12. bölüm · Gerçeğin Sesi
Bölüm 11
BÖLÜM 11
28/01/2026
Sabah, eve sessizce girdi. Nihal, kapıyı kapattığında çıkan ses bile fazla gelmişti ona. Sanki ev, en küçük gürültüyü bile büyütüp geri yansıtıyordu. Ayakkabılarını çıkardı, montunu askıya asmadı. Olduğu yere bıraktı. Son günlerde her şey yarım kalıyordu zaten.
Geceyi doğru dürüst uyumadan geçirmişti. Gözlerini her kapattığında, bir görüntü netleşiyor gibi oluyor, sonra hemen dağılıyordu. Zihni, tamamlanmamış bir cümle gibi sürekli yarıda kesiliyordu.
Mutfağa geçti. Su içti. Bardak elinde titredi.
Bu benim elim, diye düşündü. Ama sanki bana ait değil.
Salona geçtiğinde koltuğun üzerindeki battaniyeyi fark etti. Serkan’ın battaniyesiydi. Onu hep omzuna alır, televizyon karşısında uyuyakalırdı. Nihal battaniyeye dokunmadı. Sadece baktı. Bir süre sonra bakmayı da bıraktı.
Telefonu çaldı.
Selman’dı.
“Uyanıksan geliyorum,” dedi. Ses tonu sakindi ama kısa konuşuyordu artık. Eskisi gibi değildi. O da temkinliydi.
“Gel,” dedi Nihal.
Selman geldiğinde Nihal onu kapıda karşıladı. Bir an göz göze geldiler. O bakışta, söylenmeyen çok şey vardı. Selman içeri girdi, etrafına şöyle bir baktı. Ev, Serkan’ın ölümünden sonra sanki yer değiştirmiş gibiydi. Eşyalar aynıydı ama anlamları kaymıştı.
“Bugün polisle tekrar konuşmam gerekebilir,” dedi Selman.
“Beni de çağıracaklar mı?” diye sordu Nihal.
“Büyük ihtimalle.”
Bu cevap, Nihal’in zaten bildiği bir şeyi doğruluyordu ama yine de içini sıktı. Artık her şey “büyük ihtimalleler” ile ilerliyordu.
“O geceyle ilgili yeni bir şey hatırlıyor musun?” diye sordu Selman.
Nihal başını iki yana salladı. “Hayır. Ama hatırlamadığımı da net söyleyemiyorum.”
Selman bunu not etmedi. Sadece dinledi.
“Bu durum… bazen oluyor,” dedi. “Özellikle şok anlarında.”
“Yani beynim bana oyun oynuyor olabilir mi?” diye sordu Nihal.
“Ya da seni koruyor olabilir,” dedi Selman.
Bu cevap Nihal’i rahatlatmadı. Aksine, daha çok düşündürdü. Eğer beyin onu koruyorsa, neyden koruyordu?
Bir süre sessiz kaldılar. Sonra Selmankonuştu.
“Sigorta meselesiyle ilgili yeni bir detay var,” dedi.
Nihal’in omuzları farkında olmadan gerildi.
“Ne gibi?”
“Serkan’ın iptal talebi var,” dedi Selman. “Ama resmi olarak tamamlanmamış.”
“Yani…”
“Yani ölüm anında sigorta hâlâ geçerli.”
Bu cümle, Nihal’in göğsüne oturdu. İşte buydu. Herkesin dönüp dolaşıp baktığı yer.
“Ben bunu istemedim,” dedi hemen.“Biliyorum,” dedi Selman. Sonra ekledi: “En azından… söylediğin bu.”
Bu ek cümle, Nihal’in kalbini acıttı.Selman ona yalan söylüyorsun demiyordu. Ama kesin konuşmuyordu.
“Bana inanıyor musun?” diye sordu Nihal.
Selman cevap vermeden önce düşündü.“Ben seni tanıyorum,” dedi. “Ama şu an olayların kendisi daha yüksek sesle konuşuyor.”
Bu cümle, Nihal’in içinde bir yere oturdu.
Artık sadece kendini savunmak yetmiyordu. Olaylar, ondan bağımsız bir hikâye yazıyordu.
Aynı gün öğleden sonra Nihal tekrar karakola çağrıldı. Bu kez ortam daha resmiydi. Sorular daha düzenliydi. Tonlar daha ölçülüydü.
“Eşinizle son zamanlarda tartışıyor muydunuz?”
“Evet.”
“Boşanma sürecindeydiniz öyle değil mi?”
“Evet.”
“Hayat sigortasından haberiniz var mıydı?”
“Evet.”
Her “evet”, kâğıda döküldükçe ağırlaşıyordu.
Bir noktada komiser durdu. “Psikolojik destek almayı düşündünüz mü?” diye sordu.
Nihal bu soruya şaşırmadı. Bekliyordu.“Hayır,” dedi. “Önermemiz gerekebilir,” dedi komiser. “Bazı anılar… farklı şekilde hatırlanabilir.”
Bu cümle, Nihal’in zihninde yankılandı.Farklı şekilde.
Karakoldan çıktığında hava kapalıydı. Selman dışarıda bekliyordu. Yüzüne baktığında Selman’ın da yorgun olduğunu fark etti.
“Bir psikologla görüşmeni isteyebilirler,” dedi Selman.
“Beni mi sorgulayacaklar, beynimi mi?” diye sordu Nihal.
Selman cevap vermedi.
Eve döndüklerinde Nihal aynanın karşısında durdu. Yüzü solgundu ama tanıdıktı. Kendine baktı.
“Ben seni tanıyorum,” dedi aynadaki yansımaya.
Ama sesinde eminlik yoktu.
O gece yatağa uzandığında, gözlerini kapattı. Bir anlığına, yerde bir şey gördüğünü sandı. Koyu bir renk. Sonra görüntü dağıldı.
Nefesi hızlandı.
Gördüm mü? Yoksa sonradan mı ekledim?
Cevap yoktu. Sadece yaklaşan bir şeyin hissi vardı. Ve Nihal, ilk kez şunu düşündü: Belki de mesele, hatırlamak değil… Hatırlayamamaktı.
