Hançerin Yemini kitap kapağı

1. bölüm / 8

Hançerin Yemini

1

Vaveyla Yazarı: Echo & Rimes

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 8Şu an: 1

Koskoca sarayda ilk defa kimseyle karşılaşmıyordum. Koridorlar boyunca koşmama rağmen hâlâ ne Oscar’dan ne de güya kıtanın en iyi askerlerinden eser yoktu. Biraz soluklanmak için sırtımı duvara yasladım. Gözlerimi kapatıp derin nefesler alırken tanıdık ayak seslerini duydum. Karşıma gelip durana kadar ne gözümü ne de ağzımı açmıştım. Ayak seslerinin koridordaki yankısı kesilince sessizliği bozan ben oldum.
“Sen olduğunu biliyorum Leon.” gözlerimi açtım. Hiç şaşırmış gibi görünmüyordu. En azından biraz afallasaydın Leon.
“Ne o, prensini bulamamışsın. Yine karanlıklara mı saklanıyorsun?” Kahverengi gözlerini kısmış bir şekilde bana meydan okuyordu. İsmimin anlamıyla beni iğneleyebileceğini sanıyordu. Melaena, “karanlık” demekti. Bense bu anlamla özdeşleşmekten kaçınmıyordum.
“Hayır, prensimizi bulamadım. Sen ise hiç denememişsin gibi duruyorsun.”
Çilli yüzünde bana sinir olduğu belli bir gülümseme oluştu. Oysa ben bu halinden çok keyif alıyordum. Leon, zeki biriydi ama aynı zamanda fevriliği ile de öne çıkıyordu. Onu güçle veya akıl oyunlarıyla yenemezdim, tek seçeneğim sivri dille uyuyan devi uykusundan uyandırmaktı. Sinirli ifadesiyle gerilen yüzünde çilleri daha belirgin hale gelmişti.
“Senle daha fazla uğraşamam, önden buyur!” diyerek geldiği yönde gitmeye başladım.
“O taraf yanlış yön değil mi?” sorusuna karşılık omuz silkmiştim. “Aynen öyle, sen de bildiğin yoldan git.”
Onu tereddütleriyle baş başa bırakarak temiz havaya çıktım. Bir süredir kendimi oyalamak dışında bir şey yapmıyordum. Tüm ekip, sırf nereye elçi olarak gideceğimizi seçmek adına bir yarışa girişmiştik. Prens Oscar’ı bulan gideceği yeri seçebiliyordu. Aradığımız kişi için onu seçmiştik çünkü prens olarak nereye gideceği önceden belirlenmişti ve kendisi de az olan boş vaktini böylesine saçma bir yarışla geçirmek istemediğini belirtmişti. Özellikle asıl amaç kendisiyle gitmemeye çalışmakken.
Birliğimdeki diğer kişiler gittikleri yerde bir prensin denetimi altında olmak istemiyorlardı. Çıkacağımız bu görev bizim dünyayla tek başımıza yapacağımız ilk yüzleşme olacaktı. Bunu kendimiz halletmeyi ve en ufak bir hatada dahi krala anında bildirilmemesini isterdik. O yüzden herkes Oscar’ı bulup bir an önce elçilik yerlerini seçmek için yarışıyordu.
Aslında Oscar’ı bulmuştum. Oyun başladıktan on dakika sonra, her zamanki kaçış yerinde kitabını okuyordu. Küçükken sarayın kalabalığından, birliğin gürültüsünden kaçtığımız yerdeydi. Oscar genellikle burada kitap okurken ben de kılıç talimi yapardım. Bazen Oscar da bana katılır, beraber kapışırdık. Bazı zamanlarda ise bana okuduğu kitabın ne hakkında olduğunu anlatır, alıntılar yapardı. Kimsenin bilmediği bu kaçış noktamız bizim gizli sığınağımızdı. Onu ilk benim bulabileceğim bir nokta.
Bir süre sadece onu izlemiştim. Hatta onu ilk bulanı bile görmüştüm. Merit Prense yaklaşırken şaşırdığımı söyleyemezdim. Siyah saçlarını at kuyruğu olarak bağlamıştı, çekik gözleri sert mizacını tamamlıyordu. Aramızdaki en hırslı kişi olduğu, kimsenin inkar etmediği bir gerçekti. Bazen bu hırsı gözünü kör eder, aramızdaki yarışmaları kazanmasını sağlardı. Merit, tehlikeli bir rakipti ancak sadık bir yoldaştı da. Beraber geçirdiğimiz onca sene ve görevde bunu birçok defa kanıtlamıştı. Oscar onu yarım ağız tebrik edip istediği elçilik yerini listeye yazmıştı, ben de sarayın yolunu geri tutmuştum.
