13. bölüm · HAYAT (DEĞİŞİM SERİSİ-2)

13.BÖLÜM: SEN, BEN VE KAN

Zehranur _Torlak

Karanlık odayı aydınlatan tek şey, masamın başındaki gece lambasıydı. Saat gece üç olmuştu ve ben hala daha çalışıyordum. Kamera kayıtlarını açmayı denemiştim ama bir türlü olmamıştı. Bende o yüzden yarın için şüpheliler listesi yapmaya başlamıştım.

Sessiz ortam beni gerse de odaklanmamı sağlıyordu. Bu yüzden asla şikâyet etmedim. Rüzgârın uğultulu sesi kulağıma o kadar keskin geliyordu ki ara sıra korkuyordum. Tam bu sırada bir patlama sesi duydum. Korkuyla çığlık atıp kulaklarımı kapattıktan sonra kapıya baktım. Kimse gelmeyince endişelenmeye başladım.

Ardından kapının altından dumanların geldiğini fark ettim. Ne olduğunu anlamakta zorlanırken hemen ayağı kalktım ve kapıyı açtım. Etrafı siyah toz bulutları kaplamaya başlamıştı. Dumanın nereden geldiğini anlamak için koridorun sonuna baktım ve merdivenlerden gelen dumanların yavaş yavaş yukarı doğru çıkmaya başladığını gördüm.

Hemen Ekim ve Efkan’ın kapısını açmayı denedim ama açamadım. Zorlasam bile açamadım. Merdivene doğru koştum. “Yangın var!” diye bağırdım. “Ekim, Mercan, Mirza! Kalkın hemen!” Kimseden ses gelmiyordu. Hemen aşağı indim. Elimle burnumu kapattım ve salona gittim. Gördüklerim karşısında tepkisiz kaldım. Ekim ve Efkan yan yana gözleri açık bir şekilde yatıyordu. Daha dikkatli baktığımda ise bedenlerinde iki kurşun yarası gördüm. Kaşlarım hafifçe çatıldı. “E-Ekim?” Hemen yanına gittim. Fakat sonrasında hemen ileride yatan Mercan ve Mirel ablayı gördüm. Onlar da baygın bir şekilde yatıyorlardı. Onların vücudunda da kan lekeleri vardı. Neler olduğunu hala daha anlayamıyordum. Alevler salonun her tarafını kaplamışken sağlıklı düşünemiyordum.

O an aklıma gelen şeyle duraksadım. “Mirza...” Etrafa bakındım ama onu göremeyince daha tedirgin oldum. Kendimi hemen dışarı attığımda bahçeye baktım. Bahçe bile ateşler altındaydı. Alevler arasında iki kişi gördüm. Biri maskeliydi, diğeri ise Mirza’ydı...

Hırpalandığı bedeninden belli oluyordu. Buna rağmen dizlerinin üstünde durmaya çalışıyordu. Ne yapmışlardı ona böyle? Öksürmeye başladığımda boyumu aşan alevlere baktım. Korkutucu bir anın içindeydim. Arkadaki kişiden gelen korkunç bir gülme sesi duydum. Bakışlarımı Mirza’dan ayırmadım.

“Dayan Mirza!” diye bağırdım. “Kurtaracağım seni.”

“O iş biraz zor, Mayıs Demirel.” dedi arkadaki kişi. Sesinden kız mı erkek mi olduğunu bir türlü anlayamıyordum. “Mirza’yı bırak! Beni al!” diye yalvardım. Herkese ne oluyordu böyle?

Maskeli, başını iki yana salladı. “Bozovalılara tekrardan bulaşmayacaktın Mayıs, hatanın bedelini, sen hariç herkes ödeyecek! Çünkü bu, sana daha çok acı verecek.” Başımı iki yana salladım.

“Lütfen Mirza’yı bırak. En sevdiklerimi aldın zaten, bari sevdiğim adamı bırak!” Başını iki yana salladığında Mirza’ya döndüm. Yüzünde tebessüm vardı. Ona doğru koşmaya başladığımda alevler engel oldu.

“Özür dilerim Mayıs...”

