38. bölüm · HedeFte KaLp

Sahne

Canse Çelebi

Şehir artık onların sahnesiydi. İstanbul’un ışıkları, Boğaz’ın karanlık sularına dökülürken Çağın ve Derin, bu ışıltılı tablonun en dikkat çekici figürleri haline gelmişlerdi. Daha fazla proje, daha çok röportaj ve her gece bir başka mekân... "Korkmuyorum" demenin en yüksek sesli hali buydu. Boğaz kıyısındaki o şık restoranda, cazın yumuşak tınısı camlara çarpan flaş seslerine karışıyordu. Çağın, kusursuz siyah takımı ve o meydan okuyan duruşuyla masaya doğru ilerlerken, Derin yanında her zamanki gibi bir gölge kadar sessiz ama bir fırtına kadar belirgindi.Mekâna girdiklerinde fısıltılar bir dalga gibi yayılıyordu. “Koruması mı o? sevgilisi gibi duruyor! ” “Gerçekten onunla mı geziyor?koruma mı sevgili mi ?”
“Film gibi! ” Ama bu bir film sahnesi değildi. Derin, saniyeler içinde giriş-çıkışları, arka servisi ve kör noktaları zihnine kazıdı. Elini usulca kulaklığına götürüp fısıldadı:“temiz,”
Çağın, masaya oturmadan hemen önce Derin’in kulağına doğru hafifçe eğildi. Nefesi tenini yakıp geçerken sordu:“ 'temiz' derken romantik anlamda mı güvenlik anlamında mı?”
Derin, yüzündeki o profesyonel maskeyi bozmadan önüne baktı. “Disiplini bozma.”
“Ne yapalım, bu iş bitince bir metro turu? Sen ve ben.” dedi Çağın, gözlerinde hınzır bir parıltıyla.
“Bu romantik anlamda mı Çağın'cığım? ”
Çağın’ın gülümsemesi genişledi, sesi bir itiraf kadar yakındı:
“Hayır. Sevgili olmak anlamında, metrodaki o halimiz gibi! ” Derin’in dudak kenarı, kontrolü dışında bir milim oynadı. Kalbi, görev saatinin çok dışında bir ritimle çarpmaya başlamıştı. Artık saklanmıyorlardı. Sete birlikte gidiyor, basın önünde omuz omuza duruyorlardı. Çağın röportaj verirken Derin arka planda sakin, siyah bir siluet gibi her an tetikte bekliyordu. Sosyal medya bu ikiliyle çalkalanıyordu. Havalı capsler, "Koruma mı, sevgili mi?" başlıkları ve milyonlarca izlenen dizi sahneleri... Örgüt, bir korku imparatorluğu kurmak isterken yanlışlıkla bir ikon yaratmıştı. Çağın, mafya lideri rolünde devleşirken, yanındaki gizemli kadınla ve koruma ekibi ile birlikte bir efsaneye dönüşüyordu. Korku, üzerine yürüdükçe küçülüyordu.Dizi milyonlarca izleyiciyi ekrana kilitliyor, örgüt ise Çağın’ı bitirmek isterken farkında olmadan bir idol yaratıyordu. O artık sadece bir oyuncu değil, korkusuzluğun sembolüydü. Yanında gerçek bir koruma ekibi ile gezmesi ve başına gelen olaylar, magazinsel boyutta altın haber değerindeyken, mevcut proje ve hayran kitleleri açısından muazzam bir etkiye dönüşüyordu.
Bir gün kalabalık bir AVM'deydiler. Derin, her zaman ki gibi bir adım geride, her an müdahale mesafesindeydi. Çağın bir vitrinin önünde durdu.“Biliyor musun?” dedi alçak bir sesle, “Sen yanımdayken kendimi daha görünür ve güçlü hissediyorum! Mükemmel bir uyum yakaladık canım! ”
“Bu işimin gereği Çağın,sadece işimi yapıyorum hepsi bu! ”
“Hayır. Daha güçlü bir şey var.” Derin ilk kez ona tam olarak döndü. Güneş gözlüğünü bir anlığına çıkardı; bakışları sertti ama derinlerinde bir yerlerde bir yumuşama vardı.“Güç sende zaten,” dedi Derin. “Ben sadece mermilerin yönünü değiştiriyorum.” Çağın gülümsedi. “Beni baştan çıkaran da bu zaten.”