Şimdiyse ilk saklandığım ağacın arkasındaydım. Oscar’ın yanındaki askerlerden birinin arkası dönüktü ama sarı saçlarından dolayı onu metrelerce uzaktan tanıyabilirdim. Diğer kişi ise onun yanından ayrıldığını hiç görmediğim biriydi.
“Tebrik ederim Adelia ve Faust.” Oscar'ın samimi karşılamasına samimi bir gülümsemeyle karşılık Adelia'dan geldi.
“Sıkılmış olmalısın Oscar?” nefes nefeseydi. “Biraz daha kolay bir yere saklanıp bizden de daha erken kurtulabilirdin.”
“O zaman eğlencesi nerede olacaktı?” Yalan söylediğini biliyordum. Asla böyle bir oyundan zevk almazdı. Tek amacı biraz yalnız kalmaktı, bunu da onları uzun bir süre koşturup lanet ettirene kadar yoracak şekilde yapmıştı.
“Büyüyünce saklambacın bir eğlencesi kalmıyor.” Faust belki de haklı bir serzenişte bulunmuştu. Adelia, Oscar'ın yanına yere oturdu ardından Faust da onun yanına.
“Son gelen ben olamam değil mi, yani biz?” Adelia prensle gitmek istemeyeceğinden böyle söylememişti. Benim dışımda buna gönüllü olacak biri varsa o da Adelia’ydı. Sadece eğitimli bir asker olarak sonuncu olmayı yediremezdi. Oscar onun samimiyetini biliyordu.
“Mel hâlâ gelmedi.”
“Nasıl yani?” Onun yerinde olsam ben de şaşırırdım. Oscar yarışma fikrini öne sürdüğünde herkes benim birinci olacağımı düşünmüştü. Oscar’la olan yakınlığımız bana diğerlerine nazaran avantaj sağlıyordu.
“Başına bir şey gelmiş olmasın?” Adelia telaşla etrafına bakınmıştı.
“Sence Mel’in başına bir şey gelebilir mi, hem de sarayda? Tabi, Mel gidip bir bela bulmamışsa.” Oscar son cümlesini gülerek söylemişti. Böyle bir cümlenin intikamını almadan peşini bırakmayacaktım.
Adelia ufak bir kahkaha, Faust da hafif bir gülümsemeyle karşılık verdi. Sen de mi Brütüs?
“Şimdi sorunumuza gelecek olursak, ikiniz de aynı anda geldiniz.” İş bitirici haliyle asıl olaya dönmüştü Oscar. “Bu tercihi ben yapardım ama karışmak istemiyorum. O yüzden size kalmış. Seçilmeyen üç yer var: Airmid, Araf ve Morrigan.”
“Yapma Oscar, bu kararı yarışmacılara bırakamazsın. Haksızlık yapıyorsun ve bu durumdan keyif alıyorsun. Ne kadar da acımasızsın!” Adelia, son cümlesini mor irisli gözlerini kısarak söylemişti. “Sence de öyle değil mi Faust?”
“Sen nereye gitmek istiyorsun Adelia?” Lafı uzatmadan konuşan bir diğer kişi de Faust’tu.
“Bilemiyorum, en başından bunları hiç düşünmemiştim ama elimizde kalanlar belli sonuçta. Morrigan şu an çok soğuk ve yanı başımızda, hiç ilgi çekici gelmiyor. Tam tersine Airmid bilinmezliklerle dolu. Elimizdeki bilgilerle bile merak uyandırıcı. Araf ise pek heyecanlı bir yere benzemiyor. Sonuçta barış bölgesi ve ufak bir yer, ne kadar keşfedebilirim ki?” Adelia’nın nereyi seçmek istediği belliydi fakat bencil davranmamak için Faust’a doğruca söylemiyordu.
“Ben Araf’a gitmek istiyorum.” Faust, bu tercihini Adelia için mi yapmıştı yoksa kendi isteği miydi bilemezdik. Belki ikisi birdendi. Belki de bariz olan cevaptı.
