42. bölüm · HedeFte KaLp
Güç
Şehrin gürültüsünden uzak, terk edilmiş bir antrepo, haftalardır onların sığınağı ve savaş alanı olmuştu. İçerideki hava; toz, pas ve ter kokusuyla ağırlaşmıştı. Şafak vakti camlardan sızan gri ışık, yerdeki eski minderlerin üzerine düşerken, Derin’in sesi bir kırbaç gibi şakladı."Tekrar! Ayakların yere basmıyor Çağın. Savruluyorsun. "Çağın nefes nefeseydi. Üzerindeki gri tişört terden sırılsıklam olmuş, sırtına yapışmıştı.
"Mesafe kontrolü diyorsun ama dibime giriyorsun Derin,"
diye homurdan çağın. Saçları alnına yapışmış, gözlerindeki o her zamanki parıltı yerini inatçı bir hırsa bırakmıştı.Derin, elindeki antrenman bıçağını (küt bir maket) çevirerek ona doğru bir adım daha attı.
"Düşman sana 'müsaitsen saldırabilir miyim?' diye sormaz. Alanını daraltacak, seni nefessiz bırakacak. Çevreni oku demiyor muyum sana? Arkandaki o paslı varili görmedin bile. Eğer gerçek bir saldırı olsaydı, şu an bel kemiğini o demire çarpmıştın."
"Çağın dişlerini sıktı. Bir aktör olarak sahnede dövüşmeyi biliyordu; estetik hareketler, kontrollü yumruklar... Ama bu başkaydı. Derin ona koreografi değil, hayatta kalmayı öğretiyordu.
"Refleks yönünü değiştir" dedi Derin, sesi yumuşayarak ama disiplini elden bırakmadan. "Hep sağa kaçıyorsun. Bu bir alışkanlık. Düşman bu alışkanlığı çözerse seni avlar. Solunu kullan. Zayıf tarafını güçlendir."Aniden üzerine atıldı. Çağın beklediğinden hızlı gelen bu hamle karşısında bocaladı. Derin, onun kolunu kavrayıp ustaca bir manevrayla sırtına doladı ve onu yere, minderlerin üzerine bastırdı. Çağın’ın yüzü mindere gömülmüştü, Derin’in vücut ağırlığı tam üzerindeydi."Panik yönetimi," diye fısıldadı Derin, tam kulağının dibinde. "Şu an kalbin bir kuş gibi çarpıyor. Onu duyabiliyorum. Paniklediğin an, beynin oksijeni keser. Sadece korkuyu hissedersin. Nefes al. Derin nefes ve sakin ol. "Çağın bir an durdu. Derin’in teninin sıcaklığını, saçlarının kokusunu ve üzerindeki o sarsılmaz gücü hissetti. Bir an için bu bir boğuşma değil, tehlikeli bir kucaklaşma gibiydi. Çağın yavaşça nefes verdi, kaslarındaki gerginliği serbest bıraktı ve aniden vücudunu yana doğru çevirerek Derin’in dengesini bozdu. Bir saniye sonra, rolleri değişmişlerdi. Şimdi Çağın üstteydi, Derin’in bileklerini tutuyordu.Derin şaşkınlıkla gülümsedi. Gözlerinde ilk kez bir takdir pırıltısı vardı. "Güzel bu Beklemediğim bir hamleydi."
"Büyüyorum, değil mi?" dedi Çağın, sesi hala çatlarken."Kaçmıyorsun" diye yanıtladı Derin. "En azından artık kurban gibi bakmıyorsun, güçlüsün çağın soylu devam et."diyerek gülümsedi.
Eğitimler fiziksel olarak devam ediyordu.Bu onları güçlendirirken, ruhsal olarak aralarına görünmez bir cam bölme yerleştiriyordu.
O gece, operasyonun finansal ayaklarının Prag’dan İstanbul’a uzandığını öğrendiklerinde, evin içindeki hava buz kesti.Yeni dönmüşlerdi ve prag çekimini bitirmişlerdi. Çekimlerin diğer ayağı istanbul da devam edecekti.
