5. bölüm · GÖLGE TARİKATI

5. BÖLÜM – Sis Kapanınca

Nova Takasugi

Kulübenin içi yaratığın yok oluşundan sonra daha da soğuk gelmişti. Riven, siyah dumanın tamamen yerden çekilmesini izledi, ardından bakışları hemen duvarlara, gölgelere, izlere kaydı.

Aren ise hâlâ nefesini düzenliyordu. Riven’ın kılıç ritmine ayak uydurmak düşündüğünden daha fazlaydı.

Riven, kulübenin arka duvarındaki çürümüş tahtaları yokladı. Bir tanesi… normal değildi.

Aren kaşlarını kaldırdı. “Ne buldun?”

Riven cevap vermedi. Sadece tahta paneli çekip yere bıraktı. Arkasında karanlığa inen dar bir tünel vardı. Eski, toprak kokulu, büyü tortusu taşıyan bir geçit.

Aren eğilip baktı. “Burası… Kael’in çalıştığı yer olabilir.”

“Olabilir,” dedi Riven. Ve hiç tereddüt etmeden karanlığa adım attı.

Aren içini çekti. “Beni beklemeyi hiç düşünmüyor tabii…”

Yine de arkasından girdi.

---

Tünel

İçerisi sadece karanlık değildi. Karanlık tıslıyordu.

Riven adımlarını daha da sessizleştirdi, nefesini yüzeye yakın tutarak ilerledi. Aren ise onun ritmine ayak uydurmak için dikkat kesildi.

Bir süre sonra tünelin duvarlarında kazınmış işaretler belirdi. Aynı lanetin sembolleri. Aynı siyah büyü izleri.

Aren fısıldadı: “Biri bunları… bilinçli olarak kullanmış.”

Riven kısa bir an durdu. “Kael değildi.”

“Emin misin? Bağlantı kurmuş sonuçta.”

Riven, duvardaki işaretin üzerindeki yanık dokuyu okşadı. Soğuktu. Çok eskiydi. Kael’in ölümüne yakın değil.

“Bu iz… aylar öncesine ait.”

Aren’ın yüzü ciddileşti. “Yani o sadece bir tuzağın içindeki piyondu.”

Riven başını salladı—daima bildiğini onaylayan kısa bir harekettir bu.

Aren devam etti: “Peki asıl fail—”

Bir ses, konuşmasını böldü.

Tak.

Taşın kayması. Sonra hırıltı.

Aren refleksle kılıcına uzandı ama gölge, karanlıktan fırlayan yaratık o kadar hızlıydı ki Aren daha hazırlanamadan üzerine atıldı.

Aren bedenini geri çekti ama tünel dardı. Yaratığın pençesi omzuna indi.

Aren’ın nefesi kesildi.

Yaratık ikinci hamleyi yapmadan—

ÇAT!

Riven yaratığın boynuna tek elle vurdu. Ardından kılıcı ters tutarak göğüs kafesinden içeri daldırdı. Bir anda, yaratık siyah bir çığlıkla geriye savruldu.

Aren yere diz çökerken nefes nefese: “B-ben… görmedim bile.”

Riven, yaratığın tamamen eridiğini görünce bir an durdu. Bunu söylemekten hoşlanmasa da… söylemesi gerektiğini hissetti.

“Dikkatin dağıldı,” dedi.

Aren acıyla güldü. “Öyle görünüyor…”

Riven göz ucuyla Aren’ın omzuna baktı. Pençe yarası yüzeysel değildi.

Aren yüzündeki gülümsemeyi silmeye çalıştı. “Endişelenme, iyiyim.”

Riven’ın yüz ifadesi değişmedi. Ama bir şey oldu.

İçinde… bir sıkışma. Kesik bir nefes. Kendi tanımlayamadığı bir şey.

Korku değildi. Öfke değildi. Ama… Aren’ın ölmesi fikrinin onda yarattığı bir rahatsızlık vardı.

Bu, Riven’ın alışık olmadığı bir duyguydu. Ve bu bilinmezlik… onu rahatsız etti.

Aren ise onun bakışlarını yakalayınca hafifçe yumuşadı. “Beni kurtardın… teşekkürler.”

Riven hemen başka tarafa baktı. “Görevi riske atmanı istemedim.”

Aren hafifçe gülümsedi. “Tabii. Sadece görev.”

Riven ters ters baktı. “Evet. Başka ne olacaktı?”

Aren bir şey söylemedi. Sadece onun önünden yürüdü, dar tünelde kendi nefesinin sıcaklığını saklamaya çalışarak.

Riven ise arkasından bakarken istemeden bir şey fark etti:

Aren’ın omzundan hâlâ kan damlıyordu. Ve bu görüntü, bilmediği bir ağırlık bıraktı içinde.

Sanki bu çocuk biraz fazla… kırılgandı. Ve bu onu sinir ediyordu.

Riven’ın sessiz düşüncesi tüneli doldurdu:

Neden umursuyorum?

---