1. bölüm / 6
Geçmişten KalanlarAcının Başlangıcı
Bölümler 6Şu an: Acının Başlangıcı
Selamlarr, bu benim ilk kurgum her desteğiniz benim için çok önemli ayrıca kitabıma şans verdiğin için de çok teşekkür ederimmm.
Kitaba başladığınız tarihi yazmayı unutmayın. Keyifli okumalarrr.
Bölüm sözü;
Hiç bir zafere çiçekli yollardan gidilmez. Cennet bile ölüm ister.
- Jean de La Fontaine
Hayat, her zaman en mutlu olduğunuz anlarda sizi vururdu. Sonra hiç mutlu olamayacağınızı sanırdınız ama hayat hala devam ediyordu.
Kalbiniz hala atıyor ciğerleriniz nefesle doluyordu.Belki başka hayatlar bitti ama sizinki devam ediyordu. O yüzden hep ileriye bakmak zorundasın geçmişte takılı kalmamalısın derdim hep kendime.
Hayatım boyunca böyle düşündüm ve bunun doğru olduğuna da kendimi inandırmıştım.Bir acıda takılı kalmamaya çalıştım çokta başaralı oldum sayılamaz ama denedim.
Sabahın en güzel saatlerinde kardeşim Mira ve babamla kahvaltı yapacaktık. Yatağımdan kalkıp perdemi çektim. Güneşin ışığı odama vururken aynı zamanda içimede huzur doldu.
Bugün hastane çok yoğun değildi, bunun rahatlığıda üstümdeydi. Mutfağa doğru ilerledim. Emine teyze kahvaltıyı neredeyse hazırlamıştı. Ama menemeni bırakmıştı çünkü onu ben yapacaktım.
Babam Mira'yı odasından getirmeye gitmişti.Mira doğuştan gelen Serebral Palsi nedeniyle yürüyemiyordu ama ona rağmen cıvıl cıvıl bir çocuktu.
Çocukken ona bir söz vermiştim. "Çok saygın bir doktor olup seni iyileştireceğim bir'tanem"
O sözü tutup doktor oldum ama kardeşimi iyileştiremedim fakat her şeye rağmen bir gün onu ayakta göreceğime inancım tamdı.
Babam ve Mira'nın gelmesini beklerken bende menemeni yapmaya koyuldum. Domatesleri ve biberleri doğradım. Daha sonra onları yumurtayla buluşturup menemeni tamamen bitirdim.
Bir bez yardımıyla tavanın kulbundan tutup masaya koydum. Tam o sırada Mira'nın sesini duyunca hızlıca yanına gittim. Yanaklarından öpüp "Günaydın bir'tanem." dedim.
Mira huysuz bir bakış atıp "Abla ruj yaptın yanaklarımı." diyip yanaklarını silmeye başladı bense kahkaha attım ellerimi çırpıp "Hadi hadi sofraya hem menemeni ben yaptım." Babamın gözlerinin içi parlayarak "Sen mi yaptın?" diye sordu. Hemen sofraya geçti ve kahvaltımızı yapmaya başladık.
Böyle anları kolay bulamıyordum çünkü babam işleri nedeniyle hiç denenecek kadar az eve geliyordu bende hep Mira ile yemek yiyordum.
Babam menemeni yiyip lezzetli olduğunu belirten bir sesle elimi tuttu. "Ne güzel yapmış benim kızım." Gülümsedim. 29 yaşında olmama rağmen babamın bana hala 10 yaşındaki kızı gibi davranması çok hoşuma gidiyordu.
Hiç değilse kimsenin umursamadığı o kız çocuğuna şimdi sahip çıkmaya çalışıyordu.
Kahvaltımıza devam ederken babamın susmak bilmeyen telefonu çaldı. Babam arayan kişinin ismine baktıktan sonra ayağa kalktı. Telefonu kaldırıp "Bu önemli" ve masadan uzaklaştı.
