12. bölüm · Gökyüzüne Yazılan Aşk

Bölüm 12

CEPHEKALEMI 19

> "Bazen en büyük savaş, silahlar ateşlenmeden hemen önce başlar."

---

Okulun bahçesi her zamanki gibi çocuk sesleriyle doluydu.

Minik kahkahalar...

Koşuşturan ayaklar...

Rüzgârda savrulan renkli balonlar...

Dışarıdan bakıldığında her şey normal görünüyordu.

Ama değildi.

Çünkü okulun biraz ilerisinde siyah bir araç sessizce bekliyordu.

İçinde Deniz ile Ateş vardı.

İkisi de sivil kıyafet giymişti.

Dışarıdan bakan biri onları sıradan iki arkadaş sanabilirdi.

Oysa ikisinin de kulağında küçük haberleşme kulaklığı vardı.

Deniz gözünü okul kapısından ayırmadan konuştu.

"Doğu tarafı temiz."

Ateş çevreyi kontrol etti.

"Batı da temiz."

Kısa bir sessizlik oldu.

Deniz hafifçe kaşlarını çattı.

"Bu kadar sessizlik hoşuma gitmiyor."

---

Aynı dakikalarda...

Gece sınıfta çocuklarla birlikteydi.

Masaların üzerine Deniz'in getirdiği ahşap uçak maketleri dizilmişti.

Her çocuğun önünde boya kalemleri vardı.

"Evet çocuklar."

"Bugün herkes kendi uçağını istediği gibi boyayacak."

Minik Efe elini kaldırdı.

"Öğretmenim."

Gece gülümseyerek eğildi.

"Efendim?"

"Benim uçağım savaş uçağı olacak."

"Neden?"

"Çünkü Ateş Amca ile Deniz Amca gökyüzünü koruyor."

Sınıftaki bütün çocuklar heyecanla konuşmaya başladı.

"Benimki de!"

"Ben de pilot olacağım!"

Gece'nin gözleri dolacak gibi oldu.

Gülümseyerek çocukları izledi.

---

Kapı hafifçe çaldı.

Gece dönüp baktığında gelen kişinin Su olduğunu gördü.

Elinde büyükçe bir kutu vardı.

"Rahatsız etmiyorum umarım."

Gece sevinçle yanına gitti.

"Su!"

"Hoş geldin."

Su kutuyu masaya bıraktı.

"Sabah söz vermiştim."

"Çocuklara kurabiye yaptım."

Kutunun kapağı açılınca sınıf mis gibi tarçın ve vanilya koktu.

Çocuklar heyecanla alkışladı.

Gece gülerek başını salladı.

"Sen onları şımartıyorsun."

Su omuz silkti.

"Biraz mutlu olsunlar yeter."

Sonra alçak sesle ekledi.

"Bugünlerde herkesin biraz mutluluğa ihtiyacı var."

Gece, arkadaşının elini hafifçe sıktı.

Su son zamanlarda sık sık okula uğruyordu.

Çocuklarla vakit geçirmeyi seviyordu.

Bir yandan da fırsat buldukça Ateş'le karşılaşıyorlardı.

Henüz ikisi de hislerini dile getirmemişti.

Ama birbirlerini gördüklerinde yüzlerine yerleşen o küçük gülümsemeyi saklayamıyorlardı.

---

Okulun dışında...

Deniz bir anda dikleşti.

Kulaklığına dokundu.

"Merkez."

"Kuzey girişinde gri renkli bir araç ikinci kez geçti."

Ateş hemen doğruldu.

"Plakayı görebildin mi?"

"Hayır."

"Camlar siyah filmdi."

Araç birkaç saniye sonra gözden kayboldu.

İki adamın bakışları buluştu.

Bu bir tesadüf de olabilirdi.

Ama ikisi de buna inanacak kadar tecrübesiz değildi.

---

Deniz derin bir nefes aldı.

"Ben çevreyi dolaşıyorum."

Ateş başını salladı.

"Ben okulun girişinde kalacağım."

