3. bölüm / 6
Gizli Anlaşma"Hâlâ Aşığım Sana."
Bölümler 6Şu an: "Hâlâ Aşığım Sana."
Uyandığımda evin içinde bir hareketlilik vardı.
Kapıyı açıp koridora çıktığımda aşağıdan gelen sesleri duydum. Merdivenlerden inerken birkaç adamın ellerinde büyük kutularla salona girdiğini gördüm.
Bir hazırlık vardı ama ne hazırlığıydı hâlâ anlayamıyordum.
Olduğum yerde kaldım.
Bir başka adam elindeki uzun kutuyu salondaki koltuğun üzerine bıraktı. Kutunun üzerinden gelinlik mağazasına ait olduğu belli olan bir etiket sarkıyordu.
Kalbim hızlandı.
“Ne yapıyorsunuz siz?”
Adamlar birbirlerine baktı ama cevap vermeden işlerine devam ettiler.
Salonda gelinlik kutuları, çiçekler ve birkaç büyük paket daha vardı.
Dün gece söyledikleri aklıma geldi.
Melis benim karım olacak.
Hayır.
Bunu gerçekten yapıyor olamazdı.
Hızla dışarı çıktım.
Karan bahçedeydi. Telefonla konuşuyordu, beni gördüğünde konuşmasını bitirip telefonu cebine koydu.
“Ne oluyor burada?”
Sesimdeki öfkeyi gizlemeye çalışmadım ki gizlesem bile yüz ifadem belli ederdi kendini.
Karan sakin bir şekilde bana baktı.
“Hazırlık.”
“Ne hazırlığı?”
“Düğün.”
Bir an ne diyeceğimi bilemedim.
“Sen şaka mı yapıyorsun?"
“Hayır."
Birkaç adım yaklaştım.
“Bana sormadan düğün hazırlığı mı yapıyorsun?”
“Yarın evleneceğiz.”
Sanki hava durumundan bahsediyormuş gibi sakindi.
Gözlerim büyüdü.
“Ne?”
“Yarın.”
Başımı iki yana salladım.
“Hayır.”
Karan'ın yüzündeki ifade değişmedi.
“Melis.”
“Hayır dedim.”
“Gelinliğini seç.”
“Seçmeyeceğim.”
Karan bana doğru birkaç adım attı.
“Bunu tartışmıyoruz.”
Öfkeyle güldüm.
“Sen kimsin de benim ne zaman evleneceğime karar veriyorsun?”
“Şu an seni hayatta tutabilecek kişiyim.”
“İstemiyorum.”
Kaşlarım çatıldı.
“Mecbursun."
“Ben mecbur değilim!”
Sesim yükselmişti.
Karan'ın bakışları sertleşti.
“Dün gece o adamlar bu eve geldiğinde ne olduğunu gördün.”
“Gördüm. Ama bu, seninle evleneceğim-" dişlerini sıkarak sözümü kesti.
“Anlamına geliyor.”
“Hayır!”
Karan bir süre yüzüme baktı.
Sonra arkasını dönüp eve doğru baktı.
“Gelinlikleri yukarı çıkarsınlar.Denersin."
“Ben gelinlik falan giymeyeceğim.”
“Seçtiğinde bana haber ver.”
"Öyle bir şey olmayacak. Seninle evlenmeyeceğim." Karan beni duymamış gibi saatine bakıp sakinlikle derin bir nefes aldı.
"Yaşamak istiyorsan, babanı istiyorsan evleneceksin." Gözlerim doldu. Cevap vermeden arkamı dönüp hızlı adımlarla içeriye girdim. Belliki Karan benim ne istediğimi umursamıyordu, beni koruma adı altında istediğini yapıyordu.
Ben onun dünyasına girmek istemiyordum. Yukarı çıkıp bir süre düşündüm, eve gidebilirsem pasaportumu ve kimliğimi alarak yurt dışına gidebilirdim, kimse de bulamazdı beni.
Pencereden dışarıya bakıp kapıda duran adamlara baktım, kalabalıklardı. Onları atlatmam zordu, alt kata inip arka bahçeye baktım. Sakin bir anı bekleyip gitmem gerekiyordu.
Bir süre daha bekledim.
Evdeki hareketlilik devam ediyordu. Adamlar salona girip çıkıyor, düğün için getirilen eşyaları yerleştiriyorlardı.
Tam o sırada Karan'ın sesi duyuldu.
“Melis.”
Olduğum yerde kaldım.
Merdivenlerden çıkıp karşıma geldi. Elinde telefonu vardı.
“Gelinliğini seçtin mi?”
Sinirle yüzüne baktım.
“Hayır.”
