8. bölüm · Gerçeğin Sesi

Bölüm 8

Gamze Firlar

BÖLÜM 8

25/01/2026

Sabah, evin içine sızarak gelmişti.

Nihal gözlerini açtığında ilk fark ettiği şey sessizlikti. Gece boyunca Serkan’ın eve dönüp dönmediğini anlamak için defalarca uyanmıştı ama şimdi, sabah ışığında, evin hâlâ aynı sessizlikte durması içini sıkıştırıyordu. Yatağın diğer tarafı boştu. Çarşaf düzdü. Hiç kimse yatmamış gibiydi.

Yavaşça doğruldu.
Başının içinde dün geceden kalan cümleler dolaşıyordu.

Keşke hayatıma hiç girmeseydin.

Bu sözün ağırlığı hâlâ göğsündeydi.

Ayağa kalktı. Kapıyı açtı. Koridor serindi. Serkan’ın ayakkabıları hâlâ kapının yanında değildi. Bu artık alışılmış bir şeydi ama o sabah başka bir anlam taşıyordu.

Mutfağa geçti. Kahve makinesini çalıştırdı. Ellerinin titrediğini fark etti. Makine ses çıkarırken pencereye yaklaştı. Bahçede bir hareket yoktu. Yapraklar rüzgârda hafifçe oynuyordu ama evin içinde bir şey yanlış gidiyordu.

Kahvesini alıp salona geçti.

İşte o an fark etti.

Salondaki lambanın açık olduğunu.

Serkan, gece ışıkları açık bırakmazdı. Buna takıntılıydı. “Gereksiz,” derdi. “Işık açık kalmaz.”

Nihal’in kalbi hızlandı.

“Serkan?” diye seslendi.

Cevap gelmedi.

Adımları yavaşladı. Salondan çalışma odasına giden kapı aralıktı. Normalde hep kapalı dururdu. Nihal kapıya yaklaştı. İçeriden loş bir ışık sızıyordu.

Bir adım attı.

Sonra bir adım daha.

Kapıyı itmesiyle gördüğü şey, zihnine bir görüntü gibi kazındı.

Serkan yerde yatıyordu.

Hareketsizdi.

Gömleği koyu renkti ama göğsünün olduğu yerde daha koyu bir leke vardı. Halının rengi değişmişti. Zaman sanki durdu.

Nihal nefes almayı unuttu.

“Hayır,” dedi. Sesi çok zayıftı.

Bir adım attı. Sonra durdu. Dizlerinin bağı çözüldü. Görüntü netleşmiyor gibiydi. Gözleri ayrıntıları seçmek istemiyor, zihni bunu reddediyordu.

“Serkan,” dedi bu kez daha yüksek sesle.

Cevap yoktu.

Yaklaştı. Dizlerinin üzerine çöktü. Elini uzattı ama dokunamadı. Elini havada tuttu. Parmakları titriyordu.

O an bir damla fark etti. Halının üzerinde, koyu renkli.

Kan.

Nihal çığlık attı.

Ses, evin içinde yankılandı. Kendisi bile sesin kendisinden çıktığına inanamadı.

Geri çekildi. Ayağa kalkmaya çalıştı ama başaramadı. Elleriyle yere tutundu. Nefesi hızlandı. Görüntü bulanıklaştı.

Telefon.

Telefonunu çıkardı. Ekranı açmakta zorlandı. Parmakları kilitlenmiş gibiydi. Numarayı tuşladı. Ne söylediğini tam hatırlamıyordu. Sadece ağladığını, kelimelerin birbirine karıştığını biliyordu.

“Eşim… yerde… kan var… lütfen…”

Telefonu düşürdü.

Dakikalar sonra siren sesi duyuldu.Ama Nihal için zaman çoktan anlamını yitirmişti.

Polisler eve girdiğinde Nihal hâlâ çalışma odasının kapısında oturuyordu. Gözleri bir noktaya sabitlenmişti.

“Hanımefendi?” diye seslendi biri.

Başını kaldırdı. “Ben… ben gördüm,” dedi. “İlk ben gördüm.”

Bu cümleyi söylemesi önemliymiş gibi hissetti. Sanki bunu söylemezse başka bir şey söylenecekti.

Ev kalabalıklaştı. Fotoğraflar çekildi. Sorular soruldu. Nihal cevap verdi ama söylediklerinin çoğunu hatırlamıyordu.

“Gece eşiniz eve geldi mi?”

“Bilmiyorum.”

“Aranızda bir tartışma var mıydı?”

Kısa bir duraksama. “Evet.”

“Ne hakkında?”

Nihal sustu. Sonra konuştu. Dün gecenin cümleleri ağzından döküldü. Söylediklerini bir yabancı anlatıyormuş gibi dinledi.

Bir polis defterine not aldı.

“Eşinizin hayat sigortası var mıydı?”

Nihal başını kaldırdı. “Evet.”

Bu kelime, odanın havasını değiştirdi.

“Lehtar siz misiniz?”

Cevap vermesi gerekiyordu. “Evet.”

İçinden bir şey koptu.

Selman eve geldiğinde her şey çoktan değişmişti. Kapıda durdu. İçeri alınırken Nihal’i gördü. Yüzü bembeyazdı. Gözleri boştu.

“Nihal,” dedi.

Nihal başını kaldırdı. Selman’a baktı.Bir an için rahatlamak istedi ama başaramadı.

“Ben… ben gördüm,” dedi yine. “İlk ben gördüm.”

Selman başını salladı. “Tamam,” dedi. “Buradayım.”

Ama gözlerinde bir tereddüt vardı. Çok küçük.
Ama vardı.

Nihal bunu fark etti.

Ve o an anladı: Bu artık sadece bir cinayet değildi.

Bu, herkesin birbirinden şüphe edeceği bir hikâyenin başlangıcıydı.