3. bölüm / 8
Hançerin Yemini2
Bölümler 8Şu an: 2
- 1 11.253 kelime
- 2 …29 kelime
- 3 21.474 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 …54 kelime
- 5 32.030 kelime
- 6 …60 kelime
- 7 4503 kelime
- 8 …40 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gecenin bir vakti, tanıdık koridorlarda kralın çalışma odasına doğru arşınlıyordum. Görev yerlerimiz ve görev tanımlarımız ile ilgili detaylı bir açıklama yapılacaktı. Bu normaldi. Normal olmayan bunu gecenin bir vakti kral ile birlikte yapacak olmamızdı. Bu bize görevlerimizin sadece elçilikle sınırlı kalmayacağını işaret ediyordu. Bu düşünce beni ister istemez germişti.
Kafamda neler olabileceğine dair düşüncelerle doluyken koridordan esneme sesleri duydum. Kafamı seslerin geldiği yöne doğru çevirdim. Adelia durmadan esniyor, Faust ise ona her zamanki gibi sessizce eşlik ediyordu. Bana yetişmeleri için adımlarımı yavaşlattım.
“Şu an sıcacık yatağımda on beşinci rüyamı görüyor olabilirdim!” diye hayıflanıyordu Adelia. Onun bu haline kıkırdamadan edemedim. Her zaman böyle bir kızdı Adelia. Doğal halleri ile herkesi bir anda güldürebiliyordu. Bana doğru gelen kıza baktım.
Sarı uzun saçları dağınık bir şekilde toplanmıştı. Gözleri yarı kapalı şekilde olduğundan hayranlıkla baktığımız mor gözleri net görünmüyordu. Her hali ile şirin bir kızdı Adelia. Faust’un sürekli onunla beraber olmasına şaşırmıyordum bu yüzden. Birbirlerini tamamlıyorlardı. Adelia’nın yanında, onun hayıflanmalarını dinleyen çocuğa baktım.
Faust’un simsiyah saçları ve saçları ile aynı denebilecek gözleri vardı. Adelia’ya nazaran daha sessiz ve ciddi bir karakterdi. Ağzının kenarında ise yıllardır bulunan kesik ona yetmezmiş gibi daha sert bir görünüm kazandırıyordu.
Bana yetiştiklerinde Adelia’nın yavaşça koluna girdim ve kralın çalışma odasına önce kapıyı tıklatarak giriş yaptık. Kral daha gelmemişti. Toplantı vakitlerinde her zaman kraldan önce toplantı odasında bulunurduk. Kapı çalma formaliteden bir davranıştı.
İçeri doğru bakındım. Bizim ekipten sadece Lene eksikti. Anlaşılan uykucu olan sadece Adelia değildi. Bulduğumuz boşluklara doğru ilerleyip kalanları beklemeye başladık.
Çok geçmeden Lene de bize katıldı. Kralın daha gelmediğini gören Lene asık bir suratla, sanki hiç uykusu yokmuş gibi duran grup liderimiz Leon’un yanına doğru ilerledi.
“Şu toplantıları daha erken bir saate alamıyor muyuz acaba? Bazılarımızın güzellik uykuları bölünebiliyor da.” İç çekerek yakınıyordu bu durumdan Lene. Ona katılmadan edemedim doğrusu. Ne kadar asker olarak yetişsek de uyku, temel bir ihtiyaçtı.
Konuştuğu süreçte Lene’yi incelemeye başlamıştım. Normalde topladığı kızıl uzun saçları yataktan yeni çıktığını belli edercesine ensesinden aşağı uzanıyordu. Yeşilin gördüğüm en koyusu gözlerinin beyaz kısımlarında kırmızı damarları belli oluyordu. Belli ki gerçekten güzellik uykusunu alamamıştı.
“Adelia’da seninle aynı fikirde olmalı Lene!” diye seslendi Merit. O da en az Leon kadar uykusuz ve her an çarpışmaya hazır bir şekilde duruyordu.
Adelia kendisinden bahsedilince yarı kapalı gözlerini sonuna kadar açmıştı. “Kesinlikle Lene ile aynı fikirdeyim. Güzellik uykusunun önemini umarım hepiniz bir gün anlarsınız. Sence haksız mıyım Faust?” Adelia kafasını kaldırmış yanı başında dimdik bir şekilde dikilen Faust’a bakıyordu. Faust ise ona sadece dümdüz bakışlar göndermekle yetinmişti, uykusuz olmasa daha tepkili gözükebilirdi. Adelia tam daha şiddetli bir şekilde düşüncesini savunacakken Kral Nerthus çalışma odasına giriş yaptı.
Hepimiz uykulu olsak da hazır ola geçip olabileceğimiz en ciddi şekilde kralın söze başlamasını bekledik. Kral kısaca bizi selamlayıp ilerlemeye devam etti. Çalışma masasına varınca da üstündeki içki şişesine doğru uzandı. Kadehini doldururken söze girişmişti.
“Eminim çoğunuz sabahın erken saatlerinde yola çıkacak olmanıza rağmen sizi neden özellikle bu saatte topladığımı merak ediyorsunuzdur.”