Derin artık savunmada kalmayacaktı; o bir avcıydı ve avının izini bulmuştu. Mutfak tezgahına yaslanmış, elindeki tabletin ışığında haritaları incelerken Çağın yanına geldi. Elini yavaşça Derin’in omzuna koymak istedi ama duraksadı. Derin’in omuzları bir yay gibi gergindi. Dokunsa kırılacak mıydı, yoksa patlayacak mıydı?
"Beni hala istiyor musun?" diye sordu Çağın aniden. Sesindeki o ham dürüstlük, odadaki stratejik planları bir anda yerle bir etti.Derin başını kaldırdı. Göz altları morarmıştı. "Ne demek bu?"
"Beni koruduğun için mi yanımdasın, yoksa sevdiğin için mi? Bazen bana bir sevgiliye değil de, korunması gereken bir VIP paketine bakıyorsun gibi geliyor." Derin sustu. Gerçekten de cevap karmaşıktı. Onu korurken hissettiği o adrenalin, profesyonel kimliğiyle bütünleşmişti. Ama onu sevmek... O, Derin’in hiç bilmediği bir zayıflıktı. Cevap vermedi sadece sustu
Ertesi gün lüks bir restoranın çatısında , İstanbul ayaklarının altındayken dürüstlük anı geldi. "Seni koruduğumda kendimi güçlü hissediyorum" dedi Derin rüzgara karşı. "Hayatım boyunca zayıf noktalarımı yok etmek için eğitildim. Sen benim en büyük zayıf noktam olabilirdin ama ben seni bir göreve dönüştürdüm. Böylece canım yanmıyor."
Çağın ona yaklaştı, aralarındaki mesafeyi bu kez Derin’in öğretmediği bir nezaketle kapattı. "Ben de seni severken güçlü hissediyorum Derin. Bu bir zayıflık değil, bir yakıt. Eskiden sadece bir mermiydin, evet. Ama şimdi bir hedefin var. İnsan olmak seni yavaşlatmıyor, seni gerçek kılıyor." bu dürüstlükle ikiside birbirine sarıldı.
O gece eve döndüklerinde,
Telefonun acı acı titreyen vızırtısı, gecenin sessizliğini bir bıçak gibi yardığında saat tam 04:00e geliyordu.Derin, uykunun en ince yerinden, sanki bir kabus görmüşçesine sıçradı. Elini yastığının altındaki silahına atmadan önce ekrana baktı. Tek bir kelime, yıllardır kilitli tuttuğu bir kapıyı menteşelerinden sökmeye yetti: “Komutan.” Eski amiriydi. Silinmiş dosyaların, isimsiz mezarların ve yarım kalmış yeminlerin sahibi. Yıllardır bir gölge gibi sessizdi; şimdi o gölge odaya sızmıştı. Derin, telefonu aldı. Odadan cıkarak açtı. Çağın uyansın istemiyordu.
Karşıdaki kişinin Sesi buz gibiydi. “Dönüyorsun.” Bu bir rica ya da soru değildi; evrenin değişmez bir yasası gibi söylenmişti.“Emrim yok.” dedi Derin, sesindeki o savunma duvarını örmeye çalışarak.“Bu bir emir değil, Derin. Bu bir teklif bu bir zorunluluk! ”
"Dinliyorum" diyebildi Derin. Sesinde ki titremeyi zorla bastırarak;
Karşı taraftaki ses, yaklaşan fırtınanın habercisiydi. Komutan devam etti: “Beni iyi dinle ajan Derin; Prag saldırıları ile bağlantıları bulduk. Uluslararası bir yapıdan bahsediyoruz. Finansal ağlar, kiralık tetikçiler, devasa bir medya manipülasyonunun yeni ayağı... Prag’daki o tetikçi, bu dosyanın sadece tozlu bir köşesi. Bağlantılar İstanbul’un damarlarına kadar sızmış.
Yakın zamanda aktör sevgilin için Çok büyük bir belayı çökerttin, kalbinden yaralandın, ölüyordun... Ama bu tehlikeli adımın, başkalarına alan açtı. Çöken o örgüt, başka bir yapıyı güçlendirdi. Bu yeni düşmanlar demek. Hem senin için hem de o aktör sevgilin için.Ahh Derin!İkiniz bir arada tehlikeyi doğuruyorsunuz!
