33. bölüm · GERÇEĞE GEÇ KALAN YALANLAR

28.Bölüm

S🖤 🤍

İlk Kez Anlaşıldım-
Günler yine hızlı geçmişti.
Ve fark etmeden yeni seans günü gelmişti.
Ama bu sefer içimdeki his farklıydı.
Korkuyordum.
Çünkü artık Aras’ı anlatacaktım.
Yaşadığımız her şeyi.
Yalanları. Korkularımı. Onu nasıl kaybettiğimi.
Ve en çok da…
kendimden nasıl nefret etmeye başladığımı.
Sabah hazırlanırken bile midem düğüm düğümdü.
Bir ara gitmemeyi düşündüm.
Çünkü nasıl başlayacağımı bilmiyordum.
“Nereden anlatılır ki böyle bir şey?”
Ya beni yargılarsa?
Ya içinden “ne kadar kötü biri” diye geçirirse?
Bu düşünceler beynimin içinde dönüp duruyordu.
Ama yine de gittim.
Kliniğin olduğu binaya ulaştığımda korkum daha da arttı.
Asansörden çıkıp koridora yürüdüm.
Sonra kapının önünde durdum.
Elimi kaldırıp kapıyı tıklatacaktım ama yapamadım.
Dakikalarca öyle bekledim.
Kalbim deli gibi atıyordu.
Sonunda derin bir nefes aldım.
Ve kapıyı tıklattım.
“Gel,” dedi içeriden tanıdık ses.
Kapıyı açınca Yusuf yine her zamanki sakin haliyle baktı bana.
“Hoş geldin.”
“Hoş buldum,” dedim.
Sesim bile gergindi.
Sanırım bunu anlamıştı.
Çünkü direkt konuşmaya başlamadı.
Masadan bir bardak su alıp uzattı bana.
“Biraz gergin görünüyorsun.”
Başımı hafifçe salladım.
Suyu içerken ellerimin titrediğini fark ettim.
Yusuf sakin bir şekilde konuşmaya devam etti.
“Geçen sefer konuştuğumuz şeyleri uygulayabildin mi?” “Nasılsın biraz?”
“Az da olsa daha iyiyim,” dedim dürüstçe.
Yusuf gülümsedi.
“Bu süper bir şey.”
Sonra kısa bir sessizlik oldu.
Ben aslında direkt konuya girmek istiyordum.
Ama yine sustum.
Boğazım düğümlendi.
Ne diyeceğimi bilemedim.
O da beni zorlamadı.
Sadece bekledi.
Ve nedense bu sessizlik bana cesaret verdi.
Derin bir nefes aldım.
Sonra bir anda konuşmaya başladım.
Her şeyi anlattım.
Nasıl tanıştığımızı. Sürekli telefonda konuştuğumuzu. Yalan söylediğimi. Kendimi neden sakladığımı.
Anlattıkça sesim titremeye başladı.
Sonra gözyaşlarım durmadı.
Bir anda hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım.
Ama yine de anlatmaya devam ettim.
Çünkü yıllardır ilk kez içimdeki yükü birine bırakıyordum.
Yusuf hiç sözümü kesmedi.
Sadece dikkatlice dinledi.
Bir ara masadan peçete alıp uzattı.
“Sakin ol,” dedi yumuşak bir sesle. “Buradasın.”
O cümle bile ağlamamı artırdı.
Çünkü hayatım boyunca kimse bana gerçekten “buradasın” hissini vermemişti.
En çok korktuğum şey ise hiç olmadı.
Yusuf beni yargılamadı.
Yüzü değişmedi. Beni suçlamadı. “Kötü birisin” gibi bakmadı.
Sadece sakin bir şekilde dinledi.
Ve ben ilk defa…
anlatınca dünyanın başıma yıkılmadığını gördüm.
Uzun süre konuştuktan sonra odada sessizlik oldu.
Ben hâlâ ağlamanın etkisiyle nefesimi düzeltmeye çalışıyordum.
Başım öne eğikti.
Elimde buruşturduğum peçeteye bakıyordum sadece.
Yusuf bir süre hiçbir şey demedi.
Sanki toparlanmam için zaman veriyordu.
Sonra sakin bir sesle:
“Şu an nasıl hissediyorsun?” diye sordu.
Derin bir nefes aldım.
“Biraz rahatladım,” dedim kısık sesle. “Anlatınca…”
Gerçekten öyleydi.
Acı hâlâ vardı.
Ama yıllardır içimde taşıdığım yük biraz hafiflemiş gibiydi.
Yusuf hafifçe başını salladı.
“Biliyor musun,” dedi, “İnsanlar bazen yaşadıkları hayat yüzünden yanlış kararlar verebilir.”
Başımı kaldırmadan dinliyordum.
“Ama önemli olan şey…” “Değişmek istemek.”
O cümlede durdu biraz.
Sonra bana baktı.
“Ve sen şu an buradasın.”
Gözlerim yine doldu.
Çünkü ilk defa biri bana sadece yaptığım hatalar üzerinden bakmıyordu.
Yusuf bir süre daha konuştu.
Kendimle ilgili düşüncelerimin nasıl oluştuğunu anlattı. İnsan sürekli kötü söz duyunca bir süre sonra onları gerçek sanır dedi.
“Sen kendini yıllardır sadece kötü taraflarınla görmeye alışmışsın.”
Bu cümle içime dokundu.
Çünkü doğruydu.
Ben aynaya baktığımda bile sadece eksiklerimi görüyordum.
Yusuf sakin sakin konuşmaya devam etti.
Beni suçlamıyordu.
Sadece anlamaya çalışıyordu.
“Kolay olmayacak,” dedi sonra. “Ama beraber değişeceğiz.”
O “beraber” kelimesi içimde bir yere dokundu.
Çünkü hayatım boyunca her şeyi tek başıma taşımış gibi hissediyordum.
Sonra Yusuf hafifçe öne eğildi.
“Ama bunu birisi için yapamazsın,” dedi. “Özellikle Aras için.”
Aras’ın adını duyunca içim yine sızladı.
“Bunu kendin için yapmalısın.”
Sessiz kaldım.
Çünkü bugüne kadar yaşamak bile çoğu zaman başkaları için verdiğim bir savaş gibiydi.
Kendim için bir şey yapmak…
hâlâ yabancı geliyordu.
Ama ilk defa…
denemek istiyordum.