15. bölüm · Gerçeğin Sesi

Bölüm 14

Gamze Firlar

Bölüm 14: 31/01/2026

Ertesi sabah, mahkeme salonunun ağır havası adeta gökyüzünden sarkan bir bulut gibi Nihal’in omuzlarına çökmüştü. Önceki günün izleri hâlâ salonda hissediliyordu; hâkim, savcı ve jürinin ciddi yüzleri, her köşede sessiz birer gölge gibi dolaşıyordu. Nihal, Selman’ın yanında yürürken bir yandan kendi zihninde tekrar tekrar sorular soruyor, diğer yandan çevresinde dönen fısıltılara kulak veriyordu.

“Belki… gerçekten hatırlamıyorum,” diye fısıldadı Nihal kendi kendine. “Ama ya birisi bana hatırlattı mı, ya da… yanlış anladıysam?”

Selman, sessizce onun yanından yürüyordu; gözleri salonun her köşesini tarıyor, göz teması kurduğu herkesin niyetini çözmeye çalışıyordu. “Sakin ol,” dedi sonunda. “Duyguların seni yanıltmasına izin verme. Her şeyi biliyoruz, doğruyu biliyoruz. Yarın gelecek olan tanık… her şeyi değiştirecek. Sadece bekle.”

Nihal, derin bir nefes aldı ama kalbi hâlâ hızlı çarpıyordu. Mahkeme salonuna girdiklerinde hâkim, soğuk ve ciddi bir ifadeyle onları karşıladı. Jüri üyeleri küçük bir odada toplanmış, kendi aralarında fısıldaşıyor, notlar alıyordu. Nihal, kürsüye yürürken her yüzü ince ince süzdü; kim kimin tarafında, kim şüpheyle bakıyor, kim meraklıydı? Her şey gözünün önünden geçiyordu.

Hâkim konuştu:
“Bugünkü oturumda, sanığın savunması üzerine odaklanacağız. Jüri üyeleri kendi aralarında tartışmalar yapabilir; tartışmaların ardından duruşma devam edecektir.”

Nihal kürsüde durdu, Selman arkasında sessiz bir koruma gibi. İçinde hem bir korku hem bir merak vardı: “Acaba yarın gelecek olan tanık… beni suçlayacak mı? Yoksa gerçeği mi söyleyecek? Ben… gerçekten suçlu muyum?”

Birinci jüri üyesi ayağa kalktı ve sessizce diğerine fısıldadı:
“Sanık Nihal’in söyledikleri eksik ve bulanık. Hatırlamamak… gerçekten mümkün mü?”

İkinci jüri üyesi başını salladı:

“Her şeyi hatırlamak zorunda değil. Beyin bazen kendini korur. Travmatik olaylar… insan zihnini altüst eder. Ama tamamen unutmuş olması…”

Üçüncü jüri üyesi kaşlarını çattı: “Evet, bazı detaylar unutulabilir ama bir cinayet gibi güçlü bir olay… tamamen kaybolmaz. Bu bana şüpheli geliyor. Belki de bilerek bazı şeyleri gizliyor.”

Dördüncü jüri üyesi sert bir tonla:

“Bence sanık, kendi güvenliği için sessiz kalıyor. Dün ve bugün davranışlarında bunu görmek mümkün. Ama yarın bir tanık gelecek; olayın gerçek yüzü ortaya çıkacak. O zaman daha net karar vereceğiz.”

Nihal, bu fısıltıları duydukça içinden kendi kendine sorular soruyordu: “Acaba beni suçlayacak mı? Yoksa gerçeği mi anlatacak? Eğer bana zarar verirse… ya da beni suçlarsa… ne olacak?”

Selman, onun omzuna hafifçe dokundu:
“Nihal, sakin ol. Onlar ne derse desin, gerçeği biliyoruz. Bu ipucu, yarın gelecek tanık… her şeyi değiştirebilir. Sadece bekle.”

Nihal, Selman’ın sözlerinden biraz rahatladı, ama kalbindeki ürperti devam ediyordu. Salonun ağır havası, gerilimi daha da artırmıştı; çünkü yarın, gerçek tanık gelecekti ve her şey değişebilirdi.

