20. bölüm · HAYAT (DEĞİŞİM SERİSİ-2)
20.BÖLÜM: SEN, BEN VE HAYALLER
Kumsaldan çıktığımız gibi hemen ayağımdaki kumları temizledim ve ayakkabılarımı giyip arabaya bindim. Yol boyunca yüzüğüme baktım. Çok güzel görünüyordu.
Eve geldiğimiz gibi hemen arabadan indik. Yüzüğümün takılı olduğu elimle, Mirza'nın elini tuttum. Sıkıca kavradı elimi. Sıcacık teni ısıttı bedenimi. Kapıdaki güvenlikler kısa bir an ellerimize baktılar ama sonradan kapıyı açtılar. İçeri girdiğimizde havuzun başında oturanlar vardı.
Mirel abla, Mercan ve Ekim oturuyordu. Efkan ve Malkoç ağabey ise yüzüyorlardı. Mirza'ya döndüm ve o tarafı işaret ettim. Mirza başını salladı. Hemen o tarafa doğru ilerledik. Mercan sohbetin arasında arkasını döndü ve bizi gördü. El sallayınca herkes bize baktı. Ekim önce ellerimize sonra da yüzümüze baktı. Bana bakarak göz kırptı.
Yanlarına gittik ve boşta kalan yere oturduk. Mirza kolunu, benim boynumun arkasından doladı ve arkasına yaslandı. Bacağımı diğerinin üstüne attım ve derin bir nefes aldım.
Ekim karnını tutarak yavaşça doğruldu ve bize döndü. “Allah neşenizi arttırsın favori çiftim. Sizi mutlu eden neyse bize söyleyin biz de gülelim.” Hemen başımı salladım ve yüzüğümün takılı olduğu elimi havaya kaldırdım. Herkes dikkatlice elime baktı. Mercan ekstra dikkat ederek inceledi ve yüzüğü fark etmiş olmalı ki gözleri fal taşı gibi açıldı ve gülümsedi. “Şaka mı yapıyorsunuz?” Gülümseyerek hemen başımı iki yana salladım. Mirza’nın burnundan güldüğünü duydum.
“Ay hayırlı olsun!” diye bağırdı Ekim. Efkan ve Malkoç ağabey hemen bağırdılar. “Hayırlı olsun!” Hepsine teşekkür ettik. Mirel abla mutlu bir şekilde bize döndü.
“Her şey gönlünüzce olsun canlarım.” dedi içli içli. Ardından gözleri dolmaya başladı. “Neden ağlıyorsun abla?” diye sordu Mirza. Mirel gözünden akan bir damla yaşı sildi ve kendine hava yaptı. “Ne bileyim ya of! Herkes evleniyor.” Gülmeye başladık.
Mirel abla kalktı ve hemen Mirza’nın yanına gitti. Ona sıkıca sarıldı. “Çok mutlu ol Mirza.” demişti kısık sesle. Bunu duydum. Mirza, ablasının saçlarını öptükten sonra başını salladı ve ondan ayrıldı. Ardından bana doğru geldi Mirel abla. Bana da sarıldı.
“Çok mutlu ol Mayıs.” diye fısıldadı kulağıma. Başımı salladım ve ondan ayrıldım. Mirel abla yerine geçerken yerime geri oturdum. Efkan havuzdan seslendi. “Kuzen! Gelsene oğlum!” Mirza’ya döndüğümde yüzünü hafifçe buruşturarak başını iki yana salladı.
“Şu anda olduğum yerden memnunum!” diye karşılık verdi.
“Hanımcı seni.” dedi Efkan. Malkoç ağabey gülerken ben, bu durumdan gayet memnundum. Kızlara döndüm. “Kahve isteyen var mı?” Herkes elini kaldırdı.
“Ben süt istiyorum.” diye ekledi Ekim. Hemen başımı salladım ve mutfağa doğru giderken arkamdan gelen bir ses duydum. “Abla!” Mercan’ın sesiyle yerimde durdum ve arkamı döndüm. Koşarak yanıma doğru geliyordu. “Ben de geleceğim.” Başımı salladım. Koluma girdi ve mutfağa gittik.
Cezveyi ocağa koyduk. Sırtımı tezgâha yasladım ve derin bir nefes verdim. Mercan’a döndüğümde mutlu bir şekilde bana bakıyordu. Gülümsedim. “Ne oldu?”
