1. bölüm · Gökyüzüne Yazılan Aşk
Bölüm 2
Ay Işığında İlk Karşılaşma
Bazı günler vardır.
Sabah uyandığınızda diğer günlerden farklı görünmezler.
Gökyüzü aynı gökyüzüdür.
Güneş aynı şekilde doğar.
İnsanlar aynı şekilde yürür.
Ama o gün, hayatınızın geri kalanını değiştirecek bir gün olabilir.
Pazar sabahı uyandığımda bunun farkında değildim.
Sadece Gece'nin haftalardır peşimde dolaşarak beni sürüklediği bir etkinliğe gidiyordum.
En azından kendime böyle söylüyordum.
Aslında yalan söylüyordum.
Çünkü üç gündür aklımda tek bir isim vardı.
Su Vatansever.
Yazılarını okuduğum o kadın.
Kelimelerle gökyüzünü anlatan kadın.
Kelimelerle yıldızları dokunulabilir hâle getiren kadın.
Ve birkaç saat sonra onu ilk kez görecektim.
---
Etkinliğin yapılacağı kültür merkezine vardığımızda akşam olmak üzereydi.
Gökyüzü turuncudan mora dönen renklerle boyanmıştı.
Ufuk çizgisi boyunca uzanan bulutlar, günün son ışıklarını üzerinde taşıyordu.
Binanın önünde kalabalık vardı.
Gençler.
Öğrenciler.
Kitapseverler.
Elinde Su'nun kitaplarını taşıyan insanlar...
Gece heyecanla etrafına bakınıyordu.
"İnanamıyorum."
"Neye?"
"Canlı canlı göreceğim."
"Cumhurbaşkanını görmüyorsun."
"Benim için aynı şey."
Gülmemek için kendimi zor tuttum.
Kültür merkezine girdik.
Salon beklediğimden çok daha büyüktü.
Tavan yüksekliği neredeyse bir hangarı andırıyordu.
Işıklar loştu.
Sahnenin ortasında tek bir masa vardı.
Masanın üzerine beyaz güller bırakılmıştı.
Arka tarafta büyük bir ekran bulunuyordu.
Ekranda sadece tek bir isim yazıyordu.
SU VATANSEVER
Nedense kalbim biraz hızlandı.
Gece bunu fark etmiş gibi bana baktı.
"Heyecanlı mısın?"
"Hayır."
"Yalan."
Cevap vermedim.
Çünkü haklıydı.
---
Dakikalar sonra salonun ışıkları biraz daha kısıldı.
Kalabalık sessizleşti.
Sunucu sahneye çıktı.
Kısa bir konuşma yaptı.
Ardından beklenen an geldi.
"Şimdi alkışlarınızla Su Vatansever!"
Salon bir anda alkışlarla doldu.
Ve sonra...
Onu gördüm.
Sahnenin yanından yavaşça yürüyerek çıktı.
Üzerinde sade ama zarif bir elbise vardı.
Uzun koyu saçları omuzlarından aşağı süzülüyordu.
Yüzünde sakin bir gülümseme vardı.
Ama dikkatimi çeken şey güzelliği olmadı.
Gözleriydi.
O gözlerde tarif edemediğim bir huzur vardı.
Sanki yıllardır gökyüzünü izleyen biri gibi...
Sanki yıldızları gerçekten tanıyormuş gibi...
Bir anlığına etrafımdaki sesler kayboldu.
Kalabalık kayboldu.
Salon kayboldu.
Sadece o kaldı.
Ve ilk defa bir insanı gördüğüm anda gözlerimi başka yere çeviremedim.
Su Vatansever sahnedeki koltuğuna oturdu.
Mikrofonu eline aldı.
İlk cümlesini söyledi.
"Merhaba."
Sesi beklediğimden daha yumuşaktı.
Ama aynı zamanda güçlüydü.
Bir yazarın sesi gibi.
Bir hikâyenin sesi gibi.
Kalbim garip şekilde sıkıştı.
Çünkü o an anladım.
Bazen bir insanı tanımadan da ona yakın hissedebilirdiniz.
Ve ben ilk kez böyle hissediyordum.
---
Söyleşi devam ederken dinliyormuş gibi yapıyordum.
Ama aslında onu izliyordum.
Konuşurken gözlerinin parlayışını.
Gülümserken yüzünün aydınlanışını.
Kelimeleri seçişini.
Yıldızlardan bahsetmesini.
Gökyüzünden bahsetmesini.