“Seç.”
“Seçmeyeceğim.”
Bakışları üzerimde birkaç saniye kaldı.
"Benim işim var, akşama geldiğimde kararını vermiş olursun." İçimden derin bir nefes aldım. Gitmesi işime gelmişti ama belli etmemeye çalıştım.
Karan kapıya doğru yöneldi. Sonra durup yeniden bana baktı.
“Dışarı çıkma.”
"Çıkamıyorum zaten." Dedim öfkeyle.
"Melis, çıkarsan seni koruyamam. En azından nikah yapılana kadar...sonra zaten kimse dokunamaz." Sesindeki netlik beni iyice sinirlendiriyordu. Cevap vermeyip pencereye döndüğümde kapının kapanma sesini duydum.
Dışarıya bakarken dakikalar sonra arabasına binip gittiğini görür görmez telefonumu cebime koyarak alt kata indim,
"Melis Hanım, Karan Bey kahvaltı hazırlattı sizin için. Odanıza mı getireyim?" Dedi orta yaşlarda bir kadın gülümseyerek yanıma gelip.
"Şey...siz mutfağa hazırlayın gelirim ben birazdan." Bakışlarım bahçe kapısına kaydı, iki adam vardı.
Bir süre ne yapabileceğimi, nasıl bir bahane uydurabileceğimi düşündüm. Aklıma gelen fikirle üst kata çıkıp elime bir vazo aldım. Cama fırlattığımda cam gürültüyle kırılıp paramparça oldu.
"İmdat!" Hızlıca merdivenleri geri inip arka bahçeye açılan kapıyı açtım. "Çabuk gelin yukarıda biri var!" Adamlar telaşla koşup içeriye girdiklerinde hiç beklemeden boş kapıdan dışarı koştum.
Nefesim kesiliyordu ama durmayacaktım. Koşabildiğim kadar hızlı koşmaya çalıştım, arkama bile bakmıyordum.
Kısa süre sonra anayola çıktığımda derin bir nefes aldım, hızla gelip geçen arabalardan birisi illaki duracaktı...
Yokluğum büyük ihtimalle fark edilmişti bile. Hemen eve gidip kimliğimi ve pasaportumu alarak çıkmam lazımdı, vaktim kısıtlıydı.
Cebimde telefonum titrediğinde korkuyla alıp ekrana baktım, yabancı bir numaraydı arayan.
Açıp kulağıma götürdüğümde Karan'ın sesini duydum.
"Nereye gidiyorsun?" sesini duyduğum anda olduğum yerde kaldım.
“Eve.”
Sesimi mümkün olduğunca sakin çıkarmaya çalıştım.
Telefonun diğer ucunda birkaç saniye sessizlik oldu.
“Ne işin var evde?”
“Kimliğimi ve pasaportumu alacağım.”
“Sonra?”
Cevap vermedim.
Karan'ın derin bir nefes aldığını duydum.
“Melis, geri dön.”
“Dönmeyeceğim.”
“Bunu sana son kez söylüyorum.”
“Ben seninle evlenmeyeceğim Karan. Beni zorla tutamazsın."
"Melis-" telefonu kapatıp gelişigüzel arkamdaki boş araziye fırlattım. Gözyaşlarım akmaya başlayınca öfkeyle yanaklarımı sildim, ağlamayacaktım ama durmak bilmiyorlardı.
Gözyaşlarımın arasından anayola baktım. Bir arabanın durmasını bekliyordum ama dakikalar geçmesine rağmen kimse durmuyordu.
Elimi kaldırıp gelen araçlara işaret ettim. Birkaç araba hızını bile kesmeden yanımdan geçip gitti.
“Lütfen...” diye mırıldandım.
Vaktim yoktu.
Karan çoktan peşime adamlarını göndermiş olabilirdi. Hatta belki de beni çoktan bulmuşlardı ve sadece ortaya çıkmak için doğru anı bekliyorlardı.
Bu düşünceyle arkamdaki boş araziye baktım. Telefonumu oraya atmıştım. Geri dönüp almak istemiyordum. Karan'ın bana ulaşmasını istemiyordum.
Bir araba yavaşlayınca hemen yolun kenarına doğru ilerledim. Şoför camı açıp bana baktı.
“Merkeze kadar bırakabilir misiniz?”
Adam kısa bir tereddütten sonra kapıyı açtı.
Hemen bindim.
Kapıyı kapattığım anda derin bir nefes aldım. Ellerim hâlâ titriyordu.
“İyi misiniz?”
“İyiyim.”
Yalan söylemiştim.
Camdan dışarı bakarken gözyaşlarımı tekrar sildim.