Omuz silkti. “Hiç. Sadece...” Bakışları zemine kaydı ve donup kaldı. “Keşke Doruk’ta bu günleri görebilseydi.” Başımı sallayıp dudaklarımı birbirine bastırdım. “Keşke.” diye fısıldadım. “Onu hâlâ özlüyorum.”
Başımı salladım. “Ben de.” Onu her gün, her saniye daha fazla özlüyordum. Evde olmadığını bilmeyi bırak, artık nefes almadığı gerçeğiyle yüzleşmek çok zordu. Aylar geçmişti ama hâlâ kabul edemiyordum. Sanki hiç ölmemişti. Evde beni bekliyordu ya da birazdan merdivenden aşağı inip, abla, diye sevinçle bağırıp bana sarılacaktı.
Hiçbiri olmayacaktı. Toprağın altından gelemezdi.
Mercan’a baktığımda titrediğini fark ettim. Ağlamamak için kendini zor tutuyordu. “Ağla Mercan.” dedim. Bana baktı. “İstediğin kadar ağla.”
Başını iki yana sallayıp derin bir nefes aldı. “Ağlayıp, onu daha fazla üzmek istemiyorum.” Gülümsedim. Birbirlerini ne kadar güzel sevmişler böyle.
Kahveye baktığımda hemen cezveyi elime aldım ve bardaklara dökmeye başladım. “Ekim2in sütünü koyar mısın?” diye sordum. Başını salladı ve hemen büyük bir bardak aldı. Dolaptan sütü aldı ve bardağı doldurdu.
Kahveleri ve sütü alıp hemen bahçeye çıktık. Ekim’e sütünü, diğerlerine kahvelerini verdik. Kendi kahvemi aldım ve Mirza’nın yanındaki yerime oturdum. Bir yudum aldım ve hemen Mirza’ya döndüm. Gülümseyerek bana bakıyordu. “İçsene kahveni.” dedim zorlarcasına.
“Tuzlu mu?” diye sordu. Başımı iki yana salladım. “Bu sefer değil.” Gülmeye başladım. Bakışları dikkatimi çekti. Huzurla bakıyordu gözlerime. Sanki hep bu anı izlemek istermiş gibi. “Sen hep böyle gül Deniz Kızı.” Başımı hafifçe yana yatırdım. “Buz mavisi gözlerin erimesin benim karşımda. Hep böyle kalsınlar.”
Yanağını okşamaya başladım. Bu romantik anı bozan şey Ekim’in bağırışı oldu. “Ay!” Efkan büyük bir telaşla Ekim’e döndü ve havuzdan çıkıp onun yanına gitti. “Karıcığım! Ne oldu? İyi misin? Sancın mı var? Doğum mu başladı?”
Ekim başını iki yana salladı. “Saçmalama Efkan, doğuma daha var. İkisi de aynı anda tekme atınca canım acıdı.”
“Annelerine çektiler şimdiden.” dedi Mercan. Herkes gülmeye başladığında Efkan derin bir nefes verdi. Hemen havlusunu aldı ve kurulanmaya başladı. “Benim kızlarım tabii ki bana benzeyecek.” dedi Ekim bilmiş bir şekilde.
“Kızlarım, karıma benzesin. Oğlumuz bana benzer.” Ekim içtiği sütü püskürttü. Efkan hemen karısının yanına gitti. Eline bir peçete aldı ve ağzını sildi. “İyi misin?”
“Oğlumuz mu?” diye sordu Ekim şaşkınlıkla. Efkan omuz silkti. “Yani inşallah. Neden böyle bir tepki verdin?” Ekim bir anda kendine gelmiş gibi oldu ve tamamen Efkan’a döndü. “Beni yanlış anlama. İstemiyor değilim, elbette bir oğlumuz olursa ben de çok sevinirim ama kızlarımız doğmadan bunları düşünmesek mi?” diye kibarca rica etti.
Efkan kısa bir süre düşündü ve başını salladı. “Haklısın. Özür dilerim, bir anda aklıma geldi.” Ekim hemen Efkan’ın elini tuttu. “Allah nasip ederse bir oğlumuzun olmasını ben de isterim canım.” Efkan elini, Ekim’in elinin üstüne koydu. “Âmin canım.”
Ekim gülümsedi. “Ben üstümü değiştirmeye gidiyorum.” Efkan eve girdi. Ekim hemen bize döndü. “Kalbini kırdım mı?”