İkisi farklı yönlere yürüdü.

Hiçbiri farkında değildi...

Okulun tam karşısındaki eski binanın ikinci katında biri perdeyi birkaç santim aralamıştı.

Elindeki dürbünle önce Deniz'i...

Sonra Ateş'i...

En son da sınıfın penceresinden görünen Gece'yi izledi.

Cebinden küçük bir fotoğraf çıkardı.

Fotoğrafta dört kişi vardı.

Gece.

Deniz.

Ateş.

Su.

Fotoğrafın kenarına küçük bir çarpı işareti koydu.

Dudaklarının kenarında ürpertici bir gülümseme belirdi.

"Birbirinizi korumaya çalışın..."

"...çünkü oyun daha yeni başlıyor."

> "İyi bir asker çevresini izler. En iyi asker ise insanların davranışlarındaki en küçük değişikliği fark eder."

---

Deniz ağır adımlarla okulun çevresini dolaşmaya başladı.

Bakışları sürekli hareket hâlindeydi.

Sokakta park eden araçlar...

Kaldırımdan geçen insanlar...

Karşı binanın pencereleri...

Hiçbir ayrıntıyı kaçırmıyordu.

Ateş ise okul kapısının birkaç metre ilerisinde durmuştu.

Kollarını göğsünde birleştirmiş, okul bahçesini izliyordu.

Dışarıdan bakıldığında iki arkadaş sohbet ediyormuş gibi görünseler de, aslında saniye saniye çevreyi tarıyorlardı.

---

Sınıfta ise bambaşka bir dünya vardı.

"Öğretmenim!"

Küçük Zeynep elindeki ahşap uçağı havaya kaldırdı.

"Bakın!"

"Ben pembe yaptım."

Gece gülerek alkışladı.

"Çok güzel olmuş."

Efe hemen itiraz etti.

"Olmaz!"

"Savaş uçakları pembe olmaz."

Zeynep dudaklarını büktü.

"Benim uçağım olur."

Sınıf bir anda kahkahaya boğuldu.

Gece çocukların arasına çömeldi.

"Çocuklar..."

"Uçakların rengi önemli değil."

"Önemli olan onları kullanan insanların kalbi."

Efe merakla sordu.

"Pilot abilerin kalbi nasıl?"

Gece birkaç saniye düşündü.

Sonra istemsizce Deniz'i hatırladı.

İlk tanıştıkları günü...

Çocuklarla konuşurken yüzünün nasıl değiştiğini...

Gülümsedi.

"Cesur..."

"Ve çok iyi."

---

Su, sınıfın kapısına yaslanmış onları izliyordu.

Yüzünde huzurlu bir tebessüm vardı.

Gece yanına geldi.

"Ne düşünüyorsun?"

"Şunu..."

dedi Su.

"İnsan bazen bütün yorgunluğunu çocukların bir gülümsemesiyle unutabiliyormuş."

Gece başını salladı.

"Evet."

"Ben de her sabah bu yüzden buraya koşarak geliyorum."

Su hafifçe güldü.

"Sanırım seni şimdi daha iyi anlıyorum."

---

Tam o sırada Ateş'in telefonu titredi.

Kulaklığındaki ses ciddi geliyordu.

"Yüzbaşım."

"Şüpheli araç üçüncü kez okul çevresinde görüldü."

Ateş'in yüzü ciddileşti.

"Konumu gönder."

Telefonuna düşen haritaya baktı.

Araç bu kez okulun arka sokağındaydı.

"Araç hareket ediyor."

"Takibe devam edin."

---

Deniz de aynı anda kulaklıktan bilgiyi aldı.

Sokağın köşesine yöneldi.

Tam köşeyi dönecekken yerde küçük bir oyuncak ayı gördü.

Oyuncak tertemizdi.

Yeni bırakılmış gibiydi.

Deniz eğilmedi.

Sadece dikkatle baktı.

"Ateş."

"Söyle."

"Buraya biri bilerek oyuncak bırakmış."

"Neden?"

