54. bölüm · HedeFte KaLp
Operasyon(FEDERİCO RAMONO)
Derin nereye gideceğini bilmeyen yolunu kaybetmiş bir yolcu gibi arabayla dolaşıp duruyordu.
Onun için gitmek, bir şehri terk etmek değil, kendi ruhundan firar etmek gibiydi. Direksiyonun başında parmakları titrerken, dikiz aynasında bıraktığı sadece bir yol,bir kırık aşk değil, nefes aldığı tek sığınaktı.
Araba, gecenin siyah asfaltında sessizce süzülürken, Derin’in içindeki fırtına dinmek bilmiyordu. Yan koltuğa, o karmaşanın içinde alelacele attığı bir yığın eşyaya takıldı gözü. En altta, rengi solmuş ama anısı taptaze duran bir kumaş parçası duruyordu: Çağın’ın o siyah sweatshirtü. Sağa çekip durdu. Motorun hırıltısı kesilince sessizlik bir dev gibi çöktü üzerine. Sweatshirte uzandı, parmakları kumaşın dokusuna değer değmez kalbine keskin bir sızı saplandı. Onu yüzüne bastırdı. Kumaşın liflerine sinmiş o tanıdık koku; tütün, çağın 'ın o mükemmel parfümü ve teninin o kendine has sıcaklığı... O his! Bir an için yanındaymış, başını boynuna gömmüş gibi hissettirdi. Gözyaşları, direksiyonun üzerine damla damla düşerken, hıçkırıkları arabanın dar alanına sığmıyordu.
"Gitmek," dedi fısıltıyla, "kalanı değil, kendinden gideni öldürürmüş."
Bildiği güvenli evlerden birine gitti ve gizli giriş yaptı. Bulunmak istemiyordu.
Eve vardığında, üzerindeki o ağır yol yorgunluğunu değil, ruhundaki o kirli suçluluk duygusunu atmak istercesine kendini banyoya attı. Sıcak su, omuzlarından aşağı bir şelale gibi dökülürken buharın arkasında Çağın’ın hayali belirdi.Suyun sesi, Çağın’ın mutfakta şarkı söyleyişine karıştı zihninde. Birlikte güldükleri sabahlar, aynada ki buğuya bıraktıkları küçük notlar... Derin, fayansın soğukluğuna yaslanıp yere çöktü. Su, yüzünden süzülen yaşlarla birleşip akıyordu ama içindeki o koca boşluğu durdurmaya yetmiyordu.
Duşun altında, dizlerini karnına çekip bir çocuk gibi küçüldü. Çağın’ın ona bakarken parlayan gözlerini, "Gitme" diyen o gururlu ama darmadağın duruşunu düşündü. Terk etmek, bir eylemden ziyade bir infazdı ve Derin, celladın kendisi olduğunu biliyordu. Islak saçları omuzlarına yapışmış, suyun altında ne kadar kaldığını bilmeden sadece o büyük özlemin ağırlığıyla sarsıldı. Dışarıda ki dünya dönmeye devam ediyordu belki ama bu banyonun dört duvarı arasında Derin, sadece Çağın’ın yokluğundan örülmüş bir hapishanenin içindeydi.
Aslında Derin İstanbul’dan ayrılmamıştı ama ruhunu dindirmek için bildiği tek yolu seçmişti: Sahaya inmek. Bu seferki durağı İstanbul’un tam kalbinde boğazın en can alıcı noktasında olacaktı.
Türkiye bağlantılı, uluslararası çapta bir operasyonun fitili ateşlenmişti.
Avrupa-Türkiye hattında uyuşturucu ve insan ticareti ağını yöneten,iki ülke arasında kilit rol oynayan genç, acımasız ve bir o kadar karizmatik bir mafya lideri olan; Ancak görünürde zengin bir iş adamı olarak anılan Federico Romano istanbul'a gelmişti.
Sicilya merkezli bir suç örgütünün başı olan bu adam, ülkesinde büyük bir iş adamı ve siyasi bağlantıları olan bir figür olarak tanınıyordu. Tehlikeliydi, yakışıklıydı ve hata payı bırakmayacak kadar zekiydi.
İstihbarata göre Romano, Türkiye üzerinden yeni bir uyuşturucu ve karapara hattı kurmak için yerel temaslarda bulunmak üzere İstanbul’daydı. Operasyon yüksek riskliydi ve içeri sızmak şarttı. Stratejik plan haftalar öncesinden hazırlanmış, her detayda Derin’in imzası yer almıştı. Ancak bu kez Derin, planı yöneten değil, bizzat uygulayan olmak istedi.
Kılık değiştirme, kimlik değiştirme; Derin için bu bir film seti değil, ölümcül bir oyundu. Rolü keskindi: Yüksek segment, bağımsız çalışan ve ulaşılması zor bir eskort. Lüks eğlence mekanlarına sızabilmenin tek anahtarı bu yüksek profildi.
Derin o akşam aynaya baktığında, tanıdığı o vakur kadın gitmişti. Üzerinde vücudunu saran bir büstiyer, siyah deri mini etek ve diz üstü çizmeler vardı. Makyajı keskin, bakışları ise bir avcınınki kadar hesapçıydı. Dosyayı son kez inceledi; Romano’nun zayıf noktasını ezberlemişti: Kadınlar. Ama sıradan olanlar değil; zeki, özgüvenli ve kendisine meydan okuyabilen kadınlar.
Derin, operasyon masasında net konuşmuştu: "Onun psikolojisi güç takıntılı.İçerde bir çok kadın olacaktır.İlgisi dağılacaktır. Ona boyun eğen değil, meydan okuyarak yaklaşan bir kadın ancak dikkatini çekebilir."
Artık hazırdı. Aynada ki kadın artık bambaşka biriydi:'Lina.'