Gece temalı hikâyelerinden bahsetmesini...
Ve o sırada aklımdan tek bir düşünce geçiyordu.
Belki de bazı insanlar gerçekten yıldızlardan yapılmıştır.
---
Söyleşinin sonunda imza sırası başladı.
Salonun yarısı sıraya girmişti.
Ben gitmeye hazırlanıyordum.
Tam o sırada Gece kolumu tuttu.
"Dur."
"Ne?"
"İmza alacağız."
"Biz mi?"
"Evet."
"Ben almıyorum."
"Alıyorsun."
"Gece."
"Ateş."
"Ablacığım."
"Hayır."
Beş dakika sonra elimde bir kitapla sırada bekliyordum.
Ve hayatımın en önemli birkaç dakikasına doğru yürüdüğümü bilmiyordum.
Çünkü sıranın sonunda...
Su Vatansever vardı.
Ve birkaç dakika sonra ilk kez göz göze gelecektik...
Sırada beklerken kendimi bir savaş görevinden önceki kadar gergin hissediyordum.
Bu durumun ne kadar saçma olduğunu biliyordum.
Sonuçta karşımda düşman unsuru olmayacaktı.
Bir yazar olacaktı.
Ama yine de kalbim normalden hızlı atıyordu.
Önümdeki insanlar birer birer kitaplarını imzalatıyor, fotoğraf çekiliyor ve mutlu yüzlerle ayrılıyorlardı.
Su herkese aynı dikkatle yaklaşıyordu.
Yaşlı bir kadınla uzun uzun sohbet etti.
Küçük bir kızın getirdiği deftere birkaç satır yazdı.
Bir üniversite öğrencisinin heyecanını sabırla dinledi.
Sahnedeki güçlü ve etkileyici kadın gitmiş, yerini insanlara değer veren sıcak biri almıştı.
Nedense bu ayrıntı hoşuma gitmişti.
"Bakıyorsun."
Gece'nin sesi kulağıma geldi.
Başımı ona çevirdim.
"Neye?"
"Su'ya."
"Önümde duruyor."
Gece kollarını bağladı.
"Tamam."
"Tamam ne?"
"Hiçbir şey."
Beni sinir etmek için gülümsüyordu.
Çocukluğumuzdan beri yaptığı şeydi bu.
Sıranın biraz daha ilerlemesiyle artık Su'yu daha net görebiliyordum.
Masanın üzerindeki kitaplar yavaş yavaş azalıyordu.
Işığın altında saçları koyu geceyi andırıyordu.
Gözleri ise gökyüzünün en sakin hâli gibiydi.
O sırada bir şey fark ettim.
Masanın yanında küçük bir not defteri duruyordu.
Arada sırada insanların söylediklerini oraya yazıyordu.
Bir yazarın alışkanlığı olmalıydı.
Hayatı kaçırmıyordu.
Her detayı topluyordu.
Belki de bu yüzden hikâyeleri bu kadar gerçekti.
Sonunda sıra bize geldi.
Önümüzdeki son kişi de ayrılınca Su başını kaldırdı.
Ve göz göze geldik.
O an zaman gerçekten yavaşladı.
Hayatım boyunca binlerce insan görmüştüm.
Askerî okullarda.
Üslerde.
Görevlerde.
Törenlerde.
Ama ilk kez bir çift göz beni olduğum yerde durduruyordu.
Su'nun bakışları bir anlığına yüzümde kaldı.
Sonra hafifçe gülümsedi.
"Merhaba."
O kadar basit bir kelimeydi ki.
Ama nedense kulağımda uzun süre yankılandı.
"Merhaba."
Sesimin normal çıkmasına sevindim.
Çünkü içimdeki karmaşayı duysa muhtemelen şaşırırdı.
Su önündeki kitaba uzandı.
"İsminiz?"
Bir an duraksadım.
"Ateş."
Kalemi hareket etmeyi bıraktı.
Başını kaldırıp bana baktı.
"Ateş mi?"
"Evet."
Yüzünde samimi bir gülümseme oluştu.
"Bu gerçekten güzel bir isim."
Kalbim saçma şekilde hızlandı.
Hayatımda ismim yüzünden ilk kez heyecanlanıyordum.
"Teşekkür ederim."
Su kitabın ilk sayfasını açtı.
"Bazen isimler insanları anlatır."
"Benimkini anlatıyor mu?"
Bu soruyu neden sorduğumu bilmiyordum.
Belki de konuşmanın bitmesini istemiyordum.