Derin, “Ah tanrım! Başladık yine,” diye fısıldadı.
Çağın devam etti. “Bu arada şu kırmızı elbiseyi görüyor musun? Sana müthiş yakışır,” diyerek vitrini ve Derin’i uzun uzun süzdü. Derin’in gözleri bir anlığına yumuşadı ama hemen toparlandı. “Ciddiyeti bozma, işteyken bari yapma.” Tam o sırada, üçüncü katta bir hareketlilik oldu. Derin'in Bakışları anında keskinleşti. Siyah kapüşonlu bir adam, elini cebinden çıkarmadan onları izliyordu. Derin, Çağın’ın kolunu tuttu: “Yürü.” Adımları hızlandı. Adam yaklaşmadı ama uzaklaşmadı da. Mesaj netti: “Biz buradayız.” Derin kulaklıktan ekibe konumu bildirdi; her şey kontrol altındaydı tabi şimdilik!

Gece set dönüşü araba sessizce ilerliyordu. Şehir ışıkları camdan bir nehir gibi akarken Çağın, sessizliği bozdu;
“Hiç normal bir hayatın oldu mu?” Derin’in cevabı kısa ve özdü: “Normal insanlar sabah işe gider. Ben sabah tehdide giderim.”
“Peki şimdi?”
“Şimdi tehdit senin yanında.” Bu cümlede kıskançlık yoktu ama Derin bir sahiplenme vardı. Çağın ona döndü: “Beni sadece görev olduğu için mi koruyorsun? Kır şu inadını artık.”
“Ben senin tuttuğun bir koruma programı olabilirim ama sadece bu yüzden burada değilim. Seni korumayı istediğim için buradayım. İstemesem, beni para ile burada tutamazsın.” Çağın’ın yüzünde bir gülümseme yayıldı. “Yani yanımda olmayı seviyorsun, istiyorsun. Bu senin için sadece bir görev değil! ”Derin cevap vermedi ama bakışları her şeyi anlatıyordu. Profesyonel mesafe ile derin bir bağ arasına sıkışmış bir kadındı o. Panter kadar hızlıydı ama kalbi düşündüğünden daha yavaş çarpıyordu.İstediği yanıtı alan Çağın mutluydu.
Ertesi gün sette aksiyon sahnesi çekiliyordu. Çağın motor üzerinde sert ve karizmatik mafya liderini oynamaya devam ediyordu. Kamera arkasında onu izleyen Derin’in kalbi, kurgu bir silah ona doğrulduğunda bile hızlanıyordu. Bu artık bir meslek refleksi değildi; bu kişiseldi.Çekim boyunca ve sonrasında tehditler devam etse de Çağın artık kaçmıyordu. Restoranlara gidiyor, gece yürüyüşlerine çıkıyordu. Bir şeyi anlamıştı: Korku saklanınca büyür, üzerine yürüyünce küçülür! Şehre tepeden bakan, Boğaz manzaralı bir terasta durduklarında Çağın ona iyice yaklaştı:
“Hayatım bir anda değişti. Hayatıma sen geldin ve kalbimi aldın. Senin kalbin nerede Derin? Karşılık ver artık.”
Derin yutkundu. Yanaklarında bir sıcaklık hissetti. Duygusal bir tonla, “Benim kalbim hedefte, operasyonların ortasında, bazen ölümle burun buruna... Ama kalbim şimdi burada.Seninle. ” dedi.
Çağın, “Pişman mısın burada olmaktan?” diye sordu.
“Hayır. Seninle olmak pişmanlığım değil, mutluluğum olur ancak. Bir gün her şey bitince bu anları unutmayacağım.”
Çağın onun elini tuttu. Derin çekmedi ama sıkmadı da. Aralarındaki elektrik artık inkâr edilemez derecede netti. Bazı aşklar güvenli alanlarda değil, ateş hatlarında doğardı.
“Kaçma benden artık, kalbimden kaçıyorsun” diyerek elini sıkıca kavradı.
Derin fısıldadı: “Korkuyorum çağın.”
“Neden? Benden mi?”