“Yok be.” dedi Malkoç ağabey. “Sen öyle bir anda deyince afalladı sadece. Yoksa anladı seni.” Ekim tedirginlikle bana baktı. Başımı iki yana sallayıp dudağımı büzdüm. “Malkoç ağabey haklı.” diye destekledim. Ekim başını yavaşça sallayıp önüne döndü. Karnına baktı. “Daha doğmadınız ama sizin yüzünüzden babanızın kalbini kırdım.” diye kızdı. Bu hali komikti. Kıkırdadım. Mirza’nın, saçlarımı okşadığını hissettim.
O an saçlarımı kestiğim için kendimden daha çok nefret ettim. Mirza’nın sevdiği saçlarımı nasıl kesmiştim anlamıyorum. Demek ki kafam yerinde değilken yapmam dediğim şeyleri yapıyormuşum.
Diğerleri kendi aralarında sohbet ederken ben de Mirza’ya döndüm. “Saçlarımı benden daha çok seviyorsun sanırım.” dedim. Mirza başını sallayıp gözlerini, benim saçlarıma dikti. “Kesinlikle.” Buna güldükten sonra başımı, onun omuzuna yasladım ve öylece durup seyrettim. Çok mutluyduk. Şu anki korkum, bu mutluluğun yok olmasıydı.
Herkes huzurluydu. Ben, sevdiğim adamın yanındaydım. Ekim ve Efkan, bebekleriyle birlikteydiler ve mutluydular. Malkoç ağabey ve Mirel abla kendi hallerindeydiler. Mercan ise aynı benim gibi mutlu olmaya çalışıyordu.
Gözlerimi yavaşça kapattım ve Mirza’nın kokusunu içime çektim. Başını, başımın üstüme koydu. Gözlerimi yavaşça açtım. Başımı kaldırmadım. Şu anda çok rahattım.
Herkes eve girdiğinde, Mirza’yla birlikte odama çıktık. Pijamalarımı giydim. Mirza, pijamalarını giydikten sonra odama geldi ve yatağıma oturup sırtını duvara yasladım. Kolunun arasına girdim ve başımı, onun göğsüne yasladım. Saçlarımı okşuyordu. Derin bir nefes verdim. Mirza’nın burnundan güldüğünü duydum. “Ne oldu Deniz Kızı? Dertli misin?” diye sorduğunda başımı iki yana salladım. “Hayır, huzurluyum.”
Saçlarımı öptü. Elini sıkıca tuttum. “Mirza.”
“Söyle Mimoza Çiçeğim.” Gülümsedim. “Geleceğimizi hayal etsene.” deyiverdim bir anda. Mirza’dan ses çıkmayınca ona baktım. Gözlerini kısmış bir şekilde bana bakıyordu.
Önüme döndüm. “Hayal et mesela. Biz evlenmişiz.”
“Allah’ın izniyle olacak.”
“Ben savcı olmaya devam edeceğim ve sen, belki çok büyük yerlere geleceksin.”
“Deniz Kızı, sana hatırlatmak isterim. Bozovalıları yönetebilme gibi bir hakkım var.” Başımı sallayıp göz devirdim. “Sen mi?” diye sordum. Başını salladı. “Evet ama sadece ben değilim.”
"Doğru kardeşlerin de var.” diye tamamladım. “Hayır, sen varsın Deniz Kızı. Bozovalıları bizden başka kimse kontrol edemez.” Biraz düşündüm. Doğru olabilirdi. Sonuçta, bu aileye baş kaldırabilecek cesarete sahiptik.
“Neyse.” dedim ve konuyu kapattım. “Allah nasip ederse bizim de çocuklarımız olur belki?” Mirza’ya döndüm. Karşı duvara dikmişti gözlerini ve gülümsüyordu. Bu hayal, onu çok mutlu etmişti. “Çok güzel olurdu.”
Aklıma gelen bir soru sordum. “Kime benzesin isterdin?” Mirza bana baktı. Ardından biraz düşündü. “Eğer bir kızımız olursa bana benzesin.”
Kaşlarımı çatıp ona döndüm. “Oğlumuz olursa da sana benzesin.”
“Genelde tam tersini hayal ederler?”
Mirza güldü, ardından yanağımı okşadı. “Oğlumuz, sana benzesin ki... Bütün iyiliğini senden alsın ve bu dünyaya hayırlı bir evlat olsun. Senin mavi gözlerini taşısın, sarı saçlarını başının tacı etsin.” Hiç bu açıdan düşünmedim.
“Hem belli mi olur? Belki üniversiteyi Rusya da okur ve bir kızla evlenir?”
