Bölümler 12Şu an: Sis İçinde Fısıltılar
- 1 Gölgelerin Zehri177 kelime
- 2 Karakterleri Tanıma132 kelime
- 3 Gölgelerin Fısıltısı1.715 kelime
- 4 Kanlı Gölgeler1.584 kelime
- 5 Sis İçinde Fısıltılar2.717 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 Kan Yemininin Mirası1.553 kelime
- 7 Gölgelerin Yeni Nefesi2.179 kelime
- 8 Bedelin Gölgesi793 kelime
- 9 Uyanan Hatıralar ve İlk Fısıltı807 kelime
- 10 Gölgelerin Uyanışı ve Unutulan Kökenler1.618 kelime
- 11 Son Seçim ve Sonsuz Işık615 kelime
- 12 Sonsöz211 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Veloria’nın gecesi hiç bu kadar karanlık olmamıştı.
Sis o kadar yoğundu ki sokak lambaları boğulmuş gibi parlıyordu. Kırmızı ay, bulutların arasından sızan kan rengi ışıkla şehri boyuyordu. Eski katedralin çanları çalmaya başladı , on iki kez. Gece yarısı. Lanetin saati.
Elara, malikânenin üst katındaki odadan pencereye yaslanmış, dışarıyı izliyordu. Siyah dantel elbisesi hâlâ üstündeydi, ama şimdi pelerin gibi bir şey giymişti , Kai’nin pelerini. Kokusu hâlâ üzerindeydi. Deri ve duman. Kalbi her nefeste sızlıyordu.
Oda kapısı açıldı. Kai içeri girdi. Siyah gömleği ıslaktı , yağmurda ıslanmıştı. Saçları alnına yapışmış, gözleri hâlâ hafif kızıl parlıyordu. Ama öfke yerine… endişe vardı.
“Gitmemelisin,” “Dışarısı tehlikeli”dedi.
Elara dönmedi. Pencereden bakmaya devam etti. “Tehlike her yerde. Senin yanında da.”
Kai bir adım attı. “Ben seni korurum.”
Elara acı bir gülümseme attı. “Beni korumak mı istiyorsun? Yoksa kontrol etmek mi?”
Kai durdu. Sessizlik ağırlaştı. Sonra yavaşça yaklaştı. Elara’nın arkasında durdu. Elleri omuzlarına gitti, ama sıkmadı. Sadece dokundu. Nazikçe.
“İkisi de,” diye fısıldadı. “Seni korumak istiyorum çünkü seni seviyorum. Ve kontrol etmek istiyorum çünkü seni kaybetmekten korkuyorum.”
Elara’nın gözleri doldu. Dönmedi. “Dört yıl önce de aynı şeyi söyledin. Ve gittin.”
Kai’nin nefesi Elara’nın ensesine değdi. “Gittim çünkü babamın adamları seni öldürecekti. Laneti tetikleyeceklerdi. Seni uzaklaştırdım ki yaşayasın.”
Elara’nın elleri pencere pervazını sıktı. “Yaşadım. Ama sensiz yaşadım. Her gün… içimde bir boşluk vardı. Gölgeler beni yutuyordu. Gücüm her gün biraz daha büyüyordu, ama yalnızdım.”
Kai’nin eli Elara’nın saçlarına indi. Parmakları yavaşça taradı. “Ben de yalnızdım,” dedi, sesi çatallı. “Her gece seni aradım. Şehrin her köşesini. Adamlarımı öldürttüm, düşmanlarımı yok ettim. Ama seni bulamadım. Ve sonra… gölgeler beni ele geçirdi. Kanım zehirlendi. Artık ben de… lanetliyim.”
Elara döndü. Yüz yüze geldiler. Mor gözler kızıl gözlerle çarpıştı.
“Ne kadar zamandır?” diye sordu Elara, sesi titrek.
