5. bölüm / 6
Gizli Anlaşma"Gerçekler..."
Bölümler 6Şu an: "Gerçekler..."
Gözlerimi yavaşça araladığımda ilk hissettiğim şey başımdaki ağırlıktı.
Nerede olduğumu anlamaya çalışarak etrafıma baktım. Tanımadığım bir oda değildi burası. Karan'ın evindeydim.
Dün gece yaşadıklarım parça parça aklıma gelmeye başladı. Babamla bahçede konuşuyordum. Bana borçlarını, neden kaçtığını, neden beni Karan'a emanet ettiğini anlatmıştı. Sonra başım dönmüş, ayakta durmakta zorlanmıştım.
Sonrasını hatırlamıyordum.
Yataktan doğrulmaya çalıştığımda kapının yanındaki koltukta oturan Karan'ı gördüm.
Üzerinde dün geceden kalma siyah gömleği vardı. Kollarını sıvamış, dirseklerini dizlerine dayamıştı. Beni fark edince başını kaldırdı.
"Uyandın mı?"
Sesindeki sakinlik, içimdeki huzursuzluğu daha da artırdı.
"Ben buraya nasıl geldim?"
"Bayıldın."
"Buraya nasıl geldim?"
Yanıma gelip yatağın kenarında durdu.
"Ben getirdim."
Kaşlarımı çattım.
"Babam...o nerede?"
"Aşağıda."
Elimi alnıma götürdüm. Hâlâ kendimi tam olarak toparlayamamıştım.
"Kahvaltı yapalım." Gözüm odada duran valizlere ve kutulara takıldı.
"Bunlar ne?"
"Eşyaların..."
Ona döndüm.
“Ne demek eşyalarım?”
“Buraya getirildi.”
Bir süre yüzüne baktım. Sonra yataktan kalkıp valizlerin yanına gittim. İki büyük valiz, birkaç kutu ve çantamın olduğu bir köşe hazırlanmıştı. Sanki ben çoktan kararımı vermişim gibi bütün eşyalarım buraya taşınmıştı.
“Benim haberim olmadan eşyalarımı mı toplattın?”
Karan kapının yanında duruyordu.
“Dün bayıldın. Bu işle senin uğraşmanı istemedim.”
“Benim uğraşmamı istemedin diye benim yerime karar mı verdin?”
“Melis, bugün evleniyoruz. Artık burada kalacaksın.”
“Seninle evlenmeyi kabul ettiğimi hatırlamıyorum.”
“Bunun için tartışacak hâlde değilsin.”
“Benim hangi hâlde olduğuma sen karar veremezsin!”
Sesim yükselince başım yeniden hafifçe döndü. Bunu fark etmemesi için yüzümü çevirdim ama Karan çoktan yanıma gelmişti.
“Yine başın mı dönüyor?”
“Hayır.”
“Melis.”
“İyiyim dedim.”
Bir süre beni inceledi. Sonra geri çekildi.
“Peki. Kahvaltıya inelim.”
Önümden yürüyüp kapıyı açtı. Ben de son kez valizlere baktım. Eşyalarımın buraya getirilmesi, onun benim için yaptığı sıradan bir hazırlık değildi. Karan, evliliğimizin çoktan gerçekleşmiş olduğu bir hayatı kurmaya başlamıştı bile.
Aşağı indiğimizde babamı yemek masasının başında gördüm.
Beni fark edince ayağa kalktı.
“Melis, kızım...”
Yüzüne bile bakmadan masaya oturdum.
Dün söyledikleri hâlâ kulaklarımdaydı. Beni tehlikede olduğumu bile bile bırakıp gitmişti. Üstelik bunu kendince beni korumak için yaptığını söylemişti.
Bana soran olmuş muydu?
Ben ne hissederdim, ne yaşardım, hiç düşünmüş müydü?
Karan karşıma oturdu. Önüme konulan çaydan bir yudum aldım. Babam ise ayakta bekliyordu.
“Melis, seninle konuşabilir miyiz?”
Çay bardağını masaya bıraktım.
“Benim seninle konuşacak bir şeyim yok.”
"Beni dinle.." dedi babam derin bir nefes alarak. “Ben bugün buradan ayrılacağım.”
Elimdeki çatal durdu.
Başımı kaldırıp ona baktım. Birkaç saniye yüzünü inceledikten sonra yeniden tabağıma döndüm.
Demek bir kez daha gidiyordu.
“Bana kızgın olduğunu biliyorum,” diye devam etti. “Ama burada kalmam doğru değil.”
Çatalı tabağa bıraktım.
"Kaç." Dedim sadece.
Babam sustu. Söylediğim tek kelime, masadaki bütün sesleri kesmeye yetmişti.
Başımı kaldırıp yüzüne baktım.
“Yine kaç. Senin en iyi yaptığın şey bu zaten.”
“Melis, ben…”
“Bir şey söyleme.”
Sesim titremesin diye kendimi zor tutuyordum.
