3. bölüm / 6
Geçmişten KalanlarKüllerden Doğan
Bölümler 6Şu an: Küllerden Doğan
Bölüm sözü:
"Sen; Aklım ile kalbim arasında kalan en güzel çaresizliğimsin."
-Cemal Süreya
Zamanın insanı iyileştirdiği hep söylenirdi.
Bu bir yalandı.
Zaman insanı iyileştirmezdi... acımasızlaştırırdı.
İyileştiğini sandığın her an, biraz daha dibe batmak...
insanı yavaş yavaş hissizleştirirdi.
Ben Aras Karahan.
Ailesinin yükünü taşıyan, zorunlulukların altında ezilen o adamım.
9 yıl önce...
Bugün şirketin onuncu yılıydı. Akşamki davet için hazırlanıyordum.
Davete Derin de gelecekti.
Onu görmek her seferinde aklımı karıştırıyordu, buna izin vermemeye çalışıyordum. Ama her defasında başarısız oluyordum.
Masanın üstündeki parfümü sıkıp evden çıktım.Arabama binip davetin olduğu otele geldim.
Müzik sesleri, fısıltılar, tabak çanak sesleri şimdiden başımı ağrıtmayı başarmıştı. Bir an önce bitse de eve gitsem diye düşündüm.
Karşımda İsmail ve Boran'ı gördüm, ağır adımlarla yanlarına gittim.
"Hoş geldin Aras," dedi İsmail tüm samimiyetiyle.
Cevap olarak sadece kafamı öne eğdim.
Onun bu samimi davranışları beni zerre yumuşatmıyordu.Çünkü babamı onun hatası yüzünden kaybettim. Ama bunu isteyerek yapmamıştı. Gözden kaçırdığı hata sonuçta.
Bu yüzden ona karşı öfkelenmiyordum.
Başımın ağrısı zaman geçtikçe daha da şiddetleniyordu.
Müzik sesi artıyor, fısıltılar gitgide yükseliyor gibi geliyordu.
Kafamı kaldırdığımda tüm sesler sustu.
Ağrılarım yok oldu.
Kalbim yandı, kavruldu.
Onun gözlerine her baktığımda, içimde sakladığım her şey ortaya dökülecek gibi oluyordu.
Gözlerimiz birbirine değdi, adımları durdu.
Saatler ilerlemeyi bıraktı.
Sadece ben ve o vardık sanki.
Tekrar yürümeye başladı. Saat ilerledi. Sesler yeniden yükseldi.
Derin ve Ece masaya geldi. Boran Derin'le bakıp. "Çok güzel görünüyorsunuz Derin Hanım." dedi. Derinde ona "Sizde çok şıksınız Boran bey" dedi dudaklarındaki gülümseyle.
Bakışlarımı ondan ayırdım masanın üstündeki sudan bir kaç yudum aldım.
Çok gergindim gereksiz bir şekilde ve bu gerginliğim Derin gidene kadae geçmeyecekti sanırım.
O sırada İsmail beni gösterip "Celal'in oğlu Aras." bakışlarım Derin'in uzattığı eline kaydı.
Elini tuttum. Eli öyle sıcaktı ki bu ateş ikimizide yakardı. "Memnun oldum bende Derin" dedi.
Hafifçe gülümsedim. Daha sonra elini bıraktım. Hayatımda hiç bu kadar acemi davranmamıştım.
Kısa bir süre sonra etkinlik başladı. Kürsüdeki kadın konuşmasını bitirdikten sonra İsmail'i kürsüye çağırdı.
İsmail kürsüye çıkıp bu yıl şirketin ticari faaliyetlerinin ne kadar geliştiği hakkında konuştu.
Sadece kürsüye doğru bakıyor, oraya odaklanmış gibi davranıyordum.
Ama buna rağmen Derin bir kaç adımda yanıma geldi. "İlk defa görüyorum seni. Oysaki Celal amca hep buralarda olurdu." dedi.
Kısa ve net bir cevap olarak "Öyleydi." Dedim. Kısa bir süre sessizlik olunca Derin bu sessizliği bozdu."Okuyor musun?" diye sordu.
"Hayır," dedim bakışlarım hala kürsüdeydi.
Yine sessizlik oldu. Sessiz kalsın istiyordum.
Korkuyordum onu incitmekten. Uzaktan sevmek istiyordum... o zaman kimseye zarar gelmezdi diye düşündüm.
Derin o canımı yakan cümleyi sevdi. "Yakından tanımak isterim seni."dedi.
