16. bölüm · HATIRLAMANIN YORGUNLUĞU

Affetmek Her Zaman Barışmak Değildir

Başaran Küçükyanaçık

İnsan affetmeyi çoğu zaman yanlış anlar.

Sanki affetmek, olanı unutmakmış gibi.

Ya da yaşananları haklı bulmak…

Hiç kırılmamış gibi davranmak…

Kaldığın yerden devam edebilmek…

Oysa bunların hiçbiri affetmek değildir.

Çünkü bazı yaşananlar unutulmaz.

Bazı cümleler geri alınamaz.

Bazı kırıklar eskisi gibi birleşmez.

Ve insan, her şeyi eski hâline getiremediği için başarısız sayılmaz.

Asıl yük, sürekli eski hâli aramaktır.

İlk zamanlarda insan affetmek istemez.

Çünkü affederse, sanki yaşadığı acının değeri azalacakmış gibi gelir.

Sanki canını yakan şey hiç yaşanmamış olacakmış gibi…

Bu yüzden öfkeye tutunur.

Kırgınlığa…

Sessizliğe…

Çünkü bazen acı, elde kalan son bağdır.

İnsan, canını yakan şeyi bırakırsa geriye hiçbir şey kalmayacağından korkar.

Oysa zamanın öğrettiği başka bir gerçek vardır.

Bazı yükler ağır oldukları için değil…

Çok uzun süre taşındıkları için yorucudur.

İnsan bunu bir sabah ansızın fark etmez.

Öfke yavaş yavaş eskir.

Kırgınlık sesini alçaltır.

Hatıralar aynı yerde durur.

Ama artık her gün kapını çalmaz.

İşte affetmek biraz buna benzer.

Birini yeniden hayatına almak değildir.

Onun hayatının sende bıraktığı hükmü yavaşça kaldırmaktır.

Çünkü bazı insanlar özrünü hiç dilemez.

Bazıları yaptığını anlamaz bile.

Bazıları ise çoktan başka bir hayata yürümüştür.

Sen ise yıllarca, hiç açılmayacak bir kapının önünde bekleyebilirsin.

İşte insanı tüketen çoğu zaman yaşanan değildir.

Bitmiş bir şeyden hâlâ cevap beklemektir.

Affetmek, cevabı bulmak değildir.

Artık o cevaba ihtiyaç duymamaktır.

Belki de bu yüzden affetmek sessizdir.

Bir gün uyanırsın.

Geçmiş yine oradadır.

Yaşananlar değişmemiştir.

Ama içinde küçük bir şey yer değiştirmiştir.

Artık olanı değiştirmeye çalışmıyorsundur.

Kendini onun etrafında döndürmeyi bırakmışsındır.

İnsan bazen karşısındakini affetmez.

Yalnızca kendini, yıllardır taşıdığı yükten yavaşça çıkarır.

Çünkü bazı zincirlerin anahtarı, onları takan kişinin elinde değildir.

Ama o zinciri daha fazla taşımayı bırakmak…

Her zaman insanın kendi elindedir.

Belki de affetmek, geçmişe verilmiş bir hediye değildir.

Geleceğe açılmış sessiz bir kapıdır.

Ve insan en çok, o kapıdan geçmeye cesaret ettiğinde hafifler.

----------

Peki insan gerçekten kimi affeder…

Karşısındakini mi,

yoksa yıllardır aynı acının içinde yaşamaya alışmış kendini mi?