Guardian kitap kapağı

3. bölüm / 20

Guardian

3 Bölüm Reenkarnasyon Güneş Saati

Vaveyla Yazarı: Snail Queen

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 20Şu an: 3 Bölüm Reenkarnasyon Güneş Saati

Burası Longcheng Üniversitesi'nin küçük bir yan kapısıydı.

Longcheng Üniversitesi, köklü bir geçmişe sahip prestijli bir eğitim kurumudur.

Okulun açılmasına çok az bir zaman kalmıştı. Normal şartlarda kampüsün insanla dolup taşması gerekirdi. Ancak diğer pek çok üniversite gibi Longcheng Üniversitesi de ana merkezini şehir dışındaki banliyölere taşımıştı. Şehir merkezinde kalan bu eski kampüs, yalnızca küçük bir idari işlev görüyordu. Ayrıca sadece birkaç fakülteden lisansüstü öğrencileri vardı; bu yüzden fazla öğrenci yoktu, fakat tek tük turistlere rastlamak mümkündü.

Zhao Yunlan, kucağındaki siyah kediyle bir öğrenci yurdunun kapısında durmuş, Guo Changcheng'i bekliyordu.

Dün gece alelacele karşılaştığı bu yeni stajyerin ortama pek de ayak uyduramadığını ancak şimdi fark edebilmişti. Guo Changcheng, boynunu ve omuzlarını büzmüş, başını utançtan sürekli öne eğmiş bir şekilde yürüyordu. Giydiği simsiyah yas kıyafeti yüzünden hantal durmuyordu ama uzaktan bakıldığında rüzgarda sallanan bir mantarı andırıyordu.

Zhao Yunlan gözlerini kıstı, onun gelişini izlerken kucağındaki siyah kediye sordu: "Sence Wang Zheng ona ne söyledi? Bu çocuğun yüzünde neden pavyona düşürülmüş gibi bir hüzün var?"
Siyah kedi tembelce esnedi: "Müdür Zhao, ciddi ol biraz."

Guo Changcheng, sanki dağa kaldırılmış bir çete reisi karısı gibi pısırık adımlarla Zhao Yunlan'ın önüne geldi ve kısık sesle konuştu: "...Olay yerine sizinle birlikte gelmem söylendi."

Zhao Yunlan kasten sordu: "Senin benimle gelmeni kim söyledi? Bizde elektrik faturalarını karşılayacak bütçe var, sesini biraz çıkararak konuşabilir misin?"

Guo Changcheng şiddetle titredi: "Wang... Wang... Wang..."
Daqing: "Miyav."

Zhao Yunlan hafifçe hayal kırıklığına uğramaya başlamıştı. Dün gece alelacele yanından geçip gitmişti; bu yeni meslektaşının tek bir kelime bile edemeyen biri olduğunu anlamaya fırsat bulamamıştı. Bu yüzden sesinde yapmacık ve baştan savma bir tonla konuştu: "Olay yerindeki durum nedir? Belki bir şeyler biliyorsundur? Burası maktulün kaldığı yurt binası, önce içeri girip bir bakalım."

Zhao Yunlan bunu söyleyip arkasını döndü ve yurda doğru yürüdü, ancak arkasından kimsenin gelmediğini fark etti. Döndüğünde Guo Changcheng'in, yurdun sert bakışlı nöbetçi teyzesine dik dik baktığını ve öylece kalakaldığını gördü.

Öfkesini bastırmak, sabırlı olmak zorundaydı; bir köpeğe seslenir gibi elini salladı: "Hâlâ ne dikiliyorsun kapıda? Ben selamımı verdim, rapor vermene gerek yok, gir içeri işte."

Bu sözleri söylemese daha iyiydi; Guo Changcheng bunu duyar duymaz kapının önünde dikleşti: "Rapor... Rapor veriyorum!"
Hemen ardından nasıl bir aptallık yaptığını fark etti; yüzü mosmor kesilmiş bir halde yurt kapısında dikilip kaldı.

"Bu aptal..." ifadesi, Zhao Müdür'ün stajyer hakkındaki ilk izlenimini mükemmel bir şekilde özetliyordu.

