9.BÖLÜM: BEKLEYEN SORULAR VE BULUNAN CEVAPLAR

Vaveyla Yazarı: Zehranur _Torlak

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 19Şu an: 9.BÖLÜM: BEKLEYEN SORULAR VE BULUNAN CEVAPLAR

Deniz Kızı’nı görmeyeli bir hafta olmuştu. Efkan’dan aldığım bilgilere göre şu anda iyiydi. Şükürler olsun ki sağlığı yerindeydi ama bünyesi yıkık olmalıydı. Kardeşini aramaktan kafayı yiyor olmalıydı. Ben, ondan uzakta yapamıyordum ama ona daha fazla zarar gelmesin diye bunu yapmak zorundaydım.

Şu anda Antep’in dışındaydım. Kimseye haber vermemiştim. Şanlıurfa’da lise arkadaşımın evinde kalıyordum. Deniz Kızı beni unutana kadar burada kalacaktım. Camdan dışarı bakıyor, bundan sonra hayatımın nasıl olabileceğini tahmin etmeye çalışıyordum. Salonun girişinden adım sesleri geldi.

“Kahveler hazır!” Akif’in yüksek sesi odada yankılandı. Benim kahvemi uzattığında başımı sallayıp teşekkür ettim ve bir yudum alıp yandaki masaya koydum. Akif kahvesinden büyük bir yudum aldı ve bana döndü. “Olayları en ince detayına kadar anlatmak istemediğine emin misin?” diye sorduğunda hemen başımı salladım.

Olayların hepsini bilmesine gerek yoktu, ağabeyime bile anlatmamışken ona anlatamazdım.

Başını sallayarak beni onayladı. “Anladım, daha ısrar etmeyeceğim. Sadece merak ediyorum. İnsan sevdiği kadını böyle zor bir anında nasıl bırakır?” Derin bir nefes aldım. Onu bırakmamıştım, zorunda kalmıştım. Bende istemezdim böyle olmasını ama o zebra kılıklı heriften her halt beklenirdi. Deniz Kızı’nı yakacak kadar gözü karaydı. Ondan değil, Deniz Kızı’na yapacaklarından korkuyordum.

“Anlattıklarımdan sadece bunları mı anladın Akif?” Başını iki yana salladı. “Çok şey anladım ama kafama bu takıldı.” Kahvemden bir yudum daha alınca kapıdan sesler geldi. Ardından neşeli iki çocuk sesi. Akif’in karısı Feride ve çocukları Hazal’la Hazar gelmişti.

Eve girer girmez Akif’in boynuna atlayan ilk kişi Hazal oldu. “Baba!” diye bağırdı yüksek sesle. Kahvemi kenara bıraktım ve üzerime doğru koşan Hazar’ı tek hamlede kucağıma aldım. Hazar boynuma yapışında gülümsedim. “Mirza amcam!”

Saçlarını öpüp okşadım. Akif’in kucağındaki Hazal bize döndü. “Önce babamıza sarılmalıydın.” Hazar ona dönüp dil çıkardı. “Babamı zaten her gün görüyoruz. Mirza amcamı uzun süredir görmüyorum. Sende özleseydin ne yapabilirim?” Akif hemen “Şşt.” dedi.

“Kavga yok.” İkisi de başını salladı. “Bende seni özledir küçük oğlan.” dedim.

İçer elinde poşetlerle dönen Feride ikimize de gülümsedi ve önce kocasının yanına gitti. Yanağından öptü ardından bana döndü. “Nasılsın Mirza?” Başımı salladım. “İyiyim yenge.” dedim.

Feride mutfağı gösterdi. “Aç mısınız? Mantarlı tavuk sote yapabilirim.” Bizden önce çocuklar “Olur!” diye bağırdı. Feride bize baktıktan sonra başımızı salladık ve Feride’yi mutfağa gönderdik. Biz de çocuklarla baş başa kaldık.

Hazar kulağıma yaklaşarak “Modama gidelim Mirza amca. Erkek erkeğe konuşalım seninle.” On yaşındaki bir çocukla nasıl erkek erkeğe konuşulabilirdi bilmiyordum ama daha kötüsü ne konuşacağımızı da bilmiyordum. Tedirginlikle Akif’e baktım ama o şu anda kızıyla hasret gidermekle meşguldü. Bende mecburen başımı salladım ve Hazar’ı kucağımdan indirip beni odasına götürmesine izin verdim.