“Bana açıklama yapmana da gerek yok. Nereye gideceğini söylemene de. Nasıl olsa kararını çoktan vermişsindir.”
Babam başını eğdi.
“Ben çok korktum.”
İstemsizce ona döndüm.
“Ben de korktum, baba. Evime o adamlar geldiğinde ben de korktum. Ama ben kaçıp gidecek bir yer bulamadım.”
Babam cevap veremedi.
Gözlerim dolmaya başlamıştı. Daha fazla konuşursam ağlayacağımı bildiğim için yeniden tabağıma döndüm.
Babam sandalyesini ittirip kalktığında yanıma doğru geldi ama başımı kaldırıp ona bakmadım.
"Seni çok seviyorum kızım..." Karan da sandalyesinde kalkıp babamın yanına geldi.
"Çocuklar seni bırakacak, konuştuklarımızı unutma." Hâlâ bakmamak için çaba harcıyordum, sonunda dış kapı kapandığında masadan kalktım.
"Nereye gitti?"
"Yurt dışına." Dedi Karan. "Adamlar hâlâ peşinde." Başımı sallayıp merdivenlerden yukarı çıkarken Karan da yanıma geldi.
"Melis..." Bakışlarımı ona çevirdiğimde bana doğru bir adım atıp alnını alnıma dayadı. Birkaç saniye öylece kaldık. Söylemek istediğim çok şey vardı ama boğazıma düğümlenen kelimelerden hiçbirini çıkaramıyordum.
Karan elini yanağıma götürüp başparmağıyla gözümün altını okşadı.
“Böyle üzülmeni istemiyorum.”
Başımı geri çekip aramıza mesafe koydum.
“Benim de istemediğim çok şey var ama yine de hepsi oluyor.”
Kaşları hafifçe çatıldı.
"Melis..."
"Güvendiğim herkes...güvenimi boşa çıkardı."
Sesim son kelimelerde titredi. Gözlerimi kaçırdım, ağlamak istemiyordum. Son zamanlarda kendimi ne zaman kötü hissetsem gözlerim doluyor, sanki içimde biriken her şey taşacak yer arıyordu.
Karan bir süre sessiz kaldı.
“Bana da mı güvenmiyorsun artık?”
Ona baktım. Bu soruyu nasıl bu kadar rahat sorabildiğini anlayamıyordum.
“Güvenmem için bana bir sebep verdin mi?”
Çenesi gerildi. Cevap vermedi. Merdivenlerden çıkıp odaya girdim, gelinlikler, kutular hepsi buradaydı.
"Konuşalım mı?"
"Yalnız kalmak istiyorum..." Karan beni dinlemeyip odaya girdi, karşımda durduğunda kaşlarımı çatarak yüzüne baktım, ne söylesem tersini yapıyordu.
"Sana neden gittiğimi anlatacağım."
"Anlat." Dedim sadece. Merak ediyordum sessiz sedasız terk edişinin sebebini...
Karan derin bir nefes aldı.
“Babam öldükten sonra ailemin işleri benim üzerime kaldı biliyorsun.Başta her şeyi düzeltip çıkacağımı düşündüm ama işler büyüdü. Tehditler, düşmanlıklar derken kendimi bu dünyanın içinde buldum.”
Sessizce dinledim. Sinan amca öldüğünde biz Karan'la birlikteydik, ama o günden sonra her şey değişmeye başlamıştı zaten.
"Kimse kimseye güvenemiyor, benim tek zayıf noktam da sensin. Senin adını öğrenmelerinden korktum, Melis. Seni benim zayıf noktam olarak görürlerdi. Sana ulaşarak bana zarar verebilirlerdi.”
“Bu yüzden mi gittin?”
Başını salladı.
“Seni kendimden uzak tutarsam güvende olacağını düşündüm. Gerçeği anlatsaydım yanımda kalacağını biliyordum. Buna izin veremezdim. Sana zarar gelme ihtimali bile..." Yumruğunu sıktığında bir şey söylemeden koltuğa oturdum.
"Peki, hiç mi dönmeyi düşünmedin?” diye sordum.
Başını kaldırıp bana baktı.
“Her gün.”
Kalbim sıkıştı ama belli etmedim.
“Öyleyse neden dönmedin?”
“Çünkü dönersem senden bir daha uzaklaşamayacağımı biliyordum. Babamın istemediğim dünyasına yeni adım atmıştım, kim dost kim düşman bilmiyordum."
Dudaklarımı birbirine bastırdım. Söyledikleri içimde bir yerlere dokunmuştu ama hemen yumuşamak istemiyordum.
“Beni korumak istemiş olabilirsin,” dedim. “Ama benim ne istediğimi hiç düşünmedin.”
Karan itiraz etmedi. Sadece karşımdaki koltuğa oturup gözlerimin içine baktı.
"Haklısın."
Bakışlarımı yüzüne diktim.
“Beni korumak için gittiğini söylüyorsun ama bu çok saçma. Bu, beni terk etmen için bir sebep değil.”
Karan çenesini sıktı.