"Bilmiyorum."

"Ama çocukların kullandığı yolun tam ortasında."

Ateş hemen yanına geldi.

Oyuncağa baktı.

Sonra çevreyi süzdü.

"Dokunma."

Deniz başını salladı.

"Zaten dokunmayacaktım."

Telsizden bomba imha ekibi istendi.

Beş dakika sonra ekip geldi.

Oyuncak dikkatlice incelendi.

Gece ile Su, okulun camından endişeyle dışarı bakıyordu.

Çocuklara hiçbir şey hissettirmemek için perdeleri kapatmışlardı.

On dakika sonra ekip komutanı ayağa kalktı.

"Temiz."

"Patlayıcı yok."

Ateş derin bir nefes verdi.

"Peki neden bırakılmış?"

Komutan oyuncağın cebinden katlanmış küçük bir kâğıt çıkardı.

"Emin değilim."

"Ama bunu bulduk."

Kâğıdı açtım.

Üzerinde tek cümle vardı.

> "Çocuklar masumdur... Siz de öyle kalabilecek misiniz?"

Alt köşede yine aynı işaret...

Kuzgun.

Kâğıdı gören Deniz'in çenesi kasıldı.

Bu kez tehdit farklıydı.

Artık yalnızca onları değil...

Vicdanlarını da hedef alıyordu.

O sırada okulun zili çaldı.

Çocuklar bahçeye çıkmak için heyecanla ayağa kalktı.

Gece perdeyi aralayıp bana baktı.

Göz göze geldik.

Hiç konuşmadık.

Ama ikimiz de aynı şeyi düşünüyorduk.

Bu okul artık sadece bir okul değildi.

Birileri...

Çocukların neşesini kullanarak bize savaş açıyordu.

Ve buna asla izin vermeyecektik.

> "Bazen bir tehdidin amacı zarar vermek değildir. Amacı, seni sürekli tetikte tutup yorulmanı sağlamaktır."

---

Ateş, notu dikkatlice şeffaf delil poşetine koydu.

Kimse çıplak elle dokunmamıştı.

Olay yeri inceleme ekibi oyuncak ayıyı ve notu teslim aldı.

Komiser kısa bir rapor tuttu.

"Parmak izi çalışması yapılacak."

"Yakındaki tüm güvenlik kameralarını da inceleyeceğiz."

Ateş başını salladı.

"Sonuç çıkar çıkmaz bana ulaşın."

"Evet, Yüzbaşım."

---

Çocukların teneffüs saati başlamıştı.

Bahçeye çıkacaklarını öğrenen Gece, birkaç saniye düşündü.

Sonra müdür yardımcısına döndü.

"Bugünkü teneffüsü içeride yapalım."

Kadın şaşkınlıkla baktı.

"Neden?"

Gece, çocukların duymayacağı kadar alçak bir sesle konuştu.

"Dışarıda küçük bir güvenlik kontrolü yapılıyor."

"Panik oluşturmak istemiyorum."

Müdür yardımcısı anlayışla başını salladı.

"Peki."

---

"Çocuklar!"

Gece alkış yapınca bütün minik gözler ona döndü.

"Bugün bahçeye çıkmak yerine sınıfta oyun oynuyoruz."

Sınıftan bir anlık "Aaaa..." sesi yükseldi.

Ama Gece hemen devam etti.

"Üstelik sürpriz bir oyun."

Bu kelime sihir gibiydi.

"Sürpriz mi?"

"Evet!"

"Ne oyunu?"

Gece gülümseyerek dolaptan büyük bir kutu çıkardı.

"Takım oyunu."

Bir anda bütün hayal kırıklığı yerini heyecana bıraktı.

Su, Gece'ye hayranlıkla baktı.

"Çocukları yönlendirmekte gerçekten üstüne yok."

Gece gülümseyerek fısıldadı.

"Onların üzülmesine izin veremem."

---

Dışarıda ise Deniz okulun çevresindeki kameraları inceliyordu.