Kadehini tereddütsüz tek dikişte bitirmişti kral. Kralı incelediğimde o da bizim gibi uykusuz görünüyordu.
İkinci kadehini doldurmasını sessizce izledik. Kral Nerthus, daha önce bizimle olan hiçbir toplantısında içki kullanmamıştı. Kendisinin saygın askerleri olarak yetişmemizden bize hep saygılı bir üslup ile yanaşmıştı, aksi bir duruma hiç maruz kalmamıştık. Bu yüzden şu an ki tavırları yabancıydı bizlere.
“Syn hakkında neler biliyorsunuz çocuklar?” Kralın sorusu üzerine birbirimize anlamsız bakışlar atmıştık. Şaşkın bakışlarımızı gören kral, alkolün de etkisi ile sırıtmaya başlamıştı.
“Bir şey bilmemeniz çok normal.” Çalışma masasının arkasında kalan ve neredeyse bir bütün duvarı kaplayan 7 kıtanın da bulunduğu haritaya yöneldi.
“Syn yani ‘Tanrı’nın Adaleti’, şimdi ismi unutulan yüce Tanrıların kutsamasına sahip bir hançerdir. Hançerin ilk olarak nereden geldiği ve tam olarak nasıl çalıştığı bilinmiyor. Elde ettiğimiz kısıtlı bilgiler ışığında ilk olarak Morrigan kıyısında bulunduğunu biliyoruz.”
Kral, elini Morrigan’ın kuzeyinde kalan Canavar Denizi üzerinde gezdirmeye başladı. “Üzerinde yapılan birtakım çalışmalar sonucunda Canavar Denizi’nin kötü enerjisi tarafından çok uzun yıllar boyunca beslendiği ortaya çıktı.”
Kral bakışlarını haritadan ayırarak bize taraf döndü. “Peki bu hançeri bu kadar özel ve önemli kılan nedir?”
Kral ikinci kadehini de bitirmişti. Bizlere merak dolu gözlerle bakıp bir yanıt bekliyordu. Ben sorunun cevabından çok kralın bunu neden anlattığını ve bunun elçilik görevlerimizle ne ilgisi olduğunu merak ediyordum.
Leon kralın sorusuna bir cevabı olacaktı ki “Eski Tanrılar, kutsal metinlerimizde geçtiği üzere ahlakın ve düzenin koruyucularıydı. Syn isminden de yola çıkarsak hançerin bir adalet getiren olacağını düşünüyorum.” şeklinde yanıtladı.
Kral Nerthus keyifle gülümsedi ve elindeki boş kadehi masanın üzerine bıraktı. “19 yaşında olmasına rağmen kralın özel askerlerine liderlik eden Leon, bu yaşta böylesi bir zekaya sahip olman takdire şayan doğrusu.” Leon kralın bu söyledikleri üzerine gurur dolu bir şekilde sırıttı.
“Syn ile aranızda ne gibi bir bağlantı bulunduğunu merak ediyor olmalısınız.” Kral çalışma masasına yaslandı ve bizlere bakmaya başladı.
“ Yıllardır dönemin en güçlü askerlerini alıp 7 kişilik bir elçi grubu kuruyorum biliyorsunuz. Sizlerin yetiştirilme amacı, aranızdan en iyi askerleri seçip diğer saraylarla dış politikalarımızda elçilik yapmanız. Ama asıl amaç ise gittiğiniz ülkelerde Syn’e dair ipuçları toplamak.”
Gecenin bir vakti duyduklarımı algılayamıyordum. Yıllarca yan yana başarılı birer asker, sonrasında kralın özel askerleri yani kralın elçileri olabilmek için çalışıyorduk. Ama aslında Kral Nerthus bizi bundan daha farklı, daha özel bir amaç uğruna hazırlıyormuş.
“Syn, bize Eski Tanrılar tarafından görevini kötüye kullanan Lordları cezalandırmak üzere kutsandı.” diye tekrar söze başladı Kral Nerthus. “Anlayacağınız üzere kötü ellere geçmemesi gereken bir silah bu. Astrea’nın kralı olarak bu hançeri bulup güvence altına almak da bizim sorumluluğumuz. Sizlerin görevi de bahsettiğim üzere elçilik görevi adı altında gittiğiniz kıtalarda hem politik ilişkilerimizi güvende tutmak hem de Syn’e dair bilgi toplamak.”
“Madem yıllardır 7 kişilik gruplar kuruluyor, biz niye bu gece bu odada 6 kişi olarak bulunuyoruz?” diye sordu Merit. Merit’in en sevdiğim ve en korktuğum özelliği de buydu. Karşısındaki Kral olsa bile cesur biriydi. Kimseden çekincesi yoktu. Kral sorusu üzerine Merit’e bakmaya başladı.
“Oscar’ın prens olduğu için farklı sorumlulukları bulunmakta. Dikkatinin dağılmaması için hançerden haberi olmaması gerekiyor. Sizi bu kadar geç bir saatte Prensten gizli bir şekilde toplamamın sebebi de buydu.” şeklinde açıklamasını yaptı Kral.
