Yeniden tanışan ruhlar

Vaveyla Yazarı: Kimya Author

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: Yeniden tanışan ruhlar

Camdan gelen rüzgar usulca okulun koridorunda dans etmeye başladı. Panodaki kağıtlar süzülürken birkaç tanesi yere düştü. Rüzgar, onları alaşağı ettiğini düşünmüş olacak ki dansına devam etti. Bahçedeki güllerin kokusunu da yanında getirmeyi ihmal etmemişti. Okulun giriş katını bu denli güzel kokuttuğu için sevinçliydi sanki.
Tam dansına devam edecekti ki sert adımlarla hareket eden çocuğu gördü. Dünya'nın onun olduğunu düşünen bu çocuğa bulunduğu okul yetmemişti hiçbir zaman. Hep daha fazlasını isterken ne zaman duracaktı? Rüzgar, istemeyerek yanaştı çocuğun yanına. Yolunun üstünde durmasaydı keşke! O zaman dokunmadan geçebilirdi. Haz etmediği çocuğun saçını bozarak geçti gitti yanından. Siyah saçları dağılan çocuk elleriyle hızlıca düzeltti. Saçları güzel, kıyafetleri ütülü ve hareketleri mükemmel olmalıydı her zaman. Sırtını da dikleştirdiğinde hepsi tamamdı.
"Karaman" Az önce rüzgarın etkisinden çıkan Karaman gözlerini kısarak seslenen kişiye baktı. Sunan telaş içerisinde yanına geldi. Ellerini beline koyarak sakinleşmeye çalıştı. Nefesi biraz olsun normalleştiğinde, karşısındaki meraklı gözlere anlatmaya başladı.
"Roman denen çocuk varya. Yeni gelen hani."
"Evet, ne olmuş?" Karaman elleri cebinde, hafifçe sırtı duvara yaslıydı. Bugün bir halsizlik vardı üzerinde ama neden bilemiyordu.
"Tuvalete götürüp elini kolunu bağlayıp kilitlemişler oraya. Senin haberin olmadan nasıl böyle bir şey yaparlar?!" Sunan, onun hiç şaşırmadığını aksine kutlama yapar gibi bir surat ifadesine büründüğünü fark etti. Birkaç saniye içerisinde onun mimiklerini okuyabilmek için ne kadar çok çaba sarf etmişti bugüne kadar.
"Sen yaptın değil mi? Durduk yere neden yaptın bunu?" Sırtını yasladığı duvardan ayrılıp yürümeye başladı. Cevap beklercesine arkasından ilerledi. Koridordan geçen bir grup kız Karaman'ı görünce ürkek bakışlar attılar. Ondan herkes gibi çekiniyorlardı ama hiçbir kötülüğünü de görmemişlerdi. Çünkü asla ellerini kirletmez hep başkalarına yaptırırdı işlerini. Onunla takılan hangi kız olursa olsun bir ay dayanamadan okuldan gidiyordu. Ama bazen insanların akıllanmadığı zamanlar olurdu. Kendi kibrine kapıldığı, ben yaparım dediği zamanlar. Bazı kızlar da gizlice ondan hoşlanıyor ve evine çiçek, çikolata ve hediyeler yollamaya devam ediyordu. Belki beni sever diye. Ama sevmezdi, sevemezdi. Bazen sevdiğini sanıyordu; Arkadaşlarını, ailesini. Ama sevmek için önce öğrenmesi lazımdı. Bunun farkına varmasına daha çok zaman vardı.
"Şu kızı bir türlü sevemedim. Sanki bir şey var onda." Sunan gözlerini bankta oturan İlkgün'e dikmişti. İnsan eğer birini gözleri ile öldürebilse bu ya nazar ile olurdu ya da bakarak.
"Sen geç ben gelirim birazdan" Hareketlerini açıkça sergileyerek banka yaklaştı. İlkgün'ün yanına gidene kadar geçen süre boyunca arkasından bakan Sunan'ı görmemişti bile. Görse de istediği şekilde görmeyecekti. Karaman’ın o kızın yanına gitmesini görmek istemediği için ayağa kalktı. Omzundan düşen çantasını düzeltti. Hayal kırıklığına uğramaya alışkın birinin takındığı tavırla, omuzları neredeyse yere düşecekmişçesine çökerken, binadan içeri girdi.

