Gizli Anlaşma kitap kapağı

6. bölüm / 6

Gizli Anlaşma

"Çok özledim seni."

Vaveyla Yazarı: Okuyucu Yazar

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: "Çok özledim seni."

Üzerimdeki gelinliğe son bir kez daha baktım, sade dümdüz bir gelinlikti, belki önceden olsa... Başka bir şey seçerdim, daha farklı olurdu...
Babam yanımda değildi, kimse yoktu. Bahçede tanımadığım onlarca insan duruyorken kendimi onların arasına inmeye hazır hissetmiyordum.
Kapı açıldığında aynanın karşısından çekilip oraya döndüm, Karan birkaç saniye bana baktıktan sonra yanıma geldi.
"Çok güzelsin..." Bakışlarımı yere indirip ona cevap vermedim. Elimi sıkıca tuttuğunda odadan çıkıp merdivenleri indik, Karan ne kadar gerildiğimi fark etmiş olacak ki kulağıma doğru eğildi. "Sadece bir iki saat...sakin ol." Derin bir nefes alıp bahçeye doğru ilk adımımı attığımda insanların bakışlarını görüyordum, alkış sesleri yükseldiğinde etrafa baktım, geçen gün buraya gelen adamlarda buradaydı. Gözlerindeki nefreti buradan görebiliyordum...
Karan sandalyemi çektiğinde geçip oturdum ama içimdeki huzursuzluk bitmek bilmiyordu. Herkes masaların başında bir şeyler konuşmaya başlamıştı bile, hiç kimseyi tanımıyordum. Ben bu dünyada olmak da istemiyordum aslında.
"İyi misin?" Karan'ın sesiyle ona döndüm.
"Evet." Dedim sadece, önümde duran sudan bir yudum içip bardağı yerine bıraktığımda geçen gün Karan'ın evine gelen yaşlı adam geldi. Vücudum ister istemez korkuyla titrediğinde elindeki zarfı Karan'a uzattı.
"Büyüklerden selam getirdim sana. İçindeki de düğün hediyen." Yüzünde alaylı bir gülüş vardı, Karan adamın elinde tuttuğu zarfı alıp ceketinin cebine koyduktan sonra gülümsedi.
"Eyvallah." Adam da gülümseyerek uzaklaştığında neler olduğunu anlamaya çalışıyordum. Karan zarfı açıp baktı, kaşları çatıldığında elinde tuttuğu zarfa baktım ama hemen katlayıp cebine geri koydu.
"Ne yazıyor?"
"Önemsiz."
"Büyükler kim Karan?"
"Bilmen gerekmiyor." Nefesimi dışarı verip diğer tarafa döndüm. Bir an önce bu anın bitmesini istiyordum.
Bir süre bahçeyi izledim. Herkes kendi arasında konuşuyor, arada bir dönüp bize bakıyordu. Kendimi bir düğünde değil, hiç bilmediğim bir dünyanın ortasında hissediyordum.
Bir süre sonra Karan'ın telefonu çaldı. Ekrana baktığında yüzündeki ifade değişti. Aramayı açıp kısa bir cevap verdi.
“Şimdi olmaz.”
Telefonu kapattıktan sonra ayağa kalktı.
“Nereye gidiyorsun?” diye sordum istemeden.
Bana döndü. Sanki bu soruyu beklemiyormuş gibi birkaç saniye yüzüme baktı.
“Hemen döneceğim." Yanımdan ayrıldığında kendimi bu insanların arasında tamamen yabancı hissettim. Önümdeki su bardağına uzandım ama içmekten vazgeçip elimi geri çektim. Gözlerim istemsizce Karan'ı aradı. Birkaç metre ötede, üç adamla konuşuyordu. Yüzündeki ciddi ifadeden konuşmanın pek de hoşuna gitmediği belliydi.
Masadaki tabaklara, özenle hazırlanmış çiçeklere, etrafı süsleyen ışıklara baktım. Her şey kusursuz görünüyordu. Oysa içimde tek bir şey bile yerli yerinde değildi.