Ona doğru tekrar koşacakken ayağım takıldı ve yere düştüm. “Hayır! Mirza!” Ardından duyulan üç tane silah sesi. Mirza’nın yüzündeki gülümseme soldu, yerini acı bir inleme aldı. Ardından bedeni yavaşça öne doğru düştü.

Yaşadığım şoku içimden atamamışken arkadaki maskeli kişi bir anda kayboldu. Alevler ise hala devam ediyordu. Hemen ayağı kalktım ve Mirza’nın yanına koştum. Yanına gittiğimde dizlerimin üstüne çöktüm ve onun kanlı bedenini kendime çektim. Ağlamaya başlamıştım.

“Mirza, dayan lütfen!” Fakat Mirza’nın gözleri kapalıydı ve tepki vermiyordu. Elimle yanağı okşadım ve uyanması için bedenini sarstım ama buna rağmen uyanmıyordu. “Mirza aç gözlerini.” Açmadı. Son nefesini verdiğini hissetmek ise beklediğim bir şey değildi. “Ölemezsin sen Mirza. Beni bırakmayacaktın hani? Hani kalptim ben sana? Nefestim, candım? Ben hayattayken sen nasıl gidebilirsin Mirza?”

Acı gerçeği kabullenmek istemiyordum. Bu yaşananlar gerçek olamazdı. Başımı iki yana salladım ve Mirza’nın başını göğsüme yaslayıp gökyüzüne haykırdım. “Mirza!”

🐚

“Mayıs? Mayıs!” Sarsılan bedenimle birlikte bir anda büyük bir çığlık atarak uyandım. “Hayır!” Yataktan bir anda fırladığımda karşımda Ekim’i, Mercan’ı ve Mirel ablayı buldum. Hepsi endişeli gözlerle bana bakarken derin bir nefes aldım ve onların gerçekten yaşayıp yaşamadığını kontrol ettim. Gerçekten hayattalardı.

“İyi misin canım?” diye sordu Mirel abla. Başımı belli belirsin salladım. Ardından gözüm kapıya ilişti. “Mirza.” diye fısıldadım ve hemen ayağı kalkıp pijamalarımla aşağı indim. Mirza salonda yoktu. Bahçeye çıktım ve orada aramaya başladım. “Mirza!” diye seslendiğimde cevap alamadım.

Ardından havuzun kenarından gelen bir ses duydum. “Mayıs?” O tarafa baktığımda Mirza’nın endişeli bir şekilde bana doğru geldiğini gördüm. Onu görünce yüzüme bir gülümseme geldi. Hemen koştum ve ona sarıldım. “Hayattasın...” Mirza ne olduğunu anlamamasına rağmen belimden tutu ve bana sarıldı. Yaşadığım korku yüzünden ağlamaya başlamıştım. “Hayattasın Mirza.”

“Tamam, iyiyim ben.”

“Öldün sandım Mirza. Ben... Vuruldun gözlerimin önünde!” Ardından yüksek sesle ağlamaya başladım. “Çok korktum. Beni tekrar bıraktın sandım.”

“Sana bu acıyı bir daha asla yaşatmam Mayıs.” Ardından ondan ayrıldım. Yüzümü avuçları içine aldı ve baş parmaklarıyla göz yaşlarımı sildi. “Hayattayım ben.” Başımı sallayıp gülümsedim. “Hayattasın sen.”

Omuzumdan tutarak beni havuzun kenarındaki koltuğa doğru götürdü. “Otur biraz.” Ardından arkasını döndü. “Ekim, su getirir misin?” Arkamı dönmedim ama herkesi orada olduğundan emindim. Dakikalar sonra Ekim elinde bir bardak suyla geldi. Yanıma otururken Mirza hemen karşımdaydı. Sudan iki yudum aldım ve masaya koydum.

Ekim önüme gelen saçlarımı geriye doğru atarken Mirza, bana doğru eğildi. “Anlat bakalım. Ne oldu?”

Kısa bir an Ekim’e baktım. Ardından önce Mercan, sonra da Mirel abla geldi. “İyi misin abla?” diye sordu Mercan. Başımı salladım. Onlar da karşıma otururken Mirza’ya döndüm.