Kısa bir süre sonra yanımıza geldi. "Kızlar maalesef benim gitmem gerek toplantı vardı benim aklımdan o tamamen çıkmış." kafamı yana yatırdım.
Gitmesini istemiyordum ama iş beklemezdi şimdi benim bir işim olsa bende gitmek zorunda kalırdım. O yüzden babamı çok iyi anlıyordum.
Oturduğum yerden kalktım. O sırada babamda Mira'nın yanaklarından öptü. Bende kapıya doğru ilerleyip babamın asılı çantasını elime aldım.
Kısa bir süre sonra babam gelince çantayı ona uzattım. Gülümseyerek çantayı aldı. Daha sonra yanağıma öpücük kondurdu. Kapıyı açıp çıktıktan sonra "Dikkatli ol ve işlerini erken bitirmeye çalış lütfen" dedim.
Babam kafasını salladı. "Deneyeceğim" dedi ve arabaya bindi. Öyle kısa bir süre kapıdan durdum. Daha sonra içeri girdim. "Yemeğin bitti mi? Odana çıkarayım mı?" diye sordum Mira'ya.
Mira bakışlarını bana çevirdi. "Olur abla." dedi gülümseyerek. Her ne kadar gülümsesede içten içe ne kadar üzüldüğünü biliyordum.
Mira'yı odasına kadar sürdüm. Daha sonra kendi odama girdim.
En sevdiğim şarkımı açıp hazırlanmaya başladım. Benim hazırlanmam hep uzun sürerdi. Çünkü tadını çıkartarak hazırlanmayı çok seviyordum.
İşe makyajımı yapmakla başladım. Makyajımı yaptıktan sonra saçlarımı taradım bugün saçlarımın omuzlarıma dökülmesine izin verdim.
Daha sonra işin en sevmediğim kısmına geçip dolabımın önünde ne giyeceğimi düşündüm.
Bin tane üst deneyip değiştirdikten sonra sonunda istediğim parçayı bulabildim. Gri kumaş pantolan giyip üstüme de siyah bir bluz giydim.
Takılarımı ve kemerimi de taktıktan sonra sonunda evden çıkabilecektim.
Ayakkabılarımı giyip çantamı elime aldıktan sonra telefona bir bildirim düştü. Bilinmeyen bir numaradan gelmişti. Meslek arkadaşlarımdan veya hastalardan birinden gelmiştir diye düşünmüştüm ama yanılmışım.
Mesaja tıkladığımda gördüğüm kelimelerle şoka uğradım beynim ne okuduğunu anlayamadı bir anda.
Gözlerim doldu ellerim titremeye başladı vücudum daha önce hiç tatmadığım bir şiddetle kasılıyordu.
Yazılanları tekrar tekrar okudum.
"Sevgili baban artık geçmişiyle birlikte toprağın altında"
Neydi bu şimdi babam ölmüş müydü?
Yoksa birileri benle dalga mı geçiyordu?
Kim atmıştı bu mesajı daha yeni kahvaltı yaptık yanımdaydı bana sarılıyordu gülümsüyordu olamazdı böyle bir şey hem babam beni bırakıp gitmez ki söz verdi bana.
Zil çalınca koşar adımlarla kapıya doğru ilerledim.
Üç tane siyah takım elbiseli adamlar vardı "Siz kimsiniz?" diye sordum. Sert bakışları, keskin yüz hatları insanı hiç istemediği bir şekilde geriyordu.
"Aras Karahan'ın adamlarıyız, bizimle gelmeniz gerek" dedi içlerinden en iri yarı olanı.
Yıllar sonra yeniden duyduğum kelimelerle kulaklarım çınladı
Aras Karahan...
Adamlar bakışlarımdan gelmek istemediğimi anlamış olacak ki "Babanızla ilgili konuşacak" ölümünü öğrendikten hemen sonra beni çağırdı. Tesadüf müydü yoksa tamamen planlı mı?
