14. bölüm · HAYAT (DEĞİŞİM SERİSİ-2)

14.BÖLÜM: HAKİKAT

Zehranur _Torlak

Duyduklarımın doğru olmamasını umut ediyordum. Yasemin, kardeşimim öldürecek kadar ileri gidemezdi. Belki amacı, Mirza'yla olan geçmişimizi öğrendiği için beni öldürmekti ama işin sonu kardeşimi yakmıştı, gerçek anlamda. Benden bu kadar mı nefret ediyordu?

Nefes alışlarımın hızlanırken Halide teyze hemen Mirza'ya döndü. "Bu kadını tanıyor musunuz yavrum?" Mirza başını salladı. "Maalesef evet. Karım olur kendisi." Halide teyze başını iki yana sallayıp dizini dövmeye başladı. Ne olduğunu anlayamadım ama hala daha duyduklarımı sindirmeye çalışıyordum.

"O kızın kafası biraz sakattır, oğlum." Hemen ona döndüm. "Nasıl yani?" diye sordu Mirza. Halide teyze hemen anlatmaya başladı. "Hanımoğlu ailesinin tek kızıdır o. Yasemin Hanımoğlu." Mirza başını salladı. "Yaklaşık beş sene önce çıkmıştır akıl hastanesinden." Anlamadım? Akıl hastanesi mi?

"Neden gitti ki oraya?" Sanırım Mirza, karısı hakkında her şeyi bilmiyordu. Tıpkı Yasemin'in, onun hakkında her şeyi bilmemesi gibi. Halide teyze önce durdu ve yutkundu. Ardından anlatmaya devam etti. "Sen ne biçim kocasın? Karının hayat hikayesini nasıl bilmezsin?"

Mirza göz ucuyla bana baktı. Ben ise çatık kaşlarımla öfkeli bakışlarımı ona çevirdim. Ardından tekrardan Halide teyzeye döndük. "O kadın hap kullanırmış bir aralar." Yutkundum. İşin sonu nereye bağlanacaktı merak ediyordum. "En sonunda aldığı haplar yüzünden aklını kaybetmiş ve kendini çatıdan atmaya çalışmış." Yasemin gerçekten zır deliymiş resmen. Fakat bunların hiçbiri, daha demin öğrendiğim şeyin sahte olabileceğine inandırmıyordu.

Mirza hemen bana döndü. "Mayıs?" Hemen ayağı kalktım ve dışarı çıktım. Kapıyı kapattım gibi arabaya bindim. Kapıyı kapatıp yüksek bir çığlık attım. Bunu Yasemin yapmıştı. Buna emindim. Aklı yerinde olmasa bile yine de kardeşimi öldürmüştü. Atakan'a çipi takan oydu, Doruk'un katili oydu ve ben, kardeşimin katiliyle aynı evde kalıyordum.

Öfkeden deliye dönmek üzereydim. Ardından Mirza geldi ve arabaya bindi. "Mayıs?"

"Kardeşimin katiliyle aynı evde kalıyormuşum Mirza!" Başını iki yana salladı. "Daha hiçbir şey belli değil. Kendine gel."

“Yasemin ilk gördüğü andan beri benden nefret ediyor. Onun yaptığına eminim." Çaresizce gülümsedim. "Ama kanıtlayamıyorum işte!" Mirza hemen elini arkamdan geçirdi ve beni, kendine doğru çekip sarıldı.

Saçlarımı okşarken ağlamaya başladım. "Ben nasıl göremedim Mirza?" diyerek ağladım. Çığlıklar attım. Mirza ise sadece saçımı okşadı ve beni sıkıca sardı. "Ağla Deniz Kızı. Ben buradayım. Bu sefer erisin o buz mavisi gözlerin." Ona döndüm. "Buraya gelmemeliydin. Yasemin'le ilgili şeyleri duymanı istemezdim." dedim. Bunu gerçekten istemezdim. Mirza adına gerçekten çok üzülmüştüm ama gelmeyi o istemişti.

"Şu anda tek ilgilendiğim kişi sensin Deniz Kızı. Yasemin beni ilgilendirmiyor ama eve gidince onunla bizzat ben ilgileneceğim." Bu ilgilenmenin romantik anlamda olmadığı çok açıktı. Yasemin'i sadece Mirza konuşturabilirdi ve o, bunu yapacaktı. Mirza'ya güveniyordum. Yasemin'i konuştururdu.