Okulun güvenlik görevlisi kayıtları açmıştı.

Deniz görüntüleri hızla ileri sardı.

Sonra bir karede durdu.

"Geri al."

Görevli görüntüyü birkaç saniye geri sardı.

İşte oradaydı.

Gri araç...

Okulun karşısında tam on iki dakika durmuştu.

Şoför görünmüyordu.

Camlar tamamen siyahtı.

Deniz görüntüyü büyüttü.

Tam araç hareket edecekken...

Arka cam çok kısa bir anlığına aşağı indi.

Sadece iki saniye.

Ama Deniz'in dikkatini çeken şey içerideki kişi değildi.

Aracın arka camındaki küçük çıkartmaydı.

Siyah bir kuzgun...

Kanatlarını açmıştı.

Deniz'in yüzü ciddileşti.

"Ateş."

Ateş hemen yanına geldi.

"Ekrana bak."

Birlikte görüntüyü izlediler.

Ateş derin bir nefes verdi.

"Artık saklanmıyorlar."

Deniz başını iki yana salladı.

"Hayır."

"Bize kendilerini göstermeye başladılar."

---

Tam o sırada Ateş'in telefonu çaldı.

Arayan Albay Selim'di.

"Komutanım."

"Yüzbaşım."

"Okulun güvenliğini artırıyoruz."

"Bu akşamdan itibaren okul çevresinde sivil ekipler görev yapacak."

"Anlaşıldı komutanım."

Bir an sessizlik oldu.

Sonra Albay tekrar konuştu.

"Bir haber daha var."

Ateş'in kaşları çatıldı.

"Buyurun."

"USB'deki görüntü üzerinde yapılan analiz tamamlandı."

"Ve..."

"...videoda yalnız değilsiniz."

Ateş ile Deniz aynı anda birbirine baktı.

"Ne demek yalnız değiliz?"

"Görüntü iyileştirildi."

"Sizi izleyen adamın hemen arkasında..."

"...ikinci bir kişi daha var."

Deniz'in yüzündeki ifade değişti.

"Kim?"

Albay'ın sesi ağırlaştı.

"Henüz kim olduğunu bilmiyoruz."

"Ama boyu..."

"...kadın olduğunu düşündürüyor."

---

Telefon kapandıktan sonra ikisi de uzun süre konuşmadı.

Deniz gözlerini okulun pencerelerine çevirdi.

İçeride Gece çocuklarla oyun oynuyordu.

Kahkahaları dışarı kadar geliyordu.

Deniz istemsizce gülümsedi.

Ateş bunu fark etti.

"Düşünüyorsun."

"Ne?"

"Onu."

Deniz cevap vermedi.

Ateş hafifçe omzuna vurdu.

"Biliyor musun?"

"Neyi?"

"Gece güçlü görünür."

"Ama sevdikleri söz konusu olunca..."

"...en çok onlar için korkar."

Deniz yavaşça başını salladı.

"Gördüm."

"Bugün çocukların yüzü düşmesin diye kendi korkusunu sakladı."

Ateş gözlerini okulun kapısına çevirdi.

"Çocukluğundan beri böyledir."

"Kendisi üzülür..."

"...ama kimse üzülsün istemez."

Deniz sessizce dinledi.

O an...

Gece'yi biraz daha tanıdığını hissetti.

Ve onu koruma isteği...

Artık sadece görev duygusundan ibaret değildi.

Kalbinde adını koyamadığı başka bir his, usul usul yer etmeye başlamıştı.

---

Okulun karşısındaki eski binada ise perde yeniden aralandı.

Bir çift el dürbünü yavaşça indirildi.

Masanın üzerindeki fotoğrafa yeni bir not eklendi.

"Pilot..."

Kalem durdu.

Sonra ikinci satır yazıldı.

"Duygusal zayıflık oluşmaya başladı."

Adam dosyayı kapattı.

Soğuk bir gülümsemeyle pencereye döndü.

"Şimdi..."

"...oyunu biraz daha zorlaştıralım."

Devam edecek...