Boğaz’ın ışıkları devasa camlardan içeri yansıyor, mekanın içindeki loş kırmızı tonlar puslu bir atmosfer yaratıyordu. İçeride yabancı aksanlar, ağır parfümler ve katmanlı bir güvenlik ağı vardı. Burası, gece yarısından sonra asıl pazarlıkların yapıldığı, paranın ve bedenlerin aynı masada dolaştığı ultra lüks bir yerdi.
Derin, Lina kimliğiyle içeri adım attığında dikkat çekmemesi imkânsızdı.Biraz bekleyerek gözlemledi ve sonra dans pistine çıktı; hareketleri ölçülüydü. Ne fazla iddialıydı ne de fazla masum. Kontrollü bir çekicilikle, etrafındaki her şeyi bir radar gibi tarayarak dans etmeye başladı. Yukarıdaki o özel locada, bir çift göz onu izliyordu. Sicilyalı lider Federico Romano.
Gözleri, pistteki o mesafeli ve mağrur kadına kilitlenmişti. Derin, izlendiğini biliyordu. Operasyon başlamıştı; artık geri dönüş yoktu.Federico, yerinden kalkarak dans pistine doğru ilerledi ve hemen pistin kenarında ki bar tabüresine oturdu. Bu yakınlık kaçırılmaz bir fırsattı. Ancak pistte ki diğer kadınlar 'Federico' nun etrafını sarmıştı bile. Derin ise geride kalmıştı. Ona yaklaşması gerekiyordu.
Federico Romano; uzun boylu, üzerine kusursuzca oturan koyu renkli takımıyla barda bir yunan heykeli gibi duruyordu. 32 yaşlarındaydı; genç, yakışıklı ve tehlikeli... Avrupa istihbarat dosyalarında adı kanla yazılmış, ağır bir isimdi. Acımasızlığıyla tanınmasına rağmen, kadınlara karşı zaafı onun en zayıf ama en tehlikeli yönüydü.Derin ilgiyi başka kadınların üzerine kaydığını görünce, çalan hareketli yabancı müzikle federico ya doğru yaklaşarak dans etmeye başladı, ona iyice yaklaşıp omuzlarına dokundu. Baştan çıkarıcı bir dokunuş...
Federico'yu boncuk boncuk terleten o mükemmel dans, etrafta ki tüm kadınları görünmez kılmış, tüm ilgiyi kendine çekmeye yetmişti. Derin bu meydan okuma ile onu avucunun içine almıştı bile.Onu Elinden tuttu ve tabureden kendine doğru çekerek pistte doğru çekiştirdi. Federico öylece ayakta durup, onun her zerresini incelerken;Derin yaptığı mükemmel kalça dansı ile onun etrafında bir uydu gibi dönüyordu. Federico ellerinin titrediğini hissetti ve yukarı locaya doğru yöneldi. Derin ona 'gitme' der gibi etkileyici bir bakış fırlattı. Federico baştan aşağı vücudunu saran sıcaklık ve ter ile ona göz kırptı ve locasına yürüdü.
Derin, aşağıda dans pistinde ritme uyum sağlarken, hareketleri değişen müzikle yavaşladı. Bakışlarını bir anlığına yukarıdaki locaya çevirdi. Federico ile göz göze geldi. Öfkeli ve üzgün bir bakışla ona bakıyordu. O temas normalden sadece bir saniye daha uzun sürdü, Sonra ona göz kırptı ve umursamazca bakışını kopardı. Bu ustaca yapılmış meydan okuma çoktan karşılığını bulmuştu. Beş dakika geçmeden, özel bir davetle locaya çağrıldı. Onu etkileyip yaklaşmayı başarmıştı. Plan aynen devam ediyordu.
Ancak tüm bunlar olurken, asıl meseleye gelelim;
Operasyonun saha koordinasyonu Karan’daydı ve Derin’in içeride, aslanın ininde olacağını biliyordu. Ancak son üç gündür perişan halde olan, ne yiyen ne içen ne de uyuyan Çağın’ın haline daha fazla dayanamayarak, büyük bir hata yaptı: Gerçeği ona söyledi.
Çağın duydukları karşısında dehşete düşmüştü. “Ne demek eskort? Şaka mı bu Karan?”
Karan sakin kalmaya çalışarak, “Bu bir rol. O profesyonel bir ajan.Anlamalısın! ” desede Çağın için bu kelime hiçbir anlam ifade etmiyordu.
İkisi gizli bir plan yaptı; onlar da orada olacaklardı. Karan her şeyi ayarlamıştı; eğlenmeye gelen özel davetliler gibi mekanda yerlerini almışlardı. Derin daha içeri girmeden onlar arkadaki loş bir locada, gölgelerin içinde beklemeye başlamışlardı. Ancak Derin’in bundan haberi yoktu.
Arka taraftaki karanlık locada Çağın, elindeki kadehi sıkmaktan parmak boğumları beyazlamış bir halde Derin'i bekliyordu. Derin içeri girdiğinde, Çağın gözlerine inanamadı.
“Karan... Bu o olamaz! Tanrım, gerçek bir eskort gibi görünüyor.Hayır bu o değil!”Diye başını iki yana salladı.
Karan, arkadaşının bu sarsılmış haline hafifçe güldü.
“Sadece izle Çağın. Ve evet, gördüğün tam olarak o.”
Çağın oturduğu koltukta resmen donup kaldı. Gördüğü manzara beynini yakıyordu. Derin, o adamın önünde o çarpıcı dansını yaparken;Çağın öfke ile ayağa fırlamış, şaşkınlıktan ellerinini ağzına götürerek kapatmıştı.Karan onu tutmakta ve zapt etmekte zorlanıyordu.Derin o dansı yaparken, adama doğru eğiliyor, kulağına bir şeyler fısıldıyordu, onu baştan çıkarıyordu. Aralarındaki mesafe artık neredeyse yoktu. Çağın, sevdiği kadının bir başka adama bu kadar yakın olmasını, bu seksi dansını uzaktan izlerken, kıskançlıktan ve çaresizlikten neredeyse çıldırmak üzereydi. Karan onu getirdiğine pişman olmuştu bile! _ Çağın bu karanlık ve birazda haklı öfkesi ile her an operasyonu bozabilirdi.