Kai yutkundu. “Üç yıl. Sen kaybolduktan kısa süre sonra başladı. Gölgeler artık benim emrimde, ama beni de tüketiyor. Her kullandığımda… bir parça daha ölüyorum.”
Elara’nın eli istemsizce Kai’nin göğsüne gitti. Kalbinin üstüne. “Kalbin hâlâ atıyor,” diye fısıldadı.
Kai’nin eli Elara’nın elini kavradı. “Senin için atıyor.”
Bir an sessizlik. Sadece yağmurun cama vuruşu ve uzak çan sesleri.
Sonra Elara’nın sesi çıktı, küçük ve kırık: “Beni burada tutman… beni korumak mı, yoksa laneti hızlandırmak mı?”
Kai’nin yüzü acıyla buruştu. “Bilmiyorum,” diye itiraf etti. “Ama seni dışarı bırakırsam… babamın adamları seni bulacak. Ve bu sefer seni gerçekten öldürecekler.”
Elara’nın gözleri genişledi. “Onlar hâlâ yaşıyor mu?”
Kai başını salladı. “Eski Draven ailesinin sadık kalanları. Beni öldü sanıyorlar. Seni de. İntikam istiyorlar. Ve laneti biliyorlar. Onlar… laneti tetiklemek için her şeyi yaparlar.”
Elara’nın nefesi kesildi. “O zaman ne yapacağız?”
Kai’nin eli Elara’nın yanağına gitti. Başparmağı alt dudağını okşadı. “Birlikte savaşacağız,” dedi. “Lanet bizi ayırmaya çalışıyor. Ama biz… biz daha güçlüyüz.”
Elara’nın gözleri doldu. “Ya değilsek?”
Kai eğildi. Alnı Elara’nın alnına yaslandı. “O zaman birlikte ölürüz.”
Elara’nın elleri Kai’nin yüzüne gitti. Parmakları yanaklarında gezindi. “Böyle konuşma,” diye fısıldadı. “Ölmek istemiyorum. Seninle yaşamak istiyorum.”
Kai’nin gözleri kapandı. “Ben de.”
Dudakları birbirine değdi. Hafif. Yumuşak. Bu sefer ateş değil, özlem vardı. Öpücük derinleşmedi. Sadece sürdü. Dakikalarca. Yağmur sesi eşliğinde.
Sonra Kai geri çekildi. “Ama önce… sana bir şey göstermem lazım.”
Elara’nın kaşları kalktı. “Ne?”
Kai elini uzattı. “Gel.”
Elara tereddüt etti. Sonra elini tuttu. Parmakları kenetlendi.
Kai onu odadan çıkardı. Koridorda yürüdüler. Malikâne sessizdi. Sadece ayak sesleri yankılanıyordu. Aşağıya indiler. Bodruma değil , bu sefer daha derinlere. Eski taş merdivenlerden.
Bir kapıya geldiler. Kai kapıyı açtı.
İçeride… bir oda. Duvarlar aynalarla kaplı. Ortada eski bir taş masa. Masanın üstünde bir kitap , siyah deri kaplı, altın runelerle işlenmiş.
Kai kitabı açtı.
Sayfalar boş gibiydi. Ama Kai’nin parmağı bir sayfaya değdiğinde… harfler belirdi. Kan kırmızısı.
“Bu… kan yemini kitabı,” dedi Kai. “Babamın mirası. Lanet burada yazıyor.”
Elara yaklaştı. Okudu.
“Birbirlerini seven iki gölge dokuyucu… aşklarının zirvesinde biri diğerini yok edecek. Aşk tamamlanmadan önce, biri ölmezse… ikisi de yok olacak.”
Elara’nın elleri titredi. “Yani… kurtuluş yok mu?”
Kai’nin eli Elara’nın omzuna gitti. “Kurtuluş var,” dedi. “Ama bedeli büyük. Laneti kırmak için… bir fedakârlık lazım.”
Elara’nın gözleri Kai’ye döndü. “Ne fedakârlığı?”
