Hata kitap kapağı

4. bölüm / 5

Hata

4. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Vanessa Kızı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: 4. Bölüm

Hastanenin o boktan koridorunda beklemekle geçen iki saatin ardından doktor elinde bir zarfla odasından çıktı. Koridorda anında bir hareketlilik oldu. Üvey peder oturduğu yerden dikleşti, karşıdaki o yaşlı adam ve üç büyük lavuk da doktora doğru yürüdü. Ben ise sırtımı duvara yaslamış, ağzımda sönük bir sigarayla onları izliyordum. Rahatlığımı zerre bozmamıştım.

Doktor gözlüğünü düzeltip zarfı açtı. "Eşleşme yüzde doksan dokuz nokta dokuz," dedi, sesi koridorda buz gibi yankılandı. "Kartal Bey, Kılıç beyin biyolojik oğlu."

Üvey peder pis bir kahkaha attı. Yerinden kalkıp bana doğru yürüdü, yüzünde iğrenç bir rahatlama vardı. "Sonunda," dedi bana bakarak. "Sonunda senden de, senin o lanet sesinden de kurtuluyorum. Alın hayrını görün. Benden bu kadar." Arkasını dönüp koruma bozuntusu Selim’i de yanına alarak arkasına bile bakmadan hastane çıkışına doğru yürüdü gitti.

Beni resmen oracıkta satmıştı. Ama umurumda bile değildi, o şerefsizin yüzünü bir daha görmeyecek olmak benim için en büyük ödüldü.

Yaşlı adam, yani öz babam, bana doğru birkaç adım attı. Gözleri parlıyordu, sesindeki o sertlik gitmiş, yerine garip bir sahiplenme gelmişti. "Kartal," dedi, sesi titriyordu. "Yıllardır seni arıyoruz oğlum. Bu rezil adamın yanında, bu bataklıkta büyümeni istemezdik. Artık bizimlesin. Zaten on yedi yaşındasın, reşit değilsin. Yasal olarak da benim himayemdesin. Bizimle eve geliyorsun."

Cebimdeki ellerimi çıkarmadan hafifçe sırıttım. Kafamı iki yana salladım. "Siktir git ihtiyar," dedim, sesim her zamankinden daha pürüzlü ve rahattı. "Ne evinden bahsediyorsun sen? Bir tane kağıt parçası yüzde doksan dokuz dedi diye ben sizinle mi geleceğim? Benim bir ailem var. Benim ailem burası onların yani. Sizin o lüks dünyanıza da, yasal himayenize de başlatmayın şimdi. Ben hiçbir yere gelmiyorum."

En büyük abi, öne çıktı. Gözlerini kısmış, bana tepeden bakıyordu. "Sana fikrini soran olmadı," dedi buz gibi bir sesle. "Babam ne diyorsa o. Bizimle geleceksin, o kadar."

"Bana bak lavuk," dedim, üstüne doğru bir adım atarak. İçimdeki o sinir hastası psikopat yine uyanmıştı. Gözlerimin içine baksınlar da delirttiğimde neler yapabileceğimi görsünler istiyordum. "Senin o takım elbisenin astarını yırtar, bir tarafına sokarım. Bana emir kipiyle konuşma."

"Kartal, zorluk çıkarma abim," dedi ortanca olan, o yirmi dört yaşlarında duran çocuk. Daha sakin görünmeye çalışıyordu ama benim sabrım çoktan taşmıştı.

"Ne abisi lan? Ne abisi amına koyayım?" diye kükredim. "Benim abim de yok, babam da yok! Yürüyün gidin lan başımdan!"

Arkamı dönüp bizim çocukların yanına doğru yürümeye yeltendim. "Yürüyün beyler, gidiyoruz bu siktir boktan yerden," dedim. Ama bizimkiler milim kıpırdayamadı. Kafamı kaldırdığımda gördüğüm manzara kanımı beynime sıçrattı.

Karşı tarafın izbandut gibi korumaları, Enes’in, Savaş’ın ve Umut’un etrafını sarmıştı. Savaş belindeki sustalıya davranmaya çalışıyordu ama iki tane devasa koruma kollarını arkadan kilitlemişti bile. Enes’i duvara yaslamışlar, Umut’un da hareket etmesine izin vermiyorlardı.

"Bırakın lan çocukları!" diye bağırdım, gözüm tamamen dönmüştü. Tam o korumalara doğru hamle yapacaktım ki, arkamda bir gölge belirdi.

O en büyük lavuk, hani büyük herif olan abi... Ben çeteme doğru odaklanmışken arkamdan sinsice yaklaşmıştı. Ne olduğunu, ne ara eline o sırıngayı aldığını bile fark edemedim. Saliseler içinde, buz gibi bir metalin enseme saplandığını hissettim.

Keskin bir acı ense kökümden bütün vücuduma doğru yayıldı.

"Ne... Ne yapıyorsun amına koyayım..." diye mırıldanabildim sadece. Sesim bu sefer fısıltı gibi çıkmıştı.

İğnenin içindeki o lanet sıvı damarlarıma pompalanırken, dizlerimin bağı anında çözüldü. Dünyanın ekseni kaydı sanki. Gözlerim kararmaya başladı. Hastanenin o beyaz tavanı kendi etrafında hızla dönüyordu.

Onca uyuşturucu içmiştim, onca kafayı bulmuştum ama hayatımda hiç böyle bir uyuşma hissetmemiştim.

Bilincim parmaklarımın ucundan kayıp gidiyordu.

"Bırakın... Kartal'ı bırakın lan şerefsizler!" diye bağıran Savaş’ın uzaktan gelen boğuk sesini duydum en son. Enes’in öfkeli küfürleri kulağımda uğuldadı.