Neden çağırdığını da düşündüm ama cevap bulamadım.
Kendimi toparlamaya çalışarak"Tamam bekleyin."
Çantamı alıp evden çıktım. "Araba sol tarafta buyrun" sol tarafa kafamı çevirip baktığımda bir limuzin duruyordu. "Gerek yok" diyip kendi arabama doğru ilerledim.
Arabayı çalıştırıp onları takip etmeye başladım. Acımı yaşayamadan koşuşturma içine girmiştim.
Zaten ben ne zaman acımı yaşayabildim ki babam öldüğünde yaşayamadım annem gittiğinde yaşayamadım.
Acı çekmek ne demekti bilmiyorum ama daha önce hiç tatmadığım bir duyguydu.
Her an güçlü durmaya alışmış bir vücudun acı çekmek gibi bir lüksü yoktu çünkü her an iyileşme ve iyileştirme için atıyordu o kalp...
Her an düşünmek için çalışıyordu o beyin...
Her ne kadar güçlü durmaya çalışsam da gözlerimden akan yaşları durduramadım.
Yirmi dakikalık bir yoldan sonra sonunda varmıştık. Arabadan inip karşımdaki kocaman eve doğru yürümeye başladım. Adımlarımı sert ve kararlı bir şekilde atmaya çalışıyordum.
İçimdeki öfkenin ve üzüntünün dışa vurmaması için ifadesiz bir surat takınmaya çalıştım ama başaramadım içimdeki öfkeyi saklayamadım.
Kapıyı orta yaşlarda bir teyze açmıştı. Gözlerim hiddetle Aras'ı aradı. Kenarda duran uzun masanın başında arkası dönük bir şekilde dışarı bakıyordu.
Ayak seslerini duyunca önüne dönmüştü.
Gördüğüm gözler nefesimi kesecek gibi oldu sert bakışları keskin yüz hatları iri vücuduyla yıllar sonra tekrar karşımdaydı.
"Niye çağırdın beni?" diye sordum hiddetle. Öfkeden gözlerim kör olmuş gibiydi. Benim öfkemin aksine o oldukça sakin bir tavırla bana bakıyordu ve bu beni daha çok öfkelendiriyodu.
"Cevap versene, neyi bekliyorsun söyle her şeyi biliyorsun dimi babamı kimin öldürdüğünü" ellerim titremeye başladı babamın öldüğünü dışa söylemek çok zordu.
Aras sakin ses tonuyla "Babanı kimin öldürdüğünü bilmiyorum ama bulacağım." dedi.
Hemen sinirle "İstemez. Sen hiç bir şey yapma benden uzak dur yeter ben bulurum babamın katilini" diyip kapıya doğru yürümeye başladım.
Tabikide babamın katilini bulamazdım nasıl bulabilirdim ki sadece söylüyordum. Güçlü olduğumu sansın diye.
Aras kolumdan tutup "Konuşacaklarımız daha bitmedi." dedi.
Kolumu sertçe çekip "Söyle ne diyeceksin daha." Aras sakinliğini hiç bozmadan "Otur şuraya" sinirle oturdum su doldurup bana uzattı. Dalga mı geçiyorsun der gibi bir bakış atıp elinden suyu aldım. Sakinleşmek için sudan bir yudum aldım.
"Evet seni dinliyorum söyle ne söyleyeceksen." Aras bakışlarını bahçeye yöneltip.
"Artık burada kalacaksınız."
Duyduğum kelimeler artık şaka gibi geliyordu kulaklarım çınlıyor aklımı yitirmemek için zor duruyordum. Ne kadar normal söylüyordu bunları böyle.
"Ne demek burada kalacaksınız. Sen kimsin ki ben burda senin yanında kalayım." Aras bakışlarını hiç çevirmeden "Güvende değilsiniz." dedi.