“Ev alevler içindeydi.” Dikkatlice beni dinliyorlardı. “Aşağı indiğimde,” kızlara döndüm. “Siz vurulmuş bir şekilde yerde yatıyordunuz.” Kızlar tepki veremeyince hemen Mirza’ya döndüm. “Sonra seni aradım. Bahçeye çıktığımda alevlerin arasında seni gördüm ve arkanda maskeli biri vardı. Sonra...” Hıçkırıklarım başladığında Mirza hemen, elini omuzuma koydu ve sıvazladı.

“Tamam sakin ol.” Başımı sallayarak iyi olduğumu belirttim. “Sonra maskeli kişi, Bozovalılara tekrar bulaşmayacaktın, dedi.” Kaşlarını çattı. “Hatanın bedelini sen hariç herkes ödeyecek. Çünkü bu, senin canını daha çok yakacak, dedi.” Mercan’ın gözlerinin dolduğunu hissederken Mirel abla elini alnına koymuş olduğu yerde dolanıyordu. “Sonra sana üç kurşun sıktı. Yanına geldim.” dedim ve tekrardan gözlerim dolmaya başladı. “Seni uyandırmaya çalıştım ama asla uyanmadın. Son nefesini verdiğini hissettim Mirza.” dedim ona dönerek.

Başımı inkâr etmek istercesine iki yana salladım ve daha çok ağladım. “Ölmüştün Mirza, gözlerimin önünde öldürmüştü seni!” Ardından Mirza, beni kendine çekti ve sıkıca sarıldı. Bir eliyle saçlarımı okşarken diğer eliyle bedenimi sıkıca sardı. Kızlar ise kendi aralarında konuştuktan sonra yavaşça yanımızdan ayrıldılar.

Dakikalarca birbirimize sarıldık. Mirza'yı kaybetme düşüncesi bile beni korkuturken bununla nasıl yaşayacağımı bilmiyorum. Ondan ayrıldıktan sonra kızarmış gözlerle ona baktım. “Ölene kadar seni bırakmayacağıma söz veriyorum Deniz Kızı. Bırakmayacağım seni.”

Başımı salladım. “Biliyorum Mirza ama çok korktum.”

İlk başta sessiz kaldı, sonra ise kaşlarını hafifçe çatarak bana döndü. “Maskeli kişinin sesi kime benziyordu tanıyabildin mi?” Tarif etmesi zordu ama kadın sesi gibi geliyordu. “Kadın sesi gibiydi ama tam emin değilim.” Başını salladı. “Bence bunlar tesadüf değil Mirza.” dedim. “Bu maskeli kişi her kimse, Doruk’u ve annemi öldürten o.”

Başını salladı. “İnanıyorsun bana değil mi?”

“Senin hangi sözünden şüphe ettim Deniz Kızı? Tabii ki inanıyorum. Bulacağız onu.” Başımı salladım. Derin bir nefes aldıktan sonra Mirza ayağı kalktı. “Hadi eve girelim, bir kendine gel.” Başımı sallayıp ayağı kalktığımda arkamızı döndük ve karşımızda tek bir kişiyi bulduk: Yasemin.

Siyah saçları açıktı ve krem rengi pijamaları üstündeydi hayal kırıklığıyla bize bakıyordu. Mirza ona aldırış etmeden kolunu, benimkinin arasından geçirdi. Normalde buna karşılık verirdim ama şu anda kendimde değildim. Kol kola içeri doğru giderken Yasemin’in yanından geçtik. Bakışlarımız birbirini bulduğunda onun yüzündeki öfkeyi unutamazdım.

Açıkçası bende, onu seviyor sayılmazdım ama kocasını başka bir kadınla kol kola görmeyi hak etmiyordu. İçeri girdiğimde Aktan Bozova’yla karşılaştık ama buna rağmen birbirimizden ayrılmadık. Yukarı çıktıktan sonra Mirza, beni odama bıraktı ve “Aşağıda seni bekliyorum.” dedi ve aşağı indi. Kapımı kapattım ve hemen lavaboya girip hızlıca bir duş aldım.

Duştan çıktıktan sonra hemen üstümü değiştirip sade bir makyaj yapıp kendimi toparladım. Üstüme kahverengi bir gömlek giydim, altıma acı kahve bir pantolon giydim ve siyah bir kemerle süsledim. Asla boynumdan çıkarmadığım Mimoza Çiçeği kolyeme baktım ve gülümsedim. Saçlarımı taradım ve en sevdiğim parfümümü sıkıp çantamı aldım. Topuklu botlarımı giydikten sonra hemen aşağı indim.

