38. bölüm · GERÇEĞE GEÇ KALAN YALANLAR

33.Bölüm

S🖤 🤍

Yanlış Geldim-
Sabah olduğunda hiç uyumamış gibiydim.
Aslında gerçekten de neredeyse uyumamıştım.
Aras’ın kapısına gideceğim düşüncesi bütün gece beynimin içinde dönüp durmuştu.
Her ihtimali düşündüm.
“Ya kapıyı açmazsa?” “Ya bağırırsa?” “Ya beni hiç görmek istemezse?”
Ama en çok korktuğum şey…
hiç hazırlayamadığım şeydi.
Sabah kalktım.
Hızlıca kahvaltı yapmaya çalıştım ama midem kabul etmedi.
Sonra üzerimi giydim.
Saçımı düzelttim.
Aynaya baktım.
Kendimi tanımaya çalışıyordum sanki.
Ve çıktım.
İstanbul sokakları bu sefer daha farklıydı.
Dün turist gibiydim.
Bugün ise kalbimle yürüyordum.
Otelden çıkıp adresi bulmaya başladım.
Sora sora…
bir şekilde o sokağa geldim.
Ve işte oradaydı.
Kapının önünde durdum.
Bacaklarım titriyordu.
Ellerim buz gibiydi.
Bir an geri dönmek istedim.
“Buraya kadar neden geldim?”
Ama hareket edemedim.
Sanki vücudum donmuştu.
Sonra cesaretimi topladım.
Zili çaldım.
Bir süre ses yoktu.
İçeriden hiçbir hareket gelmiyordu.
Tekrar bastım.
Bu sefer daha uzun.
Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki…
nefes almak zorlaşıyordu.
Tam geri dönecekken…
kapı açıldı.
O an sesi duydum.
Ve dünya bir an durdu.
Aras karşımdaydı.
Ama beni hemen fark etmedi.
“Kimsiniz?” dedi.
Sonra yavaşça döndüm.
Göz göze geldik.
Bir saniye…
iki saniye…
Belki daha fazla.
İkimiz de sustuk.
O beni tanıdı.
Ama hiçbirimiz konuşamadık.
Sonunda o konuştu:
“Sen…”
Sesi donuktu.
Ben kafamı eğdim.
Utançla.
“Neden… buradasın?” dedi.
Cevap veremedim.
Bir kez daha sordu.
Boğazım düğümlendi.
“Seni görmeye geldim,” diyebildim sadece.
Sessizlik yine çöktü.
O hâlâ beni içeri davet etmedi.
Tam o sırada arkadan bir ses geldi:
“Hayatım, kim o?”
O cümle…
başımın içinden bir şeyleri kopardı sanki.
Donup kaldım.
Nefesim kesildi.
Sonra bir kadın çıktı.
Sarışın, güzel ,biri
Yanına geldi.
Ve ben o an hiçbir şey söylemeden sadece baktım.
Dün gece kurduğum bütün senaryolar…
bir anda yok oldu.
Yutkunamadım.
Sadece kısık bir sesle:
“Yanlış geldim… kusura bakmayın,” dedim.
Kadın bir şey demeye çalıştı ama duymadım bile.
Çünkü ben çoktan geri dönmüştüm.
Koşarak.
Nefesim kesilene kadar.
O sokaklardan uzaklaştım.
Aras arkamdan gelmedi.
Zaten gelmemeliydi.
Belki de en başından beri…
ben hiç oraya ait değildim.
Koşuyordum.
Nereye gittiğimi bilmeden.
Sadece uzaklaşmak istiyordum.
İstanbul sokakları önümden akıp gidiyordu ama hiçbir şey görmüyordum.
Sanki şehir bulanık bir ses gibi arkada kalıyordu.
Nefesim kesildi.
Göğsüm yanıyordu.
Bir anda durdum.
Bacaklarım beni taşımadı.
Dizlerimin bağı çözüldü.
Olduğum yere çöktüm.
Ve o an…
dayanamadım.
Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım.
Sanki içimde biriktirdiğim her şey aynı anda boşalıyordu.
Utanç… kırılma… sevgi… kaybetme…
Hepsi birbirine karışmıştı.
Ne kadar ağladım bilmiyorum.
Zaman yoktu orada.
Sadece ben vardım.
Bir süre sonra yanımda biri durdu.
Bir kızdı.
Eğildi.
“İyi misin?” dedi.
Sonra elime bir su uzattı.
Ellerim titreyerek aldım.
İçmeye çalıştım ama boğazım düğümlenmişti.
Sanki su bile geçmiyordu.
Zorla:
“Teşekkür ederim,” dedim.
Sesim bile yabancıydı.
Kız bir şey demeden yanımdan ayrıldı.
Ben biraz toparlanmaya çalıştım.
Sonra kalktım.
Yakında bir banka oturdum.
İstanbul hâlâ etrafımdaydı ama artık hiçbir anlamı yoktu.
Başımı ellerimin arasına aldım.
Ve tek bir düşünce dönüyordu kafamda:
“Ben ne yaptım…"
Ama bu sefer cevap bulamıyordum.