Ağlamaya devam ederken gözüme biri kesildi. Hemen karşımda duruyordu: Yasemin. Hemen doğruldum ve Mirza'nın koluna hafifçe vurdum. Mirza hemen benim baktığım yöne doğru döndü ve Yasemin'in öfkeli bakışlarıyla karşılaştı. Ona döndüğümde benimkiler gibi kaşları çatıktı. Arabadan aynı anda indik ve ona doğru yürümeye başladık.

Yasemin yavaş adımlarla geriye doğru giderken arkasında beliren iki kişi gördük. Gözlerindeki gözlükleri hafifçe aşağı indirdiklerinde Ekim ve Efkan olduklarını öğrendik. Yasemin geriye doğru giderken en sonunda Ekim ıslık çaldı.

"Nereye böyle canım eltim?" Yasemin korkuyla ona döndüğünde biz daha çok yaklaşmıştık. Yasemin, kimlere bulaştığının farkında değildi. Yasemin geriye doğru çekilirken Mirza'nın kaslı göğsüne çarptı. Hayretle ona dönerken en sonunda gözlerini devirdi ve Mirza'nın üzerine doğru düşmeye çalıştı. Tam bu sırada Mirza, belimden tutu ve beni kendiyle birlikte geriye çekerek Yasemin'den kurtuldu.

Yasemin ani düşüşle hemen başını kaldırdı ve bize öfkeyle baktı. Hemen ayağı kalktı ve bir bize bir de Ekim'le Efkan'a baktı. "Kime bulaştığınızın farkında değilsiniz." Tam bu sırada ben hariç herkes silahlarını çıkarıp Yasemin'e doğrulttular.

"Asıl sen, kimlere bulaştığının farkında değilsin." dedi Ekim, acınası bir ses tonuyla. Bunu fırsat bilerek hemen Yasemin'e doğru atıldım ve ona sert bir tokat attım. Geriye doğru savrulurken yakasından tutup duvara yapıştırdım.

"Bana bak Yasemin." Yutkundu. "Eğer duyduklarım doğruysa, ölümün benim elimden olur." Dişlerimin arasından sordum. "Sadece bir kere soracağım." Tedirginlikle bana baktı. "Doruk'u... Sen mi öldürdün?" Başını iki yana salladı.

"Ben yapmadım, yemin ederim."

"Çarpılma oranını yükseltiyorsun çakma yenge." dedi Efkan. Ekim buna gülerken ben ise hala Yasemin'in yakasındaydım. "Doğruyu söylemek için sana bir şans daha veriyorum Yasemin."

Sustu, uzun bir sessizlik olduğunda silahını ilk indiren kişi Mirza oldu. Göz ucuyla ona baktığımda bakışlarındaki pişmanlık gözle görülürdü. Yıllardır masum bildiği karısı, sevdiği kadının kardeşini öldüren kişiydi. En azından şimdilik.

Ardından Ekim ve Efkan'da indirdi. Yasemin susmaya devam ederken Ekim ortaya atladı. "Eğer biraz daha susarsan yeni manikür yaptırdım demen pataklarım seni Yasemin." Yasemin gözlerini devirirken en sonunda boğazına yapıştım. "Cevap ver Yasemin! Yoksa seni, onlardan önce ben öldürürüm." Yasemin nefes almaya çalışırken başını salladı. "B-Benim amacım..." Boğazındaki elimi gevşettiğimde derin bir nefes aldı. "Benim amacım seni öldürmekti. Kardeşin tesadüfen öldü." Sert bir tokat daha attım. "Tesadüfen ne demek amına koyayım!" diye bağırdım. Saçlarından tuttuğum gibi onu kendime çektim.

"Benim tek hedefim sendim Mayıs. Kocamı çalmanın bedelini ödeyecektin. Ama..." Yüzünde sinsi bir gülümseme oluştu. "Böylesi daha iyi olmadı mı sence?" Dişlerimi sıktım. "Sen daha çok acı çekmiş oldun. Eğer bu kadar yıkılacağını bilseydim... Doruk'u daha önceden öldürürdüm."