Parmaklarımla gelinliğimin kumaşını sıktım. Birkaç saat önce bu elbiseyi giyerken aklımdan geçenleri düşündüm. Belki de insan, hayatının en önemli gününde kendini bu kadar yalnız hissetmemeliydi.
Başımı eğip yüzüğümü çevirdim.
Parmağımda yabancı duruyordu. Sanki bana ait olmayan bir hayatın işaretiydi.
Uzakta Karan'ı yeniden gördüm. Yanındaki adam bir şeyler anlatırken o, saatine bakıp kısa bir cevap verdi. Ardından başını kaldırdı ve gözleri doğrudan beni buldu.
Bu kez bakışlarını hemen çekmedi.
Ben de çekmedim.
Aramızda onlarca insan, uzun bir bahçe ve yıllardır söylenmemiş sözler vardı. Yine de o an, lise yıllarımızda kalmış bir anı istemeden zihnime düştü. Karan'ın okul çıkışında beni bekleyişi, eve geç kalmayayım diye benim çantamı da omzuna atıp benimle yürümesi...
O zamanlar elimi tutarken dünyadaki hiçbir şeyden korkmazdım.
Şimdi aynı adamla evleniyordum ama onun elini tutmak bile içimdeki korkuyu geçirmiyordu.
Bir süre sonra Karan yeniden masaya geldi. Ceketini çıkarıp sandalyenin arkasına bıraktı, ardından yanıma oturdu.
Hiçbir şey sormadım.
O da konuşmadı.
Yalnızca masanın üzerinde duran elime baktı. Yüzüğümü parmağımda çevirdiğimi fark etmişti.
Elini uzatacak gibi oldu, sonra vazgeçti.
Bu küçük hareketi gördüğümde içimde tuhaf bir sızı hissettim.
Bir zamanlar bana dokunmak için izin istemesine gerek yoktu.
Şimdiyse yanımda oturan adam, elimi tutup tutamayacağını bile bilmiyordu.
Saatler geçti, düğün bitti. Herkes bir bir ayrılırken salondaki koltukta oturuyordum, gözlerim hâlâ bahçedeydi. Yüzümdeki buruk gülümsemeye engel olmadığımda Karan'ın sesini duydum.
"İyi misin?" Bakışlarımı yüzüne çevirdiğim an dolu gözlerimden birkaç damla yaş süzüldü. "Melis?"
Yanıma oturduğunda yüzümü çevirdim. Gözyaşlarımı görmesini istemiyordum ama artık çok geçti. Elimi yanağıma götürüp yaşları silerken derin bir nefes aldım.
“Bir şeyim yok.”
Karan cevap vermedi. Bir süre öylece yüzüme baktı. Sonra ceketini çıkarıp koltuğun kenarına bıraktı. Kravatını gevşetirken gözleri yeniden bana döndü.
“Bana bak.”
Başımı kaldırmadım.
“Melis."
Sesindeki yumuşaklık, gözyaşlarımı tutmamı daha da zorlaştırdı. Dudaklarımı birbirine bastırdım ama boğazımda biriken düğümü çözemedim. "Daha farklı olabilirdi..." Sesimin titremesine engel olamadığımda Karan'ın derin bir nefes aldığını duydum.
Çenemi yavaşça tutup yüzümü yüzüne çevirdiğinde gözlerine baktım. Başparmağıyla gözlerimin altını sildi. "Ağlamanı istemiyorum..."
“Çok yalnız hissettim."
Elini uzatıp parmaklarını elimin üzerine koydu. Bu kez elimi çekmedim. Başparmağıyla elimi usulca okşarken gözlerini benden ayırmadı.
“Biliyorum.”
Tek kelimeydi yalnızca.
Ama sesinde öyle bir şey vardı ki yeniden ağlamaya başladım.
Karan biraz daha yaklaştı. Beni kendine çekmedi, kollarını boynuma dolamadı. Yalnızca yanımda kaldı.
Bir süre sonra başımı ona çevirdim. Gözleri yüzümde dolaşıyor, sanki söyleyemediği bir şeyle mücadele ediyordu.
