğuk koridorlarında sedye hızla geçerken Çağın arkasından koşuyordu. Doktorlar müdahale ederken o, camın arkasından hayatının merkezinde ki kadını izliyordu. O her şeyi kontrol eden, sarsılmaz adam gitmiş; yerine korkudan nefesi kesilen bir adam gelmişti. Kendi kendine fısıldadı: “Ne olur iyi ol, ne olur...”
Dakikalar sonra doktor dışarı çıktığında yüzünde hafif, rahatlatıcı bir şaşkınlık vardı. “Stres, yorgunluk ve hormonal değişim,” dedi. Çağın anlamayarak, sesi kısık bir halde sordu: “Ne demek bu hasta mı yani?”
Doktor hafifçe gülümsedi: “Tebrik ederim Çağın Bey. Eşiniz hamile.”
Sessizlik... Çağın bir an duyduklarını idrak edemedi. “Nasıl yani?” diye fısıldadı. “Yaklaşık sekiz haftalık,” dedi doktor. Dünya o an yavaşladı, koridordaki tüm gürültü kesildi. Çağın sırtını duvara yasladı, gözlerinden yaşlar boşaldı. Korkunun yerini devasa bir sevinç, şaşkınlık ve inanılmaz bir mucize almıştı.
Derin gözlerini açtığında başucunda Çağın’ı buldu. Bu kez o eski öfke dolu bakışlar yoktu. Sadece sonsuz bir şefkat vardı. Derin bitkin bir sesle fısıldadı: “Çağın Ne oldu bana?”
Çağın bir süre konuşamadı, sadece elini sıkıca tuttu. “Bayıldın,” dedi sesi titreyerek. Derin gözlerini kapatıp iç çekti: “Yine mi tansiyonum düştü?”
Çağın hafifçe güldü, gözündeki yaşı silerken eğilip alnını Derin’in alnına yasladı: “Hayır Derin.Biz üç kişiyiz artık.”
Derin birkaç saniye donup kaldı. “Ne?”
“Hamilesin hayatım. Sekiz hafta... "
O an, operasyon masalarında dünyayı yöneten, uluslararası krizlerde kılı kıpırdamayan o çelik kadın tamamen kırılganlaştı. Gözleri doldu, sesi titredi: “Emin misin?”
“Sekiz hafta sevgilim, evet doktorlar öyle söyledi bu gerçek.”
Derin ellerini yavaşça karnına götürdü. Sessizdi, şaşkındı. “Ben... fark etmedim,” dedi hıçkırarak. Çağın gülümsedi, saçlarını okşadı: “Sen dünyayı kurtarmakla meşguldün o zamanlar.”sarıldılar.
Aradan iki hafta daha geçmişti. Derin artık saha görevlerini bırakmış gönüllü olarak da dahik olmuyordu. Operasyon koordinasyon müdürü olarak masa başında çalışıyordu.
Video konferanslar, evden çalışmalar ve korumalı ziyaretlerle yeni bir düzen kurmuşlardı. Çağın her sabah özenle kahvaltısını hazırlıyor, bazen aşırıya kaçan bir korumacılıkla etrafında pervane oluyordu.
Bir akşam Derin koltukta uzanmış bilgisayarına bakarken, Çağın yanına gelip elini karnına koydu. “Biliyor musun,” dedi.
“Bu hayatta ilk kez kontrol edemediğim bir mutluluk yaşıyorum.”
Derin gülümsedi, elini Çağın’ın elinin üzerine koydu: “Bu bizim en büyük operasyonumuz olacak.”güldüler.
Çağın eğilip karnını öptü: “Bu sefer riske atamayacağım.”
Derin ciddiyetle ona baktı: “Görev bitmedi Çağın.Sadece artık çoğunlukla evden çalışıyorum kalbim ve aklım sokaklarda ekibimle olsa da... Bebeğimi daha çok düşünmem gerek ve de seni.. ”
Çağın başını salladı: “Biliyorum. Onajan ruhun... Ama artık yalnız değilsin. Ben varım.Her konuda yardımcın benim artık. ”
Derin ertesi akşam kanepede uzanmış, telefonundan Maldivler fotoğraflarına bakıyordu. Turkuaz sular, bembeyaz kumlar, denizin üzerindeki o eşsiz villalar... İç geçirdi. “On haftalık olduk,” dedi gülümseyerek karnını okşarken. “Karnım büyümeden, Ben ağırlaşmadan bir yerlere gitsek mi?Rotayı oluştur çağın'cığım. ”diyerek sevinçle güldü.
Çağın mutfaktan çıkarken sordu: “Elimiz ayağımız bağlı değil ya, nereye gidelim?''
"Haritayı açtım ekrandan ve bilemiyorum!Kuzey mi güney mi?Sen nereye baksan oraya! '' ikiside güldü.
Derin ekranı ona çevirdi: “Parmağımı koydum kalbime ve Maldivleri seçiyorum. Olur mu? ”
Çağın kaşlarını kaldırdı, endişeliydi: “Hamileyken o kadar yol olur mu?”
Derin’in gözlerinde çocuksu bir parıltı vardı: “Hayatım boyunca gitmek istedim Çağın. Hep erteledim; operasyon, görev, kriz... Hem bebek daha çok ufak!” Durdu ve ekledi: “Bu sefer ertelemek istemiyorum.Doktoruma danışırım yinede lütfen aşkım!”
Çağın ona baktı. Bu kadın ölümle defalarca yüzleşmiş, vatanı için canını ortaya koymuştu.Çağın'ı herşeyden korumuş... Şimdi sadece o turkuaz denizi istiyordu. Çağın telefonunu çıkardı: “Kaç günlük bir tatil istiyorsun?Hemen organize ederim! ”
Derin şaşkınlıkla, “Ne! hemen mi?” diyebildi.
“İki gün içinde gidiyoruz. İki haftalık ayarlıyorum; istersek uzatırız, istemezsek döneriz.”
Derin sevinçle ayağa fırlayıp Çağın’a sarıldı. Dudaklarına küçük bir öpücük kondurdu: “Balayı modu açılsın o zaman!Rota hazır! ”
Sarıldılar. İstanbul’un yorucu temposu, silah sesleri ve tehlikeli dosyalar artık geride kalmıştı. Şimdi sadece turkuaz bir deniz, bembeyaz bir kum ve kalplerinde atan o küçük mucize vardı.