Kai yutkundu. “Birimizin… gücünü tamamen bırakması. Gölgeleri terk etmesi.”
Elara dondu. “Benim gücüm… beni hayatta tutuyor. Sensiz kaldığım yıllarda… gölgeler beni korudu.”
Kai’nin yüzü acıyla buruştu. “Benim de. Ama eğer biri bırakmazsa… ikimiz de öleceğiz.”
Sessizlik.
Sadece aynalardaki yansımaları.
Sonra Elara’nın sesi çıktı, küçük ve kararlı: “O zaman ben bırakırım.”
Kai’nin gözleri genişledi. “Hayır.”
“Evet,” dedi Elara. “Sen Veloria’nın kralısın. Şehrin sana ihtiyacı var. Benimse… sadece sana ihtiyacım var.”
Kai’nin eli Elara’nın yüzünü kavradı. “Bunu yapmana izin vermem.”
Elara’nın gözleri parladı. Mor ışık. “Karar benim.”
Kai’nin dudakları titredi. “O zaman… birlikte karar verelim.”
Elara başını salladı. “Birlikte.”
Ama tam o anda oda titredi. Aynalar çatladı. Siyah dumanlar duvarlardan fışkırdı.
Lanet uyanmıştı.
Ve dışarıdan sesler geldi. Çığlıklar. Koşuşmalar.
Kai’nin yüzü sertleşti. “Geldiler.”
Elara’nın eli Kai’nin elini sıktı. “Kim?”
Kai’nin gözleri kızıldı. “Babamın adamları. Ve gölgeler… artık bizim değil.”
Oda karardı.
Ve gölgeler… saldırmaya başladı.
Oda karanlığa gömüldüğünde Elara’nın kalbi kulaklarında atıyordu. Aynaların çatırdayan sesi hâlâ kulaklarında yankılanıyordu. Siyah dumanlar duvarlardan fışkırıyor, tavana doğru kıvrılarak yükseliyordu. Lanetin sesi kesilmişti, ama yerine gelen sessizlik daha korkunçtu.
Kai, Elara’yı arkasına çekti. Bir eli Elara’nın elini sıkıca tutarken, diğer eli havaya kalktı. Parmakları kıvrıldı ve gölgeler onun emriyle harekete geçti. Siyah dumanlar duvarlardan kopup bir kalkan gibi etraflarını sardı. Ama bu sefer gölgeler… itaat etmiyordu. Kıvrılan dumanlar Kai’nin parmaklarının arasından sızıyor, sanki kendi iradesi varmış gibi geri çekiliyordu.
“Ne oluyor?” diye fısıldadı Elara, sesi titrek.
Kai’nin çenesi kasıldı. Gözleri tamamen kızıldı. “Lanet… bizi test ediyor. Ama bu sefer farklı. Sanki biri dışarıdan müdahale ediyor.”
Elara’nın gözleri genişledi. “Babamın adamları mı?”
Kai başını salladı. “Muhtemelen. Onlar laneti biliyor. Ve şimdi… gölgeleri kendi lehlerine çevirmeye çalışıyorlar.”
Tam o anda kapı patladı. Ahşap parçaları havaya uçtu. İçeri üç adam girdi. Siyah pelerinli, yüzleri maskeli. Ellerinde eski hançerler , runelerle işlenmiş, kan kırmızısı parlayan hançerler.
İlk adam öne çıktı. Maskesinin altından soğuk bir ses çıktı. “Kai Draven… ya da artık neysen. Babanın mirasını geri almaya geldik.”
Kai’nin dudakları kıvrıldı. Acımasız bir gülümseme. “Babanın mirası bende kaldı. Ve siz… sadece toz olacaksınız.”
Adam güldü. “Lanet seni de yutuyor. Biz sadece hızlandıracağız.”
İkinci adam Elara’ya baktı. Gözleri maskenin arkasından parladı. “Ve kız… o hâlâ hayatta. Mükemmel. Laneti tetikleyecek olan o.”