İntikam istiyorlar Derin, ikiniz çok şeyi değiştirdiniz. Çağın, o meşhur dizisi ile meydan okumaya devam etti. Halkı, medyayı yanına çekti. O medya ve halk popülerliği güçlendi. Sende sahada ki zakan ve gücün ile onları yendiniz.Ama İntikam, sinsi bir düşman. Nereden çıkıp geleceği bilinmez.Onlar intikam istiyor. Yeniden bana çalışırsan, korunursunuz.Buna var mısın? Geri dön. İkiniz için mecbursun! ”
Derin’in bakışları karanlık odada sertleşti. Ellerinin titrediğini hissetti. “Ben artık O dünyayı gömdüm.Daha sakin bir hayat sözü verdim.Sözleşme yaptım. Çağın'la. Tamamen dönmemi mi istiyorsun?... ” komutan sözünü kesti.
“Evet Derin, Aşk seni değiştirmiş. O aktör, Seni yanında tutmak için iyi para ödedi o sözleşmeye ama sen...” dedi Komutan, sesi bu kez daha ağır ve merhametsizdi.
“Senin için daha sakin bir hayat olamaz. Hele de yeni hayaletleri uyandırmışken.Tüm kötülüğü bitiremezsin kızım, Sen sadece kendini öyle kandırıyorsun. Dönmek zorundasın, buna mecbursun. Birlik olursak bu yeni hayaletleri avlarız. Gerçek şu ki Derin; bu operasyon ya içeriden, senin gibi biriyle yapılacak ya da biz senin gibi birini tamamen kaybedeceğiz. En azından bu işi bitirelim. Sonrasına bakarsın. Tabi eğer 'normal' olmayı başarabilirsen! ” o'normal'kelimesini özellikle bastırarak söylemişti. Telefon kapandı. Derin, kulağında çınlayan o son cümlenin ağırlığıyla karanlığa gömüldü. Artık kaçacak yer kalmamıştı.
Derin komutanın teklifini kabul etti. Bu işi bitirecek ve bu son saha işi olacaktı, Çağın'a asla bir zarar gelmesine izin verilmeyecekti. Onu bu durumun olduğunca dışında, güvenli şekilde tutucaklardı.
Aynı günün sabahında Çağın, her zamanki profesyonelliğiyle o prag'da başlayıp sonunda istanbul'da devam eden, filmin setine adım attı. Yüzünde yapay bir gülümseme vardı ama setin havası değişmişti. Işıklar her zamanki gibi parlaktı fakat insanlar kararmıştı. Fısıltılar, bir yılanın tıslaması gibi kulislerden sızıyordu: “Güvenlik riski varmış, Sigorta bedelleri iki katına çıkmış, Yapımcı deliye dönmüş...'' dedikodu ve fısıltılar almış başını giderken Çağın,
Öğle saatlerinde, klimaların bile ısıtamadığı o soğuk ofise çağrıldı. Yapımcı, masasının arkasında bir heykel kadar tepkisiz oturuyordu.
“Bir süre bu yeni film projesini askıya alıyoruz, Çağın. Çekimlerin istanbul ayağını durduruyoruz. ” dedi. gözlerini dosyadan ayırmadan.
“Sebep ne ?”
“Risk.”
Çağın’ın sesi odada yankılandı: “Ben risk değilim. Ben bu işin başrolüyüm!” Yapımcı ilk kez başını kaldırıp Çağın’ın gözlerinin içine baktı. Bakışlarında ne bir öfke ne de bir acıma vardı; sadece ticari bir kesinlik: “Hayır Çağın, sen risk değilsin. Ama artık kabul etmelisin ki; senin hayatın artık senin kontrolünde değil.Bir süre ara veriyoruz. Çekimleri durdurduk. "
”Bu cümle, Çağın’ın kalbine bir mermiden daha hızlı saplandı. O gün setten çıkarken etrafında ne flaşlar patladı ne de hayranları vardı. Sadece otoparkın soğuk betonu ve üzerine çöken devasa bir yalnızlık. Hayatı, o fark etmeden bir başkasının savaş alanı haline gelmişti.Derin'komutan' dediği amirinin yönlendirmesi ile yeni rotasına gidiyordu. Çağın öfkeden patlamak üzere olan bir bomba gibiydi. Her şey ters gitmeye başlamıştı. Derin’ i yolcu etmek için havaalanına gittiğinde içinde boğuk bir acı vardı.Projesi riske girmişti.Derin gidiyordu. Oldukça üzgündü ve sinirliydi.