Derin locaya adım attığında Federico ayağa kalktı. Büyük bir centilmenlikle Derin’in elini tuttu ve avucunun içine bir öpücük kondurdu.
“İstanbul seni kıskanıyor güzelim!Adını bana bahşet” dedi, İtalyan aksanıyla karışık boğuk bir sesle.
Derin, Lina maskesinin ardındaki o mesafeli gülümsemeyi takındı.
“Adım Lina yakışıklı, İstanbul kimseyi kıskanmaz. Sadece seçer.”
"Bana Federico de bebeğim"
Derin eğildi ve kulağına;
"Nasıl istersen Federico" diyerek fısıldadı.
Bu cevap Federico’nun içini titretmeye yetmişti.Ve fazlasıyla hoşuna gitmişti. Yan yana oturmuşlardı. Aradaki mesafe tehlikeli derecede azdı. Federico konuşurken, bir sahiplenme belirtisi olarak Derin’in dizine hafifçe dokundu. Derin geri çekilmedi, istifini bozmadı; ama o an gözleri görünmez bir buz tabakasıyla kaplandı. Rol devam ediyordu.
Federico kulağına eğilerek" "Dansın aklımı başımdan aldı güzelim.Benden hoşlandın mı?" Diye sordu.
"Derin gülümsedi "Senden çok hoşlandım Federico. Senden hoşlanmayacak bir kadın yeryüzünde yok. " Bu cevap Federico'yu yeterince şımartmıştı.
"Beni çok etkikedin Lina. Benimle italya'ya gelir misin? Seni kraliçem yaparım, " diyerek boynunu öptü.
''Seninle dünyanın her yerine gelirim, böyle senin gibi bir adamla her an yaşamaya değer "diyerek yanağını öptü. Federico'yu tamamen etkilemeyi başardı.
Derin, locanın loş ışıkları altında adeta bir serap gibiydi. Üzerindeki kıyafet, takındığı o yabancı bakış ve Sicilyalı liderin yanındaki o cüretkar duruşuyla artık tanıdık o kadın değildi. Federico Romano, büyülenmiş bir ifadeyle Derin’e doğru eğildi ve kulağına, sadece onun duyabileceği bir şeyler fısıldadı.
Derin,profesyonelliğinin zirvesindeydi; yüzünde davetkar ama gizemli bir gülümseme belirdi. Adam, bu yakınlıktan aldığı cesaretle elini Derin’in beline yerleştirdi. Derin, operasyonun selameti için kılı kıpırdamadan bu yakınlığa izin veriyordu, adama biraz daha sokuldu.Arka taraftaki karanlık locada Çağın’ın içinden bir şeyler kopup parçalandı. Bu his artık sadece basit bir kıskançlık ya da klasik bir sahiplenme duygusu değildi; Bu, kaybetme korkusunun en vahşi, en ilkel haliydi. Çağın, dişlerini sıkarak Karan’a doğru haykırdı:
“O kıyafetle Derin çok baştan çıkarıcı ve o adamla şu an neredeyse... Çıldıracağım! Adam ona dokundu, bunu kabul etmiyorum! Böyle operasyon olmaz!O masayı yıkmaya gidiyorum. ”
Sinirden nefes alışverişleri hızlanmış, gözleri kan çanağına dönmüştü.Karan onu kolundan tuttu.Ve azarladı.Artık onu zapetmekte güçlük çekiyordu. Çağın, Karan'ın baskısı ile iyice delirmiş,Hiç bir şey yapamamanın öfkesi ile masaya daha fazla içki söylemişti. Öfkesini sindirebileceği tek şeyin yakıcı bir alkol olduğunu sanıyordu.
Karan, durumun kontrolden çıkmak üzere olduğunu fark ederek Çağın’ın koluna tekrar yapıştı. “Sakin ol! Bu operasyon için gerekiyor. Çok içme lütfen! Hani içmiyordun artık? Bak Çağın, haftalardır hazırlandık. Yanlış bir şey yapma, bizi görmemesi gerekir!”
Çağın sadece, “Offfff!” diye homurdandı, gözlerini bir an bile o locadan ayırmıyordu.
Derin, Federico ile konuşurken bir anlığına bakışlarını salonun koyu karanlığına kaydırdı. Kalbi, o delici bakışları sanki fiziksel bir temas gibi ruhunda hissetmişti. Onu görmemesi ve hissetmemesi imkansızdı.Onu gördü.
'Eyvah Çağın.' diye aklından geçirdi. Çağın'ın her şeyi görme gerçekliği, yanaklarını kızartmıştı. Kalbi ise bir anda hızlıca atmaya başladı.
Gölgenin içinde, yüzü kaskatı, gözleri bir alev topu gibi yanıyordu. Siyah gömleğinin üstten birkaç düğmesini açmış, sanki boğuluyormuş gibi nefes almaya çalışıyordu. Barut gibiydi; her an patlamaya hazır bir bomba... Çağın'ın kendini zor tuttuğu her halinden belliydi.
Derin’in kalbi ritim şaşırdı, ciğerlerinde ki hava kesilir gibi oldu. Ama o, çelikten iradesini konuşturdu. Yüzündeki o Lina maskesi bir milim bile oynamadı. Rolü bozmadı, bakışlarını tekrar Federico’ya çevirdi. Çünkü biliyordu; bu operasyon her şeyden, hatta kendi canından ve Çağın’dan bile önce gelirdi.
Sicilyalı lider Derin’e iyice yaklaştı, derin'in dudaklarına kapandı ve onu öptü. O an Çağın, yerinden bir yay gibi fırladı. Karan, tüm gücüyle koluna yapışıp onu geri çekti.
“Operasyonu riske atmana izin veremem! Otur yerine! Bu bir rol, senin bunu herkesten daha iyi bilmen ve anlaman lazım!”