Elara’nın elleri titredi. Gölgeler parmaklarının ucunda kıvrıldı. “Bana dokunmayın.”
Üçüncü adam hançerini kaldırdı. “Dokunmayacağız. Sadece… seni Kai’nin önünde öldüreceğiz. O zaman lanet tamamlanır. Ve Veloria bizim olur.”
Kai hırladı. Gölgeler patladı. Siyah dumanlar adamlara doğru fırladı. Ama dumanlar yarı yolda durdu. Sanki bir duvar vardı. Rune’lü hançerler parladı ve gölgeleri geri püskürttü.
Kai’nin yüzü soldu. “Nasıl?”
İlk adam güldü. “Babanın son hediyesi. Bu hançerler… gölgeleri keser. Seni de keser.”
Elara’nın kalbi duracak gibiydi. “Kai…”
Kai ,Elara’yı arkasına daha sıkı çekti. “Sakın yaklaşmayın.”
Ama adamlar yaklaştı. Adım adım. Hançerler parlıyordu.
Elara’nın gözleri parladı. Mor ışık. Gölgeler ayaklarının dibinde yükseldi. Ama bu sefer farklıydı. Gölgeler… onu dinlemiyordu. Sanki lanet onları kontrol ediyordu.
“Hayır,” diye fısıldadı Elara. “Durun.”
Ama gölgeler dinlemedi. Siyah dumanlar Elara’nın ellerinden fışkırdı ,ama Kai’ye doğru. Sanki onu boğmak ister gibi.
Kai dondu. “Elara… ne yapıyorsun?”
Elara’nın gözleri korkuyla doldu. “Ben değilim… lanet!”
Gölgeler Kai’nin boğazına dolandı. Kai öksürdü. Elleri boğazına gitti. Ama bırakmadı. Elara’yı hâlâ arkasında tutuyordu.
Adamlar güldü. “Gördünüz mü? Lanet kendi işini yapıyor. Siz birbirinizi öldüreceksiniz. Biz sadece izleyeceğiz.”
Elara’nın gözyaşları aktı. “Kai… bırak beni. Kaç.”
Kai’nin gözleri kızıldı. “Asla.”
Gölgeler sıkılaştı. Kai’nin nefesi kesildi. Ama hâlâ ayaktaydı. Eli Elara’nın elini sıktı. “Seni… bırakmam.”
Elara’nın kalbi parçalandı. “Lütfen… bırak.”
Ama Kai bırakmadı. Aksine gölgeleri kendi gücüyle geri çekmeye çalıştı. Kendi kanından gelen gölgeleri. Kırmızı ışık parladı. Oda titredi.
Gölgeler çatıştı. Siyah ve kırmızı. İki güç.
Adamlar şaşırdı. “Nasıl?”
Kai’nin sesi hırıltılı çıktı. “Çünkü… onu seviyorum. Ve aşk… lanetten güçlü.”
Gölgeler yavaşladı. Siyah dumanlar geri çekildi. Elara’nın ellerinden koptu. Kai derin bir nefes aldı. Ama yorgundu. Dizleri titredi.
Elara ona sarıldı. “Kai…”
Kai gülümsedi. Zayıf ama gerçek. “Gördün mü? Birlikte… daha güçlüyüz.”
Ama adamlar durmadı. Hançerlerini kaldırdılar. “O zaman biz bitirelim.”
Tam o anda kapıdan bir gölge fırladı. Kızıl saçlı, yeşil gözlü.
Sera.
Elinde küçük bir kristal. Parlıyordu. Mor ışık.
“Uzak durun ondan!”
Kristal patladı. Mor ışık odayı doldurdu. Adamlar geri çekildi. Hançerler ellerinden düştü.
Sera ,Elara’ya koştu. “Elara! İyi misin?”
Elara başını salladı. “Sera… nasıl?”