Yumruk olan elimi ona doğru savuracakken bir anda silah sesi geldi. Herkes o tarafa baktığında karşımızda Asuman Komiser vardı. Havada duran silahlı elini indirdi ve Yasemin' doğrulttu. "Yasemin Bozoğlu, D oruk Demirel'i öldürme suçundan gözaltına alınıyorsun!" Bunların hepsini Ekim ve Efkan'ın planladığına yemin edebilirim. İyi ki yapmışlardı.

Yasemin'i saçlarından çekiştirerek Asuman'a götürdüm. Ona uzattığımda Yasemin'i ters kelepçe aldı ve arabaya götürdü. Yasemin arabaya binmeden önce son kez bana baktığında belimde bir el hissettim. Bu el sadece tek bir kişiye ait olabilirdi...

Hemen o eli tuttum ve Yasemin'in binmeden önce gördüğü son manzaranın bu olmasına izin verdim.

Arabaya biner binmez Asuman yanımıza geldi. "Merak etmeyin Sayın Savcım. En ağır cezayı alacağına eminim." Ardından Mirza'ya döndü. "Siz de herhalde boşanma davasını açarsınız." Ardından gülümseyip arabaya bindi ve karakola doğru ilerlediler.

Mirza'ya döndüm ve onun ela gözlerinin tam içine baktım. "Başardın Deniz Kızı. Sanırım yine bir sözümü daha tutamadım." Kardeşimin katilini o bulup ayağıma getirecekti. Bence başarmış sayılırdı.

"Başardın canım." dedim. Ardından ona doğru atıldım ve onu öptüm. Şaşkınlıktan ne yapacağını bilmezken gözlerimizi yavaşça kapattık ve birbirimize sarıldık. O an nerede olduğumuzu ya da yanımızda Ekim ve Efkan'ın olduğunu umursamadık. O an uzun zamandır ihtiyacım olan şey olduğunu anladım. Mirza'nın varlığını artık gerçekten hissedebiliyordum.

Baş başa kaldığımızı zannetmeye devam ederken bir anda Ekim'den bir ses geldi. "Aşıklar kavuştu, çok güzel ama lütfen evde devam eder misiniz?" Birbirimizden ayrıldığımız gibi onlara döndük. Ekim bana gülümseyerek kollarını açtığında hemen ona doğru hızlıca yürüdüm ve ona sarıldım.

"Bulduk Ekim. Kardeşimin katilini bulduk." Dedim zafer kazanmış gibi. Ekim başını salladı. "Başardınız Mayıs."

Ondan ayrıldım ve elini tuttum. "Yardımınız için teşekkür ederim." dedim. Ardından Mirza'nın yanına geçtim. Elini belime doladı ve saçlarımdan öptü. Ekim ise hemen Efkan'ın koluna girdi. "O zaman bu akşam bir ilk yapıyoruz ve içmeye gidiyoruz!" diye bağırdı sevinçle. Tam cevap verecekken Mirza atıldı. "Siz gidin, biz biraz hasret giderelim." Bu daha iyi bir fikirdi çünkü gerçekten onu çok özlemiştim.

Efkan memnuniyetle başını salladığında onlarla vedalaştık ve arabaya bindik. Bu sefer şoförüm Mirza'ydı. Yola çıktığımızda nereye gittiğimizi sordum ve eve gittiğimizi söyledi. O an aklıma tek bir soru düştü: Biz bunu Mercan'a nasıl söyleyecektik?

Eve gittiğimiz gibi hemen içeri girdik ve bahçede bekleyen kalabalığa doğru ilerledik. Herkes oradaydı. Gözüm Mercan'ı yakaladığında ise yutkundum ve adımlarım yavaşladı. Omuzumda bir el hissettim. "Kabullenmesi zor olacak ama bunu bilmesi gerekiyor." Mirza'ya hak verdim ve ilerlemeye devam ettim.