Çağın, dişlerini sıkarak Karan’ın yüzüne bağırdı: “Gel de onu kalbime söyle! Burada set yok Karan! Bu gerçek! O adam onu gerçekten arzuluyor, görmüyor musun?”diye ses yükseltti.
Karan sakinliğini korumaya çalışarak tekrar hatırlattı: “Çağın, kendine gel! Bu bir operasyon, sete falan gerek yok, gerçek bir görev bu!”
Mafya lideri Federico, Derin ile konuşmasına devam ediyordu. Sesi imalı ve karanlıktı: “Bu geceyi daha özel yapalım mı bebeğim?”
Derin, Lina maskesinin ardında hafifçe Federico’ya doğru eğildi. “Seninle özel her şeyi isterim,” dedi buz gibi bir cazibeyle.
Adam keyifle güldü. “Artık sadece Benimle ol, ne istersen sağlarım.” Federico için para sadece bir araçtı; onun asıl açlığı güçtü. Ve Derin, o masada o güce meydan okuyan, boyun eğmeyen tek kadındı. Federico, elini Derin’in bacaklarına koyup yukarı doğru kaydırdı. Derin, adamın kulağına doğru iyice eğilip bir şeyler söyledi. Federico kahkahayı bastı, Derin de ona eşlik etti.
Çağın’ın eliyle masanın kenarını kıracakmış gibi sıkıyordu. Karan kulağına fısıldadı: “Çağın, bak tekrar ediyorum; bir adım dahi atarsan operasyon çöker!”
Ama Çağın’ın zihni artık mantıkla çalışmıyordu. Derin’in bacaklarında ki o yabancı el, o ölümcül yakınlık ve paylaşılan o sahte gülümseme... Üç gün önce evde Derin’in söylediği o cümle beynini parçalıyordu: “Mutlusun.” Şimdi kim mutluydu?
Mekânın ışıkları iyice loşlaştı, müzik ağır bir ritme büründü. Sicilyalı lider ayağa kalktı. Uzun boylu, kavruk tenli, kusursuz dikilmiş takım elbisesinin içinde son derece güçlü ve kendinden emin duran tam bir İtalyan... Bakışları Derin’in üzerinde sabitlenmiştir. Elini uzattı.
Derin bir saniye duraksadı, sonra elini Federico’nun avucuna bıraktı. Adam onu sertçe kendine doğru çekti. Aralarındaki mesafe tamamen kapandı. Federico, elini Derin’in kalçasına koyup kendine bastırdı. Karan, bir yandan Çağın’ı tutmaya çalışırken diğer yandan kolundan çekiştiriyordu. Adam başını hafifçe eğip Derin’in göğüslerine baktı. Derin, rol gereği kılı kıpırdamadan yerinde kaldı. Dışarıdan bakıldığında tutkulu bir yakınlaşma gibi görünen o an, aslında milimetrik hesaplanmış bir hamleydi.
Adam fısıldadı: “Daha sakin bir yerde konuşalım öyleyse...”
Derin gözlerini yavaşça kaldırdı, dudaklarını davetkarca ısırdı. “Konuşmak mı istiyorsun? Ben de çok istiyorum,” diyerek elini adamın boynuna doladı.
Federico gülümsedi, kalçasına tekrar dokunarak Derin’i özel odaya doğru yönlendirdi. Çağın o an ayağa fırladı, arkasındaki koltuk büyük bir gürültüyle devrildi. Karan anında üzerine atıldı.
“Sakın!”
“Bırak beni!iyi bile sabrettim” diye bağırdı Çağın. Gözleri o kapanmak üzere olan kapıya sabitlenmişti. Adamın Derin’e o kadar yakın duruşu, dokunuşları, o özel alana yürüyüşleri ve nihayetinde kapının kapanışı... Çağın’ın içinde patlayan şey artık basit bir kıskançlık değildi; bu tam bir kontrol kaybıydı.
“Onu oraya yalnız gönderemezsiniz! Ne yapıyorsunuz siz? Nasıl bir şey bu, delirdiniz mi siz?” diye haykırdı.
Karan dişlerini sıkarak onu sarsmaya başladı: “O yalnız değil! Ekip içeride, odada bekliyor! Kamera var, ses var! Bu planlı bir şey! Dur artık Çağın, getirdiğime pişman ettin beni!”
Ama Çağın artık planı, stratejiyi ya da kamerayı görmüyordu. O sadece, o kapının ardında bir başkasıyla olan Derin’i görüyordu.
Sicilyalı lider ve Derin, o özel odaya sarmaş dolaş girdiler. Kapı kapandığı an, içerideki loş hava saniyeler içinde dağıldı ve beyaz, keskin ışıklar yandı. Odanın köşelerinde hazır bekleyen operasyon ekibi, silahlarını aynı anda doğrulttu. Federico Romano, bir saniye ne olduğunu anlayamadı; bakışları bulanıktı. Çevresine baktığında ise her şey için çok geçti.
Derin, adamın kollarından hızla geri çekildi. Yüzündeki o davetkar ifade bir anda silindi; yumuşaklık gitti, yerine buz gibi bir soğukluk geldi.
“Operasyon tamam,” dedi sesi yankılanarak.
Federico bir hamle yapmaya çalıştı ama anında yere yatırıldı. Bileklerine kelepçe takılırken odada İtalyanca küfürler ve öfke dolu bağırışlar yükseldi. Ama oyun bitmişti; avcı, av olmuştu.
Karan ve Çağın da hızla özel odaya doğru ilerledi. Kapı açıldığında Çağın, barut gibi içeri dalıyordu ki Karan son anda kolundan tutarak onu durdurabildi. Federico yerde etkisiz hale getirilmişti, Derin ise odanın ortasında dimdik ayaktaydı. Üzerinde hâlâ o siyah etek, çizmeler ve büstiyer vardı; ama artık bir eskort değil, operasyonu komuta eden bir görevliydi.