“Senden değil... Sana aşık olmaktan... ”
“Bence ikimizde çoktan aşık olduk bile! “ dedi Çağın. Ve onu öpmek için eğildiğinde Derin hafifçe geri çekildi. “Yapma, ben seni arabada bekleyeceğim. Göz önündeyiz .” Çağın arkasından bakarken gülümsedi. “Kaç bakalım nereye kadar... derinciğim?”
O gece, İstanbul’un kuzeyinde ince bir sis vardı. Rüzgâr sert değildi ama havada yaklaşan bir kırılma hissi varlığını hissetiriyordu. Dönüş yolunda arkalarında ki aracın farlarını kapatarak yaklaştığını ilk Derin fark etti.“Takip var” dedi sesi her zamanki gibi sakindi Ama bu seferki takip öncekilerden daha cesurdu.Virajı döndükleri o an, gecenin sessizliği metalik bir patlamayla yarıldı. Arka aracın karartılmış camından uzanan namlu, ilk kurşunuyla dikiz aynasını tuzla buz etti. Derin, bir refleks canavarı gibi direksiyonu kırdı; araç asfaltta vahşi bir kavis çizerek savruldu. İkinci kurşun kaputun üzerinden sekip havayı yırttı.“Eğil!” diye bağırdı Derin.Çağın koltuğa gömüldüğü anda üçüncü patlama duyuldu. Ancak bu kez Derin’in bedeni, görünmez bir yumruk yemiş gibi omuzundan geriye savruldu. Kısa bir sessizlik oldu; sadece rüzgârın uğultusu ve motorun homurtusu...“Olamaz!” diye bağırdı Çağın, dehşetle Derin’e bakarak.Derin dişlerini sıkarak, “Panik yapma, sakin ol,” dedi. Sesi hala çelik gibiydi ama araç içine keskin bir metal kokusu ve kanın sıcaklığı yayılmıştı bile. Sol eli yavaşça direksiyondan düştü, zayıflamıştı. “İyiyim. Çıkışı al.” Çağın, hayatında ilk kez direksiyonun gerçek kontrolünü devraldı. Rol yapmıyordu; bu kez bir mafya liderini canlandırmıyor, sevdiği kadının hayatı için kontrol ediyordu. Daha önce ezberledikleri acil durum planı devreye girdi: Hedef Riva. Arka araç, destek ekiplerinin yetişmesiyle bir süre sonra karanlıkta etkisiz hale getirildi. Orman yoluna girdiklerinde takip bitmiş, ancak asıl mücadele yeni başlamıştı.Evin kapısı kapandığında Derin’in yüzündeki tüm renk çekilmişti. Siyah görev kıyafeti, omuz kısmında biriken kanla ağırlaşmıştı.“Otur hemen! Ne yapalım, hastaneye gidelim mi?” dedi Çağın, sesi titreyerek.“Hayır,” dedi Derin, koltuğa çökerken. “Baş ederim. Sıyrık sadece. Güvende kalman lazım, şu an hiçbir yere gidemeyiz.” Derin, aldığı profesyonel tıbbi eğitimi kullanarak yarayı kendi gözleriyle tarttı. Mermi omzunu delip geçmişti; içerde kalmaması tek tesellileriydi. Ancak adrenalin çekilmeye başladıkça vücudu titriyor, beklenen ateşin haberi geliyordu. Çağın, hayatında hiç bu kadar çaresiz hissetmemişti ama kendini toparladı.“İlk yardımı ben yapacağım” dedi kararlılıkla.Derin itiraz etmek istedi: “Yapamazsın, bana bırak...”Çağın ellerini tuttu, gözlerinin içine baktı. “Sen bana 'senin için mermilerin yönünü değiştiriyorum' demiştin. Şimdi sıra bende. İzin ver yardım edeyim.”Derin ilk kez o aşılmaz duvarlarını indirdi. Çağın, dezenfekte ettiği elleriyle pansuman malzemelerini hazırladı. Derin’in tişörtünü dikkatle keserken ve yarayı temizlerken derin'in acıdan çenesi kasılıyor ama tek bir ses çıkarmıyordu.“Canın yanıyor...”
“Geçer.”
“Ben sana bir şey olmasına asla izin veremem” dedi, Çağın alçak ama sarsılmaz bir sesle. “Canım pahasına bile olsa.”
Gece yarısından sonra Derin’in ateşi iyice yükseldi. Kanepede yarı baygın yatarken Çağın baş ucundan ayrılmıyor, ıslak bezlerle alnını siliyordu. Derin bir ara gözlerini aralayıp ona baktı.“Git... Biraz uyu çağın.”