Kimin canı sevdiği kadın onu tanımak istediği için yanabilirdi ki?
Benim yanmıştı.
Bu cümleleri duymayı isterdim ama şartlar farklı olsaydı.
Birini sevebilecek kalbim olsaydı, bu hayatta tek seni severdim demek isterdim ama sustum.
Ona döndüm. Bir adım attım. Yakından daha da güzeldi aynı zamanda daha can yakıcı.
Nefes alışverişi hızlandı. Gözleri ürkek ama aynı zamanda cesurdu. En çokta onun bu hallerini seviyordum. İçiyle dışı hep zıttı. Şuan bende öyleydim içimden ona olan sevgimi söylüyordum. Ama ağzımdan sevgi sözcükleri çıkmıyordu.
"Babamın arkadaşının kızısın. Birbirimizi yakından tanımayı gerektirecek bir durum yok." diyebildim sadece.
Bakışları değişti. Hayal kırıklığı yerleşti o güzel gözlerinin içine.
Canım yandı. Onu sevmek hayatıma iyi gelen tek duyguydu.
Sadece bakıyordum. Bomboş. Ona karşı açık vermek istemiyordum.
Tam o sırada telefonum çaldı. Bakışlarım ondan ayrılıp telefona döndü.
Cihan.
Onun ismini duymak bile öfkemi körüklüyordu.
Hiç düşünmeden hızlı adımlarla davet alanından çıkıp telefonu açtım.
"Kadim dostum... nasılsın? Umarım eğlenceni bozmamışımdır."
"Ne var lan, söyle." dedim sinirle.
Cihan acıyan bir ses tonuyla "Hâlâ intikam peşinde koşuyorsun ama gerçeği bile bilmiyorsun, Aras." dedi.
Damarıma basıyordu bunun farkındaydım ama engelde olamıyordum.
"Gerçek neymiş lan? Söyle de bileyim." dedim, bir yandan arabayı çalıştırırken.
"Olur mu öyle telefondan? Gel yüz yüze konuşalım. Her zaman geldiğin deniz kenarındayım."
Telefonu yüzüne kapattım. Beni nereden vuracağını biliyordu.
Ondan intikam almak istiyordum. Babamın katilinden.
Cihan Kara'dan.
Hiç düşünmeden gaza bastım.
Hız göstergesi yükseldikçe öfkem de kontrolümden çıkıyordu.
Yaklaşık beş dakika sonra deniz kenarına varmıştım.
Arabadan indiğimde Cihan tam karşımda duruyordu. Arabasına yaslanmış, alaycı bakışlarla bana bakıyordu.
Sert adımlarla ona doğru yürüdüm.Sinirle yakasından tuttum.
"Konuş lan," dedim hiddetle.
Sakinliği beni daha da delirtiyordu. Yıkmak, kırmak, dökmek istiyordum.
Yumruğumu yüzüne indirdim.Başı yana savruldu.Ama kısa sürede doğruldu.Gülümsedi.
"Hiç değişmemişsin Aras..." dedi alayla.
Ardından kahkaha attı.Sanki her şey planının bir parçasıydı.O kahkaha kulaklarımı çınlattı.
Hiç bir şey düşünmeden belimden silahı çıkarıp namluyu Cihan'a çevirdim.
Ben bir kere belimden silahı çıkarmışsam sıkmadan geri belime takmazdım.
"Abi yapma!" diye bağırdı Arda.
Arda.
Onun burda ne işi vardı. "Dur abi, lütfen yapma!"
Kutay onu zorlukla tutuyordu.
Ben bir kere belimden silahı çıkarmışsam sıkmadan geri belime takmazdım. Arda bunu çok iyi biliyordu.
Sadece Cihan'a bakıyordum.Siren sesleri yükseldi.
Sikeyim işte şuan sikik bir planın içine düşmüştüm. Öfkem benden bir adım öndeydi.
Zaman daralıyordu.
Cihan "Gördün mü Aras... yine kaybediyorsun." dedi.Öne doğru yavaşça eğildi.
"Derin'i de mi böyle kaybettin?" dedi sonra mal mal gülümsedi.
O an kalbim durdu sanki gözlerim karardı.
Sevdiğim kadın. İstese canımı vereceğim kadın. Onu orda bırakıp arkamı dönüp gitmiştim. Ve bunun şuan farkına varmıştım.
Parmağım tetikteydi.
Cihan'ın gülüşü
Arda'nın sesleri
Derin.
Siren sesleri yükseliyordu. Karar vermem gerekti.