MAYIS DEMİREL

Bir hafta geçmişti ve ne Mirza’dan ne de Doruk’tan bir haber yoktu. Doruk için şüphe düşüren birkaç yere bakılmış ancak sonuç bulunamamıştı. Mirza ise kayıplara karışmış gibiydi. Sadece biz değil, Mirel ve Mercan dahil kimse haber alamıyordu.

Bir hafta boyunca Ekim’in evinde misafir olmuştum. Ekim her gün adliyeye gidip Doruk için bilgi topluyor ve yeni şeyler varsa eğer bana söylüyordu. Salonda oturmuş onun gelmesini bekliyordum. Kafamdaki sargıyı çıkarmıştım ve bu sefer saçlarımı salık bırakmıştım.

Omuzlarımdan aşağı dökülen saçlarımın bir tutamını kulağımın arkasına attım. Kapıdan sesler gelince hemen ona döndüm. “Mayıs koş!” Allah sonumuzu hayır etsin kesin bir şey oldu.

Hemen kapıya doğru koştum ve telaşlı bir şekilde nefesler alan Ekim’i gördüm. “Ne oldu?” dedim hayretler içerisinde. Ekim beklememi işaret ederek birkaç defa daha derin nefesler aldı ardından bana dönerek. “Doruk’u bulduk!” dedi. Afallamış bir şekilde ona baktım ve hemen “Nerede?” diye sordum. Sesim titremişti. Ekim şüpheyle baktı yüzüme. “Şeyde.” Yine nefes aldı. “Bu senin tutulduğun yerin daha da derinlerinde zindan olarak kullandıkları bir yerde tutuluyormuş.”

Bayılacak gibi oldum, gözlerim karardığında dengemi kaybettim ve geriye doğru sendeledim. Ekim kolumdan tutmasaydı eğer düşeceğime emindim. “Mayıs! Kendine gel.” Tekrar dik durdum ve emin bir şekilde Ekim’in zulasından silahını alıp dışarı çıktım. Ekim dehşetle “Lan silahımı bırak manyak kadın!” Ardından peşimden geldi. Arabaya gittim ve ön koltuğa bindim.

“Sür hemen.” dedim Ekim’e. Israr etmedi ve hemen arabaya binip yola koyulduk. Ekim’in demesine göre polis ekipleri ve jandarma çoktan mekâna gitmişti. Ekim’in, daha önemlisi benim gitmem ne kadar doğruydu bilmiyorum ama gitmem lazımdı. Onun iyi olduğunu görmem lazımdı.

Gittiğimizde yoğun bir kalabalık vardı. Bir sorun vardı. Kimse hareket etmiyordu sadece silahlar çıkarılmış ve nişan alınmıştı. Arabadan inmedim. Daha dikkatli baktığımda Doruk’u gördüm ve dehşete düştüm. Yüzü gözü yara içindeydi ve ayakta durmakta zorlanıyordu. Zayıflamıştı. Eski gücü yok gibiydi ve ayakta zor duruyordu. Arkasında, kafasına silah doğrultan bir adam vardı.

Onu gördüğümde daha da kötü oldum. Hiç düşünmeden nişan aldım. Doruk’un arkasındaki adamı omuzundan vurdum. Başta Ekim olmak üzere herkes şaşırmışken jandarmadan bir ekip hemen adamı yakaladı ve kelepçeledi. Silahı arabada bırakıp hemen indim ve koşarak Doruk’un yanına gittim. Yere doğru düşmek üzereyken hemen onu tuttum ve dizlerimin üstünde çöküp bedenini kendime doğru çektim. Gözleri kapanmak üzereyken hemen bedenini sarstım. “Doruk...” diye fısıldadım. Gözleri hafif aralandı.

Konuşmaya çalıştı ama dili damağı kurumuştu. “Dayan ablacım tamam mı? Yetiştireceğiz seni hastaneye.” Arkamı dönüp tüm gücümle bağırdım. “Ambulans çağırın hemen!”