“Faust sen emin misin?” Adelia yanı başındaki adama sorgular gözlerle bakıyordu. Faust’un aşağı yukarı baş hareketini gördükten sonra devam etti. “Öyleyse ben de Airmid’i istiyorum. Ne kadar heyecanlı. Acaba neler görebileceğim? Büyüye tanık olabilecek miyim?”
“Büyünün bize yasak olduğunu biliyorsun değil mi?” Oscar kınar bir tonla söylemişti bunları.
“Oscar, izin ver de anın tadını çıkarayım! Morrigan’a gerçekten gitmek zorunda mısın? İstemeyeceğini tahmin edebiliyorum.” Adelia kollarını birleştirmiş bu sefer de Prens Oscar’a sorgular bir şekilde bakıyordu.
“Prens sorumlulukları.” diyerek omuz silkti Oscar.
“En azından Mel’le birlikte gideceksin. Sahi, o nerede kaldı?”
Bu soruyla saklandığım yerden çıkma vaktinin geldiğini anladım. Giriş tarafına yaklaştım ve koşarak gelirken planlarımı belli etmemeye çalıştım. Tam karşılarında durup nefes nefese kalmış gibi iki büklüm oldum.
“Bir an gelmeyeceksin sanmıştım.” İğneleyici bir soruydu. Özellikle Oscar için.
“Nasıl yani?” ben de Faust’un yanına çöktüm. Çok yorgun olduğuma inanmaları lazımdı.
“Tebrikler Melaena, sonuncu oldun.” Anlaşılan gayet de inandırmıştım. “Benimle birlikte Morrigan’a geleceksin.”
“Sizinle seyahat etmek benim için bir onurdur efendim.” Gülümsedim ancak karşımdakinde mimik dahi oynamamıştı. Bu ciddi yüzü prens olmak için biçilmiş kaftandı ama o benim yanımda asla prens olarak davranmazdı.
Adelia ve Faust gidecekleri yeri söylediklerinden dolayı ayaklandılar. “Güzel oyundu ama ben seyahatim için dinlenmek istiyorum. Tabi, hazırlanmak için de.” İkimiz de Adelia’yı onaylamak için hafifçe başımızı salladık. Oscar ancak ikisi görünürden uzaklaşınca konuşmaya başladı.
“Buraya saklanacağımı nasıl bilemezsin?” Oscar darılmışa benziyordu ama bunu onun için yapmıştım. Benim dışımda biriyle giderse o da rahat edemeyecekti. Ama bunu ona söyleyemezdim.
“Dikkatim dağılmış olmalı. Çabuk bitirmek istersin diye buraya gelip saklanacağını düşünmemiştim.” Yüzünde alaycı bir gülümseme belirmişti.
“Kapana kısıldığın saraydan ayrılıp istediğin yere gidebileceğini biliyorsun. Oyunun amacı buydu. Bunu sana sağlamak istedim. Ama sen yanı başındaki Morrigan’a gidiyorsun. Yaz zamanı bile diyarın en soğuk yerine… Sana bir tavsiye Mel, giysi seçimine dikkat et!”
Beni beklemeden yanımdan ayrıldı. Giderken omuz atacağını bile düşünmüştüm ama yapmadı. Bir prense yakışmazdı. Şu anda da tam olarak bu rolünü yerine getiriyordu. Bir süre arkasından gidişini izledim. Nefesimi düzenledikten sonra ben de oturduğum yerden kalkıp odama doğru ilerledim. Her adımımda Oscar’ın sinirli ifadesini düşünüyordum.

☆☆☆

Odama çıktığımda hâlâ Oscar’ın tepkisine takılmamaya çalışıyordum. Onunla geleceğime neden bu kadar takılmıştı anlamıyordum. Bazen Oscar’ı hiç anlayamazdım ve onu bu haliyle kabullenmem gerektiğini çok erken öğrenmem gerekmişti.
Oscar ile ilgili düşünceleri kafamdan uzaklaştırdım ve derin bir nefes aldım. Üstümü değiştirip daha rahat kıyafetlere kavuştum. Ardından kendimi yumuşacık yatağıma bıraktım. Şu an tek yapmak istediğim şey kral çağırana kadar uyuyabildiğim kadar uyumaktı. Bu yüzden her şeyi boşvermeye çalışıp koyunları saymaya başladım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

17okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.