Tetiğe bastım.
Elim yavaşça yere düşerken Cihan da yere yığıldı.
Silahı elimden bıraktım.
"Kaldır ellerini!"
Yavaşça ellerimi kaldırdım. Beynim bir an ne yaptığını sorgular oldu.
Ama sonra bir yanım doğru olanı yaptığımı söyledi.
Polisler kelepçeleri taktı.
Arda'ya baktım.
Gözlerinde tek bir soru vardı: Neden?
Ama benim ona verecek bir cevabım yoktu kendime ise vardı
İntikam.
Karakolda ne kadar kaldığımı bilmiyordum.
Avukat gelip gidiyordu.
Hiçbirini duymuyordum.
Sadece Arda'nın sesi...
"Abi..."
Beynim her şeyin farkına yeni varıyordu. Nasıl bile isteye gittim öfkeme sahip çıkamadım.
"Nasıl bu tuzağa düştüm..." diye düşündüm.
Ama artık geri dönüş yoktu.
Duruşma Günü
Duruşma günü gelmişti sonunda. Beyaz bir gömlek giydim ilk ve son kez. Tüm hareketlerim yavaş ve sakindi.
Askerler salon getirdiler. Sessizdi salonun içi. Bende öyle ne hissetmem gerektiğini bilmiyordum.
Arda, Kutay, Lidya, İsmail...hepsi oradaydı.
Bir kaç saniye sonra hakim içeri girdi. Herkes ayağa kalktı. Ben ayaktaydım zaten.
Hakim bakışlarını bana çevirdi. "Sanık, söylemek istediğin bir şey var mı?"
"Yok," dedim sadece.
Her şeyi kabullenmiştim. O tetiğe bastığımda duygularımında katili olmuştum.
Arkada bıraktıklarımı düşünmeden bastım o tetiğe...
Pişman değildim. Bir tek pişmanlığım vardı o da o iti öldüremeyip komaya sokmamdı.
Sadece geride bıraktıklarımın ağırlığı eziyordu beni.
"Karar." gözlerimi kapattım kısa bir an ne geleceğini tahmin ediyordum.
Salondaki sandalyeler geri itildi.
"Sanık Aras... dosya kapsamı, deliller ve tanık ifadeleri birlikte değerlendirildiğinde kasten adam öldürme suçundan..."
Kelimeler uzaklaştı.
"Sanığın 12 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına..." dedi ve sonra hiç bir şey duymadım.
On iki yıl...
İçimde bir şeyler yeniden yandı.
Ya her şeyin intikamını alacaktım.
Ya da öfkemle birlikte çürüyüp gidecektim.
***
Hapishanede günlerim her zamanki gibi aynıydı.
Yatağımda kitabımı okuyordum.Kapı açıldı bakışlarımı kapıya çevirdim.
"Aras Karahan, ziyaretçin var." dedi gardiyan.
Yataktan kalktım. Gardiyanla birlikte görüş odalarına doğru ilerledik.
Arda gelmişti. Her zamanki gibi.
Şu ana kadar Arda'dan başka kimse ziyarete gelmemişti.
Gülümseyip, "Abi..." diyerek sarıldı.
"Nasılsın?" diye sordu sandalyeye otururken.
Bende sandalyeye oturdum. "İyiyim Arda, sen? Her şey yolunda mı?"
"Yolunda, sıkıntı yok," dedi.
Kısa bir süre sessizlik oldu.Arda bir şey öğrenmek ister gibi uzun süre baktı.
"O iyi mi?" diye sordum.
"İyi. Tıp fakültesinden mezun oldu, hem de birincilikle," dedi.
Dudaklarıma ufak bir gülümseme yerleşti.
Demek birincilikle mezun olmuştu. Şaşırmamıştım biliyordum onun böyle zeki bir kadın olduğunu. Tuttuğunu kopardığını biliyordum.
Arda "Abi..." dedi yalvarır gibi.
"Böyle olmak zorunda değilsin. Yapma bunu kendine. Aynaya bakıyor musun hiç? Gözlerinde yaşama dair hiçbir duygu yok. Sadece yaşıyorsun."
"Arda, başlama yine. Hiçbir şey yaptığım yok."
Arda sıkıntıyla başını salladı.
"Kime laf anlatıyorum ki... Tabii kendi bildiğini okuyacaksın."
Konuyu değiştirmek amacıyla, "Durgunsun," dedim.
Arda bana baktı.
"Abi, unutmuş olamazsın değil mi?" dedi.