İlkgün'ün kafasındaki sorular asla tükenmemişti. Çözemediği anlarda da kitap okur ya da dizi izlerdi. Şuanda da kitap okuyordu. Dizi izlemek için uygun ortamı bulamamıştı. Rahatsız edici sıralar ve havada uçuşan kitaplar yüzünden ancak kitap okuyabileceğini anlamış ve bahçeyi tercih etmişti.
"Beni giderek daha çok şaşırtıyorsun" Kitabı yüzünden çektiğinde karşısında Karaman'ı gördü. Kitabın gölgelediği yüzünü fark eden güneş acımasızca yakaladı İlkgün'ü. Gözleri yeşil ve kahverengi arasında dolaşırken kirpikleri daha da belirginleşti. Elini anlına siper ederek güneşten korunmaya çalıştı ama yazın bu kavurucu sıcağından kaçmak çok zordu. Hele de okulun bahçesindeyken.
Birkaç saniye içerisinde gerçekleşti her şey. Ama Karaman için saatler sürmüştü sanki. Gözlerine odaklandığı kızın, kirpiklerine, eline, hafif uzun ama ince burnuna, sol alt çenesindeki küçük benine baktı. Neden bu kadar inceleme gereği duyduğunu bilemeyerek baktı sadece ve içinden eril bir Karaman seslendi. Kibarca seslenen bu iç ses, çok nadiren çıkardı ortaya. 'Güneşten koru onu' Aynen böyle seslenen iç sesi yüzünden karşı konulamaz bir his ile arkasındaki güneşe baktı. Tam kenara kayarak onun güneşini kapatmak isterken atılan omuz ile sendeledi.
İlkgün'ün yüzü hafifçe gölgelenirken güneşten kurtulduğu için gülümsedi, eli de kitabıyla tekrar buluştu. Rapunzeli kurtarmaya gelen adam, uyuyan güzeli uyandıran prens gibi. Güvenilebilecek bir gölge gibi gelmişti.
"Yavaşla bakalım." Karaman'ın kızaran yüzü belirginleşirken, kavga görmekte bıkan İlkgün sessizce ofladı. Levent karşısında dikilen çocuğa baktı. Yaşına göre oldukça yapılı ve büyük görünüyordu. Normalde bıyıkları yeni çıkardı bu yaştakilerin. Ama karakteri ve tipi ile Karaman hepsinden daha çok dikkat çekiyordu. İyi olmayan bir şekilde.
"İlkgün'le bana müsaade et. Konuşmamız gerekenler var" Levent, gerginliği arttırmadan ve gözlerini Karaman'dan ayırmadan uzunca baktı. Gövdesi ise İlkgün'e dönüktü. Yanımdaki belayı defettikten sonra sana döneceğim der gibi durdu.
"Aslında ben konuşuyordum onunla. Ama bir işim var şansına. Bir dahakine şans vermem Levent" Omzuna çarpmayı da ihmal etmeden uzaklaştı. Onun için farklı planları vardı.
Levent kendisine dokunulmasından nefret etse de sakinleşmeye çalıştı. İlkgün ile tanıştığından bu yana yeterince sinirli yönünü göstermişti zaten.
"Oturabilirim değil mi?" Şakalaşarak oturdu yanına. İlkgün ise derin bir nefes aldı. Karaman'da onu rahatsız eden o kadar çok şey vardı ki. Bakışları bile zehirli gibiydi çocuğun. Bir kez baktı mı sana, sanki içinden geçeni okuyor gibiydi.
"Bu çocuk bence araştırmamız gerekenler listesinde ilk sıralarda." İlkgün'ün sebepsizce öyle düşünmediğini biliyordu. Kendisi de öyle düşünüyordu çünkü.
"Boşverelim onu. Sen ne yaptın kurslarını? Bayağı ihmal ediyorsun zaten buraya gelerek." İlkgün tebessüm etmekte zorlanarak baktı. Gerçekten de bayağı ihmal etmişti hayallerini. Okula gitmeseler de derslerine çalışıp sınavlara giriyorlardı. Lise yüzünden çoğu şeyi ertelemişlerdi zaten.
"Bugün rayına oturtmam lazım işleri. En azından sınavı geçsem diğerini sonra da hallederim." Banka koyduğu kitabını kapatarak çantasına attı. En az beş yüz sayfa olan kitabı kaldıran kolundaki kaslar ortaya çıkarken Levent şaşkınlıktan küçük dilini yutacaktı. Onun spor yaptığını bilse de dışarıdan bu kadar zarif duran bir kızın kasları olmasına çok şaşırmıştı.