“Ay yok artık Mirza!” diye bağırdım en sonunda. Mirza gülmeye başladı. “Doğmamış çocuğu şimdiden evlendirdin. Hem ben, oğlumu o kadar uzağa gönderemem.” Mirza güldü ve başını iki yana salladı. “Senin bu annelik yüreğini ne yapacağız biz?”
“Öpüp başınıza taç edeceksiniz.” dedim. “Sen zaten başımın tacısın Mimoza Çiçeğim.” Utandım. Gülümsedim ve düşünmeye başladım.
“Kızımız ise senin cömertliğini ve düşünceli kişiliğini alsın. Kendiyle birlikte insanları da düşünmesini öğrensin. Seninkiler gibi ela gözleri, siyah saçları olsun. Öreyim ben o saçları. Her banyodan sonra mis kokusunu içime çekeyim.”
Hayranlıkla bakıyordu bana. “Ne güzel hayaller bunlar, Deniz Kızı.” Başımı salladım. “Düşünmesi bile çok güzel.”
Sessizliğin ardından Mirza, başka bir soru sordu. “Peki isimlerinin ne olmasını isterdin? Bana sorma.” dedi ellerini iki yana kaldırarak. “Sen ne istersen o olur.”
“Oğlumuz olursa adını Doruk koyardım.” dedim hiç beklemeden. Mirza kaşlarını hafifçe kaldırdı. Burukça gülümseyip başımı salladım. Biraz düşündüm. “Kızımız olursa da...” Ardından aklıma çok güzel bir isim geldi. “Menekşe olurdu.”
Mirza bakışlarını kaçırdı ve düşündü. “Menekşe... Güzel isim.”
Mirza’yı bir anda kız babası olarak hayal ettim ve çok güzeldi. Mirza’nın dalıp gittiğini fark ettim. “Ne düşünüyorsun?”
Bana döndü ve gözlerimin tam içine baktı. “Aile olduğumuzu hayal ettim.” Bu hayal o kadar güzeldi ki. “Ben her zamanki gibi eve mutlu bir şekilde geliyorum. Kapıda sen ve çocuklarımız oluyor.” Hayal etmeye çalıştım. Çok güzeldi.
Tekrardan Mirza’nın göğsüne koydum başımı ve ona sarıldım. “Hayallerini anlat bana.” dedim. Güldü. “Tamam anlatayım.” Mirza hayallerini anlatmaya başlamışken gözlerim yavaşça kapandı. Ardından Mirza’nın kucağında uyuyakaldım. O da hiç şikâyetçi olmadan uyudu.
🐚
“Ne zaman doğacaklar ya!” diye söylendi Efkan. Ekim derin bir nefes verdi ve yastığına başını yavaşça koydu. “Bağırma, herkes uyuyor!” diye uyardı. Ardından göz ucuyla sol tarafında yatan Efkan’a baktı. “Ayrıca sana söyledim. Daha çok var doğmalarına.”
Efkan ofladı. “Bir an önce doğsunlar istiyorum. Doğsalar da ayaklarımda sallasam onları.”
“İkisini aynı anda sallayamazsın. İllaki birini ben alacağım.” Efkan başını iki yana salladı. “Kızlarımla huzurlu anlarımızı bozamazsın karıcığım.”
Ekim burnundan derin bir nefes verdi. “Sen şimdiden kızlarını daha çok sevmeye başladın.” Efkan kıkırdadığında Ekim hafifçe koluna vurdu. “Komik mi ya?”
Efkan başını iki yana salladı ve elinden destek alarak Ekim’e hayranlıkla baktı. “Karıcığım, kızlarımı kıskanmaktan vaz mı geçsen?” Ekim kısa bir an düşündü.
"Ben asla kızlarımı kıskanmam. Saçma sapan konuşma.” Efkan başını sallayıp sıkıca gözlerini kapattı. “Aynen karıcığım.” Ekim sinirle yavaşça doğruldu. “Bana bak Efkan, salonda yatma sınırına ulaştın. Tek bir kelime daha edersen aşağıdaki sert kanepede uyursun!” Efkan hemen başını yastığına koydu. Ardından Ekim’i kendine doğru çekti ve sıkmadan sarıldı. “Emredersin karıcığım.”
Ekim’in hala sakinleşmediğini fark edince saçlarından öptü. “Seni çok seviyorum.”
Ekim gülümsedi ama Efkan bunu görmedi. “Ben de seni çok seviyorum canım kocacığım.” Efkan buna karşılık Ekim’i yanağından sıkıca öptü.
“İyi geceler canım kocam.”
“Gecelerin en iyileri sizinle güzel karım ve canım kızlarım.”