Göz kapaklarım tonlarca ağırlıktaki demir kepenkler gibi kapandı. Bedenim yere doğru yığılırken, o en büyük abinin beni kollarından tutup tutmadığını bile anlayamadım. Karanlık, beni tamamen içine çekti.

...

Gözlerimi açtığımda kafamın içi sanki dinamitle patlatılmış gibiydi. Ense köküm sızlıyordu. Lanet herifler bana ne enjekte ettiyse, etkisinden hâlâ çıkamamıştım. Gözlerimi birkaç kez kırpıştırıp tavana baktım. Bizim sığınağın o rutubetli, çatlak tavanı değildi bu. Yüksek, taş örmeli, eski ama aşırı lüks görünen bir tavan vardı tepemde.

"Sikeyim böyle işi," diye mırıldandım yattığım yerden doğrularak. Sesim boru gibi, iyice pürüzlü çıkmıştı.

Yatak devasaydı. Odanın pencerelerinden içeri giren güneş ışığı gözümü aldı. Yataktan kalkıp adımlarım sendelye sendeliye pencereye yürüdüm. Aşağıya baktığımda gözlerime inanamadım. İstanbul’un o kasvetli, gri sokakları yoktu dışarıda. Sarı taş evler, uçsuz bucaksız bir ova ve tarihi konaklar vardı. Mardin’deydim. Adamlar beni bayıltıp ülkenin öbür ucuna, Mardin’e getirmişlerdi.

"Vay amına koyayım," dedim şaşkınlıkla karışık bir öfkeyle. "Harbiden kaçırmışlar beni."

Odanın ağır ahşap kapısı yavaşça açıldı. İçeri giren, o bana iğneyi vuran en büyük lavuktu. Yanında da sabah hastanede gördüğüm o kır saçlı yaşlı adam, yani öz babam vardı. İkisine de öyle bir baktım ki, içimdeki o sinir hastası psikopat anında gözlerime yerleşti.

"O boynundaki sırıngayı senin götüne sokup çıkarmayan Kartal değil amına koyayım," dedim büyük abiye doğru yürüyerek. "Siz kimsiniz lan beni bayıltıp buraya getiriyorsunuz? Kimsiniz oğlum siz?"

Büyük abi zerre istifini bozmadı, bana baktı. Yaşlı adam ise elini havaya kaldırıp onu arkaya çekti. "Sakin ol Kartal," dedi, sesi o kadar otoriter ve ağırdı ki. "Ben Kılıç. Kılıç Şahsuvar. Senin öz babanım. Burası da bizim evimiz, Mardin."

"Bana ne senin Şahsuvar'ından da Kılıç'ından da ihtiyar!" diye bağırdım, sesim taş odanın duvarlarında yankılandı. "Benim arkadaşlarım nerede? Onlara bir şey yaptıysanız bu konağı başınıza yıkarım."

Kılıç sakinliğini korudu. "Arkadaşlarına dokunulmadı. Onlar İstanbul’da kaldı. Sen artık burada, ailenin yanındasın. Alışman gerekecek."

O sırada kapıda bir hareketlilik daha oldu. İçeri yirmili yaşlarının sonlarında, taş çatlasın otuz gösteren, aşırı bakımlı ve şık giyimli bir kadın girdi. Yüzünde yapmacık bir gülümseme vardı. Kılıç’ın yanına gelip koluna girdi.

Kılıç kadına bakıp bana döndü. "Duygu," dedi. "Yeni eşim. Annenden yıllar önce boşandım. Duygu buranın hanımıdır, ona göre saygılı olacaksın."

Duygu denilen kadın bana doğru bir adım attı, süzdü beni. Dumanaltı olmuş halime bakarken yüzünde hafif bir tiksinti belirdi ama hemen sakladı. "Hoş geldin Kartal," dedi ince bir sesle. "Senin için zor bir süreç ama zamanla buradaki düzene alışacaksın."

Kahkaha attım. Ama öyle neşeli bir kahkaha değil, sinir bozucu, alaycı bir serseri kahkahası. Gözlerimi ikisinin üzerinde gezdirdim.

"Hoş bulmadım amına koyayım," dedim rahatça yatağın kenarına oturup bacak bacak üstüne atarak. Cebimi yokladım, sigara paketimi almışlardı şerefsizler. "Birincisi; bana anne baba ayakları yapmayın, benim asabımı bozmayın. İkincisi ihtiyar; senin bu yeni karın benim ablam yaşında duruyor, hayırlı işler valla iyi ayarlamışsın. Ama benden kimse saygı falan beklemesin. Ben burayı birbirine katmadan önce bana sigaramı ve telefonumu getirin. Çocukları arayacağım."

Büyük abi bana doğru öfkeyle bir adım attı ama Kılıç onu yine eliyle durdurdu. Kılıç’ın gözlerinde ilk defa bana karşı bir sertlik, bir ağalık emaresi belirdi.

"Burası senin o İstanbul’daki sokaklarına benzemez Kartal," dedi Kılıç Şahsuvar, sesi buz gibiydi. "Burada kuralları ben koyarım. Şimdi üstünü başını temizle, aşağıya yemeğe in."

İkisi arkasını dönüp odadan çıkarken, Duygu da bana arkasından garip bir bakış atıp kapıyı kapattı. Odada o büyük abiyle baş başa kalmıştım. Lavuk hâlâ dik dik bana bakıyordu.

"Sen hâlâ ne dikiliyorsun burada?" dedim, yatağa iyice yayılarak. "İğneci? Git bana bir sigara bul, yoksa ilk fırsatta o takım elbiseni kan içinde bırakırım."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

2okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18