Çağın’ın bakışlarında fırtınalar kopuyordu: Öfke, rahatlama, hayranlık, bastırılamayan bir tutku ve hâlâ dinmeyen o yakıcı kıskançlık!
Federico ve yanındaki adamlar apar topar alınarak özel birim sorgu odasına götürüldü. Derin, zırhlı aracın içinde Federico ile birlikteydi. Karan ve Çağın ise hemen arkada ki araçla onları izliyordu. Derin, Çağın’ın orada olduğunu görmüştü; ama operasyonun ciddiyeti gereği tek bir kelime etmedi, sanki o orada yokmuş gibi davrandı ve yüzüne bile bakmadı.
Sorgu odası soğuk, çiğ beyaz bir ışık ve ağır bir sessizlik içindeydi.! Sicilyalı lider sandalyede, elleri masaya zincirlenmiş halde oturuyordu. Derin tam karşısındaydı.Onu bizzat sorgulayacaktı. Kurduğu, psikolojik üstünlüğü elinde tutmak istiyordu.
Adam, yenilmişliğin verdiği o ekşi ifadeyle ona baktı: “Beni kandırdın bebeğim...”
Derin’in sesi bir bıçak kadar netti: “Sen Türkiye’yi kandırmaya geldin Romano. Buraya o pis işlerini getirmeyecektin. ”
Adam başta direndi, konuşmamak için sustu. Ama egosu en zayıf noktasından, bir kadına yenilmiş olmanın ağırlığıyla kırılmıştı. Derin, sakin ama her biri, bir kurşun gibi hedefi bulan sorularını sordu. Liman isimleri, aracı şirketler, finans transfer kodları ve Türkiye içindeki yerli işbirlikçiler... Her şey tek tek dökülmeye başladı.
O sırada camın arkasındaki karanlık bölmeden Çağın ve Karan onu izliyordu. Çağın, Derin’i ilk kez bu kadar çıplak bir gerçeklikle, işini yaparken gördü. Cesareti, zekâsı, o sarsılmaz soğukkanlılığı ve kimseden emir almayan bağımsız gücü karşısında büyülenmişti.
Operasyon o gece zincirleme şekilde genişledi. İstanbul’daki tüm bağlantılar tek tek toplandı, isimler ifşa edildi ve basın dosyaları hazırlandı. Uluslararası işbirliği devreye girerken, yüzyılın en büyük uluslararası şebekelerinden birinin türk ayağı çökertilmişti.
Çağın ile Karan camın arkasından sorguyu izliyordu ama Çağın hâlâ gözlerini ondan alamıyordu. Nefesi yavaşladı. Öfke yerini başka bir şeye bıraktı; Derin korunmaya muhtaç biri değildi.Savaşı yöneten taraftı. Ama yine de… Onu o adamla o şekilde görmek içini parçalamıştı. Karan hafifçe kulağına eğilerek:
“Onu kaybetmekten korktun.”
Çağın, gözünü Derin’den ayırmadan cevap verdi: “Zaten kaybettiğimi sandım Karan.”
Derin sorguya devam etti. Adam konuşmuştu. Liman isimleri, aracı şirketler, para trafiği ve Türkiye’deki işbirlikçiler; hepsi verilmişti. Ama bir isim vardı; en kritik olan siyasi bağlantı. Derin dosyaya baktı: “Bir isim eksik.”
Adam hafifçe gülümsedi: “En önemlisi.”
Derin gözlerini kaldırdı: “Söyle.”
Adam öne eğildi ve sesini alçalttı: “Bir şey istiyorum.”
Derin’in yüzü değişmedi: “Pazarlık yapacak durumda değilsiniz Bay Federico.”
Derin akıcı bir İtalyanca ve İngilizce konuşurken, Çağın hayranlık ve şaşkınlıkla cama resmen kilitlenmişti. Adam gözlerini Derin'in gözlerine kenetledi: “Ben kaybetmem. Sadece hamle değiştiririm.” Bir an sustu, sonra fısıldadı: “O ismi vermem için beni öpeceksin.”
Camın arkasında Çağın’ın eli masaya indi. Karan anında omzunu tuttu: “Sakin.”
Çağın’ın çenesi kilitlendi, gözleri alevliydi. Derin bir saniye düşündü. Bu bir cinsellik talebi değil, bir güç gösterisiydi. Adam aşağılamak istiyor, kontrol hissetmek istiyordu. Ama odadaki gerçek güç kimdeydi? Derin ayağa kalktı ve adama yaklaştı. Adamın yüzünde zafer gülümsemesi belirdi. Derin eğildi ve dudaklarını adamın dudaklarına kısa, soğuk bir temasla değdirdi. Hiç duygu yoktu, hiç teslimiyet yoktu. Sadece bir hamleydi ve geri çekildi.
Adam bir an şaşırdı. Bu zafer değildi; bu kontrol kaybıydı. Derin masaya döndü: “İsmi söyle.”
Adam birkaç saniye sustu, sonra güldü: “Türkiye’deki siyasi bağlantım...” Ve ismi verdi. Oda bir an sessizleşti. Kulaklıktaki ekip teyit etti; bu isim operasyonun merkezini çökertecek bir isimdi. Adam Derin’e baktı, gözlerinde karanlık bir takıntı vardı:
“Tüm Türk iş birlikçileri mi satabilirim! Çünkü ben her zaman hayatta kalırım ve kazanırım Türk ajan.”
Derin tepki vermedi. Adam devam etti: “Ama şunu bil Türk ajan! Seni de istiyorum. Bir gün seni kadınım yapacağım. O gün geldiğinde, sen bile buna inanamayacaksın. Bana iyi bak Türk ajan ve bugünü hiçbir zaman unutma.Nihayetinde benimle italya'da olacaksın. Kraliçem olarak. ”
Camın arkasında Çağın önünde duran masaya yumruk attı: “Ne diyor bu piç!”
Karan onu tuttu: “Çağın sakin ol.”