Havalimanının soğuk ışıkları altında gidiş terminalinin kalabalığında, birbirlerine baktılar. Derin’in üstünde siyah trençkotu, içinde ise yeni görevine dair o ağır sorumluluk vardı. "Ben gelene kadar" dedi Derin, sesi profesyonel tınısına geri dönmüştü ama gözleri hala Çağın’daydı. "Yetki Karan’da olacak. O benim gölgem gibidir. Ben dönene kadar senin yanından ayrılmayacak."
"Gitmek zorundamısın? Şuan yasal olarak sözleşmeşmen bende. Bana çalışıyorken bu iş nereden çıktı.''
" Çok güvendiğim, yıllardan beri tanıdığım birinin çağrısı bu çağın. Orada olmam gerekiyor. Sana daha öncede dedim; bu hayatı öyle bir günde sıradan bir iş gibi istifa yazıp çekip gidemem. Ben gitsemde onlar bırakmaz,kurduğum bağlantılar, verdiğim sözler, bildiğim şeyler... Bunlar bir gölge gibi peşimde halen... Anla lütfen ve sana döneceğim anı bekle. "
Çağın başıyla onayladı.Diyecek bir kelimesi yoktu. Kutuyu cebinden çıkarıp ona uzattığında, içindeki yüzük bir sözden çok, geri dönmesi için verilmiş bir çapaydı.
"Döndüğünde bu yüzüğü parmaklarına takmak için sabırsızlanıyor olacağım sevgilim."
"Ya ölürsem?" diye sordu Derin, hayatında ilk kez bu ihtimalden korkarak."Ya yaşarsak?" dedi Çağın. "Bu ihtimal, ölme ihtimalinden çok daha güzel.Sana dönmen için güzel bir başlangıç sunuyorum. "
"Bu ihtimali her an her saniye aklımda tutacağım, bu ihtimal icin,senin için geri geleceğim Çağın.Bu yüzüğü döndüğümde parmaklarımda görmek için sabırsızlanıyorum. Seni seviyorum. " dedi ve onu öptü.
Çağın, "gelme ihtimalini her an her saniye bekleyeceğim evimizde, bıraktığın yerde olacağım."dedi.Sıkıca sarıldılar ve uçağa doğru hızla yürürken arkasına bakamadı. Bakarsa gidemeyeceğini biliyordu. Çağın ise kalabalığın içinde, yanında beliren ve artık onun yeni koruyucusu olan Karan’ın sessiz varlığıyla, Derin’in gidişini izliyordu. Oyun artık gizli değildi. Savaş çoktan başlamıştı.
Çağın, eve döndüğünde derinleşen o sessizlik, üzerine bir çığ gibi devrildi. Koridorlar boş, mutfak soğuk, evin her köşesi Derin’in o sert ama güven veren varlığının hayaletiyle doluydu. Çağın, terasta elinde buz gibi bir kadehle otururken, rüzgarın Derin’in sesini taklit ettiğini sanıyordu. “Mesafe kontrolü,” diyordu içindeki ses, ama artık mesafe kontrol edilemeyecek kadar açılmıştı. Bir aktör için en ağır ceza, yönetilemez biri olarak damgalanıp kendi sahnesinden kovulmaktı. O an anladı; artık sadece sevdiği kadını değil, üzerine titrediği kimliğini de kaybetmişti. Bahçede bir gölge gibi dolanan Karan’ın varlığı bile bu yalnızlığı dindirmiyor, aksine ona bir kafesin içinde olduğunu hatırlatıyordu. Derin operasyonun karanlığına, Çağın ise kendi hayatının enkazına gömülmüştü. Işıklar sönmüş, alkışlar kesilmişti; geriye sadece iki yaralı ruh ve ucu açık bir bekleyiş kalmıştı.