“Hayır olmaz”
“Çağın...”
“Sus! gitmem.Uyu sen ” Derin hafifçe gülümsedi. “Emir almayı sevmem.”
Çağın ona doğru eğildi. Yüzleri o kadar yakındı ki nefesleri birbirine karışıyordu. “Ben seni kaybedemem benim için çok önemlisin. ” dedi Çağın.Elini tutarak. Bu cümle, Riva’daki evin içindeki tüm havayı bir anda ağırlaştırdı. Derin’in bakışları uzaklara daldı. “Bir gün tüm bunlar bittiğinde, artık bana gerek kalmadığında ve hayatlarımıza geri dönmek zorunda kaldığımızda ne olacak çağın?” diye sordu kısık sesle vebdevam etti. “Bu düşünce ilk kez beni korkutuyor. İlk kez bir görev bitmesin istiyorum. Ama bitecek. Her şey gibi...”
Bu, Panter’in zırhını tamamen çıkardığı andı. Çağın daha fazla dayanamadı; eğildi ve Derin’i öptü. Bu, aksiyon filmlerindeki o gösterişli öpücüklerden değildi. Nazik, aceleci olmayan ve kaybetme korkusuyla titreyen bir adamın sessiz yeminini taşıyan bir öpücüktü.Derin bir an geri çekildi, nefes nefese fısıldadı: “Yapma!”
“Neden Derin”
“Çünkü yarın ayrılmak zorunda kalırsak...”
“Yarın yok.” Derin bu kez onu kendine çekti. Öpüşleri, bastırılmış haftaların, ölümün kıyısından dönmelerin ve o derin bağın patlaması gibiydi. Omzu bir an sızlayınca yüzü buruştu. Çağın hemen geri çekildi: “Acıyor mu?”
“Geçer,” dedi Derin, bakışları ilk kez bu kadar yumuşamıştı. Çağın onu yavaşça kanepeye yatırırken saçlarını alnından çekti. “Bu görev bitmeyecek,” diye fısıldadı. “Çünkü bu artık bir görev değil.”
Dışarıda hırçın dalgalar kayalara vuruyor, içeride ise ateş hattında doğan bir aşkın ilk sessiz zaferi yaşanıyordu. Tehlike bitmemişti, savaş hala sürüyordu; ama o gece Riva’da, aralarındaki mesafe artık sadece bir kaç santimdi. Aşk, ilk kez korkudan daha güçlüydü. Gelen kimse olmadı, güvendelerdi; en azından o gece!
/ Orman kıyısındaki ahşap yapı, dışarıdan bakıldığında terk edilmiş gibi duruyordu. Deniz karanlıktı. Dalga sesi düzenli, sakin ama içeride bir aşkın fırtınası vardı. Derin’in ateşi yükselmişti. Çağın termometreye tekrar baktı. Yüksek. “Derin, beni duyuyor musun?” Derin’in kirpikleri titredi. Dudakları kurumuştu. Omzundaki pansuman temizdi ama vücut travmaya cevap veriyordu. “Buradayım” diye mırıldandı ama sesi uzak bir yerden geliyordu. Sonra gözleri aniden açıldı. Boşluğa baktı.“Sağa çekil!” diye bağırdı aniden.Çağın irkildi. “Derin, burada kimse yok.” Ama Derin zihninde başka bir yerdeydi. Ateş, insanın bilinç kapılarını zorlar. Derin, zihninde bir operasyon alanındaydı. Karanlık bir depo, Silah sesi, Birinin düştüğünü görüyor... “Çık!” diye bağırıyor ama kimse çıkmıyor.Çağın onun elini tuttu. “Ben buradayım.”
Derin başını sağa sola çevirdi. "seni vuracaklar, sakın çıkma!” dedi panikle. Çağın’ın kalbi sıkıştı. “Kimi?"
”Derin’in gözlerinden yaş aktı. “Babam.”
O kelime odada asılı kaldı. Çağın, ilk kez onun geçmişine bir kapı aralandığını fark etti. Derin, ateşli hezeyanında o zorlu geceyi yeniden yaşıyordu. “Kaç dedim sana...” diye fısıldadı. Çağın başını eğdi, saçlarını okşadı. “Artık kaçmayacağım.”Derin bir an için onu babası sandı. Parmakları Çağın’ın gömleğini sıkıca kavradı. “Bu kez seni kurtaramam.”