Federico sırıtarak devam etti: “Benim olacaksın, çünkü ben istediğimi alırım türk ajan. ”
Derin adama doğru eğildi, gözlerinin tam içine baktı. Cevabı buz gibiydi: “Bugün alamadınız Bay Federico.”
Kapı açıldı ve adam götürüldü. Çağın, kapı açılır açılmaz içeri girdi. Gözleri karanlık, nefesi sertti. Derin ayaktaydı ve kapıya doğru sertçe baktı. Bir saniye göz göze geldiler. O bakışta bin tane şey vardı: Öfke, kıskançlık, korku, hayranlık ve bastırılmış bir çöküş.
Çağın hiçbir şey söylemedi. Derin’in bileğini tuttu; sert ama incitmeyen bir tutuştu bu. Sadece “Yürü gidiyoruz,” diyebildi.
“Ne yapıyorsun Çağın? Bileğimi bırak!”
Dışarı doğru hızla yürüdüler, Karan arkalarından geldi. Koridor sessizdi, ayakkabı sesleri yankılandı.
“Çağın dur! Bırak beni, ne yapıyorsun? Üşüdüm, montum arabada ve bu kıyafetlerden kurtulmam lazım! Eve gideceğim, bırak beni!” diyerek kurtulmaya çalıştı.
Çağın hâlâ bileğini tutuyordu; sertçe, sanki bırakırsa kaybedecek ve bir daha bulamayacakmış gibi. Karan’a bakarak: “Araçtan montu getirebilir misin?” dedi.
"Çağın evine git ve beni de bırak! Ben bu gelgitlerden, senin etrafındaki kadınlardan çok sıkıldım. Bitti demedim mi sana?Ayrıldık işte! Niye daha zorluyorsun? Bileğim acıdı, yeter hadi git!"
Çağın, Derin'in isyanıyla elini yavaşça çekti, bileğini bıraktı. Karan o sırada araçtan aldığı montu uzattı. Derin, titreyen elleriyle montu üzerine geçirdi. Çağın’ın sesi bu kez buz gibi ve emrediciydi:
"Arabaya bin."
"Eve gideceğim, seninle o arabaya binmem!"
Çağın’ın sabrı taşmıştı, sokakta yankılanan bir sesle bağırdı: "Uzatma Derin, hemen arabaya bin!"
Derin, Çağın’ın gözlerindeki o yabancı, karanlık ve son derece ciddi adamı görünce daha fazla tatsızlık çıkmaması adına, sessizce arabaya binip ön koltuğa oturdu. Çağın direksiyona geçti. Karan da arka koltukta ki yerini aldı.
"Çağın nereye? Niye böyle deli gibi davranıyorsun? Ayrıca Karan, Çağın’ın operasyonun ortasında ne işi vardı? İkiniz fazla olmaya başladınız!" diyerek arkaya Karan’a doğru döndü.
Çağın, direksiyona sert bir yumruk indirerek haykırdı: "DELİRDİM EVET!"
Derin irkildi. Boğaz yolunda araç hızlandıkça aralarında ki sessizlik patlamaya hazır bir bombaya dönüştü. Şehir ışıkları camdan bir film şeridi gibi akıyordu. Derin’in saçları dağılmış, makyajı hafifçe akmıştı ama bakışları hâlâ dimdikti. Çağın ise yola kilitlenmişti; çene kası seyiriyor, elleri direksiyonu parçalamak istercesine sıkıyordu.
"Çağın... Nereye? Biraz yavaş sür, kaza yapacağız!"
Çağın sustu. Cevap vermedi, sadece yan gözle ona sertçe baktı. Ne bir savunma ne de bir açıklama... Bir dakika, iki dakika geçti; sadece motorun uğultusu duyuluyordu. Derin tekrar sordu:
"Nereye gidiyoruz?"
Yine sessizlik. Çağın’ın nefesi ağırdı. Dikiz aynasından arkadaki Karan’a seslendi: "Karan!"
"Evet?"
"Destek iste."
Karan’ın sesi bir anda profesyonel bir tona büründü: "Emin misin?"
"Evet, bahsettiğim gibi yapacağız!"
"Tamam, plan devrede."
Karan arka koltukta ekibi koordine etmeye başlarken Derin şaşkınlıkla onları izliyordu.
"Resmen benim ekibimi kendine uydurmuşsun! Seni de bizim birime aldıralım istersen! Karan’la ikili oldunuz! Nereye gidiyoruz, ne için destek?" diye çıkıştı.
"Suuuus artık Derin! Soru sorma, sus!" diye tekrar bağırdı Çağın. Bu sadece öfke değildi; bu, kontrolü kaybetmiş bir adamın son çırpınışıydı. Ve Çağın kontrolü kaybetmekten nefret ederdi.
"Sen bana emir veremezsin susmuyorum!"
Çağın öfkeyle ona döndü. Sesi bu kez bağırıştan uzak ama çok daha tehditkârdı:Kolunu yuttu ve sıktı; "Beni zorlama Derin."Derin kolunu çekti.
"Napıyorsun sen? Bu bir operasyondu! Niye kızdın bu kadar? O roldü!"
Çağın’ın gözleri yoldaydı, sesi hırıltılı çıktı: "Gördüm.O dans O öpücük... "
Çağın'ın içinde binlerce fırtına kopuyordu. Derin bir an sustu, sonra kendini savundu: "Öpmem gerekiyordu, rol gereği anlaman lazım. Senin de işin bu."
Direksiyon hafifçe titredi ama araç yavaşlamadı. Çağın konuşmadı, sadece öfkeyle önüne bakmaya devam etti. Onu o adamla o şekilde görmek... Sonra adamın o küstah tehdidi: "Bir gün seni alacağım." Bu cümle Çağın’ın beynine paslı bir çivi gibi saplanmıştı. Derin güçlüydü ama tehdit gerçekti. Çağın artık bu meseleyi kişisel bir savaşa dönüştürmüştü.