Su birkaç saniye düşündü.
Sonra gözlerini tekrar bana çevirdi.
"Bence anlatıyor."
"Nasıl?"
"Kararlı görünüyorsunuz."
Gülümsedim.
"Bu kadar kısa sürede mi anladınız?"
"Bazen bazı insanlar kendilerini anlatmadan da belli eder."
Nedense bu cümle doğrudan kalbime dokundu.
Çünkü o an kendimi görülmüş hissettim.
Uzun zamandır ilk kez.
Su kitabı imzaladı.
Sonra kalemi bıraktı.
Tam kitabı uzatırken gözleri üniformamın omzundaki arma üzerine takıldı.
Yüzündeki ifade değişti.
Merakla baktı.
"Hava Kuvvetleri?"
Başımı salladım.
"Evet."
Gözlerinde çocukça bir heyecan oluştu.
"Gerçekten mi?"
Bu tepkiyi beklemiyordum.
"Gerçekten."
"Ben çocukken pilot olmak isterdim."
İlk kez kahkaha attım.
"Sonra ne oldu?"
"Yükseklik korkum olduğunu fark ettim."
İkimiz de güldük.
Gece birkaç adım geride durmuş bizi izliyordu.
Muhtemelen içinden zafer şarkıları söylüyordu.
Su tekrar bana döndü.
"Biliyor musunuz?"
"Neyi?"
"Gökyüzü hakkında yazmayı çok seviyorum."
"Fark ettim."
"Çünkü bana göre gökyüzü insanların hayallerini saklıyor."
Bu cümleyle birlikte salonun gürültüsü yine uzaklaştı.
Çünkü çocukluğumdan beri aynı şeye inanıyordum.
Belki farklı kelimelerle...
Ama aynı şeye.
Bir anlık sessizlik oluştu.
Sonra Su hafifçe gülümsedi.
"Tanıştığıma memnun oldum Ateş."
O an içimden geçen şeyi söylemedim.
Çünkü fazla erken olurdu.
Ama kendi kendime şunu düşündüm:
Belki de bazı karşılaşmalar tesadüf değildir.
Belki bazı insanlar hayatımıza yıldızlar gibi düşer.
Sessizce.
Ansızın.
Ve bir daha asla unutulmazlar.
O gece kültür merkezinden ayrılırken elimde imzalı bir kitap vardı.
Ama eve götürdüğüm şey sadece bir kitap değildi.
Bir bakış.
Bir gülümseme.
Ve kalbimde yeni başlayan bir hikâye vardı.
Gökyüzü dışarıda yıldızlarla doluydu.
Fakat ilk kez...
Gözlerim sürekli gökyüzüne değil, Su Vatansever'e dönüyordu. Kültür merkezinin kapısından çıktığımızda gece çoktan şehrin üzerine çökmüştü.
Gökyüzü, gündüzün bütün renklerini geride bırakmıştı.
Şimdi sadece lacivertin en koyu tonu vardı.
Ve yıldızlar...
Binlercesi.
Sanki biri siyah bir tuvalin üzerine ışık serpmiş gibiydi.
Gece yanımda yürüyordu.
Ama uzun süredir konuşmuyordu.
Bu durumdan şüphelenmeliydim.
Çünkü Gece Aslanbey sustuğunda genellikle bir şeyler planlıyordur.
Aradan birkaç dakika geçti.
Sonunda dayanamadı.
"Dünyaya geri dön Ateş."
Başımı çevirdim.
"Neden bahsediyorsun?"
"Üç dakikadır aynı noktaya bakarak yürüyorsun."
"Yorgunum."
"Yalan."
Gülümsedi.
Ben de istemsizce gülümsedim.
"Bu kadar belli mi?"
"Çocukluğundan beri seni tanıyorum."
Arabaya bindiğimizde Gece emniyet kemerini bağladı.
Sonra yüzünde o tehlikeli ifadeyle bana döndü.
"Beğendin."
Motoru çalıştırdım.
"Yazılarını."
Gece kahkaha attı.
"Tabii."
"Gerçekten."
"Tabii."
Yol boyunca konuşmadım.
Çünkü ne söylesem işe yaramayacaktı.
Ve dürüst olmak gerekirse...
Ben de ne hissettiğimi tam olarak bilmiyordum.
Sadece içimde garip bir huzur vardı.
Uzun zamandır hissetmediğim türden bir huzur.
---
Eve vardığımda saat gece yarısına yaklaşmıştı.