202 Numaralı Kız Öğrenci Odası, iki kişilik standart bir öğrenci odasıydı.

Siyah kedi Zhao Yunlan'ın kucağından fırladı, dolabın altını ve çevresini dikkatlice inceledi; sonunda pencere pervazına sıçrayarak başını eğip etrafı koklamaya başladı. Aniden başını çevirip şiddetle hapşırdı.

Guo Changcheng bir önceki gece çok korkmuş olsa da, gündüz gözüyle yaptığı gözlemler sayesinde yakışıklı patronunun gün ışığında bir gölgesi olduğunu fark etmişti. Gece vardiyasından çıkmış ve biraz yıpranmış görünse de karşısındaki adamın gerçekten bir insan olduğuna ikna oldu. Biraz rahatlayarak bir serseri gibi liderinin peşine takıldı.

Zhao Yunlan cebinden bir paket sigara çıkardı, ustaca bir dal çekip ağzında yaktı. Eğilip siyah kedinin kıçına vurarak kenara çekilmesini işaret etti, ardından pervaza biraz daha yaklaşarak gözlerini kıstı ve derin bir nefes çekti.

Sigaranın kokusu geniz yakmıyordu; nane ve ferahlatıcı bir bitki aroması, bir erkeğin üzerindeki hafif kolonya kokusuyla karışmıştı.

Bu koku insanı oldukça rahatlatıyor ve mutlu ediyordu — böyle pasaklı bir kılığa bürünmüş olsa da rüküşlüğünü ve havasını atmayı ihmal etmemişti.

Guo Changcheng, Zhao Yunlan'ın "Bak," dediğini duydu.

Sesi takip ederek başını eğdiği anda Guo Changcheng ürperdi — az önce bomboş olan pencere pervazında bir iz gördü... Bu, bir insan el kemiğinin bıraktığı izdi!

Zhao Yunlan sakince başını eğdi ve kokladı: "Balık kokusu yok, yaşlı bir kedinin bunu koklayamaması imkansız."

Siyah kedi ağzını açtı: "Değil mi ama?"

Guo Changcheng başını hızla çevirdi, boynu gıcırdadı; konuşan kediye boş gözlerle baktı, sinirlerinde garip bir uyuşma hissetti.

Zhao Yunlan dumanların arasında düşünceli bir şekilde başını salladı: "Korkarım değil; insanların canını yakabilecek şeylerde böyle bir koku olmaz."

Elini uzatıp pencereyi açtı, gözleri istemsizce Guo Changcheng'e kaydı. Çocuğun yüzünün solgunlaştığını, dünya görüşünün altüst olduğunu ve sinirlerinin düğüm düğüm olduğunu görünce onu biraz sıkıştırmak istedi. Zhao Yunlan, Guo Changcheng'e dönerek: "Çocuk, çık yukarı da pencerenin dışında ne var bir bak bakalım," dedi.

Guo Changcheng: "Ah..."

"Ne ah'ı, genç adam? Aklını başına al da geç bakalım!"

Guo Changcheng "gup" diye tükürüğünü yuttu, ikinci katın "yüksekliğine" baktı. O an dizlerinin bağı çözülmüştü ama dönüp Zhao Yunlan'a "Cesaret edemem" demek, iletişim becerisi neredeyse hiç olmayan bu çocuk için imkansız bir cesaret testiydi.
Sonunda zavallı çocuk çaresiz kaldı; pencereye adeta etli bir salyangoz gibi tırmandı. Uzun süre çömeldi, ayağa kalkmaya cesaret edemedi. Bütün gücüyle pencere parmaklıklarına tutunuyordu, sadece boynunu hareket ettirebiliyordu.

Başını var gücüyle çevirdi ve titreyerek etrafa baktı.

Aniden, açık cam penceredeki yansımayı net bir şekilde gördü. O anda Guo Changcheng'in tüm tüyleri dikleşti. Dehşet içinde camdaki yansımaya baktı... Camdaki silüet sadece kendisine ait değildi!

Camda bir insan iskeleti belirdi; inanılmaz bir şekilde onun çömeldiği yere uzanmıştı. İskeletin el kemiği doğrudan kendi bileğinin içinden geçip el izinin olduğu pervaza uzanıyor, odanın içine bakıyordu...