Araç ana yoldan ayrılıp sessiz bir marinaya girdi. Hava keskin bir tuz kokusuyla doluydu, deniz geceyle birleşip siyaha dönmüştü. Çağın aracı park edip hiçbir şey söylemeden indi. Derin'nin kapısını açtı: "Tekne mi neden ?"diye indi arabadan.
Cevap gelmedi. Çağın, Derin’in kolunu tekrar sıkıca tuttu ve marinada motoru çalışır halde bekleyen sürat teknesine doğru yürüdüler. Uzaktan iki ayrı motor sesi daha geliyordu; Karan hızlı çalışmıştı. Güvenlik birimi kendi tekneleriyle mesafeli bir şekilde onlara eşlik edecekti. Bu bir kaçış değildi, bu bir güvenlik protokolüydü.
Tekne hareket etti, motorun sesi gecenin sessizliğini bıçak gibi yardı. İstanbul silueti geride kalırken Derin sessizce tekneye oturdu, saçları rüzgârda savruluyordu. Karan dümendeydi, Çağın ise karanlık sulara bakarken dalıp gidiyordu. Derin ile hiç konuşmuyordu ama zihni de susmuyordu. O odadaki görüntü... Adamın dudakları... Adamın o vaadi: "Bir gün seni kadınım yapacağım."
Koruma içgüdüsü, mantığının fersah fersah önüne geçmişti. Kınalıada'da tekne yavaşladı. Kıyıya yakın, denize paralel konumda iki katlı eski bir ahşap villa göründü. Tarihi, koyu kahverengi renkteydi. Doğrudan denize bakan izole bir yapıydı. Etrafında başka hiçbir ev yoktu; gösterişli bir yalı değildi ama güvenli ve tamamen dış dünyadan kopuktu.
Tekne yanaştı. Diğer iki güvenlik teknesi açıkta pozisyon alarak deniz tarafını kapattı. Kara tarafı boştu ve kontrol altındaydı. Her yer temizdi. Çağın ise hâlâ o korkutucu siniriyle tekne kenarında bekliyordu.Eve doğru yürüdüler.
İçerisi eski ama son derece bakımlıydı; ahşap merdivenler, tavan kirişleri ve evin her yanına sinmiş o keskin deniz kokusu... Dışarıda güvenlik çemberi kuş uçurtmuyor ama içeride sadece ikisinin nefesi yankılanıyordu. Çağın ona döndü, baştan aşağı o operasyon kıyafeti içindeki Derin’i süzdü. Sinirden hızlı hızlı nefes alıyordu.
“Deli ettin beni, gel!”dedi ve
Bileğinden tuttuğu gibi onu yukarıdaki odalardan birine sürükledi. Başka tek bir kelime etmedi, konuşmadı. Deniz manzaralı eski bir yatak odasının kapısını açtı. Derin içeri girdiği an Çağın kapıyı kapattı ve üzerine kilitledi. Anahtarı sertçe cebine koydu ve gitti. Derin olduğu yerde donup kalmıştı.
“Çağın…” Kapıya vurdu, sesi ilk kez bu kadar sert çıkıyordu. " Neden? niye kitledin beni ? Aç lütfen konuşalım! Yapma… Aç kapıyı, neden bunu yapıyorsun?”
Beş dakika, on dakika boyunca kapıya vurdu, seslendi, çağırdı ama karşı taraftan çıt çıkmıyordu. En sonunda pes etti. O yüksek topuklu çizmeleri ayağından çıkarıp fırlattı ve yatağa uzandı. Yorgundu; savaşmaktan, Çağın ile aralarındaki o bitmek bilmeyen gelgitlerden, kıskançlıktan… Gözünden bir damla yaş süzüldü. En çok da kalbi yorgundu. Bekledi, bekledi ve beklerken uykunun ağır kollarına teslim oldu.
Dışarıda denizde üç tekne pozisyon almış, termal kameralar aktifleşmişti. Kıyı hattı tertemizdi; villa tam bir güvenlik çemberindeydi. Hiçbir dış tehdit yoktu ama içerideki fırtına dinmek bilmiyordu.
İki saat sonra Çağın odaya girdi. Derin, kapının açılma sesini duyunca gözlerini açtı ve yatakta doğruldu. Çağın’ın yüzündeki o sert ifade değişmişti; öfke gitmiş, yerine derin bir yorgunluk gelmişti. Göz göze geldiler.
Çağın kapıyı kapattı ama bu kez anahtarı cebine koymadı; kapının üzerinde bıraktı. Bu bilinçli bir mesajdı; "Gitmek istersen yol açık" diyordu. Yavaş adımlarla yaklaştı ve yatağın kenarına oturdu. Derin’e sanki onu ilk kez görüyormuş gibi uzun uzun baktı. Sonunda konuştu, sesi alçak ve kırıktı:
“Nasıl öpersin onu,ona yaptığın dans... o anlar aklımdan gitmiyor?”
Bu bir suçlama değil, derin bir yaralanmaydı. Derin gözlerini ondan kaçırmadı.
“Görevdi.”
Çağın başını hafifçe salladı. “Gördüm.Evet biliyorum. Ama yine de…” Cümleyi bitiremedi; çünkü mesele sadece o öpücük ya da sahiplenmek değildi. Mesele, iliklerine kadar hissettiği o korkuydu. Derin yatakta ona doğru biraz daha yaklaştı, aralarındaki mesafe kapandı.
“O an hiçbir şey hissetmedim. Sessizlik... Ama sen oradaydın.”
Çağın gözlerini kaldırdı. “O yüzden mi yaptın?”
“Operasyon için yaptım. Ama senin orada olduğunu gördüm ve bunu bilmek her şeyi zorlaştırdı.Kalbim çıkacaktı yerinden seni gördüğümde... ”
Bu itiraf odada ki havayı bir anda değiştirdi. Çağın’ın bakışları ilk kez yumuşadı. Yatağa doğru biraz daha eğildi, yüzleri artık çok yakındı ama hâlâ fiziksel bir temas yoktu.