“Ben kurtarılmak istemiyorum,” dedi Çağın yumuşak bir sesle. “Yanında olmak istiyorum.”
Derin’in nefesi hızlandı. “Bir gün görev bittiğinde herkes gider.”
“Ben senden gitmem derin.”
Bu cümle ateşli zihnin içinden süzüldü. Derin’in yüzü yumuşadı. Gözleri yarı kapalı. “Yalan söyleme, gideceksin. "
“Hayatım pahasına bile olsa senin yanında kalacağım.”
Derin aniden doğruldu. Gözleri açık ama bakışları donuktu. “Kapıyı kapat! İçeri girdiler!” Çağın hızla onu tuttu. “Derin, burası Riva. Güvendeyiz.” Derin nefes nefese kaldı. Sonra aniden omzundaki ağrı yüzünü buruşturdu. Çağın onu tekrar yatırdı. Soğuk kompres yaptı, su içirdi, tekrardan ateş düşürücü verdi.Saatler geçti. Deniz dalgaları, şömine çıtırtısı, ağır nefesler... Bir ara Derin gözlerini açtı. Bu kez bakışları netti.“Çağın neredesin?”
“Buradayım.”
“Gitmedin mi ?”
“Hiç gitmedim .”
Derin onu uzun uzun inceledi. Sanki ilk kez görüyormuş gibi. “Ben güçlü biriyim” dedi kısık sesle. “Ama ilk kez birini kaybetmekten korkuyorum.” Çağın eğildi. “Ben de korkuyorum.”
Aralarındaki mesafe milimetreye indi. Bu kez öpüşleri yavaş ve bilinçliydi. Ateşli değil, sakin... Yaralı bir kadının kalbine dokunan bir adamın sabrı vardı çağın'ın içinde. Derin’in eli boynuna kaydı. Hafifçe geri çekildi. “Omzum...”
“Zorlama tamam ”
Ama gözlerinde başka bir ateş yanıyordu. Ateş yalnızca enfeksiyon değildi; içinde bastırdığı duygu da yükseliyordu. Güneş doğarken ateş düşmeye başladı. Derin yorgundu ama bilinci yerindeydi. Çağın sandalyede oturmuş, uyumadan onu izlemişti.“hiç Uyumadın mı?” diye sordu Derin.
“Hayır.”
“Delisin sen. ”
“Senin yüzünden aklımı aldın.”
Derin hafifçe gülümsedi. Sonra ciddileşti. “Dün gece söylediklerimi hatırlıyor musun?”
“Evet, her kelimesini.”
“Ben görevle yaşayan biriyim çağın. Bir gün bu işte bitecek.”
Çağın ayağa kalktı, yanına geldi ve elini tuttu. “Bitmeyecek.”
“Bitecek,” dedi Derin yavaşça.Çağın fısıldadı: “Ama belki görev biter, biz kalırız.” Bu ilk kez kurulan bir umut cümlesiydi.Derin gülümsedi. "yanıma otursana çağın, bana sarılır mısın? Hiç bir şey konuşmadan sadece sarılalım istiyorum" çağın gülümseyerek yanına oturdu ve ona sarıldı. Onun beklenmedik bu isteği onu hem şaşırtmış hemde çok mutlu etmişti. Derin'in Profosyonel zırhı çoktan çatlamıştı bile.

uzun bir Sessizlik oldu.İçeride Sadece kenetlenmiş iki kalp vardı.Birbirlerine sarılarak uyuyorlardı. Deniz ışığı içeri vurdu. Tehdit hâlâ vardı, örgüt hâlâ dışarıdaydı ama o sabah Riva’daki evde bu iki savaşçı ilk kez aynı tarafta değil, aynı kalpte olduklarını fark etti. Derin artık yalnızca koruma değildi; Çağın da artık yalnızca korunacak biri değildi. Vücudun Ateşi düşüyordu ama aralarındaki şey yeni başlıyordu.Riva’daki evde üçüncü günün sabahı daha sakindi. Derin’in ateşi düşmüş, omzundaki yara kabuk bağlamaya başlamıştı. Hâlâ ağrısı vardı ama ayaktaydı. Siyah eşofman üstü giymiş, saçlarını toplamıştı. Yüzü solgundu ama bakışları yine o bildik keskinliğe dönmüştü. Birlikte yiyecek birşeyler hazırlıyorlardı. Tam o sırada telefon çaldı. Ekrandaki isim: Birim. Derin’in yüzü ciddileşti. “Üç günlüğüne merkeze çağrılıyorum” dedi kısa bir sessizlikten sonra.Çağın’ın kaşları çatıldı. “Şaka yapıyorsun.”