Sera gülümsedi. “Senin gücünü hissettim. Kristal… eski bir koruyucu. Laneti kısa süreliğine bastırır.”
Kai, Sera’ya baktı. “Teşekkürler.”
Sera kaşlarını çattı. “Teşekkür için erken. Adamlar dışarıda daha fazla. Ve gölgeler… hâlâ uyanık.”
Elara’nın eli Kai’nin elini sıktı. “Ne yapacağız?”
Kai ayağa kalktı. Yorgundu ama kararlıydı. “Şehre iniyoruz. Lanetin kaynağını bulacağız. Eski katedralin altında… babamın gizli odası var. Orada cevap olabilir.”
Elara yutkundu. “Tehlikeli.”
Kai’nin gözleri Elara’ya döndü. “Seninle olduğum sürece… tehlike yok.”
Sera iç çekti. “O zaman gidelim. Ama dikkatli olun. Gölgeler artık tarafsız değil.”
Üçü birlikte odadan çıktı. Koridorlar sis içindeydi. Malikânenin kapısından dışarı adım attıklarında… Veloria onları bekliyordu.
Sis sokakları kaplamıştı. Uzakta çığlıklar. Kırmızı ay daha parlaktı. Ve gölgeler… fısıldıyordu.
“Geliyoruz,” diyorlardı.
Elara’nın eli Kai’nin elini bırakmadı.
Ve birlikte… sise daldılar.
Sis Veloria’nın sokaklarını bir battaniye gibi örtmüştü. Kırmızı ayın ışığı sis üzerinden sızıyor, taş kaldırımları kan rengi lekelerle boyuyordu. Eski katedrallerin gölgeleri uzuyor, sanki ellerini uzatıp geçenleri yakalamak ister gibiydi. Rüzgâr uğulduyor, uzaklardan çığlık sesleri geliyor, ama hepsi sis tarafından yutuluyordu. Şehir canlanmıştı , lanetli, tehlikeli, ama aynı zamanda büyüleyici.
Elara, Kai ve Sera malikâneden çıkıp sokağa adım attıklarında, soğuk bir ürperti sırtından geçti. Elinde küçük bir fener vardı , Kai’nin verdiği, runelerle işlenmiş bir fener. Işığı mor renkteydi, gölgeleri uzak tutuyordu. Ama ne kadar süreceği belli değildi.
Kai önden gidiyordu. Adımları kararlı, gözleri etrafı tarıyordu. Siyah paltosu rüzgârda dalgalanıyor, saçları alnına yapışmıştı. Elara’nın eli hâlâ onun elindeydi , parmakları kenetlenmiş, ayrılmak istemiyor gibi. Sera arkalarından geliyor, elinde kristalin kalıntılarıyla oynuyordu. Yüzü solgun ama kararlıydı.
“Eski katedrale ne kadar var?” diye sordu Elara, sesi fısıltı gibi. Kalbi hızlı atıyordu. Her adımda gölgeler ayaklarının dibinde kıpırdanıyor, sanki onları takip ediyorlardı.
Kai dönüp baktı. Gözleri hâlâ hafif kızıldı. “Beş sokak ötede. Ama sis… bizi yavaşlatıyor.”
Sera yaklaştı. “Ve adamlar… nerede olduklarını bilmiyoruz. Kristalim kırıldı, ama güçlerini hâlâ hissediyorum. Yakındalar.”
Elara’nın midesi düğümlendi. “Ya bizi bulurlarsa?”
Kai’nin eli Elara’nın elini sıktı. “Bulurlarsa… savaşırız.”
Ama sesinde bir tereddüt vardı. Elara onu hissediyordu. Kai yorgundu. Gölgeler onu tüketiyordu. Elara’nın da gücü azalıyordu , her kullanımda bir parça daha ruhundan kopuyordu.