“O adam sana bakarken, Sana dokunurken; bacaklarına, boynuna, kalçana…” Sesi kısıldı, kelimeler boğazına dizildi. “Sanki bir şey çalacakmış gibi hissettim. O an kalbimin ne denli attığını, öfkeden deliye döndüğümü sana anlatamam.”
Derin’in sesi net ve sarsılmazdı: “Kimse beni çalamaz. Ben kimsenin değilim.”
Bu cümle hem çok güçlü hem de bir o kadar kırılgandı. Çağın hafifçe gülümsedi; acı dolu bir gülümsemeydi bu.
“Ben seni sahipleniyorum, elimde değil. Seni kaybetmekten korkuyorum, gitmenden korkuyorum. Başka adamla görünce görev de olsa, rol bile yapsan çıldırıyorum. ”
"Peki ya ben? Alina, o sarışın kadın, Aslı... Sen o kadınlarla öpüştün.İş için de değildi. Ben hayatındayken oldu; ne roldü ne de görev gereğiydi. Yoruldum Çağın, bu gelgit kalbimi çok acıtıyor."
Derin durdu ve gözlerine baktı. Bu, aralarında ki ilk açık itiraftı. Denizin hırçın sesi sanki aralarında ki boşluğu dolduruyordu. Çağın, elini Derin’in yüzünde şefkatle gezdirdi.
"Özür dilerim, onların hepsi yalan! Benim dünyam ve o dünyadakiler sahtelik, çıkar ilişkisi, sadece görünür olma merakı. Etrafımdaki insanların niyeti açık; benim yanımda görünmek istemelerinin amacı çok farklı. Bazen bu şöhret, o hayat beni öyle boğuyor ki tepki veremiyorum. Sadece kendimi öylece bırakıyorum, hiç his yok. Derin, ben sana çok bağlandım. Etrafımda tek gerçek olan, hiçbir şey düşünmeden yanımda duran, beni düşünen ve koruyan sensin. Sen gerçeksin."
Derin elini yatağın üzerine koydu Çağın’ın eli hemen yanında duruyordu. Henüz temas etmiyorlardı ama aradaki boşluk artık çok daha küçüktü. Bu sahne bir kavga değil, derin bir yüzleşmeydi. Aralarında hâlâ çözülmemiş bir şeyler vardı. Çağın birkaç saniye sadece bakıyor, sonra yavaşça eğiliyor. Yatağın kenarına daha da yaklaşarak oturuyordu; aralarındaki mesafe artık neredeyse yok olmuştu.
Derin, sesi alçak bir şekilde devam etti: "Ben bilerek, sen oradasın diye öyle yapmadım. Bende de hiçbir his yoktu." Derin’in nefesi hafifçe hızladı. “Görevim buydu, beni kimse zorlamadı. Planı ben kurdum, o rolü ben düşündüm; içeri sızmak ve onu yakalamak için mecburdum. Onun vereceği bilgiler çok önemliydi.”
Çağın bir an daha dayandı ancak sonra o savunma duvarı tamamen yıkıldı. Eli tekrar Derin’in yüzüne gitti; nazik ve kararlıydı. Başparmağı elmacık kemiğinde, gözlerinin içine bakarak;
“Seni istiyorum. Sonsuza dek, beni anlıyor musun? Karım ol, tek eşim ol; çünkü ruhumun sahibini buldum. Hayatıma çok kadın girdi derin, çoğu benim sektörden oldu ama kimseye bunu demedim. İlk sana diyorum; gerçeğim de, kalbimin aşkı da sensin.”
Bu bir sahiplenme çığlığı değil, bir itiraftı. Derin’in gözleri bir an titredi. Çağın, sesi daha da derinleşerek devam etti:
“Ve bunu ilk kez rol yapmadan söylüyorum. Gerçek Çağın söylüyor, oyuncu Çağın değil! O dünya, ün, şöhret, o parıltılı hayat… Hiçbiri senin kadar, sana hissettiklerim kadar gerçek değil. Gerçek sensin, gerçek hissettiğim aşk,sevgi ve bağlılık.”
Aralarındaki hava ısınmaya başlamıştı. denizin sesi fonda yankılanırken. Derin fısıldadı; “Çağın, ben de seni istiyorum ve sana çok aşığ…”
Ama cümlesini bitiremeden. Çağın dudaklarını yavaşça onun dudaklarına yaklaştırdı ve onu öptü. Bu bir öfke ya da kanıtlama çabası değildi; bu, bastırılmış duyguların büyük patlaması olmuştu. Öpüşleri önce tereddütlü ve yavaş başladı.Sonra daha kararlı, daha sıcak bir hal alarak devam etti. Derin artık geri çekilmiyordu, ellerinden biri ile Çağın’ın gömleğine tutunmuştu. Nefesleri birbirine karıştı.
Çağın dudaklarının arasından fısıldayarak: “ Artık yalnızca benimlesin.”
Bu bir emir gibi değil, derin bir korkunun dışa vurumu gibi dökülmüştü dudaklarından. Derin gözlerini aralayarak: “Sadece seninim, seni seviyorum.” dedi ve Sonra ekledi: "Şu an buradayız. Sen ve ben."
Bu cevap Çağın’ın içindeki fırtınayı sakinleştirdi. Onu kendine doğru çekti; bu kez öpüş daha derin, ama hâlâ romantik ve kontrollü başlamıştı. Çağın'ın Elleri onun beline kaydı, öpüşler hızlandı Derin, Çağın’ın pantolonunun fermuarını açtı ve gömleğini çıkardı. Parmakları Çağın’ın saçlarının arasında, öpüş artık tamamen hızlanarak devam etti.
Ahşap oda, deniz kokusu, ay ışığı ve yoğun bir tutku. İkisi de artık rol yapmıyordu. Bu bir görev değil, tamamen gerçek hislerdi. Aralarındaki o gerilim yerini tamamen sıcaklığa bırakmıştı ama hiç bir şey tam anlamı ile bitmemişti.