Jüri tartışmaları devam ederken birinci üye yeni bir fikir ortaya attı:
“Belki de sanık, olay yerinde başka birini görmüş olabilir. Ama hatırlamamak, gerçeği bilmeden suçlanmasına sebep olabilir. Tanık yarın gelecek ama sanık üzerinde baskı yaratacak bir ipucu verecek.”

İkinci jüri üyesi:

“Evet, belki de olayın gerçek sorumlusu başka biri… ama sanık, kendi güvenliği için sessiz kalıyor. Ya da gerçekten unutmuş olabilir. Henüz bilmiyoruz.”

Üçüncü üye biraz daha sert bir tonla:
“Sanığın davranışları, dün de bugün de… bir şekilde kendini koruyor. Bu çok önemli. Yarınki tanık gelince, bazı şeyler açığa çıkacak. O zaman karar daha net olacak.”

Nihal, kürsüde dururken kendi iç sesiyle konuşuyordu:
“Tanık… kim olacak? Acaba benim aleyhime mi konuşacak? Yoksa gerçeği mi anlatacak? Eğer bana zarar verirse… ya da beni suçlarsa… ne olacak?”

Selman, onun zihnindeki kaosu fark etti. “Nihal, unutma; ne olursa olsun, doğruyu biliyoruz. Yarın her şey açığa çıkacak. Sadece sakin ol ve hazır ol.”

Jüri odasında tartışmalar daha da hararetlendi.
“Düşünün,” dedi bir üye, “sanık olay yerinde başka bir kişiyi görmüş olabilir. Ama bunu hatırlamıyor olması… bizi yanıltıyor. Tanık geldiğinde, bazı şeyleri açıklayacak ve belki de sanığı koruyacak.”

“Ya da tam tersi,” dedi başka bir üye, kaşlarını çatarken, “sanık kendi güvenliği için sessiz kalıyor olabilir. Ama eğer tanık yarın geldiğinde sanığı suçlayacak bir şey söylüyorsa… ne olacak?”

“Ben hâlâ emin değilim,” dedi dördüncü üye, sesi titrek ama kararlı. “Sanık Nihal… davranışları her zaman kontrollü ama bazı ipuçlarını kaçırmış gibi görünüyor. Bu, bilerek mi, yoksa gerçekten unutmuş mu? Yarın tanık her şeyi değiştirecek.”

Nihal, her fısıltıyı duyarken kendi kendine düşündü: “Acaba gerçekten unuttum mu? Yoksa bilinçaltım mı bazı şeyleri saklıyor? Tanık… yarın gelecek… ve gerçeği açığa çıkaracak. Ama ya… bana karşıysa?”

Selman, omzuna dokunup:

“Senin yanında olacağım. Ne olursa olsun. Doğruyu biliyoruz ve adalet yarın ortaya çıkacak. Hazır ol.”

Hâkim, sessizliği bozarak: “Sanık, duruşmayı sessizce dinleyin. Jüri kendi tartışmalarını yaptı. Yarınki oturumda her şey netleşecek.”

Nihal, derin bir nefes aldı. Salonun havası hâlâ ağırdı ama Selman’ın yanında olması biraz olsun güven verdi. Kalbindeki korku, merak ve endişe küçük bir umut kırıntısıyla birleşti: yarın, mahkeme salonunda her şey biraz daha netleşecekti; belki de nihai adaletin ipuçları ortaya çıkacaktı.

Dışarı çıktıklarında, Selman Nihal’e bakarak:
“Yarın her şey açığa çıkacak. Tanık gelecek ve bazı sırlar ortaya çıkacak. Ama unutma, gerçeği biliyoruz ve yanında olduğum sürece sana kimse zarar veremez.”

Nihal başını salladı, ama içinde hala bir gerginlik vardı. Selman ise sessizce yürüdü; gözleri, salonun ağır atmosferini hâlâ taşıyordu.

Ve o an, ikisi de fark ettiler ki yarın sadece mahkeme değil, aynı zamanda bir sır ve gerilim günü olacaktı. Çünkü tanık, sırları açığa çıkaracak, gerçeği gözler önüne serecekti.