Kaşlarımı çattım.Neyi unutmuş olabilirdim?
Diye düşündüm ama bugünün tarihinden haberim bile yoktu.
"Bugün tarihinden bile haberim yok. Ne oldu bugün?" diye sordum.
Arda kısa bir süre sustu. Boğazı düğümlenmişti.
"Annemin ölüm günü bugün" dedi zorlukla.
Kısa bir süre sustum. Böyle bir günü nasıl unutup dikkate almazdım?
Arda'ya baktım. Her yıl ki gibi aynı ruh haline bürünmüştü.
Kendini suçluyordu...
Arda doğduktan sonra annem hastalığa yakalanıp hayatını kaybedince, Arda bu yaşına kadar hep kendini suçladı.
"Ben doğmasam annem ölmezdi," diye. Ve ben bu günü unutup kardeşimin yanında olamadım.
Arda'nın gözleri doldu. "Ben ikimiz için de mezarına çiçek bıraktım," dedi.
Sandalyeden kalkıp gözyaşlarını sildi. Kapıya doğru ilerlemeye başladı. "Arda" diye seslendim. Umursamadı kapıyı açtı ve gitti.
***
Yatağımda uzanmış tavanı izliyordum. Aklımda yine aynı kişi vardı. Her aklıma geldiğinde gökyüzünü görüyordum sanki. Öyle bir etkisi vardı.
Geçenlerde onu haberlerde gördüm. Çalıştığı hastaneyi tanıtıyordu.
Onun sesini duyduğumda yataktan nasıl fırladım ben bile farkında degildim.
Değişmişti ama daha güzel olmuştu her haliyle güzeldi o. İlk defa beyaz önlükle görmüştüm boynunda stetoskobu vardı.
Yeniden aşık olmuştum sanki. Her aklıma geldiğinde anlamsız bir şekilde gülümsüyordum.
Düşüncelerime dalmışken kapının açılmasıyla tüm düşüncelerim dağıldı.
"Aras Karahan, ziyaretçin var."
Kalktım, yine Arda gelmiştir diye düşünerek ilerledim.
Yanılmıştım. Arda değildi. Bu sefer karşımdaki sandalyede İsmail oturuyordu.
Ağır adımlarla yanına yaklaştım. Sorgulayan gözlerle baktım.
"Nasılsın oğlum?"
Oğlum mu? Alaycı bir gülümseme yerleşti dudaklarıma.
"Bu ziyaretini neye borçluyum, İsmail?"
İsmail arkasına yaslandı.
"Neticeye gel diyorsun yani."
"Aynen öyle diyorum." dedim
"Peki..." dedi, duraksayarak.
"Aras, düşmanlarının farkındasın. Neler olduğunun da... Cihan daha da güçlendi komada bir ay yatıp kalktıktan sonra özellikle,öfkesi her yeri yakmaya başladı.Herkes onun sadece adam akıllı mal ticareti yaptığını zannediyor ama işin arkasında binlerce silah ve uyuşturucu da satıyor. Bu satışlar bizim şirketimizi de etkiliyor."
"Yani?" dedim tahammülsüzce.
"Cihan yeni bir ortak arayışında. Ben artık onlarla tek başıma mücadele edemiyorum," dedi.
"Aras, kendinize güvenli bir alan bulun. Herkesi oraya alın, işleri oradan yürütün, gizliden gizliye. Örgüt kurun kısacası. Çıkmana 1 yıl kaldı, o sırada işleri Arda yönetir, sonra sen..."
Birkaç saniye düşündüm. Ben de baş edemezdim onlarla ama örgüt kurulursa arkada bir dayanak olurdu. Şimdiye kadar yaptığım çoğu şeyi düşünmeden yapmıştım. Neyse sonuçları katlanırdım aynı şuan katlandığım gibi.
Düşünceli gözlerimi İsmail'e diktim.
"Kabul," dedim ve anında ayağa kalktım.
"Aras..." adımlarım durdu ama ona dönmedim.
"Eğer bana bir şey olursa Derin ve Mira'yı yanına al."
Gözlerimi kapattım. Onun ismini duymak bile garip hissettiriyordu.
Hiçbir şey demeden koğuşa geri döndüm.
Savaş asıl şimdi başlıyordu.
Ama bu, başlangıç değildi... sadece çok daha karanlık bir evreydi.
Dokuz yıl önceki Aras yoktu.
O adam çoktan gömülmüştü.
Şimdi kalan tek şey savaşın kendisiydi.
Bölüm etkileşimi