“A-Abla.” Doruk’un hırıltılı sesini duymak canımı acıtsa da acımı belli etmedim. “Konuşma, yorma kendini.” Tabii ki beni dinlemedi.

“Üşüyorum...” Bedenini daha da sıkı sardım. “Isınacaksın birazdan. Konuşma dedim sana.” Canını acıtmaktan ölesiye korkuyordum bu yüzden hassas davranıyordum ama onu bu halde görmek yüreğimi parçalıyordu. Hayır, şu anda ağlayamazdım.

“Abla.” Doruk’a döndüm hemen. “Ablam?” Öksürerek boğazını temizledi ardından zor olsa bile yutkundu. “B-Bunu yapan...” Söyle Doruk, bana o kişiyi söyle ki onun canını okuyayım.

“Kim?” dedim. Tek nefeste cevap verdi. “Annem...” Ardından yavaşça gözleri kapandı ve başı göğsüme düştü. Bütün sesler gitmişti. Sanki zaman durmuştu. Annemin bunu gerçekten yapacağını hiç düşünmemiştim. Doruk’un gözlerini kapattığı geldi aklıma. “D-Doruk?” diye kekeledim ve sonunda ağlamaya başladım.

“Aç gözlerini.” Bedenini sarstım. “Uyan Doruk!” Babam düştü bir anda aklıma. Ona da bu şekilde yalvarmıştım ama o uyanmamıştı. Doruk’ta uyanmazsa? Hayır, o uyanacaktı. Buna yüreğimden inanıyordum. Ama şu anda hiç hareket etmiyordu. “Doruk uyan dedim sana! Şaka yapma!” Bedenini kendime doğru çekip kanın kurumuş olduğu saçlarını öptüm. Daha yüksek sesle ağlamaya başladım.

“Ambulans nerede kaldı?” diye bağırdım ve ardından bana doğru gelen Ekim’e baktım. Omuzlarımdan tutarak beni kaldırmaya çalıştı ama Doruk’u bırakmadım. “Mayıs hadi.” dedi Ekim. Başımı iki yana salladım. “Onu bırakmam.”

“Mayıs hadi dedim!” Ekim tek hamlede beni geri çekti ve dizlerinin üstüne çöküp beni kendine çekti. Gözyaşlarım yüzümü ıslatırken burada bulunan sağlık ekipleri hemen Doruk’un yanına gitti.

“Koruyamadım...” dedim hıçkırıklarımın arasında. “Onu koruyamadım Ekim!”

“Sakin ol. Daha bir şey olmadı. Yapma böyle kurtulacak.”

“Ya kurtulamazsa?” dedim bir anda. Kurtulacağını biliyordum ama içimden bir ses son anı olduğunu söylüyordu. “Babam gibi o da giderse? Ben ne yaparım o zaman?” Ekim beni daha çok kendine çekti.

Annem, Efsun Demirel, bunun bedelini en ağır şekilde ödeyecekti. Gerekirse ölecekti ve bunu kendi ellerimle yapacaktım. Katil olmak şu anda gözüme bir toz tanesi kadar küçük geliyordu. Eğer Doruk kurtulamazsa, ölürse bunun bedelini en ağır şekilde ödeyecekti.

Hastaneye gelir gelmez Doruk’u ameliyata aldılar. Kapıda nöbetleşe bekliyorduk. Ben ve Yeliz ablam saatlerdir bekliyorduk. Beni eve göndermeye çalışmıştı ama ben reddetmiştim. Ekim ise adliyedeydi ve muhtemelen şu anda Doruk’a silah doğrultan adamın ifadesini alıyordur. Yeliz ablanın derin bir nefes aldığını duydum.

“En seni beklemiştik burada.” dediğinde kızarmış gözlerle ona baktım. “Sana ne olacağını düşünmekten kafayı yemek üzereydim.” Bana baktı ve tebessüm etti. “Seni korumaya yemin eden adam vardı bu kapının önünde.” Mirza’dan bahsettiğini anladım çünkü ondan başka beni korumak isteyen kimse olmamıştı. Şu anda o neredeydi?