Kahvaltı masasına oturanlara bakarak “Benim işim var, erkenden çıkmam lazım. Size afiyet olsun.” dedim. Tam kapıdan çıkacakken Yasemin’in sözleri beni durdu. “Bu evde her sabah beraber kahvaltı yapılır.” Ardından birbirimize baktık. “İşimiz olsa bile.” Benden nefret ediyordu, ben ondan daha çok nefret ediyordum. “Ben, sizin gibi değilim Yasemin.” dedim. Kaşlarını hafifçe havaya kaldırdı. “Ben, istediğim zaman masaya oturur, istediğim zaman oturmam.”

Gözüm masadaki herkesi tararken sadece Aktan Bozova’nın bana aynı sinirle baktığını gördüm. Diğerleri halinden gayet memnundu. “Afiyet olsun.” dedim.

“Bu evin kurallarına uymayacaksan, burada işin yok!” diye bir ses yükseldi. Tabii ki Aktan Bozova, en sevdiği gelininin arkasında duracaktı. Derin bir nefes alıp arkamı döndüm. Sert ve emin adımlarla ilerledim ve masanın başındaki yerime oturup bacağımı diğerinin üstüne attım.

Masanın üstündeki kesme bıçağını aldım ve onunla oynamaya başladım. “Bana emir verebileceğini sanmak cidden çok üzücü.” dedim iğrenir gibi bir ses tonuyla. Yasemin’in güldüğünü duydum. “Kardeşin sana nasıl katlanmış anlayamıyorum.” Elimdeki bıçağı ters çevirdim ve sivri tarafını sertçe masaya sapladım. Herkes yerinden zıplarken Yasemin’in şaşkın bakışları bana döndü.

Dişlerimi sinirle birbirine bastırdım. “Ben bu evdeyken ne senin ne de başka birinin kardeşim hakkında konuşmaya hakkı yok, Yasemin.” Bakışlarımı yavaşça ona çevirdim. “Herkes haddini bilecek.” Başını hafifçe salladı ve kaşları nefretle çatıldı. “Özellikle de sen.”

Hafifçe güldü. “Bilmezsem ne olur?”

“Akıbetin, Aktan Bozova gibi üç kurşunlu olur.” Yasemin şaşkınlıkla Aktan Bozova’ya döndü. Masadan kalktım ve bıçağı saplandığı yerde bıraktım. “Afiyet olsun.” Ardından hızlıca evden çıktım. Arabama binip gideceğim sırada yanımdaki koltuğun kapısı açıldı. Yanıma döndüğümde Mirza’yı gördüm. Kemerini takınca bana döndü.

Şaşkınlıkla ona baktım. “Seni yalnız bırakacağımı mı düşündün?” Gülümseyip başımı iki yana salladım. “Sen gerçekten delisin.”

“Olabilir.” dedi ve önüne döndü. Arabayı çalıştırdım ve eski evimize doğru yola çıktım.

İlk defa trafik yoktu. “Asuman Komiser, bana eşlik edeceğini söylemişti.” dedim. Mirza’nın homurdandığını duydum. “Onu dün akşam aradım ve bugün için ona gerek olmadığını, belim geleceğimi söylemdim. İtiraz etmedi.”

“Etmedi mi? Edemedi mi?” diye sordum inanmayarak. Mirza omuz silkti. “Kesinlikle zorlamadım.”

“Mirza! Kadının işine karışmasana.”

“Senin yanında olmak için an kolluyorum Mayıs. Üstüme gelme lütfen.” Bu adam asla akıllanmayacaktı. Sırf benimle vakit geçirmek için her şeyi yapabilirdi. Açıkçası bu hoşuma giderdi. Sonuçta benim için her şeyi yapabilecek olan bir adam vardı ve bende, onu seviyordum.