İlkgün, bakışlarının baktığı yerin kolu olduğunu anladığında şalını omzuna serdi. Levent ise rahatsız ettiğini düşünerek, bakışlarını kaçırıp boğazını temizledi.
"Kol kasın benimkinin yarısı kadar. Daha önce hiç böyle kası olan bir kız görmemiştim. Yanlış anlama sakın! Amacım rencide etmek değil aksine destek çıkmak. Bence bu devirde her kız savunma sanatları dersi de almalı. Kendileri biraz olsun öğrenseler belki daha rahat olur içleri." Levent'in konuşması bitmek bilmezken, bunu utancından yaptığını anladı İlkgün.
"Bir kez spora başladığında bırakmak zor oluyor. Basketbol oynayan birisi olarak beni iyi anlarsın"
"Evet. Spor yapan insanların kendini en çok seven insanlar olduğunu söylemişti birisi. Sende bunu daha çok görüyorum. Zamanında örtüler yüzünden okula alınmayan kızlardan sporcu kızlara. Ne güzel de geliştirdi kendini ülkemin kadını." Levent yüzündeki gülümseme ile baktı. Özgürlüğüne düşkün birisi olduğu için İlkgün'ü anlamak ona zor gelmemişti.
"Bazen zor da oluyor. Spor salonuna gittiğimde başım örtülü olduğu için eleştiren de oluyor destekleyen de." Öğle arasının bitmesine dakikalar vardı belki. Ama gökyüzü bulutlarını yavaşça ortaya çıkarmıştı bile. İlkgün yukarı baktı. Bazen ne diyeceğini bilemediğinde yapıyordu bunu." Biliyor musun hala insanlar anlamıyor bir şeyleri" Levent dinlemeye devam etti.
"Mesela ben böyle rahatım. Sabah hangi renk başörtü takacağımı seçerken bile eğleniyorum. Eve geldiğimde saçlarımla ilgilenmeyi de seviyorum. Çok düşündüğüm zamanlarda saçlarımın ağırlaştığını fark ettim geçenlerde. O an düşündüm. Acaba saçlarımız anten görevi görüyor olabilir mi? Etraftaki negatif, zararlı şeyleri çekiyor mudur? Yediklerimiz saçlarımızı güzelleştirip çirkinleştirebiliyorsa saçımı kapatmak da beni koruyabilir mi? Hiç bir teori doğru değil diyelim ki sınırlarımı belirlemesi bile beni yeterince memnun ediyor"
Levent onun nasıl bu kadar güzel konuştuğu anlamaya çalıştı. Bazen çok hareketli 20li yaşlarında bir kız bazen 30lu yaşlarında her şeyi tecrübe etmiş bir kadın bazen de hayatı çözmüş bir filozof gibi konuşuyordu.
"Haklısın. Annem de geçenlerde bu konuda konuşmuştu. Duru, ailesi küçüksün hala demesine rağmen tesettüre girdi. Eski oturduğumuz yerdeki arkadaşlarının bazıları iletişimi kesti tamamen onunla."
"Peki senin sınırların mesela. Onlar neler? Nasıl anlıyor insanlar sınırlarını?" Levent daha önce bunu hiç düşünmemişti. Bu soru onu afallatsa da sınırları herkes gibi onun da vardı. Ama ilk bakışta anlaşılıyor muydu?
"Açıkçası bilmiyorum. Belki duruşumdandır. Bana genelde sert durduğumu söylerler. Bu da insanların biraz daha temkinli yaklaşmasına sebep oluyor sanırım."
"Ben bir erkeğin sınırları olduğunu konuşmasından anlayabilirim."
"Mesela beni anladın mı? Madem böyle eminsin kendinden anlat bakalım" Gülümseyerek yüzünü İlkgün'e çevirdi. İlkgün de gülümseyerek karşılık verdi.
"İnatçısın, dışarıdan bakıldığında herkes senden çekinse de öyle birisi değilsin. Zamanının kıymetini hep biliyorsun. O yüzden geceleri bile antrenman yapıyorsun. Uyku sadece dinlenme aracı. Yani dinlendikten sonra keyif için uyumuyorsun. Doğa düşkünüsün, adrenalin bağımlısısın. Hatta büyük oynayacağım, adrenalin olmadan yaşayamazsın"
"Onu nasıl anladın?"