Bir köşeyi döndüler. Önlerinde eski bir meydan açıldı. Ortada bir heykel ,Veloria’nın kurucusu, taş bir adam, elinde hançer. Ama heykelin gölgesi… kıpırdanıyordu. Sanki canlıymış gibi.
Sera durdu. “Durun. Bir şey var.”
Elara’nın gözleri meydanın köşesine kaydı. Sis arasından siluetler belirdi. Üç adam. Maskeli, pelerinli. Hançerleri parlıyordu.
Kai homurdandı. “Geldiler.”
Adamlar yaklaştı. İlk adam hançerini kaldırdı. “Kaçış yok, Draven. Lanet seni de yutacak.”
Kai’nin gözleri parladı. Gölgeler ayaklarının dibinde yükseldi. “Deneyin bakalım.”
Siyah dumanlar fırladı. Adamlara doğru. Ama hançerler parladı. Gölgeleri kesti. Dumanlar dağıldı.
Elara’nın kalbi duracak gibiydi. “Kai… dikkat et.”
Kai öne atıldı. Eli havaya kalktı. Kırmızı ışık patladı. Gölgeler bu sefer daha güçlüydü , kanından gelen güç. İlk adamı yakaladı, boğazına dolandı.
Adam öksürdü. Hançeri düştü.
Ama ikinci adam Sera’ya atıldı. “Kızı alalım!”
Sera geri çekildi. Elinde yeni bir kristal ,küçük, ama parlıyordu. Kristali adama fırlattı. Mor ışık patladı. Adam yere yığıldı, titreyerek.
Üçüncü adam Elara’ya döndü. “Sen… lanetin anahtarı sensin.”
Elara’nın elleri titredi. Gölgeler parmaklarının ucunda kıvrıldı. “Yaklaşma.”
Ama gölgeler… itaat etmedi. Sanki lanet onları kontrol ediyordu. Dumanlar adama doğru değil, Elara’ya doğru döndü. Bileklerine dolandı. Soğuk, yapışkan.
Elara inledi. “Hayır…”
Kai döndü. Gözleri genişledi. “Elara!”
Gölgeler Elara’yı yere çekti. Taşlara yasladı. Soğukluk tenine işledi. Gözleri bulanıklaştı.
Sera koştu. “Kristal… laneti bastır!”
Ama üçüncü adam Sera’yı yakaladı. Hançerini boğazına dayadı.
Kai hırladı. İlk adamı yere serdi, ikincisini tekmeledi. Ama gölgeler Elara’yı bırakmıyordu.
“Kai…” diye fısıldadı Elara. Sesi zayıftı. Gölgeler boğazına yükseliyordu.
Kai Elara’ya koştu. Elleri Elara’nın bileklerine gitti. Gölgeleri çekmeye çalıştı. Kırmızı ışık parladı. “Bırak onu!”
Gölgeler çatıştı. Siyah ve kırmızı. Meydan titredi. Heykelin taşı çatladı.
Adam Sera’yı itti. Hançerini Kai’ye fırlattı.
Kai dönmedi. Gözleri Elara’daydı. Hançer sırtına değdi , ama gölgeler onu durdurdu. Kai’nin gücü.
Adam şaşırdı. “Nasıl?”
Kai’nin sesi hırıltılı çıktı. “Çünkü… onu seviyorum.”
Gölgeler dağıldı. Elara derin bir nefes aldı. Ayağa kalktı.
Sera adamı tekmeledi. Adam yere yığıldı.
Meydan sessizleşti. Sadece rüzgâr.
Kai Elara’yı kendine çekti. Sarıldı. Elleri sırtında. “İyi misin?”
Elara başını salladı. Gözyaşları aktı. “Teşekkürler.”
Kai’nin dudakları Elara’nın saçına değdi. “Sensiz… yapamam.”
Sera yaklaştı. “Şimdi katedrale. Çabuk.”
Üçü koştu. Sis onları yutuyordu. Ama katedralin kuleleri önlerinde belirdi. Eski, gotik, sis içinde hayalet gibi.
