22. bölüm · GERÇEĞE GEÇ KALAN YALANLAR

17.Bölüm

S🖤 🤍

Sevilmekten Korkuyordum-
Aras da birkaç saniye konuşmadı.
Sonra hafifçe güldü.
“Beni baya seviyorsun sen.”
Kalbim sıkıştı.
Normalde olsa şakayla geçiştirirdim. Konuyu değiştirirdim. Gülerdim.
Ama yapamadım.
Çünkü seviyordum.
Hem de anlatamayacağım kadar.
“Belki,” dedim sessizce.
“Belki mi?”
“Biraz fazla olabilir.”
Aras güldü.
“Güzel.” “Ben de seviyorum seni.”
İşte o an…
içimdeki bütün sesler sustu.
Çünkü insan en çok, imkânsız olduğunu bildiği bir şeyi duyunca kırılıyordu.
Telefonu kulağıma daha sıkı bastırdım.
Sanki uzaklaşırsa sesi kaybolacakmış gibi.
“Ne oldu?” dedi.
“Bir şey olmadı.”
Ama olmuştu.
Çünkü onun sevgisi beni mutlu etmek yerine korkutuyordu artık.
Ne kadar severse… gerçek ortaya çıktığında o kadar yıkılacaktı.
Ve ben buna rağmen konuşmaya devam ediyordum.
Bu da suçluluğu daha kötü yapıyordu.
Aras bir süre anlattı.
Konserdeki insanlardan, Burak’ın hâlâ olayla dalga geçmesinden, kırılan telefonundan…
Ben sadece dinledim.
Sesini duymak bile yetiyordu.
Bazen insan sevdiği kişinin ne dediğini değil… sadece hâlâ orada olduğunu duymak istiyordu.
Gece ilerledi.
Saatin kaç olduğunu bilmiyordum artık.
Çünkü konuşurken zaman kayboluyordu.
Bir ara Aras sessizleşti.
Sonra yavaşça:
“Keşke şu an yanında olabilsem,” dedi.
Nefesim durdu.
“Niye?” diyebildim sadece.
“Bilmem.” “Sarılırdım sadece.”
Gözlerimi kapattım.
Çünkü o an içimde iki şey aynı anda vardı:
Ona koşmak istemek.
Ve ondan kaçmak istemek.
“Bir gün olur belki,” dedim.
Aras hiç düşünmeden cevap verdi.
“Olacak zaten.”
İşte o cümle…
beni en çok korkutan şeydi.
Çünkü o hâlâ “biz” diye bir gelecek kuruyordu.
Ben ise… o geleceğin içine bile ait değildim.
Sonra “İyi geceler fındık burunlum,” dedim telefonu kapatmadan önce.
Aras güldü.
“İyi geceler güzelim.” “Rüyanda beni gör.”
Kalbim yine aynı şekilde sıkıştı.
Çünkü bilmiyordu.
Zaten her saniye aklımdaydı.
Ve neredeyse her gece rüyamda.
Telefon kapandıktan sonra uzun süre tavana baktım.
Uyumaya çalıştım. Gözlerimi kapattım. Tekrar açtım.
Olmadı.
Çünkü beynimin içi susmuyordu.
Keşkeler. Pişmanlıklar. Korkular.
Hepsi aynı anda bağırıyordu sanki.
“Ya öğrenirse?” “Ya nefret ederse?” “Ya her şey biterse?”
Nefes almak bile zor gelmeye başlamıştı.
Saatler geçti.
Ben hâlâ uyumamıştım.
En sonunda saat sabaha karşı altıya gelirken evden çıktım.
Sadece yürümek istiyordum.
Belki kafam susar diye.
Ama susmadı.
Sokakta yürürken bile düşünmeye devam ediyordum.
Onu ne kadar sevdiğimi… ve aynı anda ona zarar verdiğimi.
Bu ikisi birlikte taşınmıyordu artık.
Bir ara nefesim hızlandı.
Etraf bulanıklaşmaya başladı.
Durmaya çalıştım.
Ama olmadı.
Sonrası boşluktu.
Gözlerimi açtığımda beyaz bir tavana bakıyordum.
Bir süre nerede olduğumu anlayamadım.
Sonra yan taraftan bir ses geldi.
“İyi misin?”
Başımı çevirdim.
Benden büyük bir adam sandalyede oturuyordu.
“Bayılmışsın,” dedi. “Sokakta gördüm.” “Ambulansı aradım.”
Bir an konuşamadım.
Sonra kısık sesle:
“Teşekkür ederim,” diyebildim.
Adam hafifçe başını salladı.
“Geçmiş olsun.”
Telefonumu aradım gözümle.
Komodinin üstündeydi.
Saate baktım.
Öğleni geçmişti.
Ekranı açtığım anda kalbim yine sıkıştı.
Aras’tan mesajlar vardı.
“Günaydın güzelim.”
“Hâlâ uyanmadın mı?”
“Neden cevap vermiyorsun?”
“İyi misin?”
Birkaç tane de cevapsız arama.
Normalde olsa hemen cevap verirdim.
Ama o an…
parmağımı bile oynatacak hâlim yoktu.
Çok yorgundum.
Sadece bedenim değil…
içim de yorulmuştu.
Beni hastaneye getiren adam ayağa kalktı.
“Ailenden birini ara,” dedi. “Merak etmesinler.”
İçimde buruk bir şey kıpırdadı.
Çünkü ailem…
zaten merak etmezdi.
Daha önce de olmuştu.
Ve kimse gelmemişti.
“Tamam,” dedim sadece.
Adam gittikten sonra odada tek başıma kaldım.
Sessizlik çöktü.
Ben yine tavana baktım.
Uzun süre.
Öylece dalıp gitmişim.
Kapı açıldı sonra.
Doktor içeri girdi.
“Nasılsın?” diye sordu
“İyiyim,” dedim otomatik olarak.
Bana birkaç saniye baktı.
Sonra dosyayı kapattı.
“Çok stres altındasın,” dedi. “Biraz dikkatli ol.”
Başımı salladım.
“Taburcu olabilirsin.”
Ve çıktı.
Kapı kapanınca oda yine sessizleşti.
Ben telefonuma baktım.
Ekranda hâlâ Aras’ın mesajları vardı.
Ve ilk defa şunu düşündüm:
İnsan bazen en çok sevdiği şeyin içinde kayboluyordu.