Üniformamı çıkarıp çalışma masamın başına oturdum.
Masanın üzerinde Su'nun imzaladığı kitap duruyordu.
Bir süre kapağına baktım.
Sonra ilk sayfayı açtım.
İmzanın altındaki notu o ana kadar fark etmemiştim.
Kalbim bir an duracak gibi oldu.
Çünkü orada sadece imza yoktu.
Küçük bir cümle de vardı.
"Gökyüzünü seven insanlar birbirlerini bir gün mutlaka bulurlar."
Parmaklarım yazının üzerinde gezindi.
Birkaç saniye boyunca hareket edemedim.
Çünkü bu cümle...
Bana yazılmış gibi hissettirmişti.
Belki herkese böyle yazıyordu.
Belki tamamen sıradan bir nottu.
Ama nedense benim için sıradan değildi.
Pencerenin önüne yürüdüm.
Gökyüzü hâlâ yıldızlarla doluydu.
Ay, şehrin üzerinde sessizce yükseliyordu.
Tam o sırada telefonum titreşti.
Mesaj gelmişti.
Gönderen:
Gece.
Kaşlarımı kaldırdım.
Mesajı açtım.
Bir ekran görüntüsü göndermişti.
Neyin ekran görüntüsü olduğunu anlamam birkaç saniye sürdü.
Sonra gözlerim büyüdü.
Bu, Su Vatansever'in sosyal medya hesabıydı.
Altında ise Gece'nin mesajı vardı.
"Seni takip ediyor."
Nefesim durdu.
Bir kez daha baktım.
Sonra tekrar.
Gerçekti.
Su Vatansever gerçekten beni takip etmişti.
"Gece!"
diye bağırdım.
Birkaç saniye sonra kapı açıldı.
Ablam elinde çay bardağıyla içeri girdi.
Yüzündeki gülümseme her şeyi anlatıyordu.
"Ne oldu?"
"Bu nasıl oldu?"
"Ben ne bileyim?"
"Gece."
"Okey, biraz biliyorum."
Kollarımı bağladım.
"Ne yaptın?"
"Hiçbir şey."
"Gece."
"Tamam!"
Kahkaha atmaya başladı.
"Sadece senin Hava Kuvvetleri fotoğraflarını gördü."
"Ne?"
"Kitap imzasından sonra hesabına bakmış."
Birkaç saniye sessiz kaldım.
Su benim hesabıma bakmıştı.
Bu düşünce bile garip hissettiriyordu.
Gece ise keyifle çayını yudumluyordu.
"Bu çok normal."
"Normal mi?"
"Evet."
"Ünlü bir yazar beni neden takip etsin?"
Gece omuz silkti.
"Belki seni merak etmiştir."
Kalbim yine hızlandı.
Merak...
Belki gerçekten öyleydi.
Belki değildi.
Ama o gece ilk kez gökyüzüne baktığımda yalnız hissetmedim.
Sanki aynı yıldızlara bakan başka biri daha vardı.
Ve o kişi...
Su Vatansever'di.
O sırada telefon ekranı yeniden aydınlandı.
Bu kez bir bildirim daha gelmişti.
Ama bu sıradan bir bildirim değildi.
Gönderen kısmında tek bir isim yazıyordu.
Su Vatansever
Ve mesaj kutusunun ilk satırında şu cümle görünüyordu:
"Merhaba Ateş. Sanırım sana bir teşekkür borçluyum..."
Devamını okumadan önce kalbimin neden bu kadar hızlı attığını anlayamıyordum... Telefonu elimde tutarken birkaç saniye boyunca ekrana baktım.
Mesaj hâlâ oradaydı.
Su Vatansever
İsmini görmek bile kalbimin hızlanmasına yetmişti.
Mesajı açtım.
"Merhaba Ateş. Sanırım sana bir teşekkür borçluyum."
Kaşlarım çatıldı.
Teşekkür mü?
Devamını okumaya başladım.
"Bugünkü etkinlikten sonra hesabına baktım. Gökyüzü fotoğraflarını gördüm. Özellikle gün batımında çektiğin o fotoğraf... Uzun zamandır gökyüzüne bu kadar güzel bakan birine rastlamamıştım."
Bir an ekrana baktım.
Sonra tekrar okudum.
Mesaj gerçekten oradaydı.
Bu bir hayal değildi.
Su Vatansever bana yazmıştı.
Hem de gökyüzü hakkında.
İçimde istemsiz bir gülümseme oluştu.
Parmaklarım klavyenin üzerinde durdu.