"Tabi ki de her gün 5te ayakta olmandan ve gece erken yatmandan. Hayır, evini gözlemiyorum." İkisi de kahkaha atarken evlerinin yakın olmasının bu kadar çok sonuç çıkarmasını anlaşılır kılıyordu. Saat 10da wifi kapatıp yattığı için Levent, kendini ele veriyordu.
"Sanırım şimdilik bu kadar. Kolay değilsin onu söylemem lazım" İlkgün onu çözmekte zorlanıyordu. Kendisine de bu yüzden benzetiyordu Levent'i.
"Güzel" Kafasını yere eğdi. Anlına düşen saçlarının gölgesi ayakucunda belirmişti. Bir an ne diyeceğini bilemeyerek duraksadı.
"Ben de seninle ilgili gözlem yaptım. Radyo dinlemeyi seviyorsun. Çünkü bazen camlar açıkken radyo sesi geliyor. Sen kanalı değiştirmeye çalışırken cazırtılı olan kanallara denk geldiğinde öyle bir ses çıkıyor ki hemen cama yaklaşıyorum. Acaba bu gece nasibimizde hangi parça var diyerek. Ben de gizlice dinliyorum çünkü telefondan müzik seçmek çok yorucu ve keşfetmek de." İlkgün rezil olduğunu düşünerek top oynayan çocuklara baktı. Bazen sinirlendiğinden ağzından küfür kaçtığı da oluyordu. Umarım onları duymamıştır diye düşündü.
"Bazen gece bahçede mum yakıp yıldızlara bakıyorsun. Antika şeyleri seviyorsun."
"Mumların ısı yaymasını seviyorum. Daha gerçek hissettiriyor. Yıldızlar da gece herkes ışıklarını kapatınca görünüyor. An'ı yakalamayı seviyorum. Telefondan mümkün olduğunca uzak kalmaya çalışıyorum. Şaşırttın beni."
"Tuşlu telefona dönsek ne güzel olur" Levent sanki İlkgün'ün aklını okumuşçasına konuştu.
"Yaşa ya!" Bu kadar ortak noktalarının olmasının sebebini yaşlarının yakınlığına yoran İlkgün, zilin sesi ile anın büyüsünden sıyrıldı.
"Ders matematik" Levent'in derslerle arası iyi olmadığı için bu okulda kalması gitgide zorlaşıyordu. Ama not ortalamalarını biraz normal sınırda tutsalar yeterdi onlar için. Birkaç aya dikkat çekmeden ayrılırlardı okuldan zaten.
"Evet, hadi gidelim" İkisi kalkıp sınıfa giderken her zamanki gibi Karaman'ın yancıları onları izlemiş ama kayda değer bir şeyler duyamamışlardı. Elleri boş dönmek ikisi için de iyi sonuç vermeyecekti.
Metin elleri cebinde yürürken yerdeki şişeye tekme attı. Şişe kantinden çıkan Nazgün’e çarptı. Ali aralarında kalmamak için kaçmanın bir yolunu aramaya çalıştı.
“Abi ben müdürün yanına gidecektim.” Kaçmayı başardığı için kendini tebrik ederken Nazgün Metin'in yanına geldi.
“Yavaş olsana biraz! Elimde şişe var”
“Bilerek olmadı” Nazgün çatık kaşlarla baktı karşısında duran çocuğa. Tiksiniyordu ondan resmen. Göz devirip gidecekken kolundan tuttu.
“Bana bak, çek elini!” Kolunu kurtarıp yüzüne baktı.
“Tamam sakin ol. Geçen söylediğim şeyi kimseye söylemedin anlaşılan. Yoksa bela alırım başıma. Bak mezun olmamıza az kaldı”
“Bir kez daha beni rahatsız edersen o zaman kendimi de yakarım seni de” Metin onun ciddi olduğunu anladığında geri çekildi.
Nazgün etrafına bakmayı ihmal etmeden sınıfa doğru hızla yürüdü. Metin arkasından baktı. Bu kızın kafasında dokuz tilki vardı ve kuyrukları da birbirine değmiyordu. Bunu bildiği için hep ondan bir adım önde olmak zorundaydı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18