Alay edercesine güldüm. "Kendimi ve kardeşimi koruyacak kadar aklı başında bir insanım." dedim ona meydan okuyarak.
Sert çıkan sesiyle "Derin istesen de istemesen de burda kalacaksınız." dedi. İsmimi söylemişti ilk defa bakışları bana döndü.
"Oradan bakınca senin emirlerini alacak birine mi benziyorum." Aras hiç bişey demeden sadece baktı bakışlarından hiç bir şeyi çözemiyordum.
Tam sakinleştim derken onun bu sözleri ve bakışları beni daha da sinirlendirdi.
Elimdeki bardağı sertçe yere fırlatıp"Verdiğin emirler zerre umrumda değil."
Gözlerinin içine son kez bakıp kapıya doğru yöneldim. Dışarı çıktıktan sonra temiz havayı içime çektim. Daha fazla burada durmak istemiyordum o yüzden hızlıca arabaya doğru gidip çalıştırdım.
Nereye gideceğimi bilmeden sürdüm hayatımda böyleydi nereye vardığımı bilmeden yaşıyordum.
Anlık bir kararla şirkete doğru sürmeye başladım. Mira'yı merak edip Emine teyzeyle konuştum ama onu çoktan o eve götürmüşlerdi. Her şey önceden planlanmış gibiydi sanki yada ben öyle düşünüyordum.
Gün sonunda istemesem de o eve gitmek zorundaydım çünkü Mira oradaydı.
Arabamı park edip şirketin önüne geldim. Kalbim sıkıştı nefes almayı unuttum bir an ama kendimi toparlayıp babamın odasına doğru ilerledim.
Gözyaşlarıma engel olmadım çünkü artık babamın odasındaydım. Onun odasında duygu saklamak yasaktı.
Aklıma gelince yine gülümsedim.
Hala üniversite okuduğum zamanlar annemle kavga edip ağlamak istiyordum babamın yanına gelmiştim onu görünce dayanamayıp gözlerimden iki damla yaş süzülmüştü babam gözyaşlarımı sakladığımı görünce bana kızıp o gün yasaklamıştı duyguları gizlemeyi.
Koltuğun oraya gittim hep burada olurdu ama yoktu bu sefer
Kendi kendime mırıldandım.
"Baba nerdesin? Sensiz şimdiden her şey çok zor olmaya başladı ben sen varken güçlüyüm nolur her şey saçma bir tuzaktan ibaret olsun gel bana sarıl öp kokla" ellerimi boynuma doğru götürdüm nefes almak çok zordu boğuluyordum sanki.
Sanki babam benim nefes almamı sağlıyormuş o gidince nefessiz kalmışım gibiydi.
Gözlerim masanın üstüne kaydı zarf vardı.Üstünde "Sevgili kızım Derin'e" yazıyordu.
Kaşlarımı çatıp masaya doğru ilerledim. Şaka mıydı bu? Babam biliyor muydu öleceğini?
Yada bilmiyordu belki sekreterine söylemişti önceden bilmiyordum. Şuan bu soruların cevabını da düşünmek istemiyordum.
Sandalyeye oturup zarfı elime aldım. Gözlerimden yaşlar dökülürken zarfı açmaya korktum ama yine de açtım.
Ellerim titreyerek zarfın içinde ki kağıdı çıkardım.
Hayatım tekrardan altüst olacaktı belki yada her şeyin saçma bir tuzaktan şakadan ibaret olduğu yazıyordu. Derin bir nefes aldım.
Dörde katlanmış kağıdı açmaya başladım.Okumaya cesaretim yoktu ama sonunda cesaretimi toplayıp okumaya başladım.
Hayatım o mesajı alınca mahvoldu sanmıştım ama aslında o bir başlangıçmış asıl cehennem şimdi başlıyordu.
Geçmiş hiç beklemediğim bir anda tüm acımasızlığı ile karşımdaydı.
Bölüm etkileşimi