Önce Aktan Bozova'nın ardından diğerlerinin bakışları bizi buldu. Mercan hemen bana doğru geldi. "Abla!" Boynuma atladığında ona sıkıca sarıldım. "Doğru değil de." Öğrenmişti. İllaki sosyal medyadan. "Ne olursun doğru değil de abla." Ardından ağlamaya başladı. "Maalesef doğru." dedim kısık bir sesle. Ardından yüksek bir çığlık duydum. Mercan'ın yaşadığı pişmanlığın ve çektiği acının çığlığıydı bu.

Gözlerimi sıkıca kapattım ve burnumu çektim. Tekrar açtığımda Mirza'nın ve Malkoç ağabeyin konuştuğunu gördüm. Mirel abla ise üzüntülü bir şekilde bize bakıyordu. Aktan Bozova ise... Aynıydı işte. Aynı öfkeli ve kinli bakışları vardı.

Mercan'dan ayrıldım ve gözyaşlarını sildim. "Merak etme canım. En ağır cezayı alacaktır." Ben yapamasam bile Alize, illaki bunu yapacaktı.

Mercan başını iki yana salladı. "Bunca zaman nasıl anlayamadım?" Yanağını okşadım. "Oyunculuğu iyi olan birini nasıl tanıyabiliriz?"

Mercan burnunu çekti. Gözyaşlarını sildikten sonra derin bir nefes aldı. "Abla, canım çok acıyor. Sen nasıl dayanıyorsun?" Tebessüm ettim. "Çünkü, Doruk'un her zaman beni izlediğini ve her zaman benimle olduğunu biliyorum." dedim. Mercan hemen başını, omuzuma koydu ve ağlamaya devam etti. Gözüm Mirel ablayı buldu. Gözleri dolmuş bir şekilde bize bakıyordu.

Mercan'ı omuzundan tutarak hemen onun yanına gittim. "Sen biraz dinlen. Mercan'la ben ilgilenirim." dedi. Başımı salladım ve Mirza'ya baktım. Malkoç ağabeyle konuşuyordu. Hemen içeri girdim ve odama çıktım. Kapımı kilitledim ve alnımı kapıya yaslayıp ağlamaya başladım.

Ardından duruşumu dikleştirdim ve odama döndüm. Dolabıma doğru ilerledim ve kapağını açar açmaz ilk sırada asılı olan Doruk'un ceketini aldım. Burnumu, cekete yaslayıp kokusunu içime çektim. "Ablasının canı..." diye fısıldadım kendi kendime. "Rahat uyu canımın içi." Artık bitmişti. Katili bulunmuştu ama istediğim cezayı almasını sağlayana kadar durmayacaktım. "Sana söz veriyorum. En ağır cezayı almasını sağlayacağım."

Ardından yere çöktüm ve kokusunu içime çeke çeke ağlamaya başladım. Evet katil bulunmuştu ama bu, Doruk'u geri getirmemişti. Onun yokluğu asla doldurulamazdı.

🐚

Ekim, elindeki kadehi havaya kaldırarak büyük bir çığlık attı. "Katili bulmanın şerefine!" Efkan'da boş durmadı ve kadehini, Ekim'inkiyle tokuşturdu. Ardından tek seferde içtiler. Bulundukları restoran, her zaman geldikleri bir yerdi. Buranın içkilerini seviyorlardı. Bugünün şerefine ise buraya gelip güzel bir yemek yemeye gelmişlerdi.

Kadehlerini masaya koydular ve geriye doğru yaslandılar. Ekim derin bir nefes aldı. "Gerçekten Yasemin'in saçını başını yolar mıydın karıcığım?" Efkan'ın sorusuna yüzünü ekşiterek cevap verdi Ekim. Başını iki yana sallayıp manikürlü tırnaklarına baktı. Bordo ojeleri, ona göz kırpıyordu. "Hayır tabii ki. Bir daha tırnak yaptırıp tekrar para ödeyemezdim."

"Bütün paraların sana feda olsun güzelim." Efkan'ın tutku dolu sözlerine karşılık saçlarını geriye doğru savurdu Ekim. "İstediğim tek şey şu an karşımda zaten." dedi Ekim hafif cilveli bir şekilde. Efkan, Ekim'i baştan aşağı süzdü. Ardından elini uzattı. Ekim hiç beklemeden Efkan'ın elini tuttu. Tebessüm ederek birbirlerinin gözlerinin içine baktılar.

