Bölümler 12Şu an: Son Seçim ve Sonsuz Işık
- 1 Gölgelerin Zehri177 kelime
- 2 Karakterleri Tanıma132 kelime
- 3 Gölgelerin Fısıltısı1.715 kelime
- 4 Kanlı Gölgeler1.584 kelime
- 5 Sis İçinde Fısıltılar2.717 kelime
- 6 Kan Yemininin Mirası1.553 kelime
- 7 Gölgelerin Yeni Nefesi2.179 kelime
- 8 Bedelin Gölgesi793 kelime
- 9 Uyanan Hatıralar ve İlk Fısıltı807 kelime
- 10 Gölgelerin Uyanışı ve Unutulan Kökenler1.618 kelime
- 11 Son Seçim ve Sonsuz Işık615 kelime · Okuduğun bölüm
- 12 Sonsöz211 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Liora’nın Kendi Dilinden...
Ben Liora. On altı yaşımın tam doğum günü. Malikânenin bahçesinde duruyorum, ellerimde hâlâ o kırık kolyenin parçaları. Annem Elara sağımda, babam Kai solumda. Sera ve Luka arkamızda, kılıçları ve kitapları hazır. Hava ağır, sis kalın, kırmızı ay tepemizde parlıyor sanki son kez veda eder gibi. Gölgeler sokaklarda dans etmiyor artık; hepsi burada toplanmış, malikânenin etrafında bir halka oluşturmuş. Fısıltılar artık net, kulaklarımda çınlıyor: “Bedel ödenecek.”
Ama ben korkmuyorum. Çünkü her şeyi gördüm. Rüyalarımda, vizyonlarım da, Elowen’in Gölgelerin Kraliçesi’nin her acısını, her zaferini, her gözyaşını yaşadım. O benim kanımda. Ben onun devamıyım. Ama aynı zamanda annemin ışığıyım, babamın gücüyle yoğrulmuşum. Ben farklıyım.
Doğum günümün ilk ışıkları doğarken kale kalıntısına doğru yürüdük. Orman bizi içine aldı, dallar yol açtı sanki. Rüyalarımda gördüğüm yol buydu, aynı nem, aynı çamur kokusu, aynı sessizlik. Kaleye vardığımızda kapı yoktu yine, ama bir boşluk vardı. İçeri girdik.
Orta salonda Elowen bekliyordu. Gerçek haliyle. Siyah elbisesi gölgelerden örülmüş gibi dalgalanıyordu, mor tacı başında parlıyordu, gözleri siyah boşluklar. Ama yüzünde bir yorgunluk vardı, bin yıllık bir yorgunluk.
“Hoş geldin, torunum,” dedi. Sesi derin, ama kırık. “Kökenini buldun. Şimdi seç.”
Etrafımızda gölgeler yükseldi. Şekil aldılar: Thorne’un silueti, eski Voss ataları, kaybedilen aşklar. Hepsi izliyordu.
Annem elimi sıktı. “Liora ne hissediyorsun?”
Derin bir nefes aldım. “Her şeyi. Acıyı. Aşkı. Öfkeyi. Ama en çok sevgiyi.”
Elowen yaklaştı. Eli uzandı, soğuk parmakları çeneme değdi. “Seç. Aşkı bırakırsan, güç tamamen senin olur. Şehir senin, gölgeler senin. Sonsuz yaşarsın. Ya da aşkı seç, ama bedelini öde. Hatıralar silinecek yine. Belki bu sefer herkes unutacak.”
Babam öne çıktı, gözleri kızıl parlıyordu. “Asla. Kızımı alamazsın.”
Elowen güldü, ama gülüşü acı doluydu. “Ben almayacağım. O seçecek.”
Gözlerimi kapattım. Rüyalar akıp gitti zihnimden son kez. Elowen’in Thorne’u kaybettiği geceyi gördüm tekrar. Çığlığını duydum. Sonra annemle babamın ilk öpücüğünü. Bebekken kucağımda hissettiğim sıcaklığı. Bahçede babamın bana kılıç öğrettiği günleri. Annemin saçlarımı okşadığı geceleri. Hepsi oradaydı. Aşk oradaydı.
Gözlerimi açtım. “Seçiyorum,” dedim. Sesim titremedi.
Elowen’in gözleri büyüdü. “Ne?”
“Aşkı. Ailemi. Seni değil.”
O an içimdeki ışık patladı. Mor, beyaz, altın karışımı bir ışık. Gölgeler geri çekildi. Elowen inledi. “Nasıl?”
“Çünkü sen yalnız kaldın,” dedim. “Aşkı kaybettin ve acıya dönüştün. Ama biz kaybettik mi? Hayır. Annem babamı unuttu bir süre, ama geri geldi. Çünkü aşk silinmez. Sadece bekler.”
Işık büyüdü. Elowen’in bedeni titredi. Gölgeler dağıldı. Thorne’un silueti öne çıktı, elini uzattı. Elowen’in gözleri doldu. İlk kez gözyaşı aktı siyah gözlerinden.
“Thorne” diye fısıldadı.
Thorne gülümsedi. “Bekledim seni. Sonsuza kadar.”
Elowen Thorne’un elini tuttu. Işık onları sardı. Bedeni yavaşça dağıldı, gölgeler temizlendi. Son sözü bana oldu:
“Teşekkür ederim torunum. Lanet bitti.”
Kırmızı ay söndü. Sis kalktı. Orman aydınlandı. Güneş doğdu, gerçek güneş.
Malikâneye döndük. Hepimiz yorgunduk ama mutluyduk. Annem babama sarıldı, dudakları buluştu. Derin, uzun, özlem dolu bir öpücük. Ben izledim, gülümsedim. Onların aşkı hâlâ ilk günkü gibi ateşli, hâlâ saf.
O gece bahçede oturduk. Yıldızlar parlıyordu. Annem saçlarımı okşadı.
“Anlat artık,” dedi. “Senin dilinden. Bütün hikâyeyi.”
Başladım. Kendi sesimle.
“Her şey bir lanetle başladı. Kırmızı ay, fısıltılar, gölgeler. Büyük büyükannem Elowen aşkı için gölgelerle anlaştı, ama bedelini ödedi. Thorne’u kaybetti. Lanet başladı. Nesiller boyu aşk bedel ödedi. Annem Elara ve babam Kai karşılaştı. Aşkları laneti kırdı neredeyse. Ben doğdum. Işığım laneti uyandırdı ama aynı zamanda kırdı.
Rüyalarımda her şeyi gördüm. Acıyı, sevgiyi, kökeni. On altı yaşımda seçim yaptım. Aşkı seçtim. Ailemle, sizlerle. Gölgelerin Kraliçesi’ni serbest bıraktım. O da gitti. Thorne’la buluştu. Lanet tamamen bitti.
Şimdi buradayız. Şehir huzurlu. Gölgeler yok. Sadece biz varız.
Ve biliyorum ki, aşkımız sonsuza kadar sürecek. Çünkü biz kaybettik mi? Hayır. Biz kazandık.”
Babam elimi tuttu. “Sen bizim zaferimizsin, Liora.”
Annem gözyaşlarıyla gülümsedi. “Ve senin hikâyen daha yeni başlıyor.”
Gözlerimi gökyüzüne kaldırdım. Yıldızlar arasında bir mor ışık parladı. Benim ışığım.
Gölgeler fısıldamıyordu artık.
Sadece rüzgâr vardı. Ve aşk.
Sonsuza kadar.
Bölüm etkileşimi
