40. bölüm · GERÇEĞE GEÇ KALAN YALANLAR

35.Bölüm

S🖤 🤍

Kırıldığım Yerden Değiştim-
Sabah, otelin kapısından dışarı çıktığımda hava soğuktu.
İstanbul yine kalabalıktı ama bu kez bana farklı geliyordu.
Sanki şehir artık beni tutmuyordu.
Sadece içinden geçiriyordu.
Bir adım attım…
ve onu gördüm.
Aras oradaydı.
Olduğum yerde kaldım.
Bir an gerçekten hayal sandım.
Ama değildi.
Bana doğru yaklaştı.
Elinde poşetler vardı.
Kaşlarımı çattım.
“Bunlar ne?” dedim.
Sesi sakindi.
“Bana aldığın hediyeler.”
Bir an durdum.
“Neden getirdin?”
Bana baktı.
“Eğer bende kalırsa…” “kız arkadaşıma ihanet olur.”
O cümle…
içime ince bir bıçak gibi oturdu.
Bir şey diyemedim.
Sadece:
“Çöpe at o zaman,” dedim.
Sonra arkamı döndüm.
Yürümeye başladım.
Gözlerim dolmuştu ama ağlamamaya çalışıyordum.
Nefes alıp verişim bile kontrol gibiydi artık.
Ama birkaç adım sonra sesini duydum.
“Dur.”
Arkamı dönmedim.
Ama o geldi.
Yanıma yaklaştı.
Ve ilk defa…
beni gerçek ismimle söyledi:
“Sümeyye…”
Olduğum yerde donup kaldım.
Yavaşça döndüm.
Göz göze geldik.
Sustu.
Sonra konuştu:
“Seni görmeden sevdim ben.” “Fotoğraflarına değil…” “seninle yaşadığım her şeye…”
Bir an nefes aldı.
“Bana yalan söyledin.” “Benim en nefret ettiğim şeyi yaptın.”
Başımı eğdim.
Ama devam etti.
“Buna rağmen…” “seni affediyorum.”
Kalbim sıkıştı.
“Mutlu ol.” “Sende hak ediyorsun.”
Bir an hiçbir şey diyemedim.
Sonra sadece:
“Teşekkür ederim,” dedim.
Sessizlik oldu.
Ardından ben konuştum:
“Yarın sabah gidiyorum.” “Bugüne bilet bulamadım.”
Bir tebessüm ettim.
“Yarından sonra… ikimizi de yeni hayatlar bekliyor.”
O da başını salladı.
“Evet,” dedi.
Elindeki poşetlere baktım.
“Lütfen at,” dedim. “Bende kalırsa yeni hayata başlayamam.”
“Tamam,” dedi.
Ve poşetleri tuttu.
“Hoşça kal,” dedi.
İçim titredi.
“Hoşça kal,” dedim.
Sonra ekledim:
“Fındık burunlu…”
Gülümsedi.
“Burnuma dikkat ederim,” dedi.
Ve arkasını döndü.
Gitti.
Ben de yürüdüm.
Ama ikimiz de aynı şeyi yaptık:
Bir kez daha…
arkamıza baktık.
Ve o bakışta…
ne geri dönüş vardı… ne de devam.
Sadece yaşanmış bir hikâyenin sessiz sonu vardı.
Yürümeye devam ettim.
İstanbul artık eskisi gibi üstüme çökmüyordu ama yine de içimde ağır bir boşluk vardı.
Sanki kalbim geride kalmıştı.
Ruhum yürüyordu ama ben eksiktim.
Bir süre sahil tarafına indim, denize baktım.
Su sakin görünüyordu ama içimde fırtına vardı.
Dayanamadım.
Telefonu çıkardım.
Yusuf’a mesaj attım.
“Müsaitseniz arayayım mı?”
Çok geçmeden cevap geldi:
“Ara.”
Aradım.
Sesi her zamanki gibiydi, sakindi.
Ona olanları anlattım.
Sözümü kesmeden dinledi.
Sonra kısa bir sessizlik oldu.
“Şu an ne hissediyorsun?” dedi.
Durdum.
Gerçekten cevap vermek zordu.
“Bilmiyorum,” dedim. “Ama… onun mutlu olmasını istiyorum.”
Bir an sustum.
“Beni affettiğini de söyledi.”
Yusuf bey bunu duyunca ses tonunu biraz yumuşattı.
“Bu önemli,” dedi. “Çünkü artık geçmişin sadece bir parçası olmuş.”
Sonra ekledi:
“Sen ne yapacaksın?”
O an ilk defa net bir şey söyledim:
“Uğraşacağım.” “Kendim için.”
Derin bir nefes aldım.
“Yarın geliyorum.” “Yeni bir başlangıç yapacağım.”
Telefonun diğer ucunda kısa bir sessizlik oldu.
Sonra:
“Doğru karar,” dedi.
“Gerçek başlangıçlar bazen kayıplardan sonra gelir.”
Gülümsedim.
İlk defa içimde hafif bir şey vardı.
Hüzünlüydü ama yıkıcı değildi.
Telefonu kapattım.
Denize bir kez daha baktım.
Ve kendi kendime fısıldadım:
“Bu kez kendim için yaşayacağım.”
Ve o an…
hikâye bitmedi.
Ama bir sayfa kapandı.