Benim en zor anımda o yoktu. Yeliz abla tam devam edecekken ben konuştum. “Mirza’ya bir haftadan uzun bir süredir ulaşamıyorum Yeliz abla, nerede o?” Yeliz abla omuzlarını bilmiyorum anlamında kaldırıp indirdi. Gözüm koridora gitti, belki şu anda gelir ve bir sürpriz yapıp bana Deniz Kızı der.

Gelmedi. Mirza gelmedi.

Ayağı kalkıp hemen dışarı çıktım. Telefonumu çıkardım ve Mirza’nın numarasını tuşladım. Telefon dakikalarca çaldı ama asla açılmadı. Sesli mesaja düştü. Derin bir nefes alarak. “Mirza neredesin?” diyerek konuşmaya başladım. “Bir haftadan uzun bir süredir sana ulaşamıyorum.” Ardından kısık bir sesle “Şu an sana çok ihtiyacım var.” dedim. “Aileme değil, sana ihtiyacım var. Lütfen gel.” Mesajı yolladım ve telefonu kapattım.

Yola baktım ve sabırla onun gelmesini bekledim.

MİRZA BOZOVA

Hazar’la yaptığımız aşk hayatı hakkındaki konudan sonra Akif’le yemek yiyip dışarı çıktık. Yürüyüş yapmak için iyi bir gündü. Akif omuzuma hafifçe vurdu. “Mirza, seninkinden bir haber var mı?” Ona ters bir bakış attım. “Sana şimdi bir uçarım Akif, Merzifon’a kadar yol alırsın.”

Akif teslim olur gibi ellerini kaldırdı. “Bana kızma, ben zaten sevdalandım. Âşık olan sensin.” Yerimde durup ona baktım. Haklıydı, bu sefer sevdalanan bendim. Kalbimi, korumaya yemin ettiğim buz gözlü, mimoza kokulu bir kadına kaptırmıştım. Bunu o bile anladıysa Mayıs’ta anlamıştır umarım çünkü ben daha fazla içimde tutamazdım.

Onun yokluğuna, ondan uzakta olmaya dayanamazken bir de ona olan sevgimi saklamak kalbimi acıtıyordu. Yine de onun yaşaması için değerdi.

Onu bir kere ölümün pençesine atmıştım, bir daha yapmayacaktım.

Telefonuma bir mesaj geldiğinde mesajı hemen Akif’e yolladım. Bir ses kaydıydı. “Aç şu mesajı.” Akif alay eder gibi kaşlarını kaldırdı. “Canımın içi ne de güzel rica ediyor.” Beni dinleyerek mesajı açtı ve dikkatle dinlemeye başladık.

Fakat duyduğum ses karşısında nefessiz kaldım. “Mirza neredesin?” Bu ses en son uyurken gördüğümde güzelce uyuyan ve gözlerine hayran olduğum o kadına, Mayıs’a aitti.

“Bir haftadan uzun bir süredir sana ulaşamıyorum.” Yutkundum ve gözlerimi sıkıca kapattım. Bilerek Akif’in dışında kimsenin telefonlarını açmıyordum. Mayıs’ın telefonunu açsaydım eğer bana nerede olduğumu söyleyecekti ve bende -şüphesiz- ona söyleyecektim. Sonrası ne olurdu bilemem ama eğer ona yerimi söylersem gelirdi. Nedense buna inanıyordum.

Ardından kısık sesini işittim. “Şu an sana çok ihtiyacım var.” Gözlerimi açtım ve dişlerimi sıktım. Onu bu şekilde duymak istemiyordum, daha fazla üzülmesini istemiyordum. “Aileme değil, sana ihtiyacım var. Lütfen gel.” Mesaj kapandı.

Aileme değil, sana ihtiyacım var.

Gömleğimin yakasını düzelttim ve hemen geldiğimiz yolu geri dönmeye başladım. Akif telefonunu cebine atıp arkamdan koşturdu. “Mirza nereye gidiyorsun?” Hemen cevap verdim.

“Antep’e dönüyorum. Bana ihtiyacı olan bir Deniz Kızı var.”

Tek kelime etmeden arkamdan geldi. Önce eve uğradım ardından eşyalarımı alıp havaalanının yolunu tuttum. Hasretini çektiğim kadının yanına gidiyordum.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

8okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 144

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıkaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikapsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18