“Rutin değil. Acil.”
“Yaralısın.”
“Omuz sıyrığı. Giderim.”
“Hayır.Olmaz”
Derin gözlerini ona çevirdi. “Bu bir emir.”
Çağın bir adım yaklaştı. Sesi alçaktı ama sertti. “Ben başka bir korumaya güvenmem.”
“Ekipten biri gelecek.”
“İstemiyorum.”
“Çağın,”
“Hayır” dedi bu kez daha sert. “Hayatım pahasına bile olsa başka birine emanet olmam.”Derin onu uzun uzun süzdü. Bu inat korkudan geliyordu ama içinde başka bir şey daha vardı. Derin'e artık bağlanmıştı.
Öğleden sonra kapı çaldı. Kapıyı Derin açtı. Karşılarında uzun boylu, atletik yapılı, koyu sakallı saçları uzun bağlamış, esmer bir adam duruyordu. Sivil ama disiplinli bir duruşu vardı. Gözlerinde tanıdık bir rahatlık ile "Atlas" dedi adam hafif bir gülümsemeyle.Derin’in dudakları istemsiz kıvrıldı. “Karan.”diyerek sarıldı. Çağın’ın bakışları ilk saniyede adamı baştan aşağı süzdü. Karan, eski Atlas ekibindendi; Derin’in sahada en çok güvendiği isimlerden biriydi.Sık sık telefonlaştığı, birlikte hareket ettiği yakın ekip üyesi. Aralarındaki samimiyet fazlaydı ve bu ilk bakışta anlaşılıyordu. “Demek ünlü adam sensin,” dedi Karan elini uzatarak.Çağın elini sıktı. Sıkış bir saniye uzun sürdü.
“Demek yerine geçecek olan sensin,” dedi soğuk soğuk. Derin araya girdi: “Üç gün.Aynı ekip çağın,benim adamın karan ona güven ” Çağın cevap vermedi.İçinden " onu anladık " diyerek fısıldadı. Akşam yemeğinde atmosfer tuhaftı. Karan rahat konuşuyordu. Derin ile eski operasyonlardan bahsediyorlardı. “Hatırlıyor musun Gürcistan sınırını?” dedi Karan. Derin hafifçe güldü. “Kafamdan aşağı buzlu su dökmüştün.”
“Hayatta kalman içindi.”
“Psikopatsın kızım sen!.”
İkisi de gülümsedi. Çağın çatalını tabağa biraz sert bıraktı. “Eğlenceliymiş.” Karan bakışını ona çevirdi. “Sahada eğlence olmaz çağın bey.”
“Bazıları için var demek ki.”
Derin çağın"ın bakışlarını yakaladı. O an anladı: Çağın kıskanıyordu. Yalnızca Derin’i değil; onun geçmişini, paylaşamadığı anıları, hayatının ona ait olmayan kısmını... Gece Derin, Çağın’ın yanına, odasına çıktı.“Konuşalım mı?”
“Ne konuşacağız?”
“Çağın, bu yaptığın çocukça.”
“Çocukça değil.”
“Karan benim ekip arkadaşım.”
“Evet.”
“Yıllardır.”
“Evet.”
“Onunla bir şey yaşamadım.”
“Bunu söylemek zorunda olman hoşuma gitmedi.”
Derin sustu.
Çağın, “Sen yaralısın. Seni çağırmalarını istemiyorum. Bağlantılarımı devreye sokacağım,” dedi.
“ahh! Çağın abartma üç gün ya... ”
“Bitmedi! Eğer hâlâ seni çağırırlarsa... Medya baskısı yaratırım, güvenlik açığı raporu oluştururum, üst düzey bağlantılarımı kullanırım. Seni o kapıdan çıkarmam.”