“Tek derdim seni korumak değildi, Melis. O zamanlar düşmanlarım ailemi bile hedef alabilecek durumdaydı. Senin adını öğrenirlerse sana ulaşmak için her şeyi yaparlardı. Seni hayatımdan çıkarmak, onlara verebileceğim en büyük kozu ellerinden almak demekti.”
Bir an durdu.
"Sana gerçeği anlatırsam beni bırakmayacağını biliyordum. Ben de seni kaybetmeyi göze alıp güvende kalmanı seçtim.”
Yüzüne baktım.
“Peki ya benim ne hissedeceğim?”
Karan'ın bakışları yumuşadı.
“Bunu düşünemedim. Daha doğrusu, düşünmek istemedim.”
"Şimdi? Birkaç yılda ne değişti de şimdi beni bu dünyaya sokuyorsun?"
"Artık güçlüyüm." Dedi kendinden emin bir şekilde. "Dostu da düşmanı da biliyorum."
"Yani artık kimsenin sana zarar veremeyeceğini mi düşünüyorsun?”
“Bana zarar vermeyi deneyen çok oldu, yine deneyecekler. Ama artık kimin karşısında durduklarını biliyorlar.”
Kollarımı göğsümde birleştirdim.
“Peki ya ben? Ben bu insanların karşısında nasıl duracağım?”
Karan ayağa kalkıp bana doğru birkaç adım attı.
“Durmak zorunda kalmayacaksın. Bunu ben halledeceğim.”
Başımı iki yana salladım.
“Her şeyi tek başına halledebileceğini sanıyorsun.” Yanıma yaklaşıp elimi tuttuğunda geri çektim.
"Seninle evlenince her şey düzenleyecek biliyorsun değil mi?"
"Biliyorum...ama güvende olacaksın."
"Babam...o ne olacak?"
"Yurt dışında kalacak, kimse yerini bilmeyecek."
"Aklım almıyor..." Dedim ayağa kalkıp. "Madem bu kadar güçlüsün...neden adamları durdurmadın?"
"Melis, o başka bir iş. Ben babanın borcunu kapatmak istedim ama kabul etmediler. Babanı koruyamazdım, çünkü benim bile bilmediğim geçmiş işler var. Bu babanın ilk borcu değil."
Başımı iki yana salladım. Her şey birbirine karışıyordu.
“Peki, ya beni de bırakmazlarsa?”
Karan'ın yüzü sertleşti.
“Bırakacaklar.”
“Bundan nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?”
“Çünkü artık karşılarında ben varım. Sen sadece Levent'in kızı değil, benim karım olacaksın."
Kendinden emin konuşuyordu ama ben onun gücünden çok, bilmediğim tehlikeleri düşünüyordum.
“Ben bu işlerin hiçbirini bilmiyorum, Karan. Kimin dostun, kimin düşmanın olduğunu da bilmiyorum. Bu hayat nasıl yaşanır bilmiyorum."
Elini uzatacak gibi oldu ama önceki hareketimi hatırlamışçasına vazgeçti.
“Öğrenmek zorunda değilsin. Tek yapman gereken bana güvenmek.”
Gözlerimi yüzüne diktim.
“İşte sorun da bu. Senden bunu istiyorsun ama ben sana nasıl güveneceğimi de bilmiyorum.”
Bir şey söylemeden kendine bir sigara yakıp pencerenin önüne geldi. "Birkaç saat sonra nikah var..." Dedi bahçede yapılan hazırlıklara göz gezdirirken. Yutkundum, daha çok kendi kendine konuşuyor gibiydi ama ben duramayıp karşısına geçtim.
"Bana dokunmayacaksın."
Karan sigarasını söndürüp bana döndü. Birkaç saniye yüzüme baktıktan sonra ağır adımlarla yanıma geldi. Aramızda yalnızca bir adımlık mesafe kaldığında durdu.
“Yüzünü, kokunu...” Sesi alçaldı. Bakışları gözlerimden dudaklarıma kaydı. “Dudaklarını, gülüşünü... Her şeyini bu kadar özlemişken mi, Melis?”
Nefesimi tuttum.
Karan başını hafifçe eğdi.
"Gerçekten...seni bu kadar özlemişken...kendimle zorlukla mücadele ederken benden bunu mu istiyorsun?"
"Evet. Çünkü ben evlenmek istemiyorum." Gözlerindeki hayal kırıklığını görebiliyordum.
"Peki. Sana dokunmam. Güvende ol yeter." Odadan çıktığında koltuğa oturup bir süre düşündüm.
Karan'ın beni hâlâ sevdiğini anlamak zor değildi. Asıl zor olan, benim de ona karşı hâlâ bir şeyler hissederken yaşattığı acıları unutamamamdı.
Bir yanım ona sarılmak, yıllardır özlediğim o tanıdık yakınlığı yeniden hissetmek istiyordu.
Diğer yanım ise aynı acıyı bir daha yaşamaktan korkuyordu.
Ve hangisini dinlemem gerektiğini bilmiyordum.
Bölüm etkileşimi
