6. bölüm / 6
Hata6. Bölüm
Bölümler 6Şu an: 6. Bölüm
- 1 1. Bölüm800 kelime
- 2 2. Bölüm995 kelime
- 3 3. Bölüm1.132 kelime
- 4 4. Bölüm1.137 kelime
- 5 5. Bölüm1.182 kelime
- 6 6. Bölüm831 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
O büyük kavgadan sonra beni nasıl odaya çıkardılar, kafamdaki o alkol ve ilaç dumanıyla yatağa nasıl yığıldım hiç hatırlamıyorum. Gözlerimi açtığımda oda tamamen karanlıktı. Pencereden sızan ay ışığı taş duvarlara vuruyordu. Bütün gün, hatta belki de bir sonraki güne kadar kesintisiz uyumuştum. Kafamdaki o ağır ağrı hafiflemişti ama içimdeki o anlamsız, ne olduğunu bilmediğim boşluk hâlâ yerli yerinde duruyordu.
Yataktan doğrulmak için elimi hareket ettirmek istedim ama sağ elimde tuhaf bir ağırlık, bir sıcaklık hissettim.
Kaşlarımı çatıp yatağın kenarına doğru baktım. Ay ışığının altında, elimin ucunda duran başka bir el gördüm.
Bu, on dört yaşındaki ikizlerden diğeri, yani o yemek masasında "anne" dediğimde gözleri uzaklara dalan Tugay’ın elleriydi. Başını yatağın kenarına koymuş, elimin ucuna tutunarak orada, yerde uyuyakalmıştı.
Gözlerim kendi sağ elime kaydı. Azad’ın o suratına vurduğum o sert yumruklardan dolayı parmak eklemlerim tamamen patlamış, kan içinde kalmıştı. Ama şimdi... Parmak eklemlerimin üzerine beyaz bir krem sürülmüş, temiz sargı bezleriyle yavaşça, canımı yakmamaya çalışarak tek tek sarılmıştı.
Tugay yapmıştı. O koca konakta herkes benden tiksinirken, o kibirli abileri benden nefret ederken, bu çocuk gece gizlice odama sızmış, benim o yaralı, ağzı bozuk ellerimi iyileştirmeye çalışmıştı. Üstelik sargıyı yaptıktan sonra gitmemiş, elimin ucundan tutarak orada, soğuk taş zeminde uyumuştu.
İçimden bir küfür savurmak istedim ama dilim varmadı. Hayatımda ilk defa çetem dışındaki birinden, bu Şahsuvar denilen o lanet aileden birinden böyle bir şey görüyordum. Sinir hastası ruhum bu şefkat karşısında ne yapacağını bilemedi. Yeryüzünden nefret ediyordum, bu konaktan nefret ediyordum ama elimin ucundaki bu çocuğun eline bakarken göğsümün tam ortasına yine o tarif edemediğim ağır his oturdu.
Elimi yavaşça onun avucunun içinden çekmeye çalıştım ama Tugay milim kıpırdamamla birlikte irkilerek gözlerini açtı.
Ay ışığı yüzüne vurduğunda gözlerindeki o uykulu, şaşkın ifadeyi gördüm. Beni uyanık görünce anında toparlanıp ayağa kalkmaya yeltendi, sanki suçüstü yakalanmış gibi utandı.
"Şey..." diye mırıldandı, sesi pürüzsüz ve çocuksu çıkmıştı. "Kalktın mı? Ellerine baktım da... Çok kanıyordu. Krem sürüp sardım sadece."
Yataktan yavaşça doğruldum, sırtımı yatak başlığına yasladım. Sarılı elime bakıp sonra gözlerimi Tugay’a diktim. Her zamanki sert sesimi korumaya çalıştım ama içimdeki o tuhaf his yüzünden çok da bağıramadım.
"Kim dedi sana benim odama gir diye ufaklık?" dedim, sesim pürüzlüydü. "Sana dilini koparırım dememiş miydim ben?"
Tugay kafasını iki yana salladı, gözlerini benden kaçırmadı. O masadaki abileri gibi önyargıyla değil, garip bir hayranlık ve acıyla bakıyordu bana. "Korkmadım ki senden," dedi sessizce. "Sen masada o lafları söylerken... Annemin yetimhaneye bırakıldığını söylerken... Haklıydın. Onlar her şeyi saklıyor ama ben biliyordum."