Belinden tutup derin'i kendine çekti ve onu öptü. Derin de karşılık verdi; saçlarına, sırtına dokundu. O an Riva’nın sessizliğinde sadece ikisinin nefesi vardı.Ertesi sabah gelen o telefonla Derin’in görevi iptal edilmişti. Derin şaşkınlıkla "Ne yaptın?" diye sordu. Çağın’ın "Hiç boşver sen" diyen bakışları, aslında arka planda ne kadar büyük bir medya ve bürokrasi gücünü harekete geçirdiğinin kanıtıydı. Ancak planı ters tepmişti; Birim, güvenliği artırmak adına Karan’ın üç gün yerine tam bir hafta kalmasına karar vermişti.Bir akşam, Karan’ın profesyonel bir soğukkanlılıkla Derin’in omzundaki pansumanı kontrol etmeye yeltenmesi, bardağı taşıran son damla oldu. Karan’ın parmakları omuzuna değdiği an Çağın gölge gibi araya girdi.“Ben yaparım karan bırak.”
“Ben Profesyonelim” dedi Karan, istifini bozmadan.
“Ben de,” dedi Çağın, sesi bir mermi kadar sertti.“Hayır, değilsin tıbbi eğitimin var mı?.”
O cümle havayı bir bıçak gibi kesti. Çağın geri adım atmadı. "Karan, seninle bir sorunum yok ama bu kadar yakın olman gerekmiyor.Ben ne yapıcamı biliyorum" Karan’ın "Atlas’ta yakınlık hayat kurtarır çağın bey" savunmasına karşılık Çağın’ın verdiği cevap, aralarındaki ilişkinin yeni anayasası gibiydi: “Burada hayat benim."
”Derin’in "Bu güvensizlik değil mi?" sorusuyla Çağın ilk kez zırhını indirdi. Sesi alçaldı, titredi: “Güvensizlik değil. Korku. Seni kaybetmekten korkuyorum. Geçmişinle, anılarınla, hayatınla rekabet edemem.” ses tonu yükselmişti. Derin o an yaklaştı, o buz gibi profesyonel bakışları ilk kez bütünüyle erimişti. Fısıltısı odanın her köşesine yayıldı: “Rekabet etmiyorsun. Onlar hayatta kalmamı sağlayan geçmiş. Sen yaşamak istememi sağlayan şimdisin.”
Bu itiraf, Karan’ın bile geri adım atmasına yetti. O andan itibaren Karan mesafesini korudu, Çağın ise her anı izleyen keskin bir göze dönüştü.Bir akşam Karan dışarıda devriye atarken, evin loş ışığında yalnız kaldılar. Çağın, Derin’i duvara yasladığında nefesleri birbirine karıştı.
“Bir daha böyle hissetmek istemiyorum. Birinin seni benden daha iyi tanıdığını düşünmek...”
Derin hafifçe gülümsedi. “Kimse beni senden daha iyi tanımıyor Çağın. Dört ay oldu; kimseyle bu kadar uzun, bu kadar gerçek kalmadım.”
“Bazı bağlar zamana bağlı değil” dedi Çağın ve eğilip onu sahiplenici bir tavırla öptü. Yaralı omzuna gösterdiği o aşırı özen, artık sadece bir koruma refleksi değil, bir sevda nişanesiydi.Bir haftanın sonunda Karan, kapıda vedalaşırken Derin ile arasına o görünmez ama aşılmaz mesafeyi koymuştu. Çağın’ın gözlerinin içine bakıp, “İyi bak ona,” dediğinde, sancağı resmen devretmişti.Kapı kapandı. Riva’daki ahşap ev, dışarıdaki hırçın denizin sesine rağmen ilk kez bu kadar huzurlu bir sessizliğe büründü. Artık aralarında ne bir görev emri, ne bir ekip arkadaşı, ne de aşılmamış bir geçmiş kalmıştı.Derin artık kaçmıyordu. Çünkü ikisininde kalbi aynı şeyi söylüyordu.