Ne yazmalıydım?
Normal davranmalıydım.
Kesinlikle normal.
"Teşekkür ederim."
Hayır.
Bu çok kısa olmuştu.
Mesajı sildim.
Tekrar yazdım.
"Asıl ben teşekkür ederim. Yazılarınız çok etkileyiciydi."
Buna da bakıp sildim.
Fazla resmi olmuştu.
Derin bir nefes aldım.
Sonunda şunu yazdım:
"Merhaba. Beğenmene sevindim. Açıkçası gökyüzü işin kolay kısmı. Güzel olan zaten orada duruyor."
Mesajı gönderdim.
Ardından telefonu yatağın üzerine bıraktım.
Sanki çok önemli bir operasyon emri göndermişim gibi hissediyordum.
Bir dakika geçti.
Sonra iki.
Sonra üç.
Telefon yeniden titreşti.
Bu sefer cevap daha hızlı gelmişti.
"Katılmıyorum."
İstemsizce gülümsedim.
"Neden?"
Mesajı gönderdim.
Anında cevap geldi.
"Çünkü herkes aynı gökyüzüne bakıyor ama herkes aynı şeyi göremiyor."
Bir süre o cümleye baktım.
İşte buydu.
Yazılarını sevme sebebim tam olarak buydu.
Basit şeyleri farklı görebiliyordu.
Ben yıllardır gökyüzünde uçuyordum.
Ama o, yere basarken bile gökyüzünü anlatabiliyordu.
---
Saatler nasıl geçti anlamadım.
Mesajlar birbirini takip etti.
Gökyüzünden konuştuk.
Yıldızlardan konuştuk.
Kitaplardan konuştuk.
Çocukluk hayallerinden konuştuk.
Bir noktada Su şöyle yazdı:
"İnsanların çoğu geceyi karanlık olarak görüyor."
"Sen görmüyor musun?"
"Hayır."
"Ne görüyorsun?"
Cevap birkaç saniye sonra geldi.
"Umut."
Telefon ekranına baktım.
Umut.
Tek kelime.
Ama nedense içimde yankılandı.
Çünkü ben de geceyi hiç karanlık olarak görmemiştim.
Gece benim için yıldızlardı.
Sessizlikti.
Gökyüzüydü.
Ve şimdi...
Biraz da Su'ydu.
---
Saat gece üçe yaklaşırken konuşma hâlâ devam ediyordu.
Normalde bu saatte çoktan uyumuş olurdum.
Ama o gece zaman farklı akıyordu.
Bir ara Su'nun mesajı geldi.
"Bir şey sorabilir miyim?"
"Tabii."
"Gökyüzünde olmak nasıl bir his?"
Soruyu görünce duraksadım.
Çünkü bu sorunun kısa bir cevabı yoktu.
Pencereden dışarı baktım.
Ay hâlâ gökyüzündeydi.
Yıldızlar hâlâ parlıyordu.
Sonra yazmaya başladım.
"Küçükken yıldızlara bakıp hayal kurduğunu düşün."
Birkaç saniye durdum.
"Sonra bir gün o hayalin içine girdiğini düşün."
Mesajı gönderdim.
Uzun süre cevap gelmedi.
Belki düşünüyordu.
Belki hissetmeye çalışıyordu.
Sonunda ekran yeniden aydınlandı.
"Sanırım bu şimdiye kadar duyduğum en güzel cevap."
Kalbim yine hızlandı.
Bu kadının yaptığı her şey neden böyle hissettiriyordu?
---
Saat neredeyse dört olmuştu.
İkimiz de uyumamız gerektiğini biliyorduk.
Ama konuşmayı bitirmek istemiyorduk.
En sonunda Su mesaj attı.
"Yarın yazı teslimim var."
"Benim de görevim var."
"Sanırım uyumalıyız."
"Sanırım."
Ama ikimiz de birkaç saniye boyunca mesaj yazmadık.
Sanki vedalaşmak istemiyorduk.
Sonunda Su yazdı:
"İyi geceler Ateş."
Telefon ekranına baktım.
Sonra gökyüzüne.
Ve gülümsedim.
"İyi geceler Su."
Mesajı gönderdim.
O gece ilk kez yatağa uzandığımda yıldızlar her zamankinden daha parlak görünüyordu.
Belki değişen gökyüzü değildi.
Belki değişen bendim.
Çünkü uzun zamandır ilk kez...
Yarının gelmesini sabırsızlıkla bekliyordum.