Kapıya ulaştılar. Kai kapıyı itti. Açıldı.
İçeriye girdiler. Karanlık. Mumlar yanmıyordu. Ama altarın üstünde… bir ışık. Kırmızı.
Kai durdu. “Burası… babamın yeri.”
Elara’nın eli titredi. “Ve lanetin kaynağı.”
Ama tam o anda altar titredi. Bir ses duyuldu. Eski, derin.
“Hoş geldiniz… kurbanlar.”
Gölgeler altarın etrafında yükseldi.
Ve bir siluet belirdi. Babasının hayaleti? Hayır. Daha kötü.
Bir adam. Yaşlı, ama güçlü. Gözleri kızıldı.
“Baba?” diye fısıldadı Kai.
Adam güldü. “Hayır. Ama onun mirası. Ve lanet… benim.”
Elara’nın kalbi durdu. “Kimsin?”
Adam yaklaştı. “Lanetim. Ve sonunuz.”
Gölgeler onlara doğru fırladı.
Ve katedral… titredi.
Katedralin içi buz gibiydi. Altarın taşları nemli, hava eski mum kokusuyla doluydu. Kırmızı ışık altarın üstünden sızıyor, duvarlardaki vitray camları kan rengi parlatıyordu. Adam , lanetin somut hali gibi duran adam , altarın önünde duruyordu. Yaşlı ama güçlü, gözleri kızıl, pelerini sis gibi dalgalanıyordu. Elleri havada, parmakları kıvrık, sanki gölgeleri ip gibi çekiyordu.
Kai ,Elara’yı arkasına çekti. Sera yanlarında durdu, eli cebinde, yeni bir kristal arıyordu. Ama kristallerin gücü tükenmişti. Gölgeler altarın etrafında yükseliyor, siyah dumanlar tavana doğru kıvrılarak bir girdap oluşturuyordu.
Adam güldü. Sesi yankılandı, katedralin kubbesi altında çoğaldı. “Draven’ın oğlu… ve gölge kızı. Lanet sizi buraya getirdi. Mükemmel.”
Kai’nin sesi sert çıktı. “Kimsin sen? Babamın hayaleti misin?”
Adam başını salladı. “Hayır. Babandan daha eskiyim. Ben lanetin kendisi. Veloria’nın kan yeminini yazanım. Yüz yıllardır burada bekliyorum. Aşkınız… beni uyanık tutuyor.”
Elara’nın kalbi hızlandı. “Ne istiyorsun?”
Adam’ın gözleri Elara’ya kaydı. Mor gözlerle kızıl gözler çarpıştı. “Tamamlanmayı. Yemin tamamlanmalı. Biriniz diğerini yok etmeli. Yoksa şehir… yok olur.”
Sera öne çıktı. “Yalan söylüyorsun. Lanet kırılabilir.”
Adam güldü yine. “Kırılabilir. Ama bedeli var. Gücünüzü bırakacaksınız. Gölgeleri terk edeceksiniz. Ama hanginiz? Kral mı? Yoksa kız mı?”
Kai’nin eli Elara’nın elini sıktı. Parmakları terliydi. “Hiçbirimiz.”
Adam’ın parmakları kıvrıldı. Gölgeler patladı. Siyah dumanlar altar’dan fışkırdı, onlara doğru akın etti.
Kai öne atıldı. Elleri havaya kalktı. Kırmızı ışık patladı. Gölgeler çarpıştı , siyah ve kırmızı. Katedral titredi. Vitray camlar çatırdadı. Parçalar yere yağdı.
Elara’nın gözleri parladı. Mor ışık. Gölgeler parmaklarının ucunda kıvrıldı. Ama korkuyordu. Gücü her kullanımda azalıyordu. İçinde bir boşluk büyüyordu.
“Sera!” diye bağırdı Elara. “Kristal!”