Riva’nın hırçın dalga sesleri, korunaklı evin bahçesine kadar ulaşırken içerideki gergin hava yerini ağır ve itiraf dolu bir sessizliğe bırakmıştı. Karan’ın gidişiyle birlikte yankılanan o sert çıkışlar, şimdi yerini iki yaralı ruhun fısıltılarına bırakıyordu.Derin, kollarını göğsünde kavuşturmuş, bakışlarını şöminenin titreyen alevlerine dikmişti. "karan'a Biraz kaba davranmadın mı Çağın?" dedi sesi titreyerek. "Bu kıskançlık da ne? Daha her şey bu kadar tazeyken, bu öfke neden?"
Çağın, aralarındaki mesafeyi tek bir adımla kapatıp Derin’in yüzünü avuçlarının arasına aldı. Gözlerinde daha önce hiç görmediği bir teslimiyet vardı. "Derin, aklımı başımdan alıyorsun," diye fısıldadı. Sesi, bir itiraftan çok bir yakarış gibiydi. "Seni izlerken kalbimin atış sesini duyuyorum ben. Göğüs kafesime sığmıyor, anlıyor musun?"
Derin acı bir tebessümle başını yana çevirdi. "Yapma Çağın, Kim bilir kaç kez attı o kalbin başka aşklara, başka heyecanlara..." Çağın geri adım atmadı. "Evet, başka kadınlar oldu doğru. Ama senin gibi kimse olmadı. Sen bambaşkasın. Ruhumun diğer yarısını bulmuş gibiyim. Kimsenin yanında bu kadar tam, bu kadar gerçek hissetmedim ben." Derin’in gözlerinin içine daha derin bir dikkatle baktı. "Peki ya sen? Sen hiç aşık olmadın mı Derin? Bak, ben hislerimi tüm çıplaklığıyla söylüyorum ama sen! Sen belli etsen de tam açamıyorsun kendini.
"Derin uzun bir süre sustu. Geçmişin hayaletleri, Riva’nın serin rüzgarıyla odaya doldu sanki. Gözleri dolarken sesi bir iç çekiş gibi döküldü dudaklarından: "Böylesine hiç olmadı. Senin gibi biri hiç olmadı hayatımda. Annem ve babam öldüğünde, büyükannem, büyükbabam, teyzelerim... Hepsi bana o sevgiyi vermek istediler, verdiler de kendilerince Ama ben hep içindeki boşlukla yaşayan o sessiz çocuktum. O boşluk hiç dolmadı Çağın. Kalabalıkların içindeki o yalnızlık hissi hiç geçmedi."
Bakışlarını uzağa, karanlık denize çevirdi. "Askeri liseden sonra kopardım ipleri. Yurt dışına gittim. Almanya’ da eğitimime devam ettim. Dünyanın yarısını gezdim belki. Tokyo’da dövüş dersleri aldım. Bedenimi bir silaha dönüştürdüm. Teksas çöllerinde günlerce atış çalıştım.Gördüğün bu kadın, o boşluğu doldurmak için her şeyi yapan bir kaçak aslında. Ama nereye gidersem gideyim, o kimsesizlik hissi peşimi bırakmadı."Sesi çatallandı, gözünden bir damla yaş yanağına süzüldü. "Aşktan kaçtım. Kimseye güvenmedim. Ciddi bir şey hissetmeme izin vermedim. Görev aşkı ilebyaşadım hep, duygulara kalbimi kapattım.Ta ki sana kadar. İlk kez o devasa boşluk kapanmış gibi hissediyorum Ama çok korkuyorum Çağın. Sana böyle kapılıp gitmekten. Sonra yine o boşluğun içinde daha derin bir acıyla uyanmaktan korkuyorum." Çağın, Derin’in yanağından süzülen o tek damla yaşı, kutsal bir şeye dokunur gibi eğilip dudaklarıyla sildi. Onu Öptü ve sevgiyle kucakladı.Hiçbir şey söylemedi çünkü kelimeler bu anın büyüklüğünü bozardı. Derin’in elini sıkıca kavradı; parmaklarını birbirine kenetledi.Birlikte evin önündeki ıssız kumsala çıktılar. Ay ışığı, Riva’nın dalgalarını gümüşi bir renge boyarken, iki yabancı gibi başladıkları bu yolda, birbirinin sığınağı olmuş iki ruh olarak yürüyorlardı. Ayaklarının altındaki ıslak kum ve ellerindeki sıcaklık, dünyadaki tek gerçeklikti. Gelecek belirsizdi, tehlike kapıdaydı ama o an, o kumsalda sadece birbirlerine aitlerdi.