Durdum. Sigaramı aradı gözlerim ama masanın üzerinde paket falan yoktu. "Ne biliyordun?" diye sordum.
Tugay yatağın kenarına hafifçe ilişti, ellerini dizlerinin arasında birleştirdi. Tıpkı o yemek masasındaki gibi gözleri yine daldı uzağa. "Senin o kırk günlükken neden bırakıldığını... Annemin aslında gitmek istemediğini... Bu konaktakilerin büyük bir yalanın içinde yaşadığını biliyordum. Sen gelince... Azad abime o yumrukları atınca, ilk defa birinin onlara kafa tuttuğunu gördüm."
Sessiz kaldım. Bu on dört yaşındaki velet, bu koca aşiretin içinde tıpkı benim gibi yapayalnızdı, bunu o saniyede anladım. Elimi kaldırıp Tugay’ın kafasına vurdum, ama canını yakacak bir darbe değildi bu; bizim İstanbul sokaklarındaki serseri tarzı bir dokunuştu.
"Çok konuşma amına koyayım," dedim, sesimdeki o öfke bu sefer sahteydi. "Git yatağına yat. Yerde uyuyup her tarafını şifayı kapmışsın zaten. Eller için de... Sağ ol."
Tugay "Sağ ol" lafımı duyunca yüzünde hafif, samimi bir gülümseme belirdi. Ayağa kalktı, kapıya doğru yürürken arkasını döndü. "Masanın çekmecesine sigara bıraktım. Babamdan gizli aldım. İyi geceler abi," dedi ve kapıyı sessizce kapatıp çıktı.
Abi demişti.
O çıktıktan sonra çekmeceyi açtım, harbiden bir paket sigara ve çakmak duruyordu orada. Bir dal çıkarıp yaktım, dumanı Mardin’in gecesine doğru üflerken sarılı elime baktım. Kafam şimdi her zamankinden daha karışıktı.
Uyuşturucuya bağımlı değildim.
İstediğimde, canım çektiğinde içerdim. Ama canım şu an deli gibi sarhoş olmak, yolların kenarında sızıp kalmak istiyordu.
Sigaradan derin bir nefes daha çektim. Kor parmaklarımın ucundaki sargı bezini hafifçe aydınlattı. Tugay’ın sürdüğü krem sızlıyordu ama o sızı, içimdeki o gitgide büyüyen delirme isteğini bastırmaya yetmiyordu. Bu konak bana dar geliyordu amına koyayım. Duvarlar üzerime üzerime yürüyordu.
Yavaşça pencerenin pervazına oturdum, bacaklarımı dışarıya doğru sarkıttım. Mardin’in sessiz, karanlık ovalarına bakarken ağzımın içinden okkalı bir küfür savurdum. Kafamda sadece iki şey dönüyordu: Buradan nasıl siktir olup gideceğim ve İstanbul’daki o kırık dökük çocukların yanına nasıl döneceğim.
Ben o sığınağa dönecektim. Gerekirse bu konağı, o abiler ordusunu, o Kılıç Şahsuvar’ı kendi kanlarında boğacaktım ama o sokaklara geri dönecektim.
Başka yolu yoktu.
Ben sokak çocuğuydum. Sağım solum pek belli olmazdı. Yalan da söylerdim, hırsızlıkta yapardım.
Buradaki o takım elbiseli, aşiret kuralcı herifler gibi jilet gibi, dümdüz değildim ben. Aç kalmamak için dükkanlardan ekmek çaldığım da olmuştu, paçayı kurtarmak için polisin yüzüne baka baka en büyük yalanları sıktığım da. Sokak bana hayatta kalmayı böyle öğretmişti. Şimdi bu konağın o sahte dürüstlük taslayan, arkadan iğne vuran şerefsizlerine karşı kendi kurallarımla oynayacaktım. Beni burada tutabileceklerini sanıyorlarsa, çok büyük bir hatanın içindelerdi.
Yalan söyleyip yüzlerine gülecek, arkalarından iş çevirecek ve o ilk fırsatta burayı onlara zindan edip siktir olup gidecektim.
Cigaramdan son bir nefes çekip izmariti taş zeminde ezdim. Gözlerimi karanlığa dikip sırıttım.
Oyun daha yeni başlıyordu amına koyayım.
Bölüm etkileşimi