"İyi ki hayatıma girdin karıcığım."

Ekim gözlerini kaçırdı ama Efkan'ın elini bırakmadı. "Sen olmadan bunca yıl nasıl yaşamışım bilmiyorum." Ekim başını salladı. "Aynı şeyi düşünüyorum biliyor musun?" Tekrardan Efkan'a baktı. "Yıllarca sadece ablasının intikamını almak için okuyup avukat olan ve istediğini elde eden bir kadındım. Şimdi ise, sevdiği adamdan ayrılmamak için canını bile verecek o kadınım."

Ekim'in boğazında yumru oluşurken, Efkan hemen baş parmağıyla elini okşadı. "Konuşmak istediğin her an ben buradayım Boncuk Hanım." Ekim başını salladı. "Biliyorum. En azından artık, üzüldüğümde koşabileceğim bir çift kol ve güzel bir kalp var." Ekim'in boğazındaki yumru bir anda yok oldu ve onun yerini rahatlık kapladı. Haklıydı, artık koşabileceği bir çift kol ve güzel bir kalp vardı.

Efkan, Ekim'i aslında içinde yaşadığı yalnızlıktan kurtarmıştı.

"Bir kadeh daha?" diye sordu Efkan. Ekim yüzünü buruşturarak başını iki yana salladı. "Yok, midem bulanmaya başladı." Efkan kaşlarını çattı. "Fazla geldi herhalde." Ekim omuz silkti. "Sanırım."

Ardından gülümsedi. "Tuzlu bir şeyler söyler misin? Benim midemi anca o yatıştırır." Efkan başını salladı. "Emrin olur." Garsona seslendi ve siparişini verip masadaki şarap şişesini ve boş kadehleri alıp gitti.

Yemekler gelene kadar sohbet etmeye karar verdiler. "Karıcığım?" Ekim mırıltı çıkardı. "Eğer anlatmakta zorlanmayacaksan sana bir şey soracağım." Ekim başını salladı. "Tabii ki."

Efkan kısa bir an düşündü, ardından aklındaki soruyu sordu. "Ablanı nasıl kaybettin?" Ekim'in yüzündeki huzurlu ifade, yerini hüzne bıraktı. Bu soruyu elbet bir gün Efkan'dan duyacaktı ama şimdi duymayı hiç beklemiyordu.

Uzun bir sessizliğin ardından derin bir nefes aldı ve başını hafifçe salladı. Anlatması gerekiyordu. "Babam, ablamın yasak aşkını öğrendi ve... Gözümün önünde, ablamı kafasından vurdu." Gözleri dolmaya başladığında o zamanı tekrar hatırladı. Sertçe yutkundu ve peçenin ucuyla gözyaşlarını sildi. Efkan ses çıkarmıyordu. Ekim'in yaşadığı şoku ve içinden atamadığı acıyı tahmin bile demiyordu.

Hemen ayağı kalktı ve Ekim'in yanına gidip elini ona doğru uzattı. Ekim ne olduğunu anlamasa bile hemen elini tuttu ve yavaşça ayağı kalktı. Efkan parmağını şıklattığı anda müzik çalmaya başladı. Ekim gülmeden edemedi. Hemen elini, Efkan'ın omuzuna koydu. Efkan ise elini, Ekim'in beline sardı ve dans etmeye başladılar. Ekim'in topuk sesler, müziğin arasında kaybolurken, Efkan'ın müziği mırıldanışı geliyordu kulağına.

Gözlerini birbirlerinden ayırmadıklarında bir anda birbirlerinin oldular. Onlar için yer ya da zaman fark etmezdi, sadece birlikte olmaları yeterliydi. Ne de olsa artık beraberlerdi.

Birbirlerinden ayrıldıktan sonra Efkan, Ekim'i elinden tutarak kendinden uzaklaştırdı ve etrafında döndürdükten sonra kendine doğru çekti ve hafifçe aşağı doğru eğdi. Ekim kendi etrafında dönerek tekrar doğruldu ve elini, Efkan'ın omuzuna koydu.

Onlar dans etmeye devam edince çiftler de ayağı kalktı ve onlarla dans etmeye başladılar. O gece kadar romantik bir an daha yaşamamışlardı.