“Keşke bugün böyle hissetmene engel olabiliseydim.” Dedi kısık bir sesle.
Gözlerimi kapattım.
Ben de keşke, diye düşündüm.
Keşke bu gece başka türlü olsaydı. Keşke babam yanımda olsaydı. Keşke yıllar önce giden adamla bugün evlendiğim adamın aynı kişi olduğuna inanabilseydim.
Karan elimi biraz daha sıkı tuttu.
Yüzünde alışık olduğum o soğuk ifade yoktu. Sanki karşısında ne yapacağını bilemediği tek insan benmişim gibi sessizce beni izliyordu.
“Gel buraya,” diye fısıldadı.
Ne demek istediğini anlamadan biraz yaklaştı. Kolunu omuzlarıma doladığında başımı göğsüne yasladım. İlk anda kendimi geri çekmeyi düşündüm ama onun kalp atışlarını duyunca vazgeçtim.
Kolları etrafımda kapandı.
Bir eli saçlarımın üzerinde gezinirken diğerini sırtıma yerleştirdi. Beni teselli etmek için acele etmiyordu. Sanki içimde biriken her şeyin yavaşça dinmesini bekliyordu.
Ben ise yıllardır özlediğim bu yakınlığın içinde, neden hâlâ canımın yandığını anlamaya çalışıyordum.
"Neden hâlâ böyle hissediyorum?"
"Nasıl?"
"Eskisi gibi..."
Karan'ın eli saçlarımda durdu.
Bir süre cevap vermedi. Sonra başını eğip yanağına yaslanan yüzüme baktı.
“Çünkü hiçbir şey değişmedi benim için. Senin için de, sadece öfkelisin..."
Kalbim hızlandı. Gözlerimi kaldırdığımda yüzü yüzüme çok yakındı. Bakışları gözlerimde durduktan sonra dudaklarıma kaydı. Elini yanağıma götürdü, başparmağıyla tenimi okşadı.
“Bir kez daha seni kaybetmek istemiyorum, Melis.”
Sesi o kadar alçaktı ki neredeyse fısıltısını bile duyamayacaktım.
Cevap vermek yerine ona baktım. Aramızdaki mesafeyi kapatmak için hafifçe eğildi ama son anda durdu. Alnını alnıma yasladı. Nefesi dudaklarıma değiyordu.
Bu kez geri çekilen ben olmadım.
Elimi ensesine yerleştirip yüzümü ona yaklaştırdım.
Dudaklarımız buluştuğunda Karan'ın kolu belimde biraz daha sıkılaştı. Öpücüğü önce temkinliydi; sanki benim de aynı şeyi istediğimden emin olmak istiyordu. Sonra yanağına dokunan elimi hissedince dudaklarını yeniden dudaklarıma bastırdı.
Bir süre sonra yüzümü boynuna gömdüm. Derin bir nefes aldığımda tanıdık kokusu içime doldu. Karan çenesini başımın üzerine yasladı, kollarını etrafımda biraz daha sıkılaştırdı.
“Bunu unutmadın, değil mi?” diye mırıldandı.
Başımı kaldırıp yüzüne baktım.
“Neyi?”
Dudaklarının kenarı belli belirsiz kıvrıldı.
“Bana böyle sarılmayı.”
Cevap vermedim. Yalnızca başımı biraz daha boynuna yasladım.
Karan alnıma uzun bir öpücük bıraktıktan sonra beni kendinden uzaklaştırmadan yüzüme baktı. Gözlerindeki ifade yumuşamıştı.
“Çok özledim seni,” dedi. “Anlatamayacağın kadar.”
Gözlerim yeniden doldu. Bu kez ağlamamak için kendimi zorlamadım. Elimi yanağına koyup başparmağımla tenini okşadım.
“Biliyorum,” diye fısıldadım.
Ama bilmek yetmiyordu.
Çünkü onu özlediğim kadar, neden gittiğini de tamamen, bütün gerçekleriyle bilmek istiyordum.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

5okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.