Evin önüne gelir gelmez arabayı müsait bir yere park ettim. Aynı anda arabadan indikten sonra hemen karşımızdaki eve doğru ilerledik. Halide teyzenin kapısının önüne geldiğimizde derin bir nefes aldım. Yanmış eve olabildiğince bakmamaya çalışıyordum. Mirza’nın elini, omuzumda hissetmenin verdiği rahatlıkla kapıyı çaldım.

Saniyeler sonra kapı açıldığında gülümseyerek Halide teyzeyi karşıladım. Başındaki çiçekli baş örtüsüyle ve çiçekli entarisiyle karşıladı bizi. Tonton yanakları kızarmıştı. Beni görünce yaşadığı şaşkınlığı gizleme gereği duymadı.

“Oy1 Benim kınalı kuzum gelmiş!” dedi kollarını iki yana açarak. Hemen ona sarıldım. “Nasılsın Halide teyze?” dedim ona sarılırken. “İyiyim yavrum, seni gördüm daha iyi oldum.” Güldüm ve ondan ayrıldım. “Müsaitsen eğer sana birkaç soru soracaktım.” dedim. Hemen başını salladı ve kenara çekildi. “Buyur kuzum. Geçin içeri de oturun.” Arkamdan gelen Mirza’yla birlikte salona geçtik.

Salondaki beyaz danteller o kadar hoşuma gitti ki mutluluğumu gizleyemedim. Koltukların kırlentleri, masanın üstündeki desenli vazo ve atmosfer... Bana köy evlerini andırıyordu ve ben, köy evlerini çok severdim. Halide teyze ise o tarz evlerde yaşayan bir kadındı.

Dakikalar sonra Halide teyze, elinde çaylarla geldi. Önce benim önüme, sonra Mirza’nın önüne çay koyduktan sonra tepsiyi sehpanın üzerine koydu ve tekli koltuğa oturdu. Ellerini dizlerine koydu ve bize gülümsedi. “Nasılsın kızım?” diye sordu bana dönerek. Omuz silktim. “İdare etmeye çalışıyorum Halide teyze.” Başını iki yana salladı. “Acını bilirim yavrum. Benim kız kardeşimin de acısı hala tazedir.” Başımı salladım. Mirza sabırla bizi dinlerken Halide teyze hemen ona döndü.

Gözleriyle onu işaret ettikten sonra bana döndü. “Bu yakışıklı adam kim? Kocan mı?”

Mirza’yla aynı anda “Yok.” dedik. “Halide teyze, bu adam evli.” dedim Mirza’yı göstererek.

Mirza alınmış gibi hafifçe geriye doğru çekildi. “Bu adam mı? Ayıp oluyor.” Göz devirdim ve önüme döndüm. “Halide teyzeciğim, benim sormak istediğim bazı sorular var.” Başını salladı ve beni dinledi.

“Bizim evde yangın çıktığı gün, en son eve kimin girip çıktığını ya da şüpheli birini gördün mü?” Halide teyze düşünmeye başladı. Dakikalarca düşündü ve en sonunda derin bir nefes aldı. “Yangın çıkmadan önce bir tane adam geldi sizin eve.” Mirza’yla birbirimize baktık ve aklımıza aynı kişi geldi: Atakan.

Halide teyzeye döndüm. “Nasıl biriydi peki?” diye sordu Mirza. Halide teyze düşündü. “Önce bir kadın geldi.” Kaşlarımı çattım. Kadın mı? “Nasıl bir kadındı?” diye sordum hemen.

“Böyle uzun, siyah ve bukleli saçları vardı. Hafif esmer tenliydi.” Bukleli siyah saçlar, esmer ten... Başka? Biraz düşündükten sonra aklına yeni bir şey gelmiş gibi elini kaldırdı. “Bir de parlak bir tek taş yüzüğü vardı.” Parlak tek taş yüzük mü? Böyle bir kadını her yerde görmüş olabilir, kim olduğunu nasıl bulabiliriz?

Ardından Mirza telefonunu çıkardı ve birkaç yere girdikten sonra ekranı Halide teyzeye çevirdi. “Bu kadın mıydı?” Halide teyze hemen gözlerini açtı. “Evet, aynen bu kadındı.” Hemen fotoğraftaki kadına baktım ve gördüğüm kişi karşısında ne tepki vereceğimi bilemedim.

Bu kişi: Yasemin Bozova’dan başkası değildi.