Sera cebinden son kristali çıkardı. Küçüktü, ama parlıyordu. Kristali yere fırlattı. Mor ışık yayıldı. Gölgeler geri çekildi. Kısa süreliğine.
Adam homurdandı. “Küçük oyunlar. Ama yetersiz.”
Eli havaya kalktı. Bu sefer gölgeler Elara’ya doğru fırladı. Siyah dumanlar bileklerine dolandı, onu altar’a çekti.
Elara inledi. “Kai!”
Kai koştu. Gölgeleri kesti. Kırmızı ışıkla. Ama adam’ın gücü daha güçlüydü. Kai yere yığıldı. Dizleri üstüne. Nefesi kesik kesikti.
Sera adam’a atıldı. Ama gölgeler onu da yakaladı. Duvara yasladı.
Adam altar’ın önünde durdu. Elara’yı altar’a çekti. Taş soğuktu. Elara’nın sırtı taşa değdi. Gölgeler boğazına dolandı.
“Şimdi,” diye fısıldadı adam. “Aşkınızı tamamlayın. Öldür onu, Draven. Veya o seni öldürsün.”
Kai ayağa kalktı. Titreyerek. Gözleri kızıldı. “Asla.”
Ama gölgeler Kai’yi de çekti. Elara’nın yanına. Elleri Elara’nın boğazına gitti – istemsizce.
Elara’nın gözleri korkuyla doldu. “Kai… dur.”
Kai’nin sesi kırık çıktı. “Duramıyorum… lanet… beni kontrol ediyor.”
Elara’nın gözyaşları aktı. “Seni seviyorum,” diye fısıldadı. “Lütfen… savaş.”
Kai’nin parmakları boğazında sıkıldı. Ama gözleri doluydu. “Seni… seviyorum.”
Tam o anda bir ses duyuldu. Dışarıdan. Kapı patladı.
Luka içeri girdi. Arkasında adamlar. Kai’nin sadık adamları.
“Patron!”
Luka’nın eli havaya kalktı. Elinde bir hançer ,rune, ama farklı. Mavi ışıklı.
Hançeri adam’a fırlattı. Mavi ışık patladı. Gölgeler dağıldı.
Adam inledi. Geriledi. “Bu… nasıl?”
Luka gülümsedi. “Eski bir sır. Draven ailesinin gerçek mirası. Laneti kırmak için.”
Gölgeler dağıldı. Elara derin nefes aldı. Kai’nin elleri boğazından çekildi.
Adam altar’ın arkasına çekildi. “Bu bitmedi. Lanet… devam eder.”
Sonra sis gibi kayboldu.
Katedral sessizleşti. Sadece nefes sesleri.
Kai Elara’yı kucakladı. Sarıldı. Elleri sırtında. “İyi misin?”
Elara başını salladı. Gözyaşları Kai’nin omzuna aktı. “Evet. Sen?”
Kai’nin sesi boğuk çıktı. “Evet. Ama… bitmedi.”
Luka yaklaştı. “Patron, o adam… lanetin gardiyanı. Ama hançer… laneti zayıflattı. Şimdi zamanımız var.”
Sera ayağa kalktı. “Ne kadar zaman?”
Luka omuz silkti. “Birkaç gün. Ama şehir… hâlâ tehlike altında.”
Elara Kai’ye baktı. “O zaman ne yapacağız?”
Kai’nin gözleri parladı. “Kurtuluşu bulacağız. Birlikte.”
Ama tam o anda katedralin kapısı tekrar açıldı. Sis arasından bir siluet belirdi.
Bir kadın. Yaşlı, ama tanıdık.
Kai dondu. “Anne?”
Kadın yaklaştı. Gözleri kızıldı. “Oğlum… lanet benim yüzümden. Ve şimdi… gerçeği söyleme zamanı.”
Elara’nın kalbi durdu.
Ve gölgeler… yeniden fısıldamaya başladı.
Bölüm etkileşimi