Guo Changcheng aniden başını eğdi ama orada hiçbir şey yoktu!
Bir an için gözlerinin gördüğünün mü yoksa aynadaki yansımanın mı sahte olduğunu anlayamadı; göğsü anında buz kesti, nefesi bile titremeye başladı.

Ardından iskeletin başını çevirdiğini gördü; gözleri yansıyan camdaydı. Guo Changcheng, kafatasının iki boş göz çukurunda bir insanın olduğunu fark etti.

O kişinin başında bir pelerin vardı, tüm bedenini siyah bir sis bulutu kaplamıştı ve elinde bir şey tutuyordu...

Elinde ne tuttuğunu net olarak göremeden, aşağıdan bir erkek sesinin şöyle dediğini duydu: "Hey, şu öğrenci! Duvarda ne yapıyorsun?"

Bu ses aniden yükselince zaten gergin olan Guo Changcheng'i şok etti. Pencere pervazında biraz yosun vardı ve yer kaygandı...
Zhao Yunlan hızla ileri atıldı, onu yakalamak için elini uzattı; ama kimi tutacağını şaşırdı, yakalayayım derken Guo Changcheng'in kasketi andıran saçlarını kavradı. Guo Changcheng anında "Auuu!" diye bir çığlık attı. Zhao Yunlan'ın elleri o an titredi ve çocuğu aşağı düşürdü.

Siyah kedi pervazda dikilmiş kuyruğunu sallıyordu: "Miyav—"
"Kahretsin," dedi Müdür Zhao söverek hızla merdivenlerden aşağı koştu, "Şu dünyanın nadide parçasına bak sen!"

Neyse ki aşağıdaki adam biraz insaflıydı; elini uzatıp Guo Changcheng'i tuttu, dosdoğru yere kapaklanmasını engelledi.

Narin yapılı bir adamdı. Yazın ortasında bile tertemiz, uzun kollu beyaz bir gömlek ve ütülü bir pantolon giymişti. Düzgün burnunun üzerinde çerçevesiz bir gözlük duruyordu, elinde ise bir ders planı vardı. Kibar ve tertemiz bir hali vardı, tüm varlığı buram buram entelektüel bir hava yayıyordu.

Guo Changcheng'e sordu: "İyi misin öğrenci? Bu yaptığı çok tehlikeli."

Guo Changcheng onu duymazdan geldi, hızla başını çevirip ikinci katın pencere pervazına baktı; orası hâlâ bomboştu, hiçbir şey yoktu.

Sanki pencereden sarkan o iskelet ve gözlerindeki siyah pelerinli adam sadece kendi halüsinasyonuydu. Guo Changcheng sonunda kıçının üzerine yere oturdu — bacaklarında derman kalmamıştı.

"Bileğin mi burkuldu? Dikkatli ol." Gözlüklü adam hafifçe eğildi ve sabırla konuştu: "Ayrıca okulda binalara tırmanmak yasaktır, yakalanırsan disiplin puanın düşer."

Guo Changcheng başını öne eğdi; kendisinin doğuştan işe yaramaz biri olduğunu hissetti. Bu dünyada yaşaması için muhtemelen hazır yemek yemekten başka bir çaresi yoktu. İkinci iş gününde bile çoktan akıl sağlığını kaybetmek üzereydi.

Zhao Yunlan hızla merdivenlerden aşağı koştu, Guo Changcheng'i ensesinden tuttu, küçük bir çocuk gibi kaldırıp ayağa dikti.

Dışarıdaki o şanlı imajını bozmak istemeseydi, gerçekten ayakkabısını çıkarıp bu stajyerin suratına patlatmak isterdi.

Bu yüzden kendini zorlayarak başını çevirmekten başka çaresi kalmadı, böylece görmek zorunda kalmayacaktı.

"Merhaba," dedi elini gözlüklü adama uzatarak, "Soyadım Zhao, polisteyiz. Sizin adınız nedir beyefendi?"

O anda gözlüklü adamın yüzünden bir şey geçti; sanki beklenmedik bir şok gibiydi ama çok kısa sürdü, insana kendi kuruntusuymuş gibi hissettirdi. Ardından gözlerini indirdi, Zhao Yunlan'ın elini kibarca ve düşünceli bir şekilde sıktı: "Soyadım Shen, Shen Wei. Bu okulda öğretmenlik yapıyorum. Kusura bakmayın, ben de az önce yaz tatili için okulda kalan bir öğrenci sanmıştım."

