12. bölüm · Gölgelerin Zehri
Sonsöz
Gölgeler sustu. Fısıltılar dağıldı. Kırmızı ay bir daha doğmadı. Şehirde insanlar artık geceleri korkusuz yürüyor, çocuklar sokaklarda kahkaha atıyor, vitraylardan sızan ışık sadece renkli değil, umut dolu.
Ben Liora, on altı yaşımın ötesinde, hâlâ aynı bahçede oturuyorum bazen. Annem saçlarımı okşuyor, babam elimi tutuyor. Onların gözlerinde hâlâ o ilk günkü ateş var; biraz yorgun, biraz yaralı ama hiç sönmemiş. Bazen annem babama bakarken durup “Seni hatırlıyorum,” diyor sessizce. Babam da gülümsüyor, “Ben hiç unutmadım,” diye cevap veriyor. O anlarda içim ısınıyor. Çünkü biliyorum: Aşk dediğin şey, lanetlerin bile kıramadığı tek gerçek.
Elowen gitti. Thorne’la buluştu. Acısı bitti. Belki bir yerlerde, gölgelerin ötesinde, birbirlerine sarılıp huzur buldular. Ben de onlara kızgın değilim artık. Onlar da bir zamanlar âşıktı. Sadece yollarını kaybettiler. Biz kaybettik mi? Hayır. Biz birbirimizi bulduk, tekrar tekrar.
Bu hikâyem genç bir kalbin hikâyesi. Karanlığın ortasında doğan ışığın, korkunun içinden çıkan cesaretin, acının ötesinde filizlenen sevginin hikâyesi. Gotik gölgeler arasında, eski taş duvarların arasında, kırmızı ayın altında başlayan bir aşk ve o aşkın her şeyi yendiği bir son.
Eğer bir gün sen de karanlıkta yalnız hissedersen, şunu hatırla: İçinde bir ışık var. Belki küçük, belki titrek. Ama o ışık, en derin gölgeleri bile dağıtır. Çünkü aşk, lanetlerin en büyüğünü bile kırar.
Ve biz… biz hâlâ buradayız.
Birlikte.
Sonsuza kadar.
•𝓶𝓰𝓩