Eve gidecektim.
Kimliğimi ve pasaportumu alacaktım.
Sonra bu şehirden çıkacaktım.
Karan'ın dünyasından, babamın borçlarından ve yıllar önce beni terk eden adamın yeniden hayatıma girmesinden mümkün olduğunca uzağa gidecektim.
Ama içimde bir yer, Karan'ın söylediklerini düşünmeden edemiyordu.
“Babanı istiyorsan...”
Gözlerimi kapattım.
Sürekli etrafa bakıyor arkayı kontrol ediyordum.
"Bir sıkıntı varsa emniyete gidelim." Dedi yanımdaki adam.
"Yok, teşekkür ederim. Eve gitsem yeter." Adam bir şey söylemeden başını olumlu anlamda salladığında merkeze gelmiştik. Kapıyı açıp arabadan indim. "Çok teşekkür ederim."
"Rica ederim." Kapıyı kapatıp hızlı adımlarla ilerledim. Evimiz merkeze çok uzak değildi ama yine de yürümem gerekiyordu. Gözlerim karardığında kısa bir süre bekleyip yeniden yürümeye başladım, günlerdir doğru düzgün bir şey yiyip içemiyordum. Babam ortada yoktu, hayatım alt üst olmuştu.
Adımlarımı hızlandırmaya çalıştım ama bacaklarım gitgide ağırlaşıyordu. Birkaç kez durup nefeslenmek zorunda kaldım.
Eve ulaşmam gerekiyordu.
Sokağın başına geldiğimde tanıdık binaları görmek içimde kısa bir rahatlama yarattı. Ama bu rahatlama uzun sürmedi.
Evin bulunduğu sokağa girmeden önce arkamı tekrar kontrol ettim.
Kimse yoktu.
Derin bir nefes alıp yürümeye devam ettim.
Evin önüne geldiğimde yerde hâlâ boş kurşun kovanları vardı, camlar paramparçaydı. Açık olan kapıdan içeriye adım atacakken hızla evin önünde duran arabaya baktım. Karan'dı. Koşar adımlarla yanıma gelip karşımda durdu.
"Sana dedim ki evden çıkma!" Öfkeliydi, yumruklarını sıkıyordu.
"Sana seninle evlenmeyeceğimi söyledim!" Dedim ben de onun gibi sinirle. Nefesini dışarı verip beni kolumdan tutup içeri çekti. Sinirle kolumu elinden çekerek geriye doğru birkaç adım attım.
"Bıraksana Karan! Yıllar önce defolup gittiğin gibi... bıraksana beni! Niye zorluyorsun?"
Karan'ın çenesi gerildi. Birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemeden yüzüme baktı.
Ama geri çekilmedi. Bana doğru bir adım daha attı.
Aramızdaki mesafe gittikçe azaldığında istemsizce bir adım geriye gittim. Sırtım duvara geldiğinde durmak zorunda kaldım.
Karan ellerini iki yanına bıraktı. Bana dokunmuyordu.
Sadece gözlerimin içine bakıyordu.
“Benden nefret ediyorsun.”
“Evet.”
Cevabım hiç düşünmeden çıkmıştı. Ama pişman değildim.
Bakışları yüzümde birkaç saniye daha kaldı.
“Öyle olsun.” cebinden bir sigara çıkarıp yaktığında yanından çekilip gitmek istedim ama koluyla durdurdu beni. "Hadi, gidiyoruz."
"Gelmeyeceğim. Bırak, ölürsem de öleyim." Bakışlarından kısa bir öfke geçti, gözleri daha da kararmıştı sanki. Sigarayı yere atıp beni kendine doğru çekti.
"Bırak." Sesim titredi. Bırakmak yerine belimde duran elini daha da sıkılaştırdı. Elimle göğsünü ittirdim ama milim oynamamıştı. "Bırak..." Dedim yeniden. Sadece gözlerimin içine baktı, ne düşündüğünü anlayamıyordum.
Bir elini yanağıma getirip akan gözyaşımı sildi.
"Bırakmayacağım."
“Peki ne yapacaksın?” dedim, gözyaşlarımı tutmaya çalışarak. “Beni zorla yanında mı tutacaksın?”
Bakışları gözlerimden ayrılmadı.
“Gerekirse.”
Kalbim sıkıştı.
“Niye?”
Bu kez cevap vermedi.
Sadece yüzüme baktı. Beklemediğim bir anda belimdeki elini gevşetip dudaklarını dudaklarıma bastırdı. İttirdiğimde geri çekildi ama yüzünü yüzümden çekmedi.
"Çünkü hâlâ aşığım sana..."
Bölüm etkileşimi