Shen Wei'nin elleri buz gibiydi; sanki dondurucudan yeni çıkarılmış bir ceset gibi. Zhao Yunlan dokunduğu anda afalladı, başını kaldırıp karşıdakine bakmaktan kendini alamadı. Bu kez Shen Wei'nin gözlüklerinin arkasındaki bakışlarla göz göze geldi.
Shen Wei bakışlarını hızla başka yöne çevirse de, Zhao Yunlan onun gözlerindeki ifadenin bir tuhaf olduğunu hissetti... Nasıl tarif edeceğini bilemiyordu ama kısacası bir yabancıya bakar gibi bakmıyordu.

Bir dedektif olarak —garip bir dedektif olsa bile— temel bir beceriye sahip olması gerekiyordu: İnsanları tanıma yeteneği.

Bu işte yüz körlüğü en büyük engeldi. Birini bir kez gördüyseniz, sadece bir anlık bakış bile olsa, ileride gerektiğinde onu mutlaka hatırlayabilmeliydiniz.

Bu yüzden Zhao Yunlan, bu adamı daha önce hiç görmediğinden emindi.

O sırada bir topa benzeyen devasa siyah kedi, hangi marka fare zehrini yediyse, sallana sallana geldi. Dosdoğru Shen Wei'nin ayaklarının dibine sokuldu, dikkatlice kokladı ve bacaklarına yapıştı. Birkaç tur attıktan sonra en sonunda ona doğru yumuşak ve cilveli bir şekilde miyavladı.

Bu kedi hazretleri normalde boğazına düşkün ve tembeldi; dünyadaki aptal insanlara her zaman yüce ve küstah bir tavırla tepeden bakardı. Daha önce hiç böyle... Bir kedi gibi davranmamıştı.

Zhao Yunlan bir an için kalakaldı. Siyah kedinin utanmazca Shen Wei'nin pantolonuna sürtündüğünü, en sonunda yüzsüzce başını kaldırıp gülünç derecede kısa ön patileriyle Shen Wei'nin dizine dokunduğunu ve hatta kucağa alınmak için yalvardığını gördü.

Shen Wei eğilip onu kucağına aldı. Siyah kedi adamın ellerinin soğukluğunu hiç umursamadı, aksine hafif bir "miyav" çıkarıp bir basketbol topu gibi adamın ellerinin arasında kıvrıldı. Yeşil gözleri, lenslerin arkasındaki gözlerle karşı karşıya geldi.

Zhao Yunlan ikisinin birbirine baktığı hissine kapıldı.

Bir süre sonra Shen Wei istemeye istemeye kediyi Zhao Yunlan'ın kucağına geri tıkıştırdı ve siyah kedinin kafasına hafifçe vurdu: "Bu kedi çok hisli, bir adı var mı?"

"Evet, adı Daqing," dedi Zhao Yunlan öylesine. "Lakabı Tombul, takma adı da Geberesice Şişko."

Siyah kedi bir "Auuh" sesi çıkardı, rüya gibi evcil hayvan modundan çıkıp tüylerini kabarttı ve Zhao Yunlan'ın patisine pençe attı.

"Ooo, insan tırmalıyor demek." Shen Wei gülümsedi, pençelerini havada yakaladı, eline alıp salladı. Siyah kedinin tırnakları ister istemez uysalca içeri çekildi ve dürüstçe Shen Wei'nin kafasını okşamasına izin verdi.

Shen Wei sordu: "Bu sabah okulda bir kaza olduğunu duydum. Maktulün bizim okuldan olduğuna emin misiniz?"

Patronunun bakışları altında Guo Changcheng cesaretini toplayarak bir dosya çıkardı, içinden bir kadın öğrencinin fotoğrafını ve öğrenci kimliğini alarak titreyen elleriyle Shen Wei'ye uzattı. Zorlukla konuştu: "Shen... Profesör Shen, siz... Merhaba, lütfen bir bakın, bu kişiyi hatırlıyor musunuz?"

*****

O bir beğeni uğruna devam ediyorum kitabın zaten 52 bölümü çevrildi, kitappad uygulamasında yayımlamıştım buruya da devam edicem, yeterki okuyup beğenin ♡

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

12okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18