Masasının üzerinden bir kağıt aldı ve en yakınında duran Faust’a doğru uzattı. Kağıt teker teker aramızda gezmeye başladı. En son bana geçen kağıdı dikkatle incelemeye başladım. Kral’ın bize anlattığı hançerle ilgili bilgiler yazılıydı. Kağıtta hançerin olası bir çizimi de vardı. Kan kırmızısı renginden tüm gaddarlığı belli oluyordu. Korkutucu hikayesiyle birlikte çizimi bile tüyler ürperticiydi. Giderek incelen ucu aynı zamanda bir kavis yaparak yuvarlaklaşmasını ve daha fazla yüzeyinin keskin halde olmasını sağlıyordu. Kabzası uca doğru koyulaşıyordu. En dibi tüm her şeyi içine çekebilecekmişçesine siyahtı. Hepimiz okuduklarımızı ve duyduklarımızı aklımıza kazıdıktan sonra elimdeki kağıdı Krala uzattım.
“Hepiniz yazanları iyice ezberlediğine göre yarın Prens Oscar ile Morrigan’a seyahat edecek asker dışındakiler çıkabilir.” şeklinde kraldan komut aldık.
Herkes bir bir odadan çıktıktan sonra Kral ile koca çalışma odasında baş başa kalmıştım. İçeride ikimizin kalması bana Kralın çalışma odasının ne kadar büyük bir yer olduğunu tekrar hatırlatmıştı. Kralın çalışma odası da sarayın geneli şeklinde altın renkleri ile döşenmişti. Saray’ın kütüphanesi yetmezmiş gibi kralın çalışma odasında da bir kütüphane sayılabilecek kadar çok kitaplık ve kitap bulunuyordu. Buna rağmen içerisi hâlâ fazlasıyla ferahtı.
“Oscar ile gidecek olanın sen olduğuna neden şaşıramıyorum Melaena?” diye sordu Kral.
Sorduğu soruya açıkça cevap veremezdim. Hiçbir askerinin oğlu ile seyahat etmek istemediğini öğrenmek ve bunu dile getirmek hoş olmazdı. “Benim payıma düşen yer Morrigan oldu efendim.”
Kralın sorduğu sorular asla cevapsız kalmamalıydı. Bu kimsenin öğretmediği ama bu sarayda yetişmiş bizlerin erken yaşta öğrenmesi gereken yazısız bir kuraldı.
“Açıkçası Oscar ile gidecek kişi sen olduğun için içim rahat. Küçüklüğünüzden beri siz ikiniz fazlasıyla birbirinize yakındınız ve ne olursa olsun onu koruyacağını biliyorum. Ama bilmeni isterim ki diğerlerinden daha zor bir görevin var. Hem Syn ile ilgili bilgi toplamalı hem de Morrigan Lordu ile olan ilişkine dikkat etmen gerekecek. Ayrıca Oscar’a hiçbir şey belli etmemen gerekecek. Bunu yapabilecek misin Melaena?”
Kralın altın rengini andıran kehribar gözlerine cesurca baktım. Önemli bir görevi üstlendiğimi biliyordum bu yüzden tüm kararlılığımı Krala sergilemem gerekiyordu. “Hiçbir şüpheniz olmasın Kralım, görevimi eksiksiz bir şekilde yerine getireceğim.”
Verdiğim cevap yeterli gelmişti Krala “Vesper 17 yıl önce seni elinden tutup benim karşıma çıkardığında da sendeki potansiyeli görmüştüm.” dedi karşıdaki duvarı izleyen kral. Baktığı noktaya çevirmiştim ben de bakışlarımı. Duvarın üstünde Astrea’nın simgesi olan güneş sembolü duruyordu. Güneş, bizlere Astrea’nın kudretini ve aydınlık yolunu anlatıyordu. Yolunda yürüyenlerin aydınlık yolunu…
Kralın söyledikleri, göz teması kurmamasına rağmen tüylerimi diken diken etmeye yetmişti. Vesper beni hayatımın erken döneminde bulup kurtarmıştı ve hepimizi birer asker olarak yetiştiren kişiydi. Onun adı bir konuşmada geçiyorsa başarısız olmak bir seçenek bile değildi. Onun eğitimi asla başarısız olmazdı. Ben başarısız olamazdım.
“Çıkabilirsin asker.” Komutundan sonra Kralın çalışma odasından hızlı adımlarla ayrıldım.
Boş ve sessiz koridorlardan sessizce odama doğru gidiyordum. Kafam, bu gece konuşulan şeyler ve bizlere yüklenen misyonumuzla doluydu. Fazla düşünmek beni yormuştu. Bu yüzden durdum ve olduğum yerde derince bir nefes aldım. Gözlerim kapalıydı. Aklımdaki tek bir düşünceye odaklandım: Başarısız olamam.
Nefesimi verdim ve odama doğru ilerlemeye devam ettim. Yeni bir görev beni bekliyordu ve başarısızlık söz konusu olamazdı